Tel Aviv'i Ayağa Kaldıran Öteki Yahudiler; Falaşalar

Tel Aviv'i Ayağa Kaldıran Öteki Yahudiler; Falaşalar

Tel Aviv'i Ayağa Kaldıran Öteki Yahudiler; Falaşalar

BEYAZ TARİH / MAKALE

Etiyopya'da yaşayan Yahudi topluluğu, olumsuz ve dışlayıcı anlamlar taşıyan bu adı benimsememiş ve kendileri için "İsrail'in Evi" anlamına gelen İbranice "Beta İsrael" kavramını kullanmayı tercih etmişlerdir. Daha önce kullandıkları Agaw dilini zamanla terk ederek Amhara ve Tigrinya dillerini kullanmaya başlamışlardır. Akademik literatürde bu topluluk, “Falaşalar”, “Etiyopya Yahudileri” veya “Beta İsrail” adı ile yer almaktadır. Etiyopya Yahudilerinin orijini konusu belirsizliğini korumakla birlikte, köklerinin 2500 yıl kadar öncesine dayandırıldığını görmekteyiz. Bazı Etiyopya Yahudileri, kendilerinin, Kral Süleyman ve Kraliçe Saba'nın oğlu Menelik soyundan geldiğine inanırken diğer bir kısmı, İsrail'in kayıp on kabilesinden biri olan Dan kabilesi olduklarına inanmaktadır. Topluluğun tarihini Kızıldeniz'in ayrılmasına götürüp, zamanında karşıya geçmedikleri için Mısır'dan Güney'e kaçan Yahudiler olarak da kabul edenler olmuştur. Bazı araştırmacılar onların, on dördüncü yüzyılda Etiyopya Hıristiyan Manastır sistemi etkisi altında şekillenen bir grup olduğunu düşünmektedir. Son olarak Etiyopya Yahudilerinin, Güney Arap Yarımadası'ndan (bugünkü Yemen bölgesi) yaklaşık 2000 yıl önce Yahudiler tarafından ihtida ettirilen ve Agaw dili konuşan bir topluluk olduğu da ileri sürülen görüşlerdendir. 

Nil Nehri'nin kaynağını aradığı seyahati esnasında toplulukla karşılaşmış olan İskoç kaşif James Bruce'a (1730-1794) göre, birkaç nesil büyük hükümdarlıklar süren ve Hıristiyan komşularına üstünlük sağlayan Beta İsrail, on yedinci yüzyıla gelindiğinde topraklar üzerinde hemen hiç söz hakkı olmayan güçsüz bir azınlık halini almıştır. Dini açıdan kendilerini, İsrail topraklarından sürgün edilen ve Musa Peygamber’in inancının takipçileri olan Yahudiler olarak tanımlamaktadırlar. Beta İsrail, Yahudiliğin sözlü yasalarını değil Tora’yı (Tevrat'ın ilk beş kitabı) merkeze alarak yaşayan ve onun sözlü olarak aktarılagelen yorumları ile kendi geleneksel metinlerine dayalı bir dini yaşantı sürdürmektedir. Tora'daki dini bayramları kutlar, oruç tutar ve 8. gün erkek bebeklerini sünnet ederler. “Koşer” kurallarına sıkı bir şekilde riayet eder ve “Şabat” günü yasaklarını gözetirler.

Beta İsrail'in dünya Yahudileri ile iletişime geçmesi on dokuzuncu yüzyılda başlasa da gerçek anlamda bir iletişim kurulması ve uyum süreci yirminci yüzyılda Polonya Yahudisi Dr. Jacques Faitlovitch'in (1881-1955) bölgeye gelişi ile olmuştur. Hayatını Etyopya Yahudilerini diğer Yahudilerle birleştirmeye adayan Dr. Faitlovitch bu konuda etkili adımlar atmayı başarmış ve bu süreç 1980'li ve 90'lı yıllarda topluluğun büyük oranda İsrail Devleti'ne nakli ile neticelenmiştir. 1941 yılında Etyopya'nın bağımsızlığını ilanından bu yana Yahudiler her ne kadar teorik olarak yasalar önünde eşit haklara sahip olsalar da zulme ve ayrımcılığa maruz kalmış, baskıcı rejimler altında acı çekmişlerdir. 

1970’lere kadar Etiyopya’ya İsrail ve diğer ülkelerden gelen Yahudiler, onları göçe teşvik etmiştir. Ancak 70’lerin ortalarına kadar “Aliya” (İbranice “yükselmek” anlamına gelen bir terim olup başka ülkelerden İsrail topraklarına yapılan göçü ifade eder) onlar için tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Ta ki İsrail’in Sefarad ve Aşkenazi Hahambaşıları, 1973 ve 1975’te Falaşaların Yahudi olduğunu ve bundan dolayı İsrail’de yaşamaya geldiklerini deklare edinceye kadar..1980 ve 90’lı yıllarda İsrail tarafından yapılan “Moses” ve “Salomon” adı verilen hava operasyonları ile geride kalan birkaç bin Yahudi hariç onbinlerce Etiyopya Yahudisi İsrail’e getirilmiştir. 1980-89 yılları arasında İsrail’e göç eden Falaşaların sayısı 16-17 bin, 1990-99 yılları arasında yaklaşık 40 bin, 2000-2004 arasında verilen rakam 15 bin civarındadır. Sonraki yıllarda bu sayı birkaç binlere gerilemiştir. Geride kalan azınlık ise, yoğunluk başkent Addis Ababa’da olmak üzere oradaki yaşantılarını sürdürmektedir.

İsrail Devleti'ne göç etmekle daha önce sahip olmadıkları bazı imkanlara kavuşmuş olan Etiyopya Yahudileri için öncelikli olarak eğitim olanaklarından bahsetmek mümkündür. Kız çocuklar daha önce çocuk yaşta evlenmek zorunda kalırken İsrail'de on altı yaşına kadar eğitimin zorunlu olması, on yedi yaşından önce evliliğin yapılamaması gibi nedenlerle eğitim fırsatı yakalamışlardır. Kadınlar, aile bütçesine katkı sağlamak için çalışmaya teşvik edilmiş, İsrail'de hukuken hemcinslerinin sahip olduğu haklardan yararlanmaya başlamıştır. Böylece topluluğun aile yaşantısında daha önce erkeğin tek egemen güç olması durumu sona ermiş ve kadınlar sosyal hayatta yerini almaya başlamıştır. Bu nedenle boşanmalar İsrail geneline oranla oldukça artmış ve Hahambaşılık onların davalarına özel bir departman kurmak durumunda kalmıştır.

Bugün İsrail'de sayıları 135 bin civarında olduğu tahmin edilen Beta İsrail topluluğu, göçle birlikte birtakım sıkıntılara da maruz kalmışlardır. Bir anda Etiyopya kırsalından modern, batılı ve kentleşmiş bir yaşam tarzına uyum sağlamak onlar için hayli zorlu bir deneyim olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Etiyopya'da dini baskı altında yaşamaktan kurtulmakla beraber bu kez İsrail'de yeni bir dil öğrenmek, günlük yaşama uyum sağlamak ve ırkçı eylemlere karşı mücadele vermek durumunda kalmışlardır. 1997’de İsrail, Etiyopyalı Yahudilerin kan bağışlarını AIDS korkusu ile kabul etmediği zaman Kudüs’te 15 binden fazla kişinin katılımıyla bu ırkçı politika protesto edilmişti. İsrail’de çoğunluğu yoksulluk sınırı altında, kendilerine ayrılmış yerleşim birimlerinde yaşamaktalar ve topluluğun işsizlik oranı ülkenin genel işsizlik oranının oldukça üzerinde bulunmaktadır. Etiyopyalı ailelerin çocuklarının, eğitim sistemi içerisinde karşılaştığı engeller sebebiyle okulu bırakma oranlarındaki artışın, bu topluluğun yoksulluk döngüsünü devam ettirdiği de göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Haaretz’in 1997’de verdiği rakamlar 1800-200 arası gencin okulu terk ettiği yönündedir ve bu rakam o dönem öğrenci nüfusunun yüzde on beşini temsil etmektedir. Araştırmalara göre okulu terk ve çocuk-genç suç oranları artışı arasında bir paralellik de göze çarpmaktadır.

2009 yılında “siyahi” olduğu için otobüse alınmayan bir genç kızın davası ve son günlerde İsrail polisinin saldırısına uğrayan Etyopyalı askerin medyadaki görüntüleri ile dikkatleri üzerlerine çeken Falaşalar, İsrail Devleti içerisinde topluma en az entegre olabilen ve ırk ayrımcılığına sürekli maruz kalan bir topluluk olarak gündemdeki yerini korumasının yanı sıra Yahudiliklerinin orijini sorunu ile de sürekli karşı karşıya kalmaktadırlar. Askerlik yaptıkları ve İsrail’de askerlik yapmak bir anlamda vatandaşlığın garantisi sayıldığı halde kendilerinin iş bulma, mal-mülk edinme, yaşam koşulları, eğitim gibi birçok alanda negatif ayrımcılığa tabi tutulmalarından şikayet etmekteler. Sorunlarının çözümü ve eşit vatandaşlık haklarına sahip olabilmek için seslerini yükseltmeye devam ediyorlar.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Hatice DOĞAN

DİĞER MAKALELER
Tel Aviv'i Ayağa Kaldıran Öteki Yahudiler; Falaşalar
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun