İslami Dönemde Zerdüştilik

İslami Dönemde Zerdüştilik

Ortadoğu coğrafyasının en kadim inançlarından olan Zerdüştlük, diğer bir adıyla Mecusilik özellikle İran topraklarında gelişim alanı bulmuş, daha sonra ise çeşitli yollarla farklı ülkelerin sınırlarına ulaşmıştır. Sasaniler döneminde devletin resmi dini olarak önemli bir gelişim gösteren bu inançsal yapı, İslamiyet’in ortaya çıktığı dönemlerde İran’da milyonlarca insanın mensubu olduğu bir dindi. Halife Ebubekir ile başlayan ve dört halife döneminde devam eden İslam-Zerdüştlük ilişkisi ise bu süreçten itibaren etkileşim alanı buldu.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Zerdüştilik1 (Mecusilik), Zerdüşt’ün tebliğ ettiği ilk etapta monoteist bir teoloji içeren, eski İran inanç ve geleneklerinin harmanlanmasıyla ortaya çıkan bir dindir.2 Zerdüştilik Ahameniş İmparatorluğu zamanında ortaya çıkmış, politeist olan İran halkının üzerinde büyük değişikliklere neden olmuştur.3 Ahameniş İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla Zerdüştilik de Helenizm’in etkisi altına girmiş eski önemini yitirmiştir. Fakat Sâsâniler zamanında yeniden gelişim yakalayan bu inançsal yapı ve İran’ın kadim peygamberi Zerdüşt eski itibarını geri kazandı. Sâsâni hanedanının bütün üyeleri Zerdüşt dininin inanç esaslarını her tarafa yaydılar. Bu dinin kutsal kitabı Avesta, İran’ın hukuk ve kutsal kitabı olarak kabul edildi.4  

Tarihi süreç içerisinde birçok değişim ve dönüşüme uğrayan Zerdüştilik, hâkim olan siyasi otoritenin dini olması nedeniyle eski İran coğrafyasında varlığını sürdürmeyi başardı.5 Fakat Zerdüştilik her ne kadar Sâsâniler zamanında İran’ın devlet dini olsa da ayrılıkçı hareketlerin ve hükmü olmayan öğretilerin etkisinde kaldı. Mezhepler ve hizipleşmeler ortaya çıktı.6

Zerdüşt’ün MÖ binli yıllara dayanan yarı mitolojik yaşamı ile başlayan Mecusi geleneği uğradığı bir takım değişikliklere rağmen köklü bir din olma özelliği göstererek varlığını günümüze kadar taşıdı.7 Zerdüşt’ün yaşadığı dönemde tek tanrı inancını esas aldığı için monoteist dinler kategorisinde yer almaktadır. Aynı şekilde Kuran-ı Kerim’de8 de tek tanrılı Sami dinler arasında sayılmaktadır. Ancak Zerdüşt’ün ölümünden sonraki dönemlerde içinden çıktığı coğrafyanın baskıladığı inançlar ve etrafındaki din ve kültürlerin etkisiyle uğradığı değişimlerle düalist bir yapıya dönüşmüştür.9

Zerdüşt Dininin İslam’la Teması ve İslam Devletlerinde Zerdüştiler/Mecusiler

Zerdüştilik ve İslam’ın tam manasıyla karşılaşması Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ilk halife Ebu Bekir’in Arap dünyasının sınırları ötesine, İran topraklarını da içeren fetih hareketleri sonucu başladı. Kadisiye Savaşı ile fiilen ortadan kalkan Sâsâni Devleti’nin hâkim olduğu İran sahası Arapların kontrolüne geçince Zerdüştilik de bu yeni din karşısında etkisini yavaş yavaş yitirdi.10

Hz. Muhammed döneminde Zerdüştilere ehl-i kitap muamelesi yapılmıştır. Doğu ve Güney Arabistan’da mevcut olan Zerdüştilere gönderdiği mektuplarda, İslami kabul etmeleri halinde Müslümanların sahip olduğu hakları elde edeceklerini, İslamiyet’i kabul etmeyenlerin ise cizye vergisi ödeyeceklerini belirtmiştir.11 Cizye ödemeyi kabul edenler Kur’an’da zikredilmeyen fakat Hz. Muhammed’in uygulamaları ile oluşan zimmi hukukuna göre muamele görmekteydi. Bu uygulama dört halife döneminde de tatbik edilmiştir.12

İslami dönemde cizye vergisi dışında gayrimüslimlere yönelik (Mecusileri de içeren) antlaşmaya gidilmiştir. Buna göre;

-Antlaşma şartlarına muhalefette bulunulmayacak,

-Müslümanlara karşı hiçbir gayrimüslime yardım edilmeyecek,

-Müslümanların askeri sınırlarını düşmanlarına ifşa etmeyecekler,

-Ahitlerini bozarlarsa en şiddetli şekilde cezalandırılacaklar ve zimme kaldırılacaktır,

-Hastalık, sakatlık veya musibet dolayısıyla fakir düşen, kendi dindaşlarının yardımına muhtaç olan kimsenin cizyesi düşürülecektir,

-Harp elbisesi hariç, Müslümanlara benzememek kaydıyla her çeşit elbiseyi giyebileceklerdir. Bu antlaşma maddeleri gayrimüslimlerin İslam toplumunda yaşama sınırlarını belirlemektedir.

Mecusi coğrafyanın İslam orduları tarafından kısa zamanda fethini müteakip, bölge haklarının zaman içerisinde Müslüman olduğu görülmektedir. Müslüman coğrafyacıların tespitlerine göre Mecusi eski coğrafyada, atalarının dedelerinin yaşayıp gömüldükleri topraklarda hayatlarına devam etmişlerdir. Yani sonradan yaşadıkları bölgelere gelip yerleşen insanlar değillerdir. Söz konusu coğrafyanın hemen hemen her bölgesinde bu halkların nüfus bakımından oldukça azaldığı görülmektedir.  Fakat buna rağmen üç dört asır sonrasında bile mevcudiyetlerini ve geleneklerini devam ettirmeyi başarmışlardır.13

Mecusilerin antik çağlardan beri en yoğun yaşadığı toprakların başında Fars bölgesi gelmektedir. İslam hâkimiyetine geçtikten sonra Fars bölgesinde yaşayan gayrimüslimlerin içinde nüfus olarak en yoğunu Mecusiler olmuştur. Bu bölgedeki ateşkedeler de oldukça fazlaydı.  Şehir, kasaba ve köylerde neredeyse mabet olmayan yerleşim yeri bulunmamaktaydı. İbn Havkal’dan nakille bölge içinde Mecusi nüfusu olmayan evin bulunmadığı bunun sebebinin de Fars topraklarının onların anavatanı olduğu ve dini geleneklerini bu zamana kadar devam ettirdikleri şeklindedir.14

Mecusilik, Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde de görülmeye başlanmıştır. Merv, Buhara, Semerkant, Fergana, Kaşgar üzerinden geçen Çin-İran ticaret yolu milattan sonra özellikle Sâsâniler döneminde tacir İran nüfusunu bölgeye çekmiştir. Mecusi coğrafyanın fethinden sonra Orta Asya’nın kısa zamanda İslamlaştığını söylemek doğru değildir. Özellikle bu coğrafyada yoğun olarak yaşayan Türklerin topluluklar halinde İslam’ı benimsemeleri yaklaşık üç asır sonrasında başladığından, Mecusiliğin bu bölgedeki etkisini yitirmediği söylenebilir.15

Semerkant şehrinin ortasından geçen nehir sayesinde bölgenin en mamur yeri olan Rasü’t-Tak bölgesindeki ırmağın iki kenarındaki bahçeleri yaz-kış koruyan Mecusi muhafızlar koruma görevi karşılığında cizye vergisinden muaf tutulmaktaydı. Merv şehrinin köylerinden birinde büyük bir tepenin üzerinde halkı Mecusi köy bulunmaktaydı. Bu köyün halkı geçimini nakliye hizmetleriyle uzak bölgelere yük taşıyarak sağlarlardı.16 Buhara da çok sayıda ateşkedesiyle ileri gelen Mecusilerin toplandığı bir yer ve bu dinin dini-kültürel merkezi haline gelmişti. Nitekim İslami dönemde bölgede en kuvvetli din Mecusilik olduğundan Müslümanlar en fazla bu dine karşı mücadele vermişlerdir.17 Öyle ki Narşahi’nin aktardığına göre, Buhara’da oturan Mecusi bir topluluğun Müslümanlarla bir arada yaşamak istemediklerinden sahip oldukları bütün mülkleri terk ederek şehir dışında yeni bir yerleşim yeri kurdukları rivayet edilir.18 Bu durumun aksine İslamiyet’i kabul edip Müslümanlarla birlikte yaşamayı kabul eden Mecusiler de vardı. Gönüllü olarak İslam’a geçen Mecusiler’in bu konudaki tutumları dini olmaktan çok siyasi ve ekonomiktir. 

Cizye vergisinden muaf olmak isteyen bu dinin mensupları genellikle İslam’ı tercih ettiler. 9. yüzyılın ortalarına kadar etkili bir azınlık olarak yaşamaya devam eden Zerdüştîlere ciddi anlamda baskı Abbasiler döneminde yapıldı. Bu dönemde ibadethaneleri imha edilen Zerdüştîlerin zımmi statüsü de kaldırıldı. İslamiyet’in ortaya çıkışından Abbasiler dönemi de dâhil olmak üzere Zerdüştîlerin dini özgürlük konusunda bazı durumlarda serbest olduğunu bazı durumlarda ise baskı altında olduğunu söylemek mümkündür. Bu durumun bu şekilde cereyan etmesinde İslam devletlerinin gayrimüslim azınlıklara uyguladığı politikalar etkilidir.19

Sâmâniler devrine gelecek olursak genel anlamda dini bir hoşgörünün hâkim olduğunu görmekteyiz. Bu durum Zerdüştiler için de geçerlidir. Öyle ki Samaniler öncesi dönemde (özellikle Abbasiler döneminde) dini özgürlükleri kısıtlanıp hiçbir göreve getirilmeyen Zerdüştiler, bu dönemde belirli görevlere getirilmiş hatta bu görevleri karşılığında vergilerden muaf tutulmuşlardır. Eski dönemlerden kalma bir su kanalının muhafazasının bir Zerdüşti’ye verilmesi ve buna karşılık cizye vergisinden muaf tutulması bu duruma bir örnek teşkil etmektedir.20

Gazneliler döneminde gayrimüslim hiçbir tebaanın kamuya ait meşguliyetlere getirilmesi söz konusu olmamıştır. Hatta öyle ki Zerdüşti olsun Hristiyan olsun bunların sultanın huzuruna çıkması dahi engellenmiştir.21 Selçuklular döneminde ise vezir Nizamülmülk’ün Zerdüştilere karşı tutumunun sert olduğunu siyasetnamesinden edindiğimiz bilgilerden çıkarmaktayız. Selçukluların dış ilişkilerde Fatımi halifeliğine karşılık Bağdat’taki Sünni halifeyi desteklemesi doğal olarak onların Hanefi ve Şafii mezheplerini ön planda tutması bu iki mezhep hariç diğer din ve mezheplere karşı tutumlarının katı olması sonucunu ortaya çıkarmıştır. Nizamülmülk gibi devlet yönetiminde etkili bir vezirin gayrimüslim tebaaya gösterdiği sert tutum devletin onlara karşı uyguladığı politikalar üzerinde elbette etkili olacaktı. Ona göre, Müslüman olmayan tebaanın kesinlikle idari işlerden uzak tutulması gerekmektedir. Hatta abartılı bir ifade ile Zerdüşti olsun Yahudi olsun yapacağı en iyi şeyin yeryüzünde en azından nefes aldıklarına şükretmesi gerektiğini söylemektedir.22 Nizamülmülk’ün bu katı tutumu İslam’ın baskın olduğu dönemlerde Zerdüştilerin ve diğer gayrimüslimlerin dışlanmış olduğu izlenimini vermektedir. Buna mukabil Zerdüştilerin de Müslümanlarla olan ilişkileri belirli çerçevede gelişmiştir. İki toplum arasında evlilikler yasaklanmış, tapınaklarına Müslüman birinin girmesine izin verilmemiştir.

Sonuç

Zerdüştilik diğer bir adıyla Mecusilik İran coğrafyasında gelişip yayılma alanı bulmuş bir din olarak karşımıza çıkmaktadır. Ahameniş İmparatorluğu zamanında ortaya çıkan Zerdüştilik, bu devletin yıkılmasıyla bir müddet eski gücünü yitirmiş ancak Sâsâniler döneminde yeniden gelişme göstererek onların resmi dini haline gelmiştir. Tüm bu süreçler içerisinde Zerdüştilik dininde bir takım değişimlerin olduğu da gözlemlenmektedir.

İslamiyet’in ortaya çıktığı dönemlerde İran’da dini bir hiyerarşiye sahip milyonlarca insanın mensubu olduğu bu din, sadece İran asıllı kişilere has olmamakla birlikte Orta Asya’da Türklerin yaşadığı coğrafyalarda da yayılabilme imkânını bulmuştur. İslam öncesi Araplar ile Zerdüşti İranlılar hem komşu hem de bazı bölgelerde iç içe yaşadıklarından kültürel olarak birbirlerine aşina iki toplum idi. Hz Muhammed İslam dinini tebliğ etmek için dönemin Sâsâni hükümdarına mektup göndermiş fakat olumsuz bir yanıt almıştır. Bu durum karşında Hz. Muhammed’in uyguladığı siyasi taktikler ve uygun zamanlamalarla Arap Yarımadası’nda yaşayan Zerdüştileri İslam Devleti’ne vergi öder hale getirmiştir.

Dört Halife döneminde Sâsânilerle iyi ilişkiler kurulmuş ancak iki devlet arasında meydana savaşlar sonucunda Sâsâni Devleti fiilen ortadan kalkınca İslam orduları tüm İran ve Orta Asya’ya yayılarak bölgedeki şehirleri fethetmiş ve Zerdüşti toplumun yeni efendileri haline gelmişlerdir. Bu tarihten sonra Zerdüştiler eski politik güçlerini kaybederek, Müslümanlarla birlikte aynı alanı paylaşma hususunda bir takım anlaşmalara gidilmiştir. Zerdüştiler yavaş yavaş kendi dinleri dışında bir toplumla etkileşim içinde olup birlikte yaşamaya mecbur edilmiştir.

İslamiyet’le birlikte Zerdüştilerin dinlerinde ne tam olarak özgür ne de İslam’ı kabul etme konusunda tam bir baskı altında olduğunu söylemek doğru değildir. Dönemin şartlarına göre bu durum değişiklik göstermiştir. Cizye vergisi ödemek koşuluyla dinlerinde serbest olan Zerdüştiler, bazı durumlarda İslam hukukuna aykırı olmasına rağmen kendilerine has uygulamalarına karşı çıkılmamıştır. Emeviler döneminde Zerdüştilerin orduda ve imar faaliyetlerinde aktif görev aldıklarını görmekteyiz. Ancak yine bu dönemde Emeviler’in ünlü komutanlarından Kuteybe b. Müslim’in Zerdüştilere bir takım baskı ve zor kullanma ile İslam’ı kabul ettirdiği tarihi kaynakların aktardığı bilgilerden edinmekteyiz. Zerdüştilerin bu dönemlerde bir kısmının İslam’ı tercih ettiğini görmekteyiz. Bunun en önemli nedenleri politik ve ekonomiktir. Baskıya maruz kalan Zerdüştilerin bir kısmı Hindistan’a göç ederek varlıklarını sürdürmüşlerdir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Mecusilik, Sâsâniler döneminde yönetici sınıfla yakından irtibatlı olan rahip sınıfı Meci’den hareketle İslam kaynaklarında Mecusilik, Batı kaynaklarında ise Zerdüşt’ün isminden dolayı Zoroastrianism veya Ahura Mazda isminden hareketle Mazdeizm olarak isimlendirilir. Ayrıca ateş kültüyle ilgili inanç ve ritüelleri sebebiyle Ateşperestlik adıyla da bilinir. (Şinasi Gündüz, “Mecusilik”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C.28, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2003, s.279).

2Gündüz, “Mecusilik”, s.279.

3Cahid Kara, İslam Coğrafyasında Mecusiler, Hikmetevi Yayınları, İstanbul 2015, s.51.

4Kara,  a.g.e., s.71.

5Mehmet Alıcı, “Genel Hatlarıyla Mecusilik ve Zerdüşt’ün Modern Takipçileri”, Ortadoğu Yıllığı, (2011), Açılım, İstanbul 2012, s.551.

6Kara, a.g.e., s.73.

7Alıcı, “Zerdüşt’ten Günümüze Mecusilik/Zerdüştilik”, Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, C.1, İnsan Yayınları, İstanbul 2015, s.773.

8Bkz. Hac Suresi, 22/17.

9Cengiz Duman, Mecusilik (Zerdüştlük Dini), Ankara 2009, erişim adresi: https://archive.org/details/zerdust, s.5.

10Marietta Stepaniants, “Zerdüştlüğün İslamla Karşılaşması”, çeviren: Cahid Kara, Journal of Islamic Research, 23(2), 2012, s.90.

11Duman, a.g.e., s.16.

12Kara, a.g.e., s.168.

13Kara, a.g.e., s.145.

14İbn Havkal, Kitabu Sureti’l-Arz, hazırlayan: J. De Geoje, Leiden 1938, s.292; Kara, a.g.e., s.147.

15İskender Oymak, “ Türkistan’da Zerdüştiliğin Yayılması ve Etkileri”, Türkler, C.III, Ankara 2002, s. 376-377.

16İbn Havkal, s.493; Kara, a.g.e., s.151.

17Osman Aydınlı, “İslâm Hâkimiyetine (II./VIII. Asır) Kadarki Dönemde Soğd Havzasının İktisadî ve Sosyokültürel Dinamikleri”, İslam Araştırmaları Dergisi, S.32, s.120-121.

18Narşahi, Tarih-i Buhara, Farsça’dan tercüme eden: Erkan Göksu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2013, s.45.

19Stepaniants, “a.g.m.”, s.95.

20Tülay Yürekli, Samaniler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, SBE, Ankara 2002, s.31.

21Nizamülmülk, Siyasetname, Çev. Mehmet Taha Ayar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2014, s. 231; Jamsheed Chosky, “Zoroastrians in Muslim Iran: Selected Problems of Coexistence and Interaction during theEarly Medieval Period”, Iranian Studies, Vol. 20, No. 1 (1987), s.28.

22Nizamülmülk, s.237.

 

 

Kaynakça

Alıcı, Mehmet, “Genel Hatlarıyla Mecusilik ve Zerdüşt’ün Modern Takipçileri”, Ortadoğu Yıllığı, (2011), Açılım, İstanbul 2012, s.549-578.

--------------------, “Zerdüşt’ten Günümüze Mecusilik/Zerdüştilik”, Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, C.1, İnsan Yayınları, İstanbul 2015, s.773-798.

Aydınlı, Osman, “İslam Hakimiyetine(II. / VII Asır) Kadarki Dönemde Soğd Havzasının İktisadi ve Sosyokültürel Dinamikleri”, İslam Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2014.

Chosky, Jamsheed, “Zoroastrians in Muslim Iran: Selected Problems of Coexistence and Interaction during theEarly Medieval Period”, Iranian Studies, Vol. 20, No. 1 (1987)

Duman, Cengiz, Mecusilik (Zerdüştlük Dini), Ankara 2009, erişim adresi: https://archive.org/details/zerdust, s.5.

Gündüz, Şinasi, “Mecusilik”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C.28, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2003, s.279-284.

İbn Havkal, Kitabu Sureti’l-Arz, hazırlayan: J. De Geoje, Leiden 1938.

Kara, Cahid, İslam Coğrafyasında Mecusiler, Hikmetevi Yayınları, İstanbul 2015.

Narşahi, Tarih-i Buhara, Farsça’dan tercüme eden: Erkan Göksu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2013.

Nizamülmülk, Siyasetname, Çev. Mehmet Taha Ayar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2014.

Oymak, İshak, Türkistan’da Zerdüştiliğin Yayılması ve Etkileri”, Türkler, C.III, Ankara 2002.

Stepaniants, Marietta, “Zerdüştlüğün İslamla Karşılaşması”, çeviren: Cahid Kara, Journal of Islamic Research, 23(2), 2012, ss.89-99.

Yürekli, Tülay, Samaniler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, SBE, Ankara 2002.

DİĞER MAKALELER
İslami Dönemde Zerdüştilik
Türk Tarihi
Türklerin İslamiyet'i Kabul Psikolojisi

Türklerin İslâmiyet’i kabulüyle neticelenen tarihî sürecin siyasî, askerî ve tarihî safhaları ile ilgili muhtelif çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, konu hakkında bilinmeyen birçok hususu aydınlığa kavuşturmakla birlikte muhtelif tez ve düşüncelerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan görüş farklılıkları içerisinde en dikkat çekicisi, “Türklerin, önceden mensup oldukları inanç sistemi ve hayat tarzıyla büyük bir benzerlik taşıyan İslâmiyet’i kabulde hiç zorlanmadıkları ve bu yeni dinle tanışmalarından hemen sonra çok hızlı bir şekilde ve toplu olarak İslâmiyet’i kabul ettikleri” görüşüne karşı “aslında bu sürecin hiç de söylendiği gibi kısa sürede ve kolay olmadığı, hatta Türkler arasında İslâmiyet’in cebrî bir surette yayıldığı” iddiasıdır. Konuyu ele alan araştırmacıların, aynı tarihî kaynaklardan istifade etmiş olmalarına rağmen, çok farklı neticelere ulaşmaları veya birbirine taban tabana zıt görüşler ileri sürmeleri ilginçtir. Kanaatimizce bu durumun sebebi, meselenin sadece tarihî hadiselerden hareketle ele alınması ve buna bağlı olarak sözkonusu sürecin sosyal, psikolojik, kültürel ve iktisadî cephelerinin ya ihmal edilmesi ya da kişisel görüş ve kanaatlere göre şekillendirilmiş olmasıdır. Hâlbuki Türklerin İslâmiyet’i kabul sürecini, sadece tarihî kaynaklarda yer alan bilgileri, hele de bu bilgilerin bir kısmını veya istenen kısımlarını ele almak suretiyle izah etmek mümkün değildir. Zira sözkonusu süreç, tarihî olduğu kadar sosyolojik, psikolojik, kültürel ve hatta iktisadî cepheleri olan çok yönlü bir değişim sürecini kapsamaktadır. Bu bakımdan bir “din değiştirme” hadisesi olan Türklerin İslamiyet’i kabul sürecini, özellikle psikolojik ve sosyolojik yönlerini esas almak suretiyle değerlendirmek, meselenin izahı için daha “doğru” ve “gerçekçi” bir bakış açısı oluşturma konusunda büyük önem taşımaktadır.

İslami Dönemde Zerdüştilik
Osmanlı Tarihi
Avrupa’da Bir Osmanlı Sultanı Portresi: Yıldırım Bayezid

Prof. Dr. Feridun Emecen’in tabiriyle ihtirasın gölgesinde bir sultan olarak adlandırılan ve yaşadığı dönemlerde sahip olduğu kudrete göre tarihsel bir imaj çizilen Yıldırım Bayezid’in içerisinde bulunduğu bu durum şüphesiz ki Avrupa’da da benzer şekilde yankı buldu. Avrupa’da devam eden Türk tedirginliğinin daha da derinleştiği dönemin hükümdarı Yıldırım Bayezid, gerek yöneticilik kabiliyetinden gerekse de genel karakterinden dolayı Avrupa tarih yazıcılığında önemli ifadelerle yer aldı. Batı kaynaklarında I. Murad gibi önemli bir padişah “bey” manasına gelen "bahy" gibi bir unvanla gösterilirken Yıldırım Bayezid’in çok daha üst düzeyde bir unvanla "roy", rex" ve hatta doğrudan Soldan unvanı ile gösterilmesi, Osmanlı tahtının yeni sahibinin çok daha güçlü bir şahsiyet olarak görüldüğünün ipucunu verir. Elbette bu durum yalnızca Bayezid’in sahip olduğu güçle değil, onun kendine koyduğu cihan hedefleriyle de ilgiliydi. Yıldırım Bayezid’in Avrupalı entelektüellerce tam olarak bir “dünya fatihi” olarak görülmesi buna en iyi örnekti. Ancak her ne kadar bu yönde ifadeler söz konusu olsa da okun Niğbolu Savaşı’yla kendilerine döndüğünü gören Avrupalıların tarih yazıcılığında Yıldırım Bayezid’e yönlendirilen sert ifadelere daha çok yer verilmeye başlandı. Nitekim Yıldırım Bayezid, Avrupalı kronik yazarlarınca komşu ülkelerin topraklarıyla yetinmeyen, gözünü çok daha uzaktaki diyarlara diken bir hükümdar olarak görülmeye başlandı. Hristiyanlarca tanrının kendilerine gönderildiği bir bela olarak görüldü. Bununla birlikte yine de Yıldırım Bayezid, Avrupalı kaynak yazarlarının hayranlığını üstüne çeken bir hükümdardı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun