İsyan'dan Darbe'ye Askeri Müdahaleler İçin Kullanılan Kavramlar

İsyan'dan Darbe'ye  Askeri Müdahaleler İçin Kullanılan Kavramlar

Cumhuriyet Türkiyesi’nde cereyan eden askerî müdâhaleleri ifade etmek için tercih edilen kavram genellikle “darbe”dir. “Vuruş, çarpma” anlamına gelen darbe kelimesi Arapça’dan türetilmiştir. TDK sözlüğüne göre darbe, “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümet istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme” hareketidir.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Cumhuriyet Türkiyesi’nde bugüne kadar toplam 14 kez, oran olarak ise 6.6 yılda bir askerî müdâhale ve darbe cereyân ettiği bir önceki makalede tespit edilmişti. Bu tür hâdiselerin adlandırılmasında kullanılan kavramların sayısı da aynı şekilde bir hayli fazladır. Tesbitlerimize göre bunların adlandırılması/kavramsallaştırılması için kullanılan “inkılâb”, “ihtilâl”, “darbe”, “devrim”, “isyan”, “ayaklanma” ve “kalkışma” gibi çok zengin bir kavram listesi söz konusudur. 

Bu kavramlardan bazıları eş anlamlı olarak birbirlerinin yerine kullanılırken, bazıları da belli siyasî bir düşünceye göre tercih edilebiliyor. Askerî müdâhalelerin bu kadar farklı kavramsallaştırılması sâdece bir adlandırma eylemi değil, aksine bu siyasî ve toplumsal bir mühendislik amacıyla da yapılabiliyor. Zirâ ilgili olaya sadece bir ad verilmiyor, aynı zamanda ona siyasî ve felsefî bir anlam da yüklenilmek isteniyor. Devlet ve toplumun geleceği adına yapıldığı iddiasının ortaya konulabilmesi için bu tür adlandırmalar önemlidir. İşin bu boyutu askerî müdâhaleler tarihimiz açısından ehemmiyet arz ettiği için üzerinde durulması gerekiyor.     

Makalede öncelikle bu kavramlar tespit ediliyor. Ardından bunların ne anlama geldikleri anlatılıyor. Ayrıca ilgili kavramların tercih edilmesindeki siyasî ve toplumsal nedenler ve yorumlar da mümkün olduğunca tespit edilmeye çalışılıyor. 

Karıştırılan İki Kavram: İnkılâb ve İhtilâl

Sivil yönetim karşıtı askerî müdâhalelerin kavramsallaştırılmasında sık olarak karşımıza çıkan ilk kavram, “inkılâb”dır. Arapça “kalb” kökünden türetilen inkılâb, kelime olarak “değişme, bir halden, başka bir hale dönme” anlamındadır. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde de benzer mânâda, “bir durumdan başka bir duruma geçiş, dönüşüm” olarak da kullanılıyor. İkincisi Arapça “hall” kökünden türetilen “ihtilâl” kelimesi, “bozulma, karışıklık, düzensizlik” anlamlarına geliyor. Bu kavramın, TDK sözlüğündeki karşılığı şöyledir: İhtilâl, “bir devletin siyasî, sosyal ve iktisadî yapısını veya yönetim düzenini değiştirmek amacıyla hukuk kurallarına ve kanunlarına uymaksızın cebir ve kuvvet kullanarak yapılan geniş halk hareketi, devrim.” Sosyal Bilimler El Sözlüğü’ne göre ise ihtilâl, “yönetimi değiştirmek için sivil otoriteye karşı isyan düzenlemeye kalkışmak” hareketidir.

İlgili metinlerde geçen ve âdeta ikiz kardeş gibi birbirlerinden ayrılmayan bu iki kavram, aslında kelime ve ıstılah olarak çok farklı anlama gelse de genellikle birbiriyle karıştırılarak kullanılıyor. Bu yanlışlığa işaret eden Cemil Meriç haklı olarak “inkılâbın ifade ettiği mânâ ihtilâldir” tespitini yapıyor. Siyasî bir iddiayla inkılâb yapıp devleti ve toplumu dönüştürdüklerini iddia edenler, aslında ciddî bir karışıklığa ve düzensizliğe maruz bırakıyorlar. Neticesinde yeniden belli bir sükûnetin sağlanabilmesi için uzunca bir süre beklemek gerekiyor. Daha da kötüsü, bu süre zarfında da ciddî anlamda siyasî ve toplumsal gelgitler yaşanıyor. Dolayısıyla burada yapılan bir inkılâb/değişim değil ihtilâl/karışıklıktır.

Bunun en güzel örneği 1908 Jön Türk İhtilâli’ni dönemin kaynaklarının inkılâb olarak adlandırmasıdır. Bu sâdece bir kavram tercihi değil, sistemi ve toplumu dönüştürmeyi hedefleyen siyasî bir mühendislik iddiasıyla alakalıdır. Zirâ ihtilâli yapan kadroların iddiasına göre, mevcut abdülhamidî yönetimin bu şekliyle devam etmesi memleketteki karışıklığın sürmesine ve devletin dağılmasına neden olabilirdi. Geriye tek bir çare kalıyordu: İnkılâb yaparak abdülhamidî mutlakî yönetimin değiştirilmesiydi. Bu arada Ahmed Cevdet Paşa’nın da Târih-i Cevdet’inde Fransız İhtilâli’ni anlatırken tercih ettiği kavram inkılâb değil “ihtilâl”dir. Karışıklık mânâsında ihtilâli tercih etmekle birlikte, ilgili olayın sürecini ve neticesini anlatırken bu kelimenin anlamına uygun olarak Fransa’da ve Avrupa’da patlak veren karmaşadan bahsediyor. Muasır birçok Osmanlı müellifinin bu olayı adlandırmak için inkılâb kelimesini tercih ettiğini zikredelim.    

Modern Zamanların Yeni Kavramları: İsyan, Darbe, Devrim ve Kalkışma

Sıkça kullanılan diğer kelime “isyan”dır. Arapça kökenli bu kelimenin mânâsı ise TDK sözlüğünde “başkaldırı”, “ayaklanmak”, “karşı gelmek” ve “başkaldırmak”;  Kâmûs-ı Türkî’de “tuğyan”, “serkeşlik” ve “itâ’atsizlik” şeklinde geçiyor. Sosyal Bilimler El Sözlüğü’nde ise, “topluma belli bir yapısal değişiklikler getirmekten çok belli hükümdar veya rejimleri kaldırmayı” amaçlayan hareketler olarak târif ediliyor. “Ayaklanma” ve “kalkışma” kelimeleri ise isyanın karşılığı Türkçe kavramlardır. 

Cumhuriyet Türkiyesi’nde cereyan eden askerî müdâhaleleri ifade etmek için tercih edilen kavram genellikle “darbe”dir. “Vuruş, çarpma” anlamına gelen darbe kelimesi Arapça’dan türetilmiştir. TDK sözlüğüne göre darbe, “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümet istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme” hareketidir. Askerî müdâhaleler için modern dönemlerde “devrim” kavramı da kullanılıyor. 1960’lardan itibaren özellikle de sol görüşlüler tarafından kullanılmaya başlanılan devrim, Sosyoloji Sözlüğü’nde “isyan” kelimesiyle eş anlamlı olarak geçiyor. Buna göre devrim kavramı; “tüm toplumsal ve siyasal düzenin genellikle şiddet içeren araçlarla alt üst edildiği ve yeni liderlerle birlikte yeni ilkeler üzerinde yeniden kurulduğu, görece ender rastlanan ama tarihsel bakımdan çok büyük önem taşıyan olaylar”, şeklinde tarif ediliyor. En son olarak 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sırasında telaffuz edilen “kalkışma” ise askerî isyan anlamında kullanılıyor. Kalkışma diğer kavramlar kadar henüz daha tedâvüle girmiş değil.

Sivil yönetim karşıtı askerî müdâhaleleri anlatmak için ağırlıklı olarak tercih edilen bütün bu kavramların Avrupa’daki karşılığını Meriç tek bir terimle Latince kökenli “Revolution” olarak veriyor. “Kuvvet kullanarak mevcut siyasî ve sosyal düzenin devrilmesi; anî değişim ve yenileşme” anlamına gelen revolution, yine Cemil Meriç’in tespitiyle, takriben 200 yıldır “aydınlarımız için sevimli” bir kavram olmuştur. Bu kavram bazen inkılâb, ihtilâl, devrim ve bazen de darbe olarak telaffuz edilmiştir. Askerî müdâhalelere fikrî zemin hazırlayan aydınlarımız ve bunları pratiğe aktaran subaylar ile diğer destekleri iç ve dış unsurlar, devlete ve topluma istedikleri şekilde çekidüzen verebilmek; bunları dönüştürebilmek için inkılâb/ihtilâl/darbe/devrim; bu kavramların esin kaynağı revolution peşinde koşmuşlardır.

Bu arada Cemil Meriç’in tespitinde geçen 200 yıl ifadesi, kronolojik olarak Sultan III. Selim’in [d. 1771-ö. 1808; h. 1789-1807] “Nizâm-ı Cedid” yenileşme faaliyetlerine tekabül ettiği söylenebilir. “Yeni Düzen” anlamına gelen Nizâm-ı Cedid, modern Fransa’dan etkilenerek 1793 yılından itibaren III. Selim devrinde yapılan Osmanlı Modernleşme faaliyetlerini ifade etmek için kullanılıyor. Cemil Meriç bu şekilde inkılâb/ihtilâl kavramının hikâyesini Osmanlı Türkiyesi’nin avrupaî anlamda ilk önemli reform projesi Nizâm-ı Cedid’e kadar geri götürmek suretiyle, Osmanlı Devleti’nin kurumsal ve şekilsel olarak dönüştürülmesi/Avrupalılaştırılması ile bu kavramlar arasındaki bağlantıya işaret ediyor. Meriç burada III. Selim’in devlet adamı olarak Fransa ilhamlı modernleşme faaliyetlerini devletin geleneksel yapısının “dönüştürülmesi/altüstedilmesi”ni kast ediyorsa haklıdır. Fakat bundan kastı dönüşümü/altüstedilmeyi sağlayacak asıl motor olan modern subaylar ve aydınlar ise Nizâm-ı Cedid çok erken bir dönemdir. Zirâ böyle bir modern subay ve aydın sınıfının oluşması ancak daha geç bir döneme, 1860’lı yıllara tekâbül ediyor.    

Askerî Müdâhaleyle Alakalı Kavramların Çeşitlenmesinin Nedenleri

 Osmanlı ve Türk tarihinde sivil yönetimlere ve yöneticilere karşı yapılan askerî müdâhaleleri ifade etmek için kullanılan kavramların çokluğunu, sâdece basit bir kavram icadı ve zenginliği ile izah etmek doğru değildir. Bunlarda daha başka nedenler etkili olmuştur.

Bu bağlamda zikredilebilecek ilk neden Osmanlı Modernleşme faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan modern bürokrat, subay ve aydınlardır. Bunların modern Batı Avrupa’dan etkilenmesiyle Osmanlı Devleti’nin yönetim biçimini değiştirmeye ve dönüştürmeye yönelik siyasî hedefleri ortaya çıkmıştır. Bunu gerçekleştirmek için bazen bürokratlar tarafından Batı Avrupa modelli modernleşme faaliyetleri yapılmış, bazen de bunun yeterli olmadığını düşünen modern subaylar silahlarıyla ve aydınlar kalemleriyle devreye girerek bu dönüşümü gerçekleştirmeye gayret etmişlerdir; örgütlenerek yönetim karşıtı siyasî faaliyetlere girişmişlerdir. Bu gelişme askerî müdâhaleler tarihini hem olay hem de kavram olarak dönüştürmüştür.   

Bu anlamda askerî müdâhalelerin adlandırılmasında Sultan Abdülaziz’i tahttan indirmek ve meşrûtî yönetime geçmek için yapılan 1876 İhtilâli bir milâttır. Zirâ 1876 öncesinde cereyan eden yönetim karşıtı askerî müdâhaleler klasik isyan veya ayaklanma şeklinde cereyan etmiştir. Bunlar, hiçbir zaman modern anlamda devletin siyasî düzenini değiştirme amaçlı olarak yapılmamış, daha ziyade o günkü iktisâdi ve sosyal nedenlerden dolayı dönemin hükümdârlarını veya sadrazamlarını hedef almışlardı. Bu bağlamda 1730 Patrona Halil İsyanı ve 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı zikredilebilecek iki önemli örnektir. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesine neden olan 1876 İhtilâli ile başlayan süreçteki ilgili gelişmeler ise ihtilâl veya inkılâb olarak adlandırılabilir. Zirâ bu süreçte vuku’ bulan askerî müdâhaleler artık dönemin yöneticilerini hedef almaktan ziyade, devletin mevcut yönetim biçimine karşı idiler. 1876 ve 1908 ihtilâlleri bu anlamdaki iki önemli örnektir. Askerî müdahalelerdeki bu değişimin en önemli nedeni ise Osmanlı Modernleşmesi’dir. Modernleşme faaliyetleri devleti ve toplumu nasıl dönüştürmüşse, askerî isyanlar da bu dönüşümden fazlasıyla etkilenmiştir. Böylece kadîm askerî isyanlar artık inkılâb ve ihtilâl şeklini almıştır.   

Cumhuriyet Türkiyesi’nde cereyan eden yönetim karşıtı askerî müdâhaleleri ifade etmek için kullanılan kavramlar genel olarak darbe ve devrimdir. 6.6 yılda bir vuku’ bulan bu müdâhalelerdeki hedef ise devletin yönetim biçimi veya sistemi değil, doğrudan seçilmiş hükümetler olmuştur. Zirâ bunlara göre yerleşik sistemden uzaklaştıkları için mevcut hükümetlere darbeler/devrimler yoluyla müdâhale edilmesi ve cezalandırılması elzemdi. Başka bir ifadeyle de, sistemin bunlardan kurtarılması gerekliydi. Nitekim bu dönemdeki darbelerin önemli bir kısmının yerleşik düzeni temsil eden düşünce “Atatürkçülük” iddiasıyla yapılması bu tespiti haklı çıkarıyor. Seçilmiş hükümetlerin bu anlamda devletin temel ilkelerinden uzaklaştıkları iddiasıyla bunlara karşı darbeler yapılmış ve bu bağlamda tehlikeli görülen siyasî partiler kapatılmış; Türk siyasî hayatı yeniden kurulmaya ve şekillendirilmeye çalışılmıştır. 

Hâsıl-ı Kelâm

Bir, tarihimizdeki askerî müdâhalelerin çokluğu ve sıklığı bunların adlandırılmasını da etkilemiştir. Sâdece Cumhuriyet Türkiyesi’nde cereyân eden 14 askerî müdâhele 7 ayrı kavramla adlandırılmıştır. Tam olarak teyyid edemesek de görünen o ki, bu sayı ve oranlarla dünya askerî müdâhaleler sıralamasındaki yerimiz oldukça yukarılarda görünüyor. İki, bu kavramların çokluğunun nedeni askerî müdâhalelerin tarihî süreçte geçirdikleri değişimdir. Müdâhaleler geleneksel devlet sistemini değiştirmeyi amaçlamaya başladıktan itibaren isyandan/ayaklanmadan ihtilâl/inkılâba dönüşmüştür. Üç, bu kavramlar aynı zamanda ilgili askerî müdahaleye yüklenilmek istenen siyasî ve toplumsal anlama ya da öneme de işaret ediyor.  

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Necmettin ALKAN

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun