Aliya İzetbegoviç “Bilge Kral” Değildi

Aliya İzetbegoviç “Bilge Kral” Değildi

Boşnak lider Aliya İzetbegoviç (1925-2003), vefatının yıl dönümlerinde Türkiye çapında yapılan faaliyetlerle hatırlanıyor ve gündeme getiriliyor. Bu faaliyetlerde öncelikle onun felsefî ve siyasî fikirleri ile Bosna-Hersek’in istiklâl mücadelesindeki siyasî liderliği anlatılıyor. İlgili faaliyetlerde Aliya ismi telaffuz edilirken, bir de “Bilge Kral” sıfatı ekleniyor. Böylece “Bilge Kral” ifadesi, Aliya İzetbegoviç isminin vazgeçilmez bir tamamlayıcı bir parçası şeklini almıştır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Aliya ismine “Bilge Kral” sıfatının eklenmesi ve bununla birlikte anılması doğru değildir. Böylesine bir tanımlandırma anlamsız ve gereksizdir. Hatta yanlıştır. Bu yanlışlığın gündeme getirilmesi elzemdir. Aliya İzzetbegoviç’in “Bilge Kral” adlandırılmaması gerektiğinin çıkış noktasını ise, “kral” kavramının kökeni ve muhtevası teşkil ediyor. İlgili itirazlara geçmeden önce Aliya için böylesi bir adlandırmanın neden yapıldığını hatırlatmak istiyoruz.  

“Bilge Kral” Adlandırılmasının Nedeni 

Aliya’ya “Bilge Kral” denmesinin sebebi, kendisinin sahip olduğu felsefî ve siyasî kimliktir. Henüz daha gençlik yıllarında başladığı siyasî mücadelesinin yanı sıra 1970 yılında yayınladığı “İslâm Bildirisi” ile 1980’deki “Doğu ve Batı Arasında İslâm” gibi kitaplarıyla modern pozitivist ve seküler Avrupa’ya ciddî felsefî ve siyasî itirazlar getirmiştir. Modern dünyanın Avrupa Medeniyeti’nin neden olduğu krizden çıkmasının nedenlerini ve bundan çıkmaya dair çözümler ortaya koymaya çalışmıştır. Bu arada yazdıklarından dolayı 1949 ve 1983 yıllarında olmak üzere iki kez mahkûm olmuş ve hapis yatmıştır 

Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından patlak veren savaşlarda (1992-1995) Bosna-Hersek’in istiklâl mücadelesinin lideri olmuştur. Ardından Bosna-Hersek’in cumhurbaşkanı seçilmiştir. Gerek savaş sırasında ve gerekse diplomatik görüşmelerde ülkesini başarılı bir şekilde temsil etmiştir. Milletlerarası diplomatik toplantılardaki tavrı ve konuşmaları herkesin dikkatini çekmiştir. Bu şekilde filozof ve siyasî kimliğini devlet adamlığı özelliği ile birleştirmiştir. Her iki alandaki başarılardan dolayı kendisine daha sonra “Bilge Kral” denmiştir. Bu tanımlama ise, Plato’nun (MÖ. 427-348) ütopyası olan “ideal devleti”nin “filozof kralı”ndan mülhemdir. Ona göre, “filozoflar kral ya da kral gerçekten filozof olmadıkça; […]” ideal devletten bahsedilemez. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Aliya için “Bilge Kral” lafzı ilk defa Türkiye’de kullanılmasına karşın, Bosna-Hersek’te bu ifadeye bir alaka gösterilmemiştir.  

Kısaca genel çerçevesini çizdiğimiz nedenlerden dolayı, Aliya İzetbegoviç’e “Bilge Kral” denilmesine yönelik itiraz dört noktada izah edilebilir:   

“Kral” Kavramının Avrupaî Kökeni ve Anlamı 

Birinci itirazımız doğrundan “kral” kavramının etimolojisi ve anlamıyla alakalıdır. Şöyle ki, “kral” kelimesinin ilk defa ortaya çıkması ve muhtevasının oluşması Avrupa tarihiyle alakalıdır. “Kral” kavramının Cermen dillerindeki kökeni ve kullanışı çok daha eskilere gitmesine rağmen, daha geç dönemlerde oluşan bu kavramın Slav dillerindeki karşılığı konumuzla doğrudan alakalıdır. Slavlar, Ortaçağ Avrupası’nın en önemli şahsiyetlerinden Frank ve Alman hükümdarı I. Karl’dan (748-818; 800-1818) mülhem kral kelimesini türetmişlerdir. I. Karl, Alman ve Avrupa tarihinin çok önemli sembol isimlerinden biri olması hasebiyle kendisine “Karl der Grosse/Büyük Karl” demiştir. 800 yılında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nu kurmuş ve ilk imparatoru olmuştur. Bu arada Kayzer I. Karl, Endülüs Emevî Devleti’ne karşı savaşarak Müslümanlara karşı Avrupa’yı koruma mücadelesi de vermiştir. Slavlar, I. Karl isminden hareketle yönetici anlamında bugünkü “kral” kavramını kullanmışlardır. Sırpça “kral” ve Rusça “korol”,  daha sonrasında Türkçe’ye “kral” olarak geçmiştir. 

Özetle izah edildiği gibi ortaya çıkan ve Ortaçağ Avrupası’nın ideal yaygın yönetici tipinin karşılığı olan “kral” kavramının, Aliya İzzetbegoviç için kullanılması ne kadar doğrudur?  

“Kral” Kavramı İslâmî Temel Kaynaklarda Olumsuz Anlamıdır 

İslâm’ın temel kaynaklarının “kral” ve “krallık” gibi kadîm yönetici ve yönetim biçimlerini olumsuz özellikleriyle zikretmesi, diğer bir itiraz noktamızı teşkil ediyor. Başta Kur’ân-ı Kerim olmak üzere hadisler bu konuda çok net ifadelerle bulunarak olumsuz özellikleriyle gündeme getiriyor. Örneğin Neml Sûresi 94: “Şüphesiz melikler bir ülkeye girdiklerinde orayı fesat ederler. O ülke halkının aziz olanlarını zelil ederler.” Bu ayet, Arapça karşılığı melik olan kralı tiplemesini doğrudan eleştiriyor. “Ben kral değilim, içinizden biriyim”, ifadesi de bu bağlamda zikredilecek ilginç hadislerden biridir. 

Hz. Muhammed’in peygamberliğinin yanı sıra Medine’nin yöneticisi olmasına rağmen, döneminin bu yaygın yönetici sıfatını kullanmamış; kendisini dönemin yönetici krallarından ayırmıştır. Sâdece Hz. Muhammed mi? Hayır, ilk dört halife de aynı şekilde kendilerine kral/melik dememişlerdir.     

 “Kral” Kavramı, Aliya’nın Fikir Dünyasına ve Mücadelesine Aykırıdır  

“Kral” kavramının Aliya İzetbegoviç’in savunduğu değerlere ve düşüncesine; siyasî ve felsefî birikimi ile mücadelesine ters olması, diğer bir itiraz hususudur.  Aliya’nın başta “İslâm Deklarasyonu” ve “Doğu ve Batı Arasında İslâm” eserleri olmak üzere, diğer yayınlarında mevcut Avrupa medeniyetine ve kültürüne eleştiriler getirmiş; buna karşı alternatif arayışına girerek, İslâm’ı bu bağlam bir çözüm olarak görmüştür. Özellikle de “İslâm Deklarasyonu” kitabı baştan sona böyle bir meydan okumanın ilanıdır. Bu kitabında her türlü imtiyazlı otorite ve sınıfa karşı olduğunu net bir şekilde anlatıyor. Yine Aliya bu kitabında “Müslümanların İslâmlaşması“ndan ve “dünyayı değiştirmek”ten bahsediyor. 

Bir fikir ve aksiyon adamı olan Aliya İzetbegoviç’in bu tür felsefî ve siyasî görüşleri, ona atfedilen “kral” kavramıyla kesinlikle örtüşmüyor.   

Aliya’nın Kendisi Bu Adlandırmadan Rahatsızdı

Bütün bu itiraz noktalarından en önemlisi de, Aliye İzzetbegoviç’in kendisi için kullanılan bu kavramdan rahatsızlık duyduğunu bizzat telaffuz etmesiydi. Kendisini yakînen tanıyan ve son anlarına kadar yanında bulunan Süleyman Gündüz Bey bu hususta çok net şeyler söylüyor. Saraybosna’da Kasım 2013’te bir sohbetimiz esnasında bu hususu sormuş ve Aliya’nın böylesine bir adlandırmadan haberi olup olmadığını sormuştuk. Gündüz verdiği cevap kısaca şöyle idi: “Türkiye’de kendisine Bilge Kral dendiğini söylediğimde, bu hiç hoşuna gitmemiş ve buna karşı çıkmıştı.” Ayrıca Aliya İzzetbegoviç’i tanıyan ve onun yanında bulunan bazı Boşnaklar da aynı şekilde bu kavramın kullanılmasından rahatsızlık duyduklarını yine o gün dile getirmişlerdi. 

Siyasî ve felsefî kimliğini, modern pozitivist Avrupa medeniyetine ve sonuçlarına getirdiği eleştirilerle ortaya koyan bir şahsiyete, Ortaçağ avrupaî kökenli “kral” lâkabını vermek doğru değildir. Böyle bir adlandırma tam anlamıyla da ironiktir. “Bilge Kral” ifadesi, onun temsil ettiği ve savunduğu değerler dünyasına terstir. Bu, Aliya İzetbegoviç’e ve onun fikirlerine bir değer katmaz. Aliya ismi kendi başına zaten bir kıymettir. Entelektüel ve siyasî kimliği şahsında birleştiren böylesine önemli bir şahsiyete, bu tür yanlış ve gereksiz yakıştırmalar yapmaya veya eklemeye gerek yoktur.  

Mütevâzi bir hayat yaşayıp ve mütevazi bir şekilde vefaat eden Aliya İzetbegoviç’e sadece kendi ismiyle hitap etmek yeterlidir.  

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Necmettin ALKAN

DİĞER MAKALELER
Aliya İzetbegoviç “Bilge Kral” Değildi
Eski Çağ Tarihi
İlk Seyyah Gurme Arkhestratos’un Yaşamı ve Eseri

Nefes alma ihtiyacımızdan sonraki en eski kaçınılmaz alışkanlığımız olan beslenme ihtiyacı tarih içinde çoğu kez görmezden gelinen bir durumdur. Günümüzde gittikçe popülerleşen yemek ve gastronomi içerikli yazılar günümüzden binlerce yıl önce de birilerinin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Neredeyse tüm ulusların edebiyatı kahramanlık destanlarıyla başlar, büyük çoğunluğu tanrılara övgülerden oluşan ilahilerle devam eder, bu noktadan sonra konular değişiklik gösterse de şiir ve nesir tarzında eserler vermeye başlarlar, eğer şiir yazılacaksa bu pastoral hayata övgü veya sevgiliye duyulan özlemi konu edinebilir, nesir ile devam edilecekse felsefe ve tarih yazıcılığı ilk sıralarda gelir. Yunan edebiyatı da bu doğrultuda gelişim göstermiştir ancak bir farkla. Onlar daha İ.Ö. V. yüzyılda gastronomi alanında eserler vermeye başladılar. Mithakios’un yemek kitabından sonra Gelalı bir şair olan Arkhestratos Akdeniz ve Ege kıyılarını dolaşarak en iyi balık ve şarabın nerelerde bulunabileceğini kaydetmeye başladı. Eserin tamamı değilse de günümüze ulaşan bölümleri bize Helenistik Dönem öncesinde Akdeniz ve Ege kıyılarında tercih edilen lezzetleri sunması açısından önem taşır. Bugün yerini bile bilmediğimiz küçücük kentlerde üretilen peynirlerden denizin diplerinde yetişen balıklara kadar birçok besin maddesi ilk kez bu uzun soluklu şiirde kendilerine yer bulur.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun