Suikast İttifak ve Seferberlik: Birinci Dünya Savaşı Nasıl Başladı?

Suikast İttifak ve Seferberlik: Birinci Dünya Savaşı Nasıl Başladı?

Avrupa devletleri arasındaki siyasi anlaşmazlıklar ülkeleri adeta patlamaya hazır birer bomba haline getirmişti. Bu bombanın fitilini 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun veliahdı Arşidük Ferdinand ve eşi Sophie Chotek’i genç Sırp milliyetçisinin suikastı ile Saraybosna’da öldürülmesi ateşleyecektir. Suikastçiler başlamasına sebep oldukları Cihan Harbinin bitişini göremeden ölmüşlerdir. Savaş Osmanlı Devleti’ni de etkileyecek hemen seferberlik ilan edilerek Almanlarla ittifak yapacaktır. Dört yıl sürecek I. Dünya Savaşı’nın sonucu ağır ekonomik faturası ile birlikte milyonlarca kişilerin ölümü olacaktır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

20. Yüzyılın başında Avrupa devletleri arasında var olan siyasi anlaşmazlıklar ve rekabet; gelişen sanayilerinin ham madde ihtiyacı ve artan sömürgecilik faaliyetleri İtilaf (İngiltere, Fransa ve Rus Çarlığı) devletleri ile İttifak devletlerini (Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya –ki sonradan İtilaf bloğuna geçecek) adeta patlamaya hazır birer bomba haline getirmişti.

Dört yıl sürecek I. Dünya Savaşı’nın ağır ekonomik faturası bir tarafa, savaşın sonucunda milyonlarca kişinin ölümü, üstüne çözülemeyen ve yeni ortaya çıkan sorunlar ise II. Dünya Savaşı’na giden yolun taşlarını döşemiş oldu.

Savaşın Fitili; Suikast

Avrupa kıtasında patlamaya hazır bu bombanın fitilini ise 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun 51 yaşındaki veliahdı Arşidük Francois Ferdinand ve eşi Sophie’i “Kara El” örgütüne mensup genç Sırp milliyetçisinin suikastı ile Saraybosna’da öldürülmesi ateşleyecektir.1

foto
Franz Ferdinand ve eşi Sophie

Arşidük Ferdinand ve eşi 28 Haziran 1914 günü askeri manevralardan sonra Bosna’yı ziyaret için sabah 09.25’te Saraybosna Garı’na gelir. Geldiği gün ise Sırplar için önemlidir; 1389’da Kosova Meydan Muharebesi’nde Osmanlı ordusu Sırpları yenmiş, Sırp kralı öldürülmüştür. Osmanlı sultanı Murad-ı Hüdavendigar ise bu muharebede suikaste uğrayarak şehit edilmişti. Sırplar bu nedenle bu günü Aziz Vitus günü olarak kutlamaktadırlar.

Arşidük Ferdinand’ın konvoyu kendisi ve eşinin ikinci arabada olduğu halde gardan yola çıkar. Konvoyun geçişi sırasında saat 10.30’da bir bomba patlayarak bir anda ortalık panik halini alır. Bomba, Ferdinand’ın bulunduğu araca zarar vermemiştir ama maiyetinden yaveri yaralanır. Bombayı atan Neceljko Gabrinovic adlı Sırp genci de yakalanmıştır.

foroğr
Suikastçilerin yakalanış anı

foto3
Suikastçiler mahkemeye götürülürken

Arşidük Ferdinand, olay sonrası Belediye binasına gelerek burada “demek sizin memleketinizde insanı bombalarla karşılarlar” diyerek olayı hafife almıştır. Belediye binasında ziyaret programını değiştirerek yaverini hastanede ziyarete karar verir. Eşi ile birlikte hastaneye giderken Latin Köprüsü’nde yolun sağında elinde silah ile bekleyen Sırp lise öğrencisi Gavrilo Pirincip, veliahta ve eşine üç metre mesafeden üç el ateş eder. Veliaht Ferdinand boynundan, eşi Sophie ise karnından yara almıştır. Hemen Devlet Başkanı Potiorek'in resmi konutuna getirilirler. Saat 11.00’de ise öldükleri açıklanmıştır.

foto4
Suikast anını tasvir eden resim

foto5
Suikast'ın tanığı Saraybosna Latin Köprüsü

Yakalanan bombacı, katil zanlısı ve arkadaşlarının Sırp olması ise hadiselerin seyrini değiştirir. Mahkeme süreci, Avusturya-Macaristan Hükümeti’nin tavrı ve diğer devletlerin de işin içine dâhil olması sorunu, çözülmekten öte iyice çözümsüz bir hale getirir.

foto6
Suikast haberini dünyaya duyuran 29 Haziran 1914 tarihli The New York Times gazetesi

Ad
Arşidük Franz Ferdinand'ın ölüm belgesi

Sırp genç, mahkemedeki ifadesinde “Veliahdı vatanın en büyük düşmanı olarak biliyorum. Çünkü bütün Güney Slavlarının birleşmesine mani olmak istiyordu.” diyecektir. Yapılan soruşturmada suikastın “Kara El” adlı bir örgüt tarafından Belgrad’da planlandığı ve suikasttaki silahların Karaguyevaç Sırp Silah Fabrikası’ndan geldiği belirlenir.

Ad
Suikast raporu

Yakalan üç katil zanlısı, Gavrilo Princip (20 yaşında), Nedjeljko Cabrinovic (19 yaşında),  ve Trifko Grabez (19 yaşında) mahkemede yargılanmış fakat reşit olmadıkları için idam cezası yerine 28 Ekim 1914 tarihinde ağırlaştırılmış 20 yıl hapse mahkûm edilmişlerdir. Bombayı atan Nedjeljko Cabrinovic 1916 yılında, Trifko Grabez 1918 yılında, suikastı gerçekleştiren Gavrilo Princip ise zindanda 28 Nisan 1918’de tüberküloz hastalığından ölür.

Ad
Saraybosna Bölge mahkemesi kararının sayfası

Artık bu suikast, İttifak ve İtilaf devletleri tarafından eski hesapların halli için bir fırsat olarak görülecektir. Sırbistan’da yapılacak soruşturmada Avusturya-Macaristan tarafından delegelerinin de bulunması için 23 Temmuz'da Sırp tarafına ültimatom verilir. Sırbistan, 25 Temmuzda bu kararı anayasaya aykırılığı nedeni ile geri çevirmiştir. Bu cevap aslında Avusturya Hükümeti’nin beklediği bir durumdur. Zaten Almanya ile Sırbistan’a açılacak savaşın ilân şekli de çoktan görüşülmeye başlanmıştır.2

foto10
Suikastçılar yargılanıyor

foto11
Trifko Grabez

Avusturya’nın 28 Temmuz’da Sırbistan’a ilan-ı harbinin ertesi günü Rusya, genel seferberlik ilân eder. Rusya’nın bu seferberlik ilanı Almanya’yı da harekete geçirecek, 1 Ağustos’ta Rusya’ya; 3 Ağustos’ta ise Fransa’ya savaş ilân edecektir. İngiltere’nin 5 Ağustos’taki Almanya’ya savaş ilânı ile birlikte İtilaf ve İttifak devletleri arasında sonuçları tüm yüz yıl boyunca görülecek, tarihinin en büyük ve yıkıcı ilk savaş başlamış oldu. Her iki tarafın da güvendiği tek husus, hazırladıkları savaş planlarıdır. Böylece birkaç ay içinde savaş bitecek, zafer kendilerine ait olacaktır.

Bu iki blok arasında başlayan savaşın kaderini de olayların başında, Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki ittifak anlaşması ve Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi tayin edecektir.

İttifak ve Seferberlik

Rusya'nın Boğazlar üzerindeki tarihî emelleri, Balkan Savaşı sırasında yalnız kalan Osmanlı Devleti'ni müttefik arayışına itmiş, bu amaçla İngiltere’ye ittifak teklifi yapılmıştı. İngiltere, değişen politikasının da gereği teklife sıcak bakmayarak müttefiki Rusya'nın böyle bir ittifaka karşı olacağını beyan edecektir.

Aynı sıralarda Temmuz 1914'de Fransa'da bulunan Cemal Paşa tarafından da Fransa'ya ittifak teklifi yapılır. Teklif, İngiltere ve Rusya’nın bu teklifi kabul etmeyeceği gerekçesi ile kabul görmeyecek ve Cemal Paşa Fransa’dan eli boş dönecektir.3

Rusya’da 1917 Bolşevik İhtilali sonrası açıklanan belgeler de göstermektedir ki İtilaf devletlerinin Osmanlı coğrafyası üzerinde farklı düşünce ve planları vardır; zira yapılan gizli anlaşmalar ve Osmanlı üzerinde belirlenen nüfuz alanları ile ilgili anlaşmalar Osmanlı Devleti’nin tasfiyesine İtilâf devletlerinin kesin olarak önceden karar vermiş olduğunu gösteriyor.4

Enver Paşa,  22 Temmuz 1914 tarihinde bizzat, İngiltere ve Fransa ile ittifak teşebbüslerini sürdürürken Almanya ile de görüşmeleri başlatır.5 İlk ittifak teklifine Alman İmparatoru’nun, reddedilmemesi şeklindeki cevabı ve anlaşmanın Almanya’ya ağır bir yük getireceği düşüncesinden dolayı ittifak gerçekleşmeyecektir. Hazirandaki suikast ve gelişen olaylar, özellikle Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesi Almanya’nın düşüncesini değiştirecektir. Burada da göründüğü gibi Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi bir mecburiyet sonucu, diplomatik görüşmeler sonucu olmuş; birkaç kişinin arzu ve isteği üzerine gerçekleşmemiştir.

28 Temmuz 1914’te hızlanan diplomatik görüşmeler bir netice verecek, Osmanlı-Alman ittifakının imzalanması Almanya’nın Rusya’ya harp ilân ettiği günün sabahı yani 2 Ağustos’ta, Sadrazam Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında olacaktır. Almanya’nın Rusya’ya savaş ilanı ile ittifak anlaşmasını aynı gün imzası o dönem de tartışma konusu olmuştur.6

foto12
Padişah Mehmed Reşat, Enver ve Cemal Paşalar ile Alman yetkililer

Diğer taraftan yürütülen bu görüşmelerden Sultan Mehmet Reşat, Sadrazam Sait Halim Paşa, Meclis-i Mebusan Reisi Halil Bey, Harbiye Nâzırı Enver Paşa ve Dâhiliye Nâzırı Talat Paşa’nın haricinde diğer nazırlar ve devletin ileri gelenlerinin haberi olmayacaktır. Haberi olmayanlardan biri de dönemin Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dır. 7

Osmanlı Devleti, aynı gün savaşa resmen girmemesine rağmen seferberlik de ilan eder. İtilâf Devletleri arasında yapacağı etkiyi de göz önüne alan Osmanlı Devleti, 4 Ağustos'ta tarafsızlığını ilân eder.

İstanbul'un ve memleketin işlek sokaklarına, köşe başlarına; uçlarında süngülü iki mavzer tüfeğinin çaprazlama resimlerini taşıyan ve üzerinde ''Seferberlik var. Asker olanlar silâhaltına. Seferberliğin, birinci günü Temmuzun 21. Pazartesidir. (3 Ağustos 1914)''  ifadelerinin yazılı olduğu kâğıtlar yapıştırılır. Silahaltına alınacağı ilân edilen tertiplerin üç gün içinde askerlik şubelerine başvurmaları istenir. Gelmeyenlere ağır ceza verilecektir.8

Seferberlik ilanını takip eden günlerde memlekette bir heyecan başlamıştır.9 Emin Çöl, seferberlik ilanı sonrası yaşananları hatıratında anlatır. Adana’da da sokaklara “Seferberlik” afişleri asılmıştır. “Halk öbek öbek bu ilanların başına toplanmış…” olacakları konuşmaya başlamıştır: “Çantaları sırtlayacağız haa.”10

fottooo
Duvar'da Osmanlı Devleti seferberlik afişi ve afişe bakan gençler

Osmanlı Devleti’nin ittifak teşebbüslerine İtilâf devletlerinin olumlu cevap vermeyişi, yaklaşmakta olan savaş, Rusya’nın tehditkâr faaliyetleri ve içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmak arzusu, onu Almanya ile bir ittifaka sürüklemiştir.

Ayrıca Rusya’nın Kafkaslar kolordularını seferber etmesi, Karadeniz’deki Rus Donanması’nın takviyesi için Nikolayef Tersanesi’nde üç zırhlı ile birçok kruvazör ve torpido muhriplerinin imal edilmeye başlanması gibi askeri faaliyetlerini yoğunlaştırması Osmanlı Devleti’ni endişelendirmiştir. Özellikle Rusya’nın Kafkaslarda demiryolu ve şose yol yapım faaliyetlerini artırması bu endişeleri haklı gösterir emarelerdendir.11

Osmanlı Devlet adamlarının diğer bir endişesi ise Balkan Harbi’nde yaşanılan yalnızlıktır. Bunu en açık ifade eden ise Cemal Paşa olacaktır. Anlaşmanın imzalanmasından haberi olmayanlar daha sonra bu anlaşmayı Osmanlı Devleti’ni yalnızlıktan kurtaracağı düşüncesi ile onaylayacaklardır.12

Goeben ve Breslau

3 Ağustos'ta Alman Deniz Bakanlığı tarafından Akdeniz’deki iki zırhlısı Goeben ve Breslau adlı savaş gemilerine Çanakkale'ye gitme emri verildi. Henüz Almanya ile İngiltere arasında savaş hâli olmaması sebebiyle İngiltere gemileri sadece izlemekle yetindi. 5 Ağustos'ta savaşın ilânı ile birlikte İngilizler bu gemilerin peşine düşseler de gemileriin İngiliz gemilerine nazaran daha hızlı olması, yetişmelerine mani olur ve Goeben ile Breslau 10 Ağustos 1914'te Çanakkale Boğazı önüne kadar gelir ve Enver Paşa’nın izni ile Boğaz’dan içeri girerler.13

Henüz savaşa girmemiş Osmanlı Devleti gemilerin satın alındığı ilân eder devletin tarafsızlığı korunur. Gemilere 16 Ağustos’ta İstanbul’da Osmanlı bayrağı çekilip, mürettebâta Türk elbisesi ve fes giydirilerek Goeben'e ''Yavuz'', Breslau'ya da ''Midilli'' adları verilecektir.

fottto
Alman Goeben[Yavuz] sırhlısı

Bahriye Nâzırı Cemal Paşa ise hatıratında Enver Paşa’nın Çanakkale Boğazı’ndan giren iki gemi için ‘Bir oğlumuz dünyaya geldi.’ ifadesini kullandığını nakleder.14 Bu iki geminin sevinçle karşılanmasının bir diğer sebebi ise taksitleri ödenmesine rağmen 3 Ağustos’ta İngiltere tarafında el konulan Sultan Osman ve Reşadiye savaş gemilerinin yarattığı hayal kırıklığı ve duyulan öfkedir. Diğer taraftan bu iki gemi Karadeniz’de dengeleri Osmanlı Devleti lehine değiştirdiği de birkaç ay sonra yaşanacak hadiselerle görülecektir.

Osmanlı Devleti, Almanya ile ittifakının gereği savaşa girmek zorunda kalacağını zaten biliyordu. Önemli olan, bunun uygun vakitte olması idi. Osmanlı Devleti’nin bir an önce savaşa girmesini isteyen Alman büyükelçi Wangenhaim ise her fırsatta hükümeti savaşa girmeye zorlamıştır. Bunu bir intihar olarak telakki eden Osmanlı Hükümeti’nin Almanya’yı ikna etmesi, ona sadece bir süre daha tarafsızlığını muhafaza etme imkânı tanımış oldu.15

29 Ekim: Karadeniz Baskını

10 Ağustos 1914'te, Çanakkale Boğaz’dan içeri giren Alman gemilerinin katıldığı Amiral Souchon'un komutasındaki Osmanlı Donanması'nın 29 Ekim 1914'te Karadeniz'deki, Sivastopol, Novorossisk, Odesa gibi Rus limanlarını bombardımana tutması, yeni bir sürecin de başlamasına neden olacaktır: Osmanlı-Rus sınırındaki Rus birliklerinin sınırı aşıp, 1 Kasım 1914'de Erzurum'a taarruzu Osmanlı Devleti ile Rusya arasında savaşı resmen başlatır.

fotto15
Osmanlı donanmasının Rus limanlarını bombalaması, 29 Ekim 1914

3 Kasım 1914: Çanakkale Boğazı’nda İlk Ateş

Çanakkale Boğazı’nda ilk harekât ise İngiltere'nin Osmanlı Devletine savaş ilan ettiği 3 Kasım 1914'te İngiliz gemileri tarafından boğazın bombalanması ile olur. 3 Kasım 1914 sabahı saat 06.40'ta önde iki İngiliz ve iki Fransız muharebe gemisi (zırhlı), bunları takip eden 2 kruvazör, 6 torpido, 2 İngiliz zırhlısı ve diğerleri olmak üzere 28 parçadan oluşan bir filo, Boğaz’ın girişine yaklaşır. İngiliz gemilerinin bir grubu Seddülbahir karşısına, diğerleri Anadolu yönünde, Fransız gemileri ise merkezde olmak üzere vaziyet alır. Sabah 06.50’de boğaza tahminen 14.000 metre mesafeden toplam 17 dakika sürecek olan bombardımana başlanmıştır.

Fransızlar Kumkale'yi, İngilizler ise Seddülbahir ve Orhaniye tabyalarını ateş altına alacaklardır. Bombardıman sırasında iki merminin Seddülbahir Tabyası'ndaki cephaneliğe isabet etmesi sonucu cephanelikte 10 ton barut ve 360 adet ağır top mermisi infilak ederek tabyayı havaya uçurmuştur. Patlamada 5 subay ile 80 er şehit oldu, 31 kişi de yaralandı. Boğaza yapılan bu saldırıdan sonra müstahkem mevki komutanı Cevat Paşa boğazdaki savunma tertibatı ile ilgili köklü değişiklikler yapacaktır.16

İngiltere ve Fransa 5 Kasım 1914 tarihinde Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilan etmesiyle savaşın seyri değişmişti. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle Cihan harbindeki cephe sayısı artmış ve binlerce Türk askerinin cephe cephe dolaşacağı savaş yılları başlamıştı.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar
[1] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi: İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), c. IX, Ankara 1996, s. 365.
[2] Karal, Osmanlı Tarihi, c. IX, s. 367.
[3] Cemal Paşa, Hatıralar: İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı Anıları, haz. Behçet Cemal, İstanbul 1977, s. 140.
[4] Bu hususta bakınız, Adamof, E. E, Anadolu’nun Taksimi: Cihan Harbi Esnasında Avrupa Hükümetleriyle Türkiye, çev. Babaeskili Hüseyin Rahmi, haz.  Hayri Mutluçağ, Belge Yayınları, Gün Matbaası, İstanbul, 1972.
[5] Necmettin Alkan, “Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına Nasıl Girdi?” Beyaz Tarih, http://www.beyaztarih.com/osmanli-tarihi/osmanli-devleti-birinci-dunya-savasina-nasil-girdi, 10/11/2017.
[6] Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c II, Kısım. 4, s. 639-640.
[7] Talat Paşa, Talat Paşa’nın Anıları, haz. Alpay Kabacalı, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000, s. 31; Erdemir, s. 30-31.
[8] Erdemir, s. 32’den naklen “Seferberliğe dâhil evvelki gün duvarlara ilsâk edilen beyannâmeler”, Tasvîr-i Efkâr, 22 Temmuz 1330, [4 Ağustos 1914].
[9] Cemil Conk, Cemil Conk Paşa’nın Çanakkale Hatıraları, Çanakkale Hatıraları, II, haz. Metin Martı, İstanbul 2002, s. 109; Mehmet Fasih, Kanlısırt Günlüğü: Mehmed Fasih Bey’in Çanakkale Anıları, haz. Murat Çulcu. İstanbul 1997, s. 23-24.
[10] Emin Çöl, Çanakkale – Sina Savaşları, Yay. Haz. Ceal Kadağlı, Nöbetçi Yayınları, 2009, s. 21-22.
[11] Kazım Karabekir, Birinci Cihan Harbine Neden Girdik, İstanbul 1994, I, s.125-128.
[12] Cemal Paşa, s. 142.
[13] Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c. III, Kısım  1, s. 78.
[14] Cemal Paşa, 158.
[15] Karal, Osmanlı Tarihi, c. IX, s. 382.
[16] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Deniz Harekâtı, c. VIII, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Ankara 1976, s. 107
 

 

DİĞER MAKALELER
Suikast İttifak ve Seferberlik: Birinci Dünya Savaşı Nasıl Başladı?
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun