İstanbul'un Solan Rengi: Karay Türk Cemaati

İstanbul'un Solan Rengi: Karay Türk Cemaati

Medeniyetler beşiği İstanbul’un kozmopolit yapısına ayrı bir renk katan, ancak her geçen gün sayılarının azalması nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Karay Türk Cemaati, gerek tarihiyle gerekse inançsal yapısıyla geçmişten bugüne İstanbul’un değerli bir rengi olmayı başardı. En temelde Kafkasya, Hazar Denizi ve Karadeniz’in kuzeyindeki coğrafyalarda yaşayan, Hazarların yıkılmasıyla da dünyanın farklı coğrafyalarına yayılan, Hz. Musa’nın şeriatına mensup olan bu inançsal grup, öz ve öz Türk’tür. Bugün dünya çapında 2000 kadar mensubu bulunurken, özellikle 1453’teki fetihle birlikte özel bağ kurdukları İstanbul’da 50 kadar mensubu bulunmaktadır ve unutularak yok olmaya yüz tutmuş durumdadır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Kafkasya, Hazar Denizi ve Karadeniz’in kuzeyindeki geniş bir coğrafyada 7. ve 10. yüzyıllar arasında yaşayan ve Hazar Türklerinin bakiyesi olan Karaylar, Hazar Devleti’nin yıkılması ile birlikte Kırım’a gelen, bununla birlikte ulu Türk ağacının bir dalı olarak Hz. Musa’nın şeriatına mensup olan Türklerdir.  

Günümüz itibariyle dünya genelindeki nüfusları yaklaşık olarak 2000 civarında olan ve Litvanya başta olmak üzere Kırım, Polonya, İsrail (göçle gelenler haricinde İsrail’de halen İsrail oğullarından Karailiği seçen bir grup bulunmakta ve bunların sayısı gün geçtikçe artmaktadır), Amerika, Fransa gibi değişik memleketlerde bulunan Karailerden (Karaylardan), bugün 40-50 kadar kişi de İstanbul’da yaşamaktadır. Karay Türklerinin İstanbul’a ne zaman geldikleri konusu tartışmalıdır. Karailiğin ortaya çıkmasından itibaren çoğunluğunu İsrailoğulları ve Rum unsurların teşkil ettiği Karailer, İstanbul başta olmak üzere Bizans İmparatorluğu topraklarında bulunmaktaydılar. Fakat gerek Hristiyanlık taassubu yüzünden Bizanslıların tutumu nedeniyle gerekse de I. Haçlı Seferi sırasında Haçlı ordusunun, İstanbul başta olmak üzere birçok yerde kim olduklarına bakmaksızın Yahudilere yaptığı zulümler yüzünden İstanbul’daki ilk devir Karaileri çeşitli ülkelere göç etmek mecburiyetinde kaldılar. Bu topluluk, İstanbul’un 1453 yılında fethinden sonra yoğun olarak İstanbul’a geldiler. Bu gelişlerde Fatih’in etkisinin olduğunu vurgulamak gerekir. Fatih Sultan Mehmed fetihten hemen sonra İmparatorluk sınırlarındaki bütün Karaileri İstanbul’a topladı, onlara özel yerleşim yerleri tahsis etti. Getirilenler kahir ekseriyetle Karay Türkleri idiler. Fatih’in Karailere sunduğu bu özgürlük ortamı, onların burayı vatanları olarak benimsemesini sağladı. Fatih tarafından Karayların yerleştirildiği yerlerden biri bugünkü Karaköy semtidir. Karaylar buraya yoğun şekilde yerleştikleri için semt ‘‘Karaiköy’’ ismini almış, daha sonra ‘‘Karaköy’’ haline dönüşmüştür. Karaköy’ün yanı sıra Haliç civarı, Balıkpazarı, Tahtakale, Unkapanı, Balat, Edirnekapı, Hasköy gibi semtlere de Karaylar yerleştirilmişlerdir.

Hristiyan Bizans tarafından çeşitli defalar İstanbul’dan sürülen Karaylar, yukarıda bahsettiğimiz gibi Haçlı seferleri sırasında İstanbul’u neredeyse tamamen boşaltmışlardı. Fetih sonrasında gelen Karaylar daha ziyade Kırım ve Balkanlar’dan gelmişlerdi. Kırım’dan gelen Karayların Türk kökenli oldukları açıktır. Balkan Karaylarında da İsrail ve Rum unsurlardan ziyade Türk asıllılar hâkimdir. Çünkü Edirne ve çevresindeki Karay toplulukları esasen Kırım’dan göç ederek yerleşmişlerdir. Ayrıca bunlara zamanla Hazar ülkesinden Orta Avrupa’ya gelmiş olan Kuman-Kıpçak Karayları ile Macarlarla birlikte Macaristan’a göç etmiş Kabar Karaylarından da katılmalar olmuştur. Dolayısıyla bunların içerisinde Rum ve İsrail unsurlar yok denecek kadar az hale gelmiştir. Bu göçlerin yanı sıra, XV. yüzyıldan itibaren Kırım ile İstanbul arasında devamlı bir ilişki kurulmuş, başta kız alıp verme olmak üzere sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda sürekli alış veriş yapılmış, Kırım’da sıkıntıya düşen Karaylar zaman zaman Balkanlar ve İstanbul’a göç etmişlerdir.

İstanbul Karay toplumu XIX. yüzyıldan itibaren kendi kendine yetemez hale gelmeleri üzerine sürekli olarak Kırım’dan yardım aldılar. Bugünkü İstanbul Karay toplumunun çok büyük bir kısmını ise, XX. asrın başından itibaren İstanbul’a göç eden Kırımlı göçmenler teşkil etmektedir. Özellikle SSCB’nin sergilediği katı yönetim anlayışının ardından çok sayıda Kırım Karay’ı kendilerini huzurda hissedecekleri İstanbul’a geldiler. Nitekim bugün İstanbul Karayları, ataları gibi, Yahudilikten, İbranilikten geldikleri fikrini kesinlikle reddetmektedirler.

Günümüz İstanbul’unda Karayların durumu

1970’li yılların sonuna doğru İstanbul’daki nüfusları 150 civarında kadar düşen İstanbul Karay Türk Cemaati’nin nüfusu bugün ne yazık ki 50 kişi civarına düşmüş durumda. İstanbul’un kozmopolit yapısını zenginleştiren bir unsur olan cemaat üyelerinin sosyo-ekonomik durumları iyi vaziyette olmakla birlikte üyelerin büyük çoğunluğu 60 yaşının üzerinde bulunmaktadır. Hasköy Türk Karaim Musevi Cemiyeti Vakfı Başkanı Mihail Örme’nin, ‘‘70 yıl önce Hasköy’deki Kenesa’ya sığmazdık, şimdi ise kimse kalmadı. On kişi özel günlerde zor bir araya geliyor’’demesi, nüfusun her geçen gün erimesinin boyutlarını dramatize etmektedir. İstanbul Karaylarındaki bu nüfus azalmasını etkileyen en büyük faktör, cemaat içi evlenme kurallarının çok sıkı olması yüzünden evliliklerin azalmasıdır. Karailikte Tevrat’ta belirtilen akrabalar ile evlenmek yasaktır. Akrabalık, baba tarafından kan akrabalığı olarak yukarıya ve aşağıya doğru eşit olarak genişletilmiştir. Tevrat’ta evlenen kadınla erkeğin bir beden haline geldikleri söylendiğinden, erkeğin bütün yakınları kadın için, kadının bütün yakınları da erkek için aynı derecede akraba sayılmakta, erkek tarafındaki akraba ile kadın tarafındaki akrabalar bir birleriyle de akraba olmaktadır. Mesela kadının kardeşiyle kocası, enişte-kayınbirader gibi değil öz kardeş sayılırlar. Böylece erkek ve kadının akrabaları arasında da evlenme yasağı ortaya çıkmakta, aynı derecede olan aşağı ve yukarı bütün akrabaların evlenmeleri yasaklanmaktadır. Böylece büyük ailelerin, toplulukların olmadığı İstanbul Karaylarında zamanla herkes birbirleriyle akraba duruma gelmiştir. Günümüzde evlilik çağına gelen bir Karay gencinin evlenebilmek için, nüfusun az doğum oranının çok düşük seyrettiği (cemaatte ikinci çocuk ancak beş sene sonra dünyaya geliyor), kız ve erkek gençler arasındaki sayının orantısız olduğu cemaat içinde akraba olmayan, kendisine uygun kişiyi bulması imkânsız hale gelmiş durumdadır. Bu faktöre bağlı olarak cemaat içinden evlenemeyen Karay gençleri, çoğu zaman cemaat dışı evlilik yapmaktadırlar. Cemaat dışı evlenmeler bazen Talmudist Yahudilerle bazen Hristiyanlarla bazen de Müslümanlarla olmaktadır. Bu tür evlenmelerde baba Karay ise doğan çocuğun Karay kabul edilmesi gerekiyor. Anne Karay baba Karay değil ise doğan çocuk Karay kabul edilmiyor. Ancak çoğu zaman Karay erkekleri, Karay olmayan bir hanımla evlendikleri zaman o hanımın dinine geçmektedirler. Yine bu tür evlilik yapmış olan erkeklerin bir kısmı, kendisi Karai dininden ayrılmasa bile doğan çocuğu annesinin mensup olduğu dine kaydettirmeyi tercih etmektedir. Bu durum da İstanbul Karay toplumunun nüfusunun azalmasına sebep olmaktadır. Nüfusun azalmasında ikinci önemli etken de göçler olmuştur. Birçok Karay ailesi Amerika’ya, çeşitli Avrupa ülkelerine hatta Avustralya’ya gitmişlerdir.

İstanbul Karaylarının inançsal yapıları

İstanbul Türk Karay Cemaati’nde ruhban sınıfı yoktur. Sadece Kenesa’da ibadeti yöneten, dua eden, nikâh kıyan özel eğitim almış Hazan (Gazan, Gahan, Gabay) adı verilen şahıslar vardır. Bunlar yaptıkları bu vazife için özel bir ücret almazlar. İstanbul’da son Hazan Yusuf Sadık Bey idi. Bugün ise cemaatin, önceleri adı Türk Karaim Vakfı olan günümüzde ismi Hasköy Türk Karaim Musevi Cemiyeti Vakfı diye değiştirilen teşkilatı ve başkanı bulunmaktadır (şu an Vakıf Başkanı Mihail Örme’dir). Karaylar Yahudiler gibi tanrılarına Yahova demezler, Türk oldukları için Tengri sıfatını rableri için kullanırlar. Karaylar, Kenesa’ya girerken ve Tanah okurken mutlaka ayakları ve elleri yıkayarak abdest alırlar, ayakkabılarını çıkarırlar. Sarhoş olarak Kenesa’ya girmezler. Dua mantosu ve takke giyerler. Kadın erkek ayrı kısımlarda ibadet ederler. Oturma sıraları yoktur. Sadece yaşlı ve ayakta duramayanlar için iki, üç sıra bulunur. İbadet esnasında Zebur’dan, Abraham Firkoviç’in yazdığı kitaptan ve diğer yerlerden dua okurlar, dua esnasında mutlaka diz üzerine çökerler, secde ederler. Yapılan dualar İbranice değil Karay Türkçesi (Karaimce) iledir. Fakat İstanbul Karayları Karay Türkçesini bilmediklerinden duaları Türkiye Türkçesi ve İbranice yaparlar (eskiden hem Tatarca, Rumca ve Rusça hem de Karay Türkçesi bilinirdi). Bugün İstanbul Karay Türkleri arasında Karay Türkçesinden aşabalam (ye evladım)gibi birkaç kelime kalmıştır. Sayılarının azlığı, iş yoğunluğu, dağınık vaziyette çok farklı semtlerde oturmalarından dolayı bugün haftada bir gün dahi Kenesa’da toplanamıyorlar. Bayramlarda 12–13 kişi Kenesa’ya geliyor, 10–12 saat dua ediyorlar ve o günü oruçlu geçiriyorlar. Fakat cemaat mensupları bir birlerini tanıyorlar ve cenaze, düğün gibi vesilelerle görüşüyorlar. Karaylarda kıble Siyon Dağı’ndaki Süleyman mabedidir. Karaylar günlük ibadet olarak sabah güneş doğduktan sonra ve akşam güneş battıktan sonra günde iki kez dua okurlar. Ayrıca en çok Şabat günü, bayram ve oruç günlerinde de dualar okunur. Karaylarda oruç ibadeti de mevcuttur. Üç çeşit oruç bulunmaktadır bunlar; su içmenin mümkün olduğu oruç, gündüzleri su içilmeyip yemek yenilmeyen oruç ve adak oruçları, on günler oruçları, et yenmeyen yedi gün oruçlarıdır. Karay Türkleri her yıl genellikle Ağustos ayına denk gelen Baran (koç) gününde Allah’ın rızasını kazanmak için Kudüs’e dönülerek kurban keserler. Karaylarda hac ibadeti de vardır. Eskiden Kudüs’e giderlerken, Yahudilerle olan problemler sebebiyle bugün ikinci kutsal mekanları olan Akmescid yakınlarındaki Çıfıtkale ve Balta Tiğmez mezarlıklarını ziyaret etmektedirler. Ayrıca yılda bir kez dünyanın değişik yerlerindeki Karaylar tanışmak ve kaynaşmak gayesiyle Gözleve’de toplanmaktadırlar. Karaylar, İslam’daki zekât gibi madenler hariç gelirlerinin % 10’unu fakirlere verirler.

İbadet ve cenaze merasimlerinde müzik yoktur. İlahi okunur, ağıt yakılıp türkü söylenir. Ölüler için yas tutarlar. Yedi gün evden çıkmaz, yemek pişirmez, et yemezler. Mezarlıklarda ölüyü başını kıblelerine çevirerek gömerler. Yani ölüyü ayak kısmı güneye, baş kısmı kuzeye gelecek şekilde yatırırlar. Karay Hasköy mezarlığında musalla taşı mevcuttur. Ölü için birinci ve dördüncü haftalar ile on birinci ayda dua okunur, yemekli mevlidi andıran tören icra edilir. Gelenek olarak evin kapısına nazardan korunmak için at nalı asılır. Ölünün naşı üzerine demir parçası konulur. Cenazeye katılanlar tabuta mendil sürerler, eve dönünce ellerini ve mendili yıkarlar. Ölü evindeki saat durdurulur. Evdeki aynanın kırılmasını uğursuzluk sayarlar. Ölünün bulunduğu yerde ateş, mum, ışık yakılır. Her ölüm yıldönümümde ölenin yakınları bir gün yas orucu tutarlar. Çocuklar doğduktan sekiz gün içinde sünnet ettirilir.

Eskiden olduğu gibi günümüzde de, Karayların itirazlarına rağmen, Karailik, bugün İsrail tarafından temsil edilen Yahudilikle karıştırılmış ve bir Yahudi mezhebi muamelesi görmüştür. Yakından incelendiği zaman aralarında önemli ayrılıklar olduğu görülecektir. Ana hatlarıyla farklılıklar şöyle tespit edilmiştir:

1. Karailere göre hukukunun temel kaynağı Tevrat’tır. Tevrat, tefsiri yapılmaksızın tercüme edilmelidir. Rabbani Yahudileri ise hahamların yorumlarından oluşan Talmud’u hukukun temel kaynağı olarak görürler.

2. Karailer, dini meselelerin halledilmesinde kıyas ve icmâ metotlarını kullanırlar ki, Yahudiler bunları kabul etmezler.

3. Yahudiler Hz. Muhammed (SAV.) ve Hz. İsa’yı peygamber olarak asla tanımazken, Karailer bunların peygamberliklerini kabul ederler.

4. Karailer’de ruhban sınıfı yoktur. Yahudilikte ise hayatın her safhasında etkisi hissedilebilen bir ruhban sınıfı mevcuttur.

5. Karailerin takvim sistemi Yahudilerden farklı olduğu için yılbaşı, bayram günleri ve kutsal günlerin kutlanış tarihlerinde değişiklikler vardır.

6. Rabbanilerde zekat, zirai mahsul ve hayvandan verilir. Karailer, madenler hariç her türlü malın zekâtını verirler.       

7. Karailerin oruç günleri ve süreleri değişiklik gösterir. 70 günlük orucun haricince her ayın yedisinde, en büyük oruç bayramı Kipur (günahların affedilme günü)’da ve Adar ayında ikişer gün oruç tutarlar.

8. Karailerin evlenme törenleri Yahudilerden farklı olduğu gibi, Karailer’de evlilik hukuku da daha sıkıdır.

9. Yeme-içme yasakları ve sünnet töreni Karailer’de daha sıkı hükümlerle belirlenmiştir.

10. Karailerin mabetlerinin mihrabı Mescid-i Aksa’ya, Yahudilerinki ise doğuya dönüktür.

11. Karailer’de ölülerin gömülüş yönü de Mescid-i Aksa’ya doğrudur.

12. Yahudiler ibadetlerini İbranice yaparlar. Karailer, millî dil ile İstanbul’dakiler Türkiye Türkçesiyle ibadet ederler.

13. Karailerin duaları Zebur’dan ibarettir. Yahudilerin duaları ise farklıdır. 

14. Yahudiler Havra’ya ayakkabı ile girerlerken, Karailer Kenesa’da ayakkabılarını çıkarırlar.

15.Yahudiler, ölünün bekletilmemesi için takvimi, bayram günleri Cuma ve Pazar’a gelmeyecek şekilde ayarlamışlardır. Karailer ise, takvimi değiştirmektense ölüyü bekletmeyi yeğlemişlerdir.

16.Yahudilerin kutladığı dini olmayan bazı bayramlar (Honuka Bayramı, Bar Mitzva ve Bat Mitzva) Karailer tarafından kutlanmamaktadır.

17. Karailerin günlük ibadetleri Yahudilerden farklıdır.

18. Karailerde evlenme yasağı Yahudilerden daha sıkıdır.

Sonuç olarak;

İstanbul’da büyük çoğunluğumuzun habersiz olarak birlikte yaşadığımız, aynı toprakları vatan bildiğimiz, aynı dili konuştuğumuz, aynı millî hisleri paylaştığımız Karay Türkleri, gül misali solmakta ve insanıyla, kültürüyle yok olup gitme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumdadırlar. İstanbul Karay Türk Cemaati’nin kendilerini ifade edecek, tanıtacak, toplumsal hafızada canlı tutacak Çağatay Bedii Avramoğulları gibi şahsiyetler çıkaramamalarından; devletimizin bilgisizliği, alakasızlığı ve kültür politikalarının kifayetsizliğinden; toplumun, sivil vakıf ve cemiyetlerin, mahalli yönetimlerin umursamazlığından, akıl dahi edememelerinden bilemediğimiz, anlayamadığımız Karay Türkleri sessiz sedasız can çekişmektedirler. Şuurlu bir avuç akademisyenin yazdığı kitaplara, tezlere, makalelere rağmen yetkililer gereken alakayı göstermediler, seslerini duymadılar. Neticede; Kültür Bakanlığı ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar, millî kültürümüzün bir parçası olan, İstanbul’un renklerinden Karay Türklerine sahip çıkmalıdırlar. Hasköy’deki Kenesa ve mezarlık başta olmak üzere maddi varlıklar koruma altına alınmalı ve Karay Türk Cemaati’nin tarihi, modernleşmeyle birlikte doğum, nişan, düğün gibi birçok unutulan gelenekleriyle, kültürleri, dinî durumları hakkında kapsamlı, kalıcı projeler hazırlanmalı ve bunlar geleceğe taşınacak şekilde kayıt altına alınmalıdır. Hz. Musa’nın tebliğ ettiği dinin gerçek temsilcileri olduklarına inanan Karayların nüfus cüzdanlarındaki din hanesine alakaları olmayan Yahudilerle aynı şekilde Musevi kaydı düşülmeyip, Karaim yazılmalıdır (nitekim eski nüfus cüzdanlarında din ve mezhep hanesinde Karaim yazarken, sonradan Musevi olarak değiştirilmiştir). Ayrıca İstanbul Karay Türklerinin kurtuluşunun tek çaresi olarak devlet kontrolünde planlamalar yapılıp, alt yapısı hazırlanarak Kırım’dan, Litvanya’dan 50–100 Karay ailesinin İstanbul’a göçü sağlanmalıdır.  

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

Atlas, Sayı 127, 2003, s.151–172.

ALTINKAYNAK, Erdoğan, Toplu Zaman Perdesinde Kırım Karayları, 2006.

AVRAMOĞLU, Çağatay Bediî, “İstanbul Karai Türklerinde Nişan ve Düğün     Adetleri’’, Türk Yurdu, XII, 294, Mart 1961, s. 33–34.

BALKAN, Sedat, ‘‘Eyüp’te Karay Mezarlıkları’’, X. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğler, 12–14 Mayıs 2006, s.494–505.

ÇETİNOĞLU, Oğuz, “Karaim Türkleri”, Kalgay Dergisi, 30, 2003, s.10–11.

DANON, Abraham, “The Karaites In European Turkey”, The Jewish Quarterly   Review, XV, 1924–1925, s. 285–360.

DOGAN, İsmail-KIVRAKDAL, İlgi, ‘‘Karaim Türkleri’’, Türkler, 20, Ankara 2002, s. 781-789.

Focus Dergisi, Sayı 1, 1995, s.74–78.

GÖNCÜOĞLU, Süleyman Faruk, “İstanbul Hasköy’de Karayim Sinagogu (Kal Ha Kadoş Be Kuşta Bene Mikra)” İlgi, 103, 2002, s. 28–35.

GÜLENSOY, Tuncer, “Karayim Türkleri ve Aleksander Dubinski”, Türk Kültürü, 394, 1996, s.110–112.

GÜNAY, Ünver - Harun GÜNGÖR, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi, İstanbul 2003.

Haftalık, Sayı 84, 2004, s.33–35

İBRAHİMOĞLU, Çağatay Bediî, “Karaims in Poland”, Tarih Dergisi, 17-18, 1963, s.287-292.

__________, “Karay Türkleri Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1, 1964, s.170–179.

KALAFAT, Yaşar, “Karay Türkleri”, Türk Dünyası Tarih ve Kültür Dergisi, 162, 2000, s.34–38.

__________, “Karay Türkleri”, Tarih ve Medeniyet, 61, 1999, s. 74–76.

__________, Kırım-Kuzey Kafkasya Sosyal Antropoloji Araştırmaları, Ankara 1999.

KOESTLER, Arthur, On Üçüncü Kabile Hazar İmparatorluğu ve Mirası (Çev. Belkıs Çorakçı), İstanbul 1993.

KUZGUN, Şaban, Hazar ve Karay Türkleri, Ankara 1985.

_________ , “Karay Türkleri’nin Dünü Bugünü”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Şaban Kuzgun Armağanı, 5, 2000, s.1–4.

_________ , “Hazarlar ve Karaylar”, Yeni Türkiye Türk Dünyası Özel Sayısı II,    Sayı 3–16, 1997, s.1713–1719.

SEVİLLA-SHARON, Moshe, Türkiye Yahudileri, İstanbul 1992.

ŞAPŞALOĞLU, Süreyya, “Kırım Karai Türkleri”, Türk Yılı, Cilt: I, 1928, s. 575–615.

ŞİŞMAN, Simon, “İstanbul Karayları”, İstanbul Enstitüsü Mecmuası, III, 1957, s.97–102.

TANYU, Hikmet, Tarih Boyunca Türkler ve Yahudiler, İstanbul   1979.

TAYFUR, Kemal, “İstanbul Karayları”, Atlas, 127, Ekim 2003, s.163.     

___________, “Hazar Kültürü ve Varisleri” (terc. Çağatay Bediî), Belleten, 107, 1963, s. 477–483.

ZAJACZKOWSKİ, Wlodzimierz, “Karaylar ve Onların Folkloru”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1–2, 1979–1983, s.312–319.

 

DİĞER MAKALELER
İstanbul'un Solan Rengi: Karay Türk Cemaati
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun