Prusyalı Toprak Ağalığından Alman Başbakanlığı'na: Otto von Bismarck

Prusyalı Toprak Ağalığından Alman Başbakanlığı'na: Otto von Bismarck

Alman birliğinin siyasî mimarı ve ilk başbakan/kanzler Otto Eduard Leopold von Bismarck; Prusyalı zengin toprak sahibi, devlet adamı, diplomat ve siyasetçidir. Alman ve Avrupa coğrafyasının karma karışık ve paramparça olduğu sıralarda takip ettiği siyaset ve diplomasiyle, yakın çağ tarihine damga vurdu. Otto von Bismarck’ın Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri de bir hayli ilginçtir. Böylesine öneme ve farklı özelliklere sahip olan Bismarck’ın hayatı ve siyaseti bu makalenin konusunu teşkil ediyor. Öncelikle hayatında etkili olan önemli bazı kesitler ve kişiliği üzerinde duruluyor. Devamında ise Bismarck’ın Alman iç ve dış siyasetini nasıl biçimlendirdiği tespit ediliyor.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Otto von Bismarck’ın dünyaya geldiği Alman coğrafyasının durumu hiç de iyi değildi. Fransız Napoleon Bonaparte’ın [d.1769-ö.1821; h.1804-1814] işgali altındaki Alman toprakları kendisi doğmadan kısa bir süre öncesinde işgalden yeni kurtarılmıştı. Bölge siyasî olarak da paramparçaydı. Prusya ve Avusturya dâhil irili ufaklı 41 Alman krallığı, prensliği ve dukalığı yamalı bir bohça gibi Alman coğrafyasını oluşturuyordu. Bunlar, aynı zamanda Alman/German Konfederasyonu’nu teşkil ediyorlardı. Avrupa’daki siyasî durum da benzer şekilde bir hayli istikrarsızdı. 1789 Fransız İhtilâli ve Bonaparte fırtınası henüz daha yeni yeni savuşturulmuş ve 1815 Viyana Kongresi ile istikrarlı bir barış ve düzeni tesis edilmeye çalışılıyordu. Bu problemli ve kaotik zemin, Bismarck’ın Alman birliğinin diplomatik mimarı olarak ortaya çıkmasında ve takip eden süreçteki faaliyetlerinde önemli bir yere sahiptir. Kaotik ve kriz dönemlerinin, büyük devlet adamlarının yetişmesine veya kendilerini göstermelerinde ciddî bir öneme sahip olduğu tespiti, Bismarck örneğinde de görülüyor. 

Yıl 1815. Otto von Bismarck, Prusya’nın Sachsen sınırları dâhilindeki Elbe Nehri yakınlarında küçük bir kasaba olan Schönhausen’da, büyük toprak sahibi ve asil bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Bismarcklar, kökleri 13. yüzyıla kadar geri giden Prusyalı eski asil bir ailedir. Baba Bismarck, bölgede büyük toprak sahibi zengin bir “Junker”dır. Prusya bölgesinde zengin büyük toprak sahiplerine Junker deniyordu. Junker’ın Türkçe karşılığı zengin toprak sahibi soylu kişi olmakla birlikte, bunu Türkiye’deki “ağa” olarak da tercüme etmek mümkündür. Bazı Alman tarihçileri Bismarck için Junker’ı kullanıyorlar. Bizim tercihimiz de Türkiye’deki karşılığı olarak “ağa” kavramı yönündedir.

Otto von Bismarck, annesinin eğitimiyle yakinen ilgilenmesine rağmen pek de çalışkan bir öğrenci değildir. Fakat zekidir. 1832’de Berlin’de lise tahsilini tamamladıktan sonra Göttingen Üniversitesi’nde hukuk okumasına rağmen, hukuk derslerinden ziyade tarihe ve edebiyata ilgi duyar. Düzenli bir öğrencilik hayatı olmaz. Gençlik yılları eğlenceyle, kadınla, seyahatle, ata binmeyle, avcılıkla, eskrimle ve kumarla geçer. Bu sıralarda 25 düello yapması ve bunların hepsini kazanması, nasıl hareketli bir hayat geçirdiğini gösteriyor. Ardından memurluk eğitimi alarak belli bir süre devlet memurluğuyla uğraşır. Fakat daha sonra babasının topraklarına geri dönerek çiftliği üstelenir. Bunda bir hayli başarılı da olur. Ağalık yıllarında felsefe, sanat, din ve edebiyata da ilgi duyar; yoğun okumalar yapar. Kısacası o bu yıllarında zengin toprak sahibi ağa olmanın keyfini fazlasıyla çıkarır. 1847’te evlenir ve bu evlilikten üç çoğu dünyaya gelir. 

Ağalıktan Siyasete Geçiş: İlk Siyasî Görevleri

Otto von Bismarck’ın çiftlik işleriyle uğraştığı dönemde, 1847 yılında Sachsen Eyaleti’nden Prusya Meclisi üyesi seçilir. Bu, onun ilk siyasi görevi olur. 1851’de sona eren bu ilk meclis tecrübesinde muhafazakâr ve monarşiye sadık bir siyasetçi tavrı sergiler. Bütün vatandaşları kapsayacak bir siyasetten ziyade kendisi gibi soylular yanlısı bir siyaset takip eder. Bu sırada gündeme gelen “Yahudi Sorunu” tartışmalarında Yahudilerin Hristiyanlar ile eşit haklara sahip olmasına açıkça karşı çıkar. Liberallerden her zaman nefret eder. Özgürlükçü bir düşünceye de sahip değildir. Siyasete atıldığı ilk günlerden itibaren fazlasıyla otoriterdir. Avrupa’da başlayan ve Alman bölgelerine de sıçrayan 1848 İhtilâli’ne ve fikirlerine karşıdır. İhtilâl karşısında Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm’in [d.1795-ö.1861; h.1840-1861] yanında yer alır ve bunun kanlı bir şekilde bastırılmasına destek verir. Yine Frankfurt’ta 1849’da toplanan Alman Millî Meclisi’nin IV. Wilhelm’i Alman Kaiseri olarak seçmesine rağmen, buna karşı çıkanların başında gelir. Neticesinde IV. Wilhelm de bunu kabul etmez.  

Prusya Meclisi’ndeki bu başarılarının ardından 1851-1859 yılları arasında bu kez Frankfurt’taki Alman Konfederasyonu’nda Prusya temsilcisi olarak seçilir. Otto von Bismarck, bu süre zarfında Habsburg Hanedanı tarafından belirlenen Alman siyasetinde Prusya’nın yerini yükseltmeye gayret eder. Yine bu zaman diliminde, 1853-1856 Kırım Harbi’nde Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa girilmesine karşı çıkar. Rusya’ya karşı Alman Konfederasyonu’nun seferberlik ilan etmesine engel olur. Zira ona göre, Alman birliğinin sağlanması ancak Rusya’nın dostluğuyla gerçekleştirilebilirdi.

Otto von Bismarck’ın ilk diplomatik görevi 1859’da St. Petersburg’a Prusya Sefiri olmasıyla başlar. Bismarck, üç yıllık sefirliği sırasında hem Rusya’yı hem de başta II. Alexander [d.1818-ö.1881; h.1855-1881] olmak üzere Rus devlet adamlarını yakından tanır. 1862 yılında bu kez kısa süreli de olsa Paris’e sefir olarak görevlendirilir. Bu görevi sırasında Rusya’nın Belçika’daki sefirinin karısıyla gizli aşk yaşar. Hatta gizli aşkıyla geçirdikleri bir kaza sırasında boğulmak üzereyken son anda kurtarılır. Bu, onun bilinen son aşk kaçamağı olur, bundan sonra artık kendini sâdece siyasete verir.

Bismarck Paris’te bunları yaşarken Prusya Başşehri Berlin siyaseti çalkantılıdır. Yeni Kral I. Wilhelm, [d.1797-ö.1888; h. 1871-1888] ordunun kontrolünü ele alabilmek ve kuvvetli bir ordu teşkil edilebilmek için çeşitli reformlar yapmak ister. Fakat liberaller, buna karşıdırlar. Gerekli malî kaynakların temin edilmesiyle ilgili kararın meclisten çıkmasına engel olurlar. Bunun üzerine meclis feshedilir. Fakat yapılan seçimler muhafazakârlar için pek de iyi geçmez ve milletvekili sayıları bir hayli azalır. I. Wilhelm’in zor durumda kalması üzerine etkili muhafazakârlar, Paris’te görevli bulunan Otto von Bismarck’ı geri çağırırlar. Hızlı bir şekilde Berlin’e gelen Bismarck hemen Kral I. Wilhelm’in huzuruna çıkar. Kral kendisine, meclisin bu konudaki kararına rağmen ordu reformunu gerçekleştirmeye hazır olup olmadığını sorar. Bismarck’ın bunu bir “görev bildiği” cevabını vermesi üzerine, 1862’de Başbakanlığa ve Dışişleri Bakanlığı’na tayin edilir. Prusyalı toprak ağası Bismarck, Başbakan ve Dışişleri Bakanı olarak hayatında yeni bir sürece girmiştir. 

Başbakan Bismarck’ın “Demir ve Kan” Siyasetinin İlk İcraatı: Muhalefetin Sindirilmesi

Otto von Bismarck, zihniyet olarak Protestan muhafazakâr olmakla birlikte daha ziyade pragmatisttir. Hiçbir ideolojiye bağlı kalmaz. İdeal, teori ve ilke onu ilgilendirmez. Yeri ve zamanı geldiğinde çok farklı bir siyaset takip edebiliyor. Bismarck’ın sâdece bir önceliği var: Prusya’nın menfaatleri. Prusya’nın büyük devlet olması ve gücünün genişlemesi onun asıl siyasî amacıdır. Gerisi teferruattır. Öncelikle iç siyasette muhalefetin kontrol altına alınması gerektiğine inanır. Bu bağlamda onun genel zihniyetini göstermesi bakımından; “zamanın büyük sorunları sâdece konuşmakla ve sadakat kararlarıyla çözülmez, aksine demir ve kan da gereklidir” ifadesi önemlidir. Bismarck’ın bu düşüncelerinin ve siyaset tarzının pratiği; önce Prusya’da muhalefetin sindirilmesi, ardından Almanya’nın birliğini sağlanması, Avrupalı büyük devletlerle ittifak sisteminin kurulması ve nihayetinde Osmanlı karşısındaki siyaseti olmuştur. 

Bismarck, hem Kral I. Wilhelm’e verdiği sözü yerine getirmek ve hem de ordu reformunu gerçekleştirebilmek için buna karşı çıkan liberalleri etkisizleştirebilmeye çalışır. Bunun için öncelikle Alman sosyal demokratlarla işbirliği yapar. İşten çıkarmalar dâhil liberal memurlara ve hatta milletvekillerine karşı türlü baskılar uygulatır. Liberallere karşı basın özgürlüğünü askıyla alır ve sansür uygulatır. Bu arada başbakanlığa getirilmesinin asıl nedeni olan, ordu reformu için malî kaynakları meclise sormadan temin eder. Bu şekilde ordudaki gerekli reformları yapan Bismarck, kuvvetlenen ordusuyla Prusya’nın Alman birliğini kendi çatısı altında yapmasını sağlar. Ordu artık hazırdır. Sıra diplomatik hamlelere ve askerî harekâta gelmiştir. 

Bismarck’ın İlk Büyük Faaliyeti: Alman Birliğini Gerçekleştirmesi ya da Almanya’yı “Prusyalılaştırması”

Alman birliğinin sağlanması Otto von Bismarck’ın en önemli siyasî ve diplomatik başarılarından biridir. Onunla birlikte Prusya Genelkurmay Başkanı Helmuth von Moltke’yi de burada zikretmek gerek. Moltke’nin 1835-1838 arasında Osmanlı Ordusu’nun reform faaliyetlerini yapan ilk resmî Alman Askerî Heyeti’nin başkanı olduğu önemli bir ayrıntıdır. 

Bismarck’ın ve Moltke’nin Alman birliğinin gerçekleştirilmesine yönelik ilk icraatları Danimarka’ya karşı olur. Schleswig ve Holstein meselesini bahane eden Bismarck, Avusturya ile ittifak yaptıktan ve diplomatik olarak Avrupalı büyük devletlerin desteklerini aldıktan sonra Danimarka’ya savaş ilan eder. İlk zaferini Danimarka’ya karşı 1864’te kazanan Prusya, sınırlarını Batı’ya doğru genişletir. Ardından sıra Avusturya’ya gelmiştir. Bismarck, yapılacak savaşta Fransa’nın tarafsız kalması için bizzat III. Napolyon ile [d.-1808-ö.1873; h. 1852-1870] görüşür ve anlaşır. 1866 yılında Avusturya’yı mağlup eden Prusya, Kuzey Alman Birliği’ni kurarak Almanya’nın birliğinin sağlanmasında çok önemli bir adımı gerçekleştirir. Bu uğurda son büyük savaşı Fransa’ya karşı yapar. Prusya, 1870 Sedan Savaşı’nı kazanır ve 18 Ocak 1871 tarihinde Prusya Kralı I. Wilhelm, Paris’teki Versay Sarayı’nın Aynalı Salonu’nda Alman Kaiseri olarak tacını giyer. Bismarck da Alman İmparatorluğu’nun ilk Başbakan’ı/Kanzler’ı olur. Kendisi aynı zamanda Prusya Başbakanı olarak da kalır.

Bismarck’ın siyasî liderliğinde kazanılan bu başarı modern Alman tarihinde önemli bir yere sahip olmasına karşın bu gelişmenin, bazı Alman tarihçileri tarafından olumsuz olarak değerlendirerek, aslında Almanya’nın birliğini sağlanmadığı aksine “Prusyalılaştırıldığı” yorumunu yapıyorlar. Yani Prusya’nın otoriter ve militarist yapısının ve zihniyetinin bütün Almanya’yı baskısı altına aldığı iddiasında bulunuyorlar. Hatta olumsuz olarak görülen Kaiser II. Wilhelm [d.1859-ö.1941; h. 1888-1918] ve Adolf Hitler [d.1889-ö.1945; db. 1933-1945] yönetimlerinin kökenlerini “Almanya’nın Prusyalılaştırılması”yla dahi izah ediyorlar. 

İç Siyasetteki Son Sindirme Faaliyetleri: Katoliklere ve Sosyalistlere Baskılar 

Alman tarihinin en önemli başarısını kazanan Otto von Bismarck, birlik sonrasındaki faaliyetleri için iç siyasete çeki düzen verecek kritik hamleler yapar. Bunlardan ilki, Katolik Kilisesi’ne karşı olur. 1870’den itibaren başlayan ve “Kültür Savaşı” olarak adlandırılan bu mücadelede, Katolik Kilisesi’nin toplum üzerindeki nüfûzunu kırmaya ve Vatikan’ın casusu olarak adlandırdığı Katolik Merkez Partisi’nin meclisteki gücünü yok etmeye çalışır. Bunu gerçekleştirebilmek için şu faaliyetleri yapar:

1871’de Prusya Kültür Bakanlığı’ndaki Katolik şubesini kapatılır, görevleri sırasında siyasî açıklamalarda bulunan din adamlarına hapis cezasının verilmesi kararı alınır. 1872 yılında devletin okulları kontrolüne alarak kilisenin eğitimdeki nüfûzu kırılmaya çalışılır. 1873’te kilise memur alımları için imtihan koyulması ve devletin bunlarda söz sahibi olması sağlanır. 1874 yılında medenî nikâhın kabul edilmesiyle sâdece kilise tarafından kıyılan nikâh kabul edilmez. 1875’te bütün dinî tarikatlar yasaklanır. Ayrıca Kültür Savaşı’nın devam ettiği sürede bazı din adamları görevden alınır, tutuklanır ve Vatikan ile diplomatik ilişkiler kesilir. Devlet üzerindeki Katolik nüfûzunu böylece kıran Bismarck, Kültür Savaşı’na 1878 yılında son verir.

Sosyalistler Kanunu” ile sosyalistleri ve sosyal demokratları baskı altına alması ikinci hamlesini teşkil eder. Sosyalist İşçi Partisi’nin seçimlerde başarılı olmasıyla meclisteki ağırlıklarını artırması, Otto von Bismarck’ı endişelendirir. Daha da önemlisi karşı ihtilalden korkan Bismarck, sosyalistleri başlangıçtan beri “devlet düşmanı” ve “imparatorluğun birliğini tehdit” eden güç olarak görüyordu. Bunlara karşı bir şeyler yapmak istiyordu. Beklediği fırsat, Kaiser I. Wilhelm’e 1878 yılında yapılan iki suikast ile ayağına gelir. Aslında her iki suikastın sosyalistlerle bir ilgisi olduğu somut delillerle hâlen ortaya konulmasa da bunları bahane eden Bismarck, aynı yıl çıkarttırdığı “Sosyalistler Kanunu” ile bu hareketlerin yasaklanmasını sağlar. sosyalist, sosyal demokrat ve komünist her türlü derneklerin siyasi, kültürel ve spor faaliyetleri ile toplantıları yasaklanır. Sosyalist gazeteler, dergiler ve kitaplar sansüre tâbi tutulur. Kanunu ihlal eden sosyalistler mahkûm edilirler. Sosyalist İşçi Partisi yöneticileri gözetim altında tutulur.

Sosyalistlere karşı bu kadar sert hamle yapan Bismarck, akıllıca bir siyaset takip eder. Bu gelişmelerden dolayı işçilerin sosyalistlere destek vermemeleri için, işçi sorunlarını çözmek için bazı önemli kanunları da ardı ardına çıkarılır. 1883 hastalık, 1884 kaza ve 1889 emeklilik gibi sigortalarla ilgili kanunlar meclisten geçirilir. Bu arada kadınların ve çocukların çalışma zamanlarıyla ilgili düzenlemeler yapılır. Bu tür sosyal reformları kabul etmek suretiyle işçilerin hayatı belli düzeyde iyileştirilmeye gayret edilir. Böylece işçilerin sosyal demokratlara olan ilgisini azaltmaya; sosyal demokratları yalnızlaştırılmaya gayret eder. Sosyalistler Kanunu’nu 1890 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

Bu şekilde Otto von Bismarck aktif siyaset hayatında önünde engel olarak gördüğü grupları, sırasıyla önce liberalleri, ardından Katolikleri ve sonunda sosyalistleri sindirmeyi başararak iç siyasete istediği şekli verir.     

Bismarck’ın Dış Siyaseti: Karmaşık İttifâk Sistemi

Alman birliğinin siyasî ve diplomatik mimarı Otto von Bismarck, iç siyasete göre dış siyasette çok daha temkinli hareket eder. Bu temkinli politikaya rağmen, kendi diplomasisini diğer devletlere de kabul ettirerek istediği sonucu elde etmeyi başarır. Buna geçmeden önce Bismarck’ın böylesine dikkatli bir diplomasi takip etmesinin kendine göre haklı şu nedenlerinin olduğu belirtilmelidir:

Öncelikle Fransa’nın mağlup edilmesi sonucu sağlanan Alman birliğiyle ortaya çıkan Alman İmparatorluğu, Avrupa’daki yerleşik dengeleri bozmuş ve merkezî güçleri rahatsız etmiştir. Bunu bilen Bismarck, Alman birliğini korumak için Avrupa’da yayılma ve güç siyaseti yerine öncelikle güvenlikçi bir siyaseti takip eder. Avrupalı diğer devletlerin şüphelerini çekecek aktif siyasetten uzak durmaya çalışır. Bunun için İngiltere, Rusya ve Avusturya-Macaristan ile iyi ilişkiler kurmaya gayret eder. Avrupa’daki dış siyasetinin diğer ayağını ise Fransa’nın mümkün olduğunda yalnızlaştırılması oluşturur. Zira Fransa’nın Almanya’dan intikam alma ihtimali, her zaman Bismarck’ın zihnindedir. Gerçekten de Fransızlar, 1870 Sedan hezimetini hiçbir zaman unutmamışlar ve bunun hesabını Almanlardan sormak için uygun zamanı ve zemini beklemişlerdir.   

Bismarck’ın bu dengeci ve güvenlikçi dış siyasetindeki en önemli aracı karmaşık ittifaklar sistemi teşkil ediyor. Bu amaçla, rövanş ve intikam almak isteyecek olan Fransa’ya karşı diğer Avrupalı devletleriyle ittifaklar yapar. Bunun için ilk olarak Avusturya-Macaristan ve Rusya ile birlikte 1872’de Üç İmparator Ligi’ni kurar. Buna göre üç devlet Avrupa’daki mevcut durumu kabul ederek Avrupa barışını bozacaklara ve ihtilâllere karşı birlikte mücadele edecekler. Doğu Sorunu’yla ilgili herhangi bir sorun olursa birlikte müdahalede bulunacaklar. Aynı devletler, 1873’te bir araya gelerek Üç İmparator İttifak Anlaşması imzalarlar. Buna göre Avrupa barışını bozacak bir gelişme olursa birlikte karşı koyacaklar.

Bu arada Rusya’nın 1877-1878 Harbi’nde Osmanlı Devleti’ni ağır bir şekilde mağlup etmesi, Bismarck’ın ittifaklar diplomasisinde araç olur. Ev sahipliğinde yapılan 1878 Berlin Kongresi’nde, kendi ifadesiyle, “namuslu bir komisyoncu” gibi hareket ederek muhtemel bir Avrupa savaşının önüne geçer. Kongrede Rusya yanlısı siyaset takip ederek ittifakını daha da pekiştirir. Fakat bu arada Bismarck, 1879 yılında Avusturya-Macaristan ile Rusya’ya karşı gizli bir ittifak anlaşması imzalamaktan geri durmaz. Buna göre taraflardan biri Rusya’nın saldırısına uğrarsa birbirlerine askerî olarak yardım edeceklerdir.

Takip eden süreçte Otto von Bismarck, Fransa’ya yanaşacak ve aynı zamanda da İtalya’yı yanına çekmek bir hamle yapacaktır: Osmanlı toprağı Tunus’un Fransa tarafından işgaline itiraz etmeyecekleri garantisini verir ve Fransa’yı Tunus’u işgal etmesi için teşvik eder. Neticesinde İngiltere’nin de ses çıkarmamasıyla birlikte Fransa 1881’de Tunus’u işgal eder. Fransa’nın Akdeniz’de toprak kazanması İtalya’yı endişelendirir. Bunun üzerine İtalya, Almanya ile ittifak arayışlarına girer ve neticesinde 1882’de Almanya, Avusturya ve İtalya arasında Üç İmparator İttifak Anlaşması imzalanır. Buna göre taraflardan biri kendisinin tahriki olmadan saldırıya uğrarsa bu savaş sebebi olacaktır.

Bütün bu ittifaklarla yoluyla Bismarck, istediği sonucu elde etmiş olur. Birliğini sağlanması sonucunda dışlanan Almanya’nın izolasyonunu kırmayı başarmıştır. Daha da önemlisi oyun kurucu bir Almanya’yı ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya’yı Berlin’e bağlamak suretiyle Almanya’nın mevcut durumunu Avrupa’da garanti altına almıştır. Merkezî Avrupa’nın en önemli aktörlerinden biri olmuştur. Fransa’yı da iyice yalnızlaştırmayı başarmıştır. 

Otto von Bismarck’ın dış siyaseti hakkında gündeme getirilmesi gereken diğer bir husus, Almanya’nın sömürge yarışına girmesidir. Sanayî İnkılâbı’nı çok öncesinde gerçekleştiren ve siyasî birliğini sağlayan Almanya’nın sömürge arayışına girmemesi düşünülemezdi. Zira o sıralardaki genel anlayış büyük devlet olmanın yolunun sömürgecilikten geçtiği şeklindedir. Fakat Bismarck, bu yaparken de yine temkinli bir siyaset takip eder. Diğer emperyalist devletleri ürkütmemek için bunların henüz daha el atmadığı Togo, Kamerun, Güneybatı ve Doğu Afrika ile Okyanusya’daki Yeni Gine’yi 1884-1888 yılları işgal eder. Hatta diğer Avrupalı emperyalist devletlerle birlikte 1884-1885’te Berlin’de Kongo Kongresi’ni düzenleyerek Afrika’nın paylaşılmasına aracılık yapar.   

1888’de Kaiser II. Wilhelm’in Almanya imparatoru olması, Otto von Bismarck’ın kurduğu bütün bu sistemin sonunu getirmiştir. Genç II. Wilhelm, yaşlı ve temkinli Bismarck’la siyasî olarak anlaşmaz. Bundan dolayı Bismarck 1889 yılında istifa ederek aktif siyasetten çekilmek zorunda kalır. 1898’de vefat eder. II. Wilhelm, her ne kadar Bismarck’la siyaseten anlaşamazsa da ve onu istifaya zorlayıp istediğini alsa da, takip eden süreçte onun siyasetini sürdürmüştür.  

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

Albert Schreiner, Zur Geschichte der Deutschen Aussenpolitik 1871-1945, Dietz Verlag, Berlin 1952.

Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi 1789-1914, 14. Baskı, Timaş, İstanbul 2014.

Hans-Ulrich Wehler, Das Deutsche Kaiserreich 1871-1918, Vandenhoeck-Ruprech Verlag, Göttingen 1973.

Jonathan Steinberg, Bismarck, (Ter.) Hakan Abacı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2015.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun