Türkiye’de Televizyonun Kısa Tarihi

Türkiye’de Televizyonun Kısa Tarihi

Hayatımıza girdiği günden beri günlük yaşantımızın vazgeçilmezleri arasına giren televizyon, gerek sosyal yaşantımızı gerekse de toplumsal dönüşümümüzü tetikleyen önemli bir teknolojik unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Madonna’nın giydiği kot pantolonu günlük kıyafetimiz haline getiren de Türkiye’de basketbolun yaygınlaşmasını sağlayan da bizleri pizzayı sevdiren de bu küçük kutu. Her şeyin tarihi olduğu gibi günlük ve sosyal hayatımıza bu denli etki eden bu görüntülü kutunun da ülkemize gelişinin bir tarihi var elbet. Gelin televizyonun Türkiye’deki kısa tarihini birlikte inceleyelim.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Popüler kültür günümüzde televizyon, sinema ve internet gibi önemli ve etkili kitle iletişim araçlarıyla gündelik hayatın içinde yer almakta TV dizileri gibi önde gelen ürünleriyle de kitleleri ekran başına toplamaktadır. 

Geçtiğimiz yüzyılda iletişim bilimcilerin üzerinde hem fikir olduğu konulardan birisi televizyonun çağdaş toplumlardaki en yaygın ve en etkin "kültür üretme makinası” olduğu düşüncesiydi. Günümüzde ise internet, yeni iletişim teknolojilerinin geldiği yer itibariyle çeşitli elektronik kül­türel dışavurum araçlarıyla birlikte yaşadığımız çağa damgasını vurabilecek güce erişmiş bulunmaktadır. Aynı televizyon gibi, bu yeni İnternet’te de eğleniyoruz ve televizyondan bile daha beter bir şekilde, mevcut inanç ve kanaatlerimizi burada olumluyoruz. Burada düşünmekten çok hissediyoruz; kendimizi zorlamaktansa konformizme kapılıyoruz. Sonuç ise bölünmüş, kendi ait olduğu grup dışında bilgi sahibi olmayan, duygularıyla hareket eden bir toplum… Post-gerçek, yani ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’ olarak adlandırılan bir kavramla karşı karşıyayız.

Daha az metin ve daha az hiperlinke dayanan bugünün interneti televizyonun bu kötü yanlarını taşımakla kalmıyor, yeni kötülükleri de beraberinde getiriyor. Geleneksel televizyon ile onun modern hâli olan internetin en temel farkı internette kişiye özel içerik sunulabilmesi olsa gerek. Geleneksel televizyon, sürprizleri bünyesinde barındırabilmekte, televizyonda gördüğümüz içerikler editörler tarafından derlenmekte. Her ne kadar bu derleme sürecinde içeriklerin, yayın masraflarını çıkarıp yayıncıyı kâra geçirebilmesi için eğlenceli ve izleyici açısından çekici olma kaygısı güdülse de, bu yayınlarda kendi kanaatiniz ya da duygularınız dışında bir içerikle karşılaşmanız oldukça olası.

Sosyal bilimciler açısından bir olguyu açıklamanın en iyi yolu geldiği son noktadan başlangıcına kadar olan süreçleri, tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri analiz etmekten geçer. Peki, Türkiye’de yayıncılık ve TV dizileri nasıl başladı ve gelişerek günümüzdeki düzeyine erişti?..Türkiye’de televizyon yayıncılığı 31 Aralık 1968’de Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile başlar. Ancak televizyon yayıncılığının ilk başlangıç serüveninde TRT’nin öncesinde de incelenmesi gereken bir dönem mevcuttur.

TRT, Yabancı Diziler ve Toplumsal Değişim

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Taşkışla Kampüsü’nde öğrencilerine eğitim amaçlı başlattığı televizyon yayınlarını ülkemizde televizyon yayıncılığı alanındaki TRT’nin kuruluşundan çok daha önceki öncü faaliyet olarak değerlendirmek mümkündür. 1938 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Yüksek Frekans Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Santur savaş sonrası yaptığı gezilerde televizyon denilen canlı kutuyu yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Hayran kaldığı bu sıra dışı olayı Türkiye’de yapmaya karar veren Santur 16 Temmuz 1951 tarihli bir mektupla üniversite yönetimine başvurarak eğitim amaçlı olarak televizyon yayınları yapmanın önemini ve bu konuda gerekli araç gereç teminini talep etti.    1952 yılında 15 günde bir 60 dakika deneme yayınlarıyla İ.T.Ü Elektronik laboratuvarında başlayan televizyon yayıncılığı ile ülkemizde bir ilk gerçekleştirdi. Üniversitenin yayıncılık alanındaki bilgi birikim ve teknik ekipmanlarıyla birlikte yayınlarına 1971 yılında resmi olarak son verilen İ.T.Ü televizyonu, televizyon yayıncılığı alanında birçok ilke imza attı. Bu süre zarfında gelişen kurumsal birikim ve teknik olanaklarıyla 1968 yılında resmi yayınlarına başlayan TRT’nin kuruluşunda ve yayıncılık faaliyetlerinde de İ.T.Ü televizyonunun önemli katkıları bulunmaktadır.

itü

itü2

Düzenli olarak televizyon yayınlarını gerçekleştirmek amacıyla 1963 yılında TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu) kurulmuş,  2 Ocak 1964’te yayımlanan Radyo Televizyon Kurumu kanunuyla yayıncılık yapma yetkisi TRT’ye devredilmiştir. 1 Mayıs 1964’te, özel yasayla özerk tüzel bir kişiliğe sahip olarak kurulan TRT, 1972’deki anayasa değişiklikleri ile  “tarafsız” bir kamu iktisadi kuruluş olarak tanımlanmıştır. 1967 yılında Alman hükümetinin yaptığı yardımla TRT Ankara Televizyonu 31 Ocak 1968 tarihinde deneme yayınlarına, 31 Aralık 1968’te ise resmi yayınlarına başlamıştır. Bu dönemde sadece Ankara ile sınırlı olan yayınlar 1972’den itibaren yavaş yavaş diğer şehirlere de ulaşmıştır.  

trt
TRT tarafından yapılan televizyon yayınlarında 31 Ocak 1968 tarihinde Nuran Devres tarafından gerçekleştirilen ilk anons. (Bugün 31 Ocak 1968. Bu akşamki deneme yayınına başlıyoruz.)

31 Ocak 1968’de Türkiye’nin ilk deneme televizyon yayını Ankara’da Mithat Paşa Stüdyosu’nda Mahmut Tali Öngören’in açılış konuşmasıyla başladı. Haftada 3 gün, üçer saat olarak başlayan deneme yayınları 1 yıl sonra haftada 4 güne çıktı. 1970’de İzmir Televizyonu, ardından 1971’de İstanbul Televizyonu faaliyete geçti. 1969’da astronotların Ay’a ayak basmaları ve Zeki Müren’in Ankara’da verdiği konser televizyon ekranından yansıdı. 1973’de ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün cenaze töreni naklen yayınlandı. 20 Temmuz 1974’de başlayan Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan tüm Türkiye ve Avrupa TRT yayınlarıyla haberdar oldu. Eurovision Şarkı ve Beste Yarışması’na Türkiye, ilk kez 1975’de TRT’nin organizasyonuyla girdi. 1978’de ilk kez su altı kameraları kullanılarak “Derinlerdeki Geçmiş” adlı belgesel renkli film çekildi. 1979 yılında, 5 ülkeden 133 çocuk 31 liderin katıldığı ilk 23 Nisan Çocuk Şenliği düzenlendi. 1974 yılında Televizyon yayınları haftanın her günü gerçekleştirilirken, yayınlar ülke nüfusunun %55’i (19 milyon) ve ülke yüzölçümünün %28 i (210.861 km2) tarafından izlenilir oldu. Televizyonunun Türkiye’ye gelişinin 10. yılında PTT merkezlerine kayıtlı televizyon alıcı sayısı 2 milyon 250 bine ulaştı. Yurt içinden verilen ve yurtdışında alınan eşgüdüm, yayın, kayıt ve kurgu işlemlerini yapabilecek kapasitede olan Eurovision bağlantı merkezi 1982 yılında hizmete girdi. Giderek artan yayın saatleri ile birlikte ekran, 31 Aralık 1981 yılbaşı gecesinden itibaren renklenmeye başladı ve 1984 yılında tamamen renkli yayına geçildi. 1986 yılında televizyonun 2. kanalı TRT-2 yayın hayatına merhaba dedi. 1987’de “İntelsat” uydusundan kiralanan bir aktarıcıdan TRT-1 ve TRT-2 programları uydu yoluyla bütün Türkiye’ye ulaştı. TRT-3 ve GAP-TV, 1989 yılında hizmete girdi ve TRT’nin kanal sayısı 4’e çıktı. 1990’da ise eğitim ağırlıklı TRT-4 ile Avrupa yaşayan Türk işçilerine yönelik TRT-INT yayınları başladı. 1993’te Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelik programların yer aldığı TRT-AVRASYA kanalı, 1995’te ise TBMM TV yayına girdi. (https://www.trt.net.tr/Kurumsal/Tarihce.aspx)

TRT’nin kurulması ve ülkemizde televizyonun yaygınlaşarak önem kazanmasıyla özel televizyonların kurulmaya başlandığı 90’lı yıllara kadar oluşan görünüm bu şekilde olsa da yayıncılık açısından 1960’ların ve 1970’lerin önemi, TRT’nin kurulması ve bu kurumda yaşanan gelişmeler kaynaklıdır. İsmail Cem’in 1974 yılında TRT’de genel müdürlük görevine atanması hem TRT tarihinde hem de dizi yayıncılığında bir dönüm noktası oldu. Ünlü yazar Kemal Tahir’in görüşlerinden etkilenmiş olan İsmail Cem, göreve geldikten sonra yerli yapımlara öncelik tanınacağı bir yayıncılık anlayışını benimsemeye başlamıştır. İsmail Cem dönemi, TRT için bir atılım dönemi olur. Öncelikle televizyonda gündüz yayınları başlar; spor programları, belgeseller, edebiyat uyarlamaları ve yeni diziler yayımlanır. İsmail Cem’in iktidar değişikliği sonrası Süleyman Demirel hükümeti döneminde olaylı bir şekilde görevinden uzaklaştırılması sonrasında TRT’nin yayın politikası da değişir. Eski dönemdeki yerlileşme çabalarına rağmen dış kaynaklı yapımlar tüm yayınların yüzde 37,87’sini oluşturmaktadır.

Böyle bir kamu yayıncılığı ortamında seksenli yıllar Türkiye’de ve tüm dünyada değişim rüzgârlarının yaşandığı bir zaman dilimi olarak önemli bir tarihsel kırılma noktasıdır. Türkiye’de basının yapısını da etkileyen 24 Ocak 1980’de önemli ekonomik kararlar alınmış ve dünya ekonomisine entegrasyon anlamında önemli adımlar atılmıştır. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle genel seçimlerin yapılacağı 1983 yılına kadar sürecek askeri rejim yönetimine girmiştir. Dünya’da ise tıpkı 1905 yılında da olduğu üzere Sovyetler Birliği ve İran’da gelişmeler yaşanmış, İran’da mollalar rejimi kurulmuş, Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etmiş, ABD’de Ronald Reagan başkan seçilmiştir. Bütün bu yaşanan olaylar silsilesi Türkiye ve dünya konjonktürünü etkileyen gelişmelerdir. Neoliberalizmin yükselişindeki öncü ülkeler ABD ve İngiltere’nin uyguladığı politikalar, önce Avrupa’yı, sonra tüm dünyayı etkisi altına alır. Türkiye de kısa bir süre içinde bu etki alanına girer. 12 Eylül 1980 askerî müdahalesi öncesindeki 24 Ocak kararları yeni bir dönemin başlangıcı olur. İktisadi neoliberalizmi benimseyen, bireysel ve hazcı bir yaşam tarzının peşinden giden, sosyal devletin herhangi bir biçimini hastalıklı kabul eden karmaşık bir orta sınıf oluşur. Bu yeni dönem kaçınılmaz bir biçimde yayıncılığı da etkiler. Toplumsal çalkantılar ve bozulan ekonomik durum, sinemaya gitme alışkanlığını yitirtirken kitlelerin televizyon izleme alışkanlığını pekiştirmiştir. Tüm dünyada yükselen yeni sağ ve yükselen yeni değerler Türk televizyon izleyicisini de etkilemiştir. Bu dönemde özellikle ABD üretimi dizilerin yükselişe geçmesi de böyle bir kültürel ve ekonomik ortamda elbette tesadüf değildir.

Televizyonu, medyayı oluşturan diğer türlerden daha önemli kılan ve daha çok tüketilmesine yol açan faktör bünyesinde birçok etkileme unsurunu (görüntü, ses, müzik, hareketlilik ) bir arada barındırıyor olmasıdır. Televizyon çeşitli imge ve imajların, mitlerin ve değerlerin yaratılmasının yanı sıra onların yaşatılmasında da büyük bir öneme sahiptir. Bu alanda yapılan pek çok araştırma (Bourdieu 1997; Kellner 1992; Burton 1995; Williams 1974) bu etkili iletişim aracının, yaydığı mesajlar ve imgelerle, bireylerin dünya görüşlerini biçimlendirdiğini, bu yönüyle günlük yaşam aktivitelerinden bireysel davranışlara, sosyal ilişkilerden toplumsal yapıya kadar etkisini her alanda hissettirdiğini göstermektedir.

“İzleyicinin bir televizyon dizisini daha gerçek olarak anlamlandırmasını etkileyecek bir kodlama, programın üretim evresinde de yapılmaktadır. Bu kodlama kostümden dekora, kameranın kullanılış biçimine, kurguya, aydınlatmaya, oyuncuların performansına ve dizideki karakterlerin bireyselliğine kadar uzanmaktadır” (Binark, 1994: 188). Televizyon izleyicisinin kendisine sunulan ürünlerden kolay etkilenmesi bu gerekçelerle mümkün olabilmektedir. Dizilerin mesajı nasıl aktardığını analiz ettikten sonra neyi aktardığı da gözlemlenmelidir. “Tüm dünya televizyonlarında varlıkları artış gösteren dizi filmler, kullandıkları motiflerle, ulusların tarihsel ve kültürel yapılarını etkilemektedir. İlgi ile izlenen dizilerin, ortak kodları ile bireylere aynı duygu ve yaşantı birliği sunulmaktadır” (Zebil, 1995:46). Raymond Williams ise televizyonu, “hem teknolojik, hem de kültürel bir biçim” olarak niteler; yani televizyon bir yanıyla teknik bir araçtır, diğer yanıyla ise kültür üretim, aktarım ve tüketim (yeniden-üretim) ortamıdır (Mutlu, 1999: 11).

Televizyon, modern belleği benzersiz biçimlerde şekillendirmiştir. Toplu üretimin ürünü eğlence paketlerini, ağırlıklı olarak tekrarlanan karakterler ve sahnelerle birlikte planlanan hikaye dizileri içerisinde sunma konusunda farklı bir geçmişe sahiptir. Bu, belleğin medyasının ta kendisidir, çünkü en başından beri tekrar etmiş ve izleyicileri tekrarını beklemeye ve hatta arzu etmeye alıştırmıştır. (Cross;2018:146) Connerton (2009:84) ürünlerin ve iletişim araçlarının sahip olduğu akışın hızlı olmasının, herhangi bir anıyı sürdürmemizi engellediğinden bahsetmektedir. Bilgilendirici aşırı yükleme, bir şeyi unutturmak amacıyla kullanılan en iyi aygıtlardan birisidir ve haber yayın organlarının işlevi ne üretmek ne de tüketmektir, bunun aksine yakın zamanda yaşanan tecrübelerin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde unutulmasını sağlamaktır. Hala hatırlanan ancak artık kısa olan anılardan bahsetmek durumundayız.

Yabancı dizilerin yükselişe geçtiği 80’li yıllardan günümüze pek çok toplumsal değişim ve gelişmeler yaşansa da değişmeyen bir olgu olarak özdeşleşme kavramı karşımıza çıkar. Pek çok çocuk, genç, her yaştan izleyicinin, izledikleri beğendikleri kahramanlarla kendilerini özdeşleştirdiği en azından böyle bir eğilim gösterdiği bilinmektedir. Dizi filmlerle, kahramanları ile özdeşleşmek, dizi süresince olup biten bir olgu değildir. Özellikle, dizi filmlerin TV dışında da her türlü fırsatta gündemde tutulduğu günümüzde, bu tür karakterler, gerçek yaşamdaki karakterlerle özdeşleşmeden farklı bir kavram olarak çıkar izleyicinin karşısına. Burada özdeşleşilen model olarak alınacak, her an görülebilen bir eylemler zinciri ya da bir birey değildir. En önemli özelliklerini soyut düşsel eylemlerden ve düşsel iletişim ortamlarından alan kahramanlar bireylerin kendilerini “-miş gibi” hissetmelerine sebep olabilecek kadar somutturlar da. TV’de birkaç dakika için tanışılan kahramanlar, gerek oyuncaklar gerekse basılı iletişim araçları ile insanların dünyasında somut, vazgeçilmez bir yer almaktadır.

beyaz gölge
Türkiye’ye basketbolu sevdiren “Beyaz Gölge” dizisinden bir kesit.

Televizyon dizilerinin bireyler üzerindeki en önemli etkisi dönemsel olarak eğer etkisi altında kaldıkları dizi/diziler varsa, izledikleri karakterleri kendilerine örnek almasıdır. Bir dönem çocukların hepsi birer basketbol koçu veya oyuncusuydu. Her sokakta bir basketbol potası bulunmakta, her mahallenin kendi takımı diğer mahallelerle düzenli karşılaşmalar gerçekleştirmekteydi. Bu durumun nedenlerinin en başında ergenlik çağındakileri spora ve basketbola özendiren 80’li yıllardaki popüler olan “Beyaz Gölge” dizisindeki Koç Reeves tiplemesidir. Gerçi dizi çocuklara değil çoğunlukla yetişkinlere yönelikti, ancak çocuklar ve gençler basketbolu sevdiren bu diziden çok etkilenmişlerdir. Bu dönemde hem basketbola yatırım yapan spor kulüplerinin sayısının hem de spor kulüplerinde 18 yaş altı basketbola yönelen genç sporcu sayısının arttığı söylenebilir. 80’li yıllarda TRT’de yayınlanan yabancı diziler, 7’den 70’e herkesin beğeniyle izlediği diziler olmuştur. Popülerliğiyle dikkat çeken öyle diziler vardı ki, yayınlandığı saatte dışarıda kimselerin kalmadığı dizilerdi. Belli yaştaki insanların hayatlarında tatlı hatıralar bırakan ünlü yabancı dizilerin bazılarından bahsetmek gerekirse Beyaz Gölge, Kara Şimşek, MacGyver ve Mavi Ay gibi diziler bu dönemin popüler izlerliğe sahip dizilerinden bazılarıdır.

Sonuç

Dünyada en çok televizyon izlenen ülkelerin başında gelmekte olan ülkemizde; yapılan araştırmalara göre Türk insanı her gün yaklaşık 4-5 saatini televizyon karşısında geçirmektedir. 2016 yılında T.C. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’deki yapım şirketleri her yıl yüzlerce yeni yapım üretmekte, Türkiye’de yapılan dizilerin bir bölümü aynı zamanda Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika ülkelerinde de ihracatı yapılmakta ve izleyicilerle buluşmaktadır. Senaryosundan oyuncusuna, yönetmeninden kostümcüsüne çarpan etkisiyle on binlerce insan için önemli bir endüstri haline gelen diziler aynı zamanda kendi özel ‘hayran’ kitlelerini de oluşturmaktadır.

Seksenli yıllardan bu yana kültürel, toplumsal, ekonomik pek çok olgunun değiştiği yeni bir dünyada yaşıyoruz. Popüler kültürün ve onun bir ürünü olan TV dizilerinin de bundan etkilenmediğini söylemek pek mümkün değil. Eskiden TV dizilerinin bir hafta boyunca beklendiği ve o saatte ekran başında olunduğu, kaçırıldığı takdirde telafisinin zor olduğu (çünkü video kayıt cihazıyla boş bir VHS kasede kaydedilmesi gerekiyordu ki bu da oldukça zor ve masraflıydı, özellikle videosu olmayanlar için!..) düşük teknolojili ve alternatifsiz bir iletişim ortamı söz konusu idi. Günümüzde iletişim teknolojilerinin geldiği noktada internet gibi çok geniş ve kolay ulaşılabilir bir mecranın konforundan ve mobil teknolojilerin tüm nimetlerinden yararlanan genç ve tüketmeye hevesli bir izleyici kitlesi mevcut durumdadır.

“Beyaz Gölge” dizisi ile basketbola başlayan gençler örneğinde görüldüğü üzere seksenli yıllardaki hayranlık ve özdeşleşme eğilimlerinin günümüzde yerini başka kavramlara bıraktığını da görmekteyiz. İzleyicinin hayranı olduğu diziyi internet üzerinden ve sosyal medya hesaplarından takibe alması ve dizinin endüstriyel yan ürünlerini (günlük kıyafetler, aksesuarlar ve her türlü tüketime yönelik metalar) satın alma ve kullanma eğilimleri günümüzün dizi takipçilerinin genel eğilimi haline gelmiş sanki…Eskiyle karşılaştırıldığında ekonomi-politik bir okumayla analiz edecek olursak kültür endüstrisi, bireysel haz ve daha çok tüketim gibi anahtar kavramlar daha bir ağır basmakta…Böyle olunca da çok ciddi rakamların telaffuz edildiği ve kendi ekonomisini oluşturan önemli bir pazarla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek gerekir. Yine de insan seksenli yılların o kendine özgü masumiyetini ve dizilerin heyecanına kapılıp giden ve o eskinin naif kahramanlarının rol model alındığı gençlik yıllarını özlemle anmadan geçemiyor tabii ki (Gündüz;2018:34-35).

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Uğur GÜNDÜZ

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde akademik hayatını sürdüren Doç. Dr. Uğur Gündüz, Türk basın tarihi, modernleşme, iletişim tarihi ve iletişim bilimleri üzerine araştırmalar yapmaktadır.

Kaynakça

-Bali, Rıfat N.(2002): Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a Yeni Seçkinleri Yeni Mekânlar, Yeni Yaşamlar, İstanbul: İletişim Yayınları.

-Binark, F. Mutlu (1994), “Bir İzleyicinin Televizyon Dizisini Anlamlandırma Tecrübesi”, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi), Sayı 1-2, Ankara: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Basımevi, ss. 187-210.

- Bourdieu, Pierre (1997). Televizyon Üzerine. çev. Turhan Ilgaz, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

- Burton, Graeme (1995). Görünenden Fazlası: Medya Analizlerine Giriş, çev. Nefin Dinç, İstanbul: Alan Yayıncılık.

-Connerton, Paul (2009): How Modernity Forgets, Cambdridge: Cambridge University Press.

-Cross, Gary (2018): Tüketilen Nostalji Hızlı Kapitalizm Çağında Hatıralar, çev. Eren Turan İstanbul: The Kitap Yayınları.

-Çavdar, Tevfik (2004): “İlerleme mi, Batı Taklitçiliği mi?”, Doğu-Batı Kıskacında Türkiye, der. Seyfi Öngider, İstanbul: Aykırı Yayıncılık.

-Durna, Tezcan (2017): “Basından Medyaya Geçerken 1980’lerde Neo-Liberal Hegemonyanın Kanaat İmalatçısı Olarak Köşe Yazarları”, Modernizmin Yansımaları: 80’li Yıllarda Türkiye, haz. R. Funda Barbaros-Erik Jan Zürcher, Ankara: Efil Yayınevi, ss.292-331

-Gündüz, Uğur (2018): Kafkaesk Zamanlar, İstanbul: Kanon Kitap.

- Kellner, Douglas (1992). The Persian Gulf TV War, Colorado: Westview Press.

-Kozanoğlu, Can (1993): Cilalı İmaj Devri 1980’lerden 90’lara Türkiye ve Starları, İstanbul: İletişim Yayınları.

-Kozanoğlu, Can (1995): Pop Çağı Ateşi, İstanbul: İletişim Yayınları.

-Kozanoğlu, Hayri (1993): Yuppieler, Prensler ve Bizim Kuşak, İstanbul: İletişim Yayınları.

- Mutlu, Erol (1999). Televizyon ve Toplum, Ankara: TRT Yayınları.

- TRT (2019): Tarihçe, (https://www.trt.net.tr/Kurumsal/Tarihce.aspx)

-Williams, Raymond (1974). Televizyon: Teknoloji ve Kültürel Biçim, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara.

-Zebil, Soytok Sabire (1995), Popüler Bir Dizi Film İçerik Analizi Örnek: Bizimkiler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sinema TV Ana Sanat Dalı, İzmir.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun