Canlı Bomba Eylemcilerinin Psikolojisi

Canlı Bomba Eylemcilerinin Psikolojisi

İntihar bombacısı veya bir başka deyişle canlı bomba eylemi yapan bir insanın psikolojisi nasıldır ve bir insan nasıl canlı bomba eylemi yapacak hale gelir?

BEYAZ TARİH / MAKALE

Hepimizin aklına gelen bu sorulara cevap bulmaya çalışalım. Bütün kadim medeniyetler insanın üç temel melekesinden bahsederler.

Birincisi; kendini koruma ve eylem melekesi.

İkincisi; istek ve ihtiyaçlarına yönelip elde etme melekesi.

Üçüncüsü; düşünüp çözümleme ve adapte olma melekesi.

Bu üç melekenin hedeflerine (kendini koruma ve özgür eylem, ihtiyaçlarına ulaşabilme, hayatın akışına adapte olma ve geleceğe güven duyma) ulaşması halinde kişi mutluluk ve tatmin hissederken ulaşamaması halinde ise ‘öfke, mutsuzluk, ümitsizlik ve çaresizlik’ hisseder. Süregelen ‘mutsuzluk, mahrumiyet, ümitsizlik ve çaresizliğin’ oluşturduğu acıdan kurtulmak için bazı insanlar intihar yolunu seçer. Çünkü hayat o kişiye ‘acı, keder, zarar ve mutsuzluk’ getirmiştir ve getirecektir. Üstelik her geçen gün hayat daha katlanılmaz ve dayanılmaz halde geçmektedir.

İşte bu psikolojik zemine ‘ bu acılara neden olan kişilere karşı duyulan öfkenin yok edici etkisi’ eklendiğinde canlı bomba eylemcisinin portresi tamamlanmış olur. Kişinin kendisine veya aidiyet duyduğu topluluğa karşı var olan (veya var olduğu düşünülen) tehditlere duyduğu öfkenin saldırganlık ve yok ediciliğe evrilmesi bu tür eylemcilerin ortak özelliğidir.

İntihar bombacısına göre; kendisi ve grubu tamamıyla iyi, ötekiler ise en ağır cezayla cezalandırılması gereken tümüyle kötü kişilerdir. Ayrıca canlı bomba eylemcisin psikolojisinde sanılanın aksine acizlik söz konusudur. Bu kişilerde ‘düşmanlarına karşı yetersizlik ve güçsüzlük’ hissedilir. Aslında dikkatle analiz edildiğinde kişiyi toplu katliam gibi bir canavarlığa sevk eden temel his olan öfkenin yanıbaşında mutlaka acizlik yatmaktadır. Acizliğin derecesi ve devamlılığı ölçüsünde canavarlık ve yıkıcılık artar.( Kendini güçlü hisseden aslanın sürüden yalnızca birini avlayıp öldürmesine mukabil uzun süre fırsat kollayan ve acizlik hisseden kurdun sürünün tümünü telef etmesi örneğindeki gibi) İntiharın bir güçlülüğe değil bir tahammül eksikliğine işaret etmesi gibi canlı bomba eylemi de bir cesarete değil acizliğe işaret eder.

Bu kişiler çoğunlukla kalabalık ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük sorunlu aile bireyleridir. Geleceğe dair umutları yok gibidir. Hayatta tatmin olacağı ölçüde başarı gösterememiş ve hedefleri konusunda hayal kırıklığı yaşamış kişilerdir. İtibar ve takdire, güce ve etkili olmaya, bir eylemle kendini ispat etmeye muhtaçtırlar. Kendi bireysel varoluşu silik olduğundan bir dava üzerinden var olmaya çalışırlar. Antisosyal eğilimleri olan, asi, isyankar, tepkisel, kendini ispat etmek ve birilerinden intikam almak isteyen bireylerdir.

Nasıl Yetiştiriliyorlar?

*  Mutlaklaştırıcı ve ya hep ya hiç tarzında ideolojik telkinlerle düşmanı şeytanlaştırmak.

*  Sürekli olarak haksızlık, kötülük ve zulümlere vurgu yapmak .

*  Kutsal kabul edilen değerleri korumak üzerinden motive etmek.( Namus, vatan, ideal bir dünya kurmak, barış ve adaleti sağlamak, zulme karşı durmak)

*  Kahraman olmak, övünülecek bir eylem yapmak, dünyada kalıcı bir iz bırakmak, boş geçen hayatını değerli bir eylemle taçlandırmak gibi değerler üzerinden egoyu duygusal olarak tahrik etmek.

*  Ölümsüzleşmek, adını devrim tarihine yazmak, şehit olmak gibi idealler ile egoyu besleyerek kişiyi hedefe kilitlemek.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
İsmail ACARKAN

DİĞER MAKALELER
Canlı Bomba Eylemcilerinin Psikolojisi
Eski Çağ Tarihi
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü

Solunum, beslenme ve barınmadan oluşan zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yalnızca ikincisi bu denli seçici özelliklere tabi tutulmuştur, üçüncüsünün zorunluluk mu yoksa seçim mi olduğu konusu hala tartışmalı olmakla birlikte Neolitik Çağ’dan beri artan oranlarda seçime tabi tutulduğu ortadadır. Paleolitik Çağ’da yaşayan atalarımız protein ihtiyaçlarını başlarda karada ve suda yaşayan küçük boyutlu hayvanları avlayarak karşılıyordu, toplumsal yapıdaki gelişme ve artan nüfus daha büyük boyutlu hayvanların da avlanmasına olanak sağladı. Paleoantropologlar bu işin erkekler tarafından gerçekleştirildiği tezini ortaya atarken kadınların da çevreden toplayabildikleri kadar tahıllar, kök sebzeler, meyveler, fındık-ceviz gibi sert kabuklu yemişlerle menüyü zenginleştirmeye çalıştıklarını söyler. Onların bu faaliyetleri Neolitik Çağ’da tarımın doğuşuna ön ayak olmuş olabilir. Bu süreçte artık insanoğlu her yıl elde ettiği besin maddelerinin en iyi türünü evinin yanındaki tarlaya ekerek daimi besin kaynağına ulaşırken ağıllarına koyduğu et kaynaklarını uysal türler arasından seçmeye dikkat etmiştir. Mağara duvarlarındaki av sahneleri ile yerleşim yerlerinde ele geçen fosilleşmiş yiyecek artıkları tarih öncesi insanının beslenme alışkanlıklarına en açık şekilde tanıklık yapan izlerdir. İnsanoğlu yaklaşık 8 bin yıl boyunca arkasında tek bir satır yazılı iz bırakmadan bu şekilde yaşadı. Mısır ve Mezopotamyalılar yediklerini bir şekilde kayda geçiren ilk uygarlıklar oldular. Onlar hala tahıl temelli beslenip av hayvanları ile protein sağlıyorlardı. Ancak artık tapınaklarda tanrıları adına kestikleri kurbanlar da zengin bir kaynak oluşturdu. Daha sonraki uygarlıklar mutfak kültürleriyle ilgili daha fazla kayıt tutmaya başladılar. M.Ö. I. bin yıla gelindiğinde Anadolu ve batısındaki topraklarda zenginlikle doğru orantılı olarak gelişen bir mutfak kültürü oluşmaya başladı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun