Bosna Soykırımı ve Karadziç’le Miladziç’in Savaş Suçlusu Olarak Mahkûmu

Bosna Soykırımı ve Karadziç’le Miladziç’in Savaş Suçlusu Olarak Mahkûmu

Osmanlı tarihinin son 150 yılından itibaren Balkanlar’da yaşanan etnik ve kültürel temizliklerin son örneğini oluşturan 1992-1995 Bosna Savaşlarında Boşnaklara uygulanan soykırımın failleri Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanmaktadır. Fakat Sırp halkının bu isimleri milli bir kahraman gibi görmesi Bosna barışını tehdit edici ve heterojen yapıya sahip bölgeyi yeni kargaşaya sürüklemek için zihni alt yapıyı döşemektedir.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Balkanlar’daki etnik, dinî ve kültürel zenginliğin yaşandığı son örneklerden biri Osmanlı dönemidir. Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki siyasî hâkimiyetinin kademeli olarak sona ermesiyle birlikte bölgedeki bu çeşitlilik ve zenginlik de yavaş yavaş azalmıştır. Bu süreç, 1804 Sırp İsyanı ile başlamış ve 1912-1913 Balkan Savaşı’yla sona ermiştir. Bölgedeki bu etnik, dinî ve kültürel homojenleşmenin gerçekleştirilmesi sırasında Balkanlar büyük mezâlim ve soykırımlara şahit oldu. Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar ve Karadağlılar başlangıçta ayaklanmalar sürecinde ve ardından Osmanlı’dan kopardıkları; daha doğru bir tabirle koparılarak kendilerine teslim edilen bölgelerde kendi hayalî homojen yapılarını kurabilmek için farklı milletleri temizlemeye giriştiler. Bu temizlikte herkes mağdur olmakla birlikte özellikle de Müslüman halklar çok daha fazla hedef alınmışlardı. Zira Türkler, Arnavutlar, Boşnaklar ve Pomaklar gibi Müslüman milletler Balkanların her yerinde karışık olarak diğer milletlerle birlikte yüzyıllardır iç içe yaşıyorlardı. Osmanlı sonrasında bölgede kurulmaya çalışılan ulus devletlerde belli aralıklarla modern zamanlara kadar devam edegelen bu soykırımlar neticesinde Balkanlar’da bugünkü homojen sınırlar ancak teşkil edilebilmiştir.  

Bosna-Hersek’te Etnik ve Kültürel Temizlik: Balkanlar’da Yok Edilmeye Çalışılan Son Millet

Osmanlı tarihinin son 150 yılından itibaren Balkanlar’da yaşanan bu etnik ve kültürel temizliklerin son örneğini 1992-1995 arasında cereyan eden Bosna Savaşları oluşturur. Yugoslavya’nın dağılmasıyla başlayan bu sürecin başlangıcı; Boşnak-Sırp, Boşnak-Hırvat, Boşnak-Sırp/Hırvat ve son aşaması ise Boşnak/Hırvat-Sırp Savaşı şeklinde cereyan etmişti. Bu savaşlar neticesinde 160.000 Boşnak, 30.000 Hırvat ve 25.000 Sırp hayatını kaybetti. 1.000.000 Boşnak, 400.000 Hırvat ve 300.000 Sırp vatanlarından sürüldüler. Bu savaşlar sırasında Müslüman Boşnak sivillere yönelik katliamlar, göçe zorlamalar, toplu tecavüzler ve toplama kamplarındaki işkenceler gibi birçok savaş suç işlenmiştir. Bu arada kültürel temizlik adı altında câmiler ve mezarlıklar gibi islâmî tarihî ile kültürel mekânlara ve eserlere karşı da büyük kıyımlar yapılmıştı. Kısacası 1992-1995 yılları arasında bu gelişmeler, Balkan tarihinin modern zamanlardaki etnik, dinî ve kültürel temizliklerin son örnekleri olmuştur.  

Bosna-Hersek’teki bu etnik ve kültürel temizlik olaylarıyla alakalı daha öncesinde cereyan etmeyen önemli yeni bir gelişme yaşandı. Bu son savaşlarda vuku’ bulan katliâm, işkence ve tecavüzler BM’nin aldığı bir kararla kurulan uluslararası mahkemede yargılanma konusu yapılır. Bosna-Hersek’teki etnik temizliğin doruk noktasına ulaştığı sıralarda 22 Şubat 1993’de BM Güvenlik Konseyi’nin 808 numaralı kararıyla Milletlerarası Savaş Suçları Mahkemesi’nin kurulması kararlaştırılmış ve mahkeme 17 Kasım 1993’te Lahey’de faaliyetlerine başlamıştır. Mahkemenin göreve başlamasından, bugüne kadar geçen süre zarfında, savaşta insanlık suçu işleyen çok kişi yargılanarak mahkûm edilmiştir. Yargılanan bu şahısların arasında Bosna Savaşı ile özdeşleşen önemli isimlerden eski Yugoslavya Devletbaşkanı ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç, Bosna Sırpları siyasî lideri Karadziç ve Bosna Sırpları Komutanı Radko Miladziç de yer alıyor.   

Sırp Liderlerin Savaş Suçlusu Olarak Yargılanması: Geç Gelen Adalet Adalet Değildir

Miloşeviç, Yugoslavya’yı büyük Sırbistan’a dönüştürmeye çalışmasıyla başlayan Yugoslavya’nın dağılma sürecinde 1992-1995 arasında iç savaşlar patlak verdi. Bu savaşların yoğun ve kanlı geçtiği bölge Bosna-Hersek’tir. Savaşların başlamasında ve savaş suçlarının işlenmesinde mesul olmasına rağmen Miloşeviç, Bosna-Hersek’te değil de sâdece Kosova’da insanlığa karşı işlenen suçlardan dolayı yargılanırken  hücresinde ölü bulunmuştur. Onun, Bosna’da işlenen suçların hesabını vermeden ölmesine rağmen bu gelişme önemlidir. Büyük Sırbistan kurma idealiyle bu son felaketi başlatan Miloşeviç gibi bir liderin bu şekilde savaş suçlusu olarak mahkûm edilmesi, Balkan Tarihi’ne düşülen bir not olması bakımından önemlidir.  

Bosna’da Sırplarının siyasî lideri Radovan Karadziç de Miloşeviç’le aynı kaderi paylaştı. Karadziç, Bosna-Hersek’teki iç savaşın önemli siyasî aktörlerinden biri olarak üç yıl boyunca bölgede işlenen gelişmelerde dahli vardır. Bundan dolayı hakkında dava açılmış ve 2008 yılında yakalanarak tutuklanmış; yapılan yargılama neticesinde Boşnaklara ve Hırvatlara karşı insanlık suçu işlediği iddiasıyla 2016 yılında 40 yıla mahkûm edilerek hâlen hapis yatmaktadır.

Bosna’daki mezâlimin ve soykırımın yaşanmasında etkili olan siyasî kanadı temsilen bu iki kişinin yargılanması ve birinin mahkûm edilmesinin ardından en son olarak askerî kanadı temsilen Bosna Sırp milislerinin komutanı Radko Mladiç de bunların kaderini paylaştı. Bosna Savaşı sırasında Sırpların komutanlığını yapan General Miladziç, 1992-1995 savaşlarında sivil insanların öldürülmesinden ve özellikle de 1995 yılında Srebrenitça’da 8.000 Müslüman Boşnak’ın katledilmesinden sorumlu tutuluyor. Gıyabında yargılanmaya başlamasına rağmen uzun süre saklanmıştır. Fakat en sonunda 2011 yılında yakalanmış ve hakkındaki karar nihayet 2017’de “müebbet hapis” olarak tescil ve ilan edilmiştir. Şuanda hapis cezasını çekiyor.

Böylece Balkanlar’daki son etnik ve kültürel temizliğin uygulayıcısı olan sivil, siyasî ve askerî kanadını temsilen üç önemli isim de hüküm giyerek suçları milletlerarası hukuk bakımından tescillendirilmiştir.   

Sırp Gençlerin Miladziç Fotoğraflarıyla Maça Çıkması: Gelecek İçin Endişeli Bir Durum

Bütün bu gelişmelere rağmen Miloşeviç, Karadziç ve Mladziç günümüzde Sırplar arasında millî karaman olarak görülüyor. Bu sahip çıkma öyle soyut bir iddia değil, aksine bu şahısların fotoğraflarının basılı olduğu hediyelik eşyaların Sırbistan ve Bosna-Hersek’in Sırp bölgesinde satılmasıdır. Aşağıda görülen kupaların bir yüzünde Karadziç’in ve Miladziç’in fotoğrafların görülürken, diğer tarafında Sırpların millî sembolleri yer alıyor. Bunları satın alıp sergileyen Sırp’ın zihin dünyasını bir düşünün.  

karadziç
Karadziç ve Miladziç için hazırlanan hediyelik eşyalar

Bu hayranlığın son göstergesi ise, Radko Miladziç’in ömür boyu hapse mahkûm edilmesini protest etmek için Sırbistan’ın Novi Sad Futbol Kulübü futbolcuların sahaya üzerinde Miladziç’in fotoğraflarının bulunduğu tişörtlerle çıkmaları olmuştur.

novi sad
Sırbistan’ın Novi Sad Futbol Kulübü futbolcular
Miladziç kararını protesto etmek için bu tişörtlerle sahaya çıkıyorlar

Bosna Savaşı’nın sona ermesinin ardından 22 yıl geçmesine, bu savaş hakkında uluslararası çok sayıda yayınlar yapılmasına ve milletlerarası mahkemede böylesine uzun süreli yargılamaların yapılmasına rağmen savaşlardan çok sonra doğan Sırp gençlerin bu şahsılara sahip çıkması; bunları millî kahraman olarak görmesi üzerinde durulması gereken bir tartışma konusudur. Günümüzdeki Sırp gençleri, bu insanları millî kahraman olarak kabul etmekle, aslında bunların işledikleri suçlara en azından duygusal bağlamda da sahip çıkıyorlar. Bu durum Bosna-Hersek’te ki etnik ve millî bölünmüşlüğün ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Bundan dolayıdır ki, Bosna’nın mevcut sınırlarıyla varlığını sürdürmesi orta ve uzun vadede bir hayli sıkıntılı görünüyor.

Srebrenitsa’yı Teslim Eden Hollandalı Komutana Madalya: Soykırımı Dolaylı Meşrulaştırma

Bu arada Sırbistan’dan çok uzakta 2006 yılında Hollanda’da bir madalya merasimi cereyan eder. Bosna-Hersek Savaşları sırasında BM adına Srebrenitsa şehrini Sırp saldırganlarına karşı korumakla görevlendirilen Hollandalı askerler, şehri 1995’de Miladziç komutasındaki Sırp milislere teslim ederek geri çekilmişti. Hatta teslim esnasında, Hollandalı komutanın Miladziç’le kadehlerini tokuşturmaları basına yansımıştı. Neticede, Miladziç ve adamları şehri işgal ettikten sonra 8.000 sivil erkek ve genci katlederek ormanda belli noktalara gömdürmüştü. İnfazlarla alakalı görüntüler, daha sonra basın organlarında yayınlamış; toplu mezarlar peyderpey bulunmuştu. BM’nin kurduğu Savaş Suçları Mahkemesi de bunu katliâm olarak ilan etmiştir. Bütün bunlara rağmen Hollanda hükümeti, askerlerinin Srebrenitsa’da gösterdikleri bu kahramanlığı, yani savunmasız insanları her türlü silahla donanmış Sırplara teslim etmelerini tam 11 yıl sonra hatırlamış ve bu kahraman askerlerine şeref madalyasıyla şereflendirmeye karar vermiştir. Yapılan törende, şehrin teslimi sırasında Miladziç’le kadeh tokuşturan komutan Karremans’a Hollandalı Savunma Bakanı tarafından madalya takılmıştır.

bosna gneeral
Hollanda’da General Karremans için yapılan madalya takma töreni

Hollanda Genelkurmayı’nın bu merasimi, aslında Sırpların Miloşeviç’i, Karadziç’i ve Miladziç’i günümüzde de millî kahraman olarak kabul etmesi kadar önemlidir. Binlerce sivil insanı korumakla görevli bir komutanın şehri saldırganlara teslim etmek suretiyle bu katliâma göz yummuştur. Dolaylı da olsa suça ortak olmuştur. Srebrenitsa’da Sırp işgalciler tarafından katledilen sivil insanların kanları bu Hollandalı komutanlara bulaşmıştır. En azından vicdanen sorumludurlar. Şehirdeki binlerce sivil insanı koruyamadıkları ve işgalci Sırplara teslim ettikleri hâlde nasıl bir kahramanlık göstermiş olabilir? Bu madalya neden takılır? Anlaşılır gibi değil. Aradan bu kadar yıl geçtiği ve olayların unutulduğu bir sırada Hollanda’dan böylesine bir madalya merasimi haberinin gelmesi, Sırpların Srebrenitsa’daki soykırımını dolayı da olsa meşrulaştırmaktan başka bir anlama gelmiyor.

Balkanlar’daki etnik ve kültürel temizlik tarihi bakımından bu üç Sırp liderin Bosna-Hersek’teki savaş suçlarından dolayı mahkûm edilmeleri çok önemli bir gelişmedir. Bu anlamda bir milattır. Bu ehemmiyete rağmen Sırpların bu üç kişiyi ısrarla millî kahraman olarak görmeleri ve özellikle de Srebrenitsa’yı Miladziç’e teslim eden Hollandalı komutana kendi ülkesinde madalya verilmesi bu tür suçlara karşı yeterince tepki duyulmadığını gösteren kötü bir örnek teşkil ediyor. Bu durum, Balkanlar’da daha sonrasında patlak verebilecek soykırım ve Bosna’nın parçalanma riskinin hâlen devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Daha dikkatli ve uyanık olunması gerekir, özellikle de Boşnakların.  

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER MAKALELER
Bosna Soykırımı ve Karadziç’le Miladziç’in Savaş Suçlusu Olarak Mahkûmu
Türk Tarihi
Türklerin İslamiyet'i Kabul Psikolojisi

Türklerin İslâmiyet’i kabulüyle neticelenen tarihî sürecin siyasî, askerî ve tarihî safhaları ile ilgili muhtelif çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, konu hakkında bilinmeyen birçok hususu aydınlığa kavuşturmakla birlikte muhtelif tez ve düşüncelerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan görüş farklılıkları içerisinde en dikkat çekicisi, “Türklerin, önceden mensup oldukları inanç sistemi ve hayat tarzıyla büyük bir benzerlik taşıyan İslâmiyet’i kabulde hiç zorlanmadıkları ve bu yeni dinle tanışmalarından hemen sonra çok hızlı bir şekilde ve toplu olarak İslâmiyet’i kabul ettikleri” görüşüne karşı “aslında bu sürecin hiç de söylendiği gibi kısa sürede ve kolay olmadığı, hatta Türkler arasında İslâmiyet’in cebrî bir surette yayıldığı” iddiasıdır. Konuyu ele alan araştırmacıların, aynı tarihî kaynaklardan istifade etmiş olmalarına rağmen, çok farklı neticelere ulaşmaları veya birbirine taban tabana zıt görüşler ileri sürmeleri ilginçtir. Kanaatimizce bu durumun sebebi, meselenin sadece tarihî hadiselerden hareketle ele alınması ve buna bağlı olarak sözkonusu sürecin sosyal, psikolojik, kültürel ve iktisadî cephelerinin ya ihmal edilmesi ya da kişisel görüş ve kanaatlere göre şekillendirilmiş olmasıdır. Hâlbuki Türklerin İslâmiyet’i kabul sürecini, sadece tarihî kaynaklarda yer alan bilgileri, hele de bu bilgilerin bir kısmını veya istenen kısımlarını ele almak suretiyle izah etmek mümkün değildir. Zira sözkonusu süreç, tarihî olduğu kadar sosyolojik, psikolojik, kültürel ve hatta iktisadî cepheleri olan çok yönlü bir değişim sürecini kapsamaktadır. Bu bakımdan bir “din değiştirme” hadisesi olan Türklerin İslamiyet’i kabul sürecini, özellikle psikolojik ve sosyolojik yönlerini esas almak suretiyle değerlendirmek, meselenin izahı için daha “doğru” ve “gerçekçi” bir bakış açısı oluşturma konusunda büyük önem taşımaktadır.

Bosna Soykırımı ve Karadziç’le Miladziç’in Savaş Suçlusu Olarak Mahkûmu
Osmanlı Tarihi
Osmanlı'nın Kuruluşunda Bir Akıncı: Gazi Akça Koca

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti XIII. yüzyılın sonlarında İran Moğollarının baskısı nedeniyle yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, XIV. yüzyılda Anadolu’nun kuzeybatı bölgelerinde kurulan küçük bir uç beyliğidir. Selçuklu-Bizans sınırlarında kurulan bu beylik, kısa bir süre içerisinde Balkanlar’a ve Anadolu’ya egemen olarak, önemli bir dünya gücü hâline gelmiştir. Anadolu Türklüğü’nün XIII ve XIV. yüzyıllardaki siyasî ve içtima yapısına dayalı olarak kurulan bu yeni devletin büyümesinde etkili olan birçok faktörden bahsetmek mümkündür. Beyliğin coğrafi konumu, gaza ve cihat politikasına bağlı faaliyetleri ve hoşgörü politikasının yanı sıra, kuruluş yıllarından itibaren uygulanan başarılı stratejilerin bu büyüme üzerinde olumlu etkileri olmuştur. İşte bu temel stratejilerden birisi de kendinden önceki Anadolu Selçuklu Devleti’nin uyguladığı politikaların takip edilerek, uç bölgelerine Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesidir. Kendilerine uç beyleri denilen bu aşiretler, sınırların muhafazasında ve yeni fetihlerin yapılmasında oldukça etkili olmuşlardır. Bunlar kimi zaman orduyla birlikte savaşlara katılırken, kimi zamanlarda ise bir kalenin muhasarasına gidiyorlar, ya da bir şehrin idare ve imarın da bulunuyorlardı. Yine bu uç beyleri harp ve sulh gibi durumlarda ulemanın da katıldığı istişare meclisleri tertip ederek, kararlarını ondan sonra veriyorlardı. Devletin kuruluşunda önemli rolü olan bu uç beylerinden birisi de Gazi Akça Koca’dır. Çalışmada Gazi Akça Koca’nın kimliği ile Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve büyüme aşamasındaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun