Yahudi İnancında Kudüs

Yahudi İnancında Kudüs

İsrailoğulları’nın atası kabul edilen Hz. İbrahim’in kıssası anlatılırken ismen geçmeyen Kudüs, Hz. Musa zamanında veya ondan yaklaşık 200 yıl süre sonra da İsrailoğulları için alelade bir şehir vasfını korumuştur. Peki Kudüs İsrailoğulları için Kutsal şehir metaforuna nasıl dönüşmüştür ve Yahudiler için neden önemlidir? Yahudi kaynaklarına göre Hz. Musa’nın halefi Hz. Yuşa bu şehri ele geçirmiş, fakat onu Yebusiler adlı yerli kabileye bırakmıştır. Şayet Kudüs ayrıcalıklı, önemli bir şehir olarak görülseydi Hz. Yuşa onu yerlilere bırakmazdı diyebiliriz. Yahudi kutsal metinlerinden yola çıkarak Kudüs'ün Yahudiler için anlamı ve kutsiyet atfedilme süreci ele alınmaktadır. Seri'nin bu ilk yazısından sonra Hristiyan İnancında Kudüs ve daha sonra İslam İnancında Kudüs yazıları ile bir şehrin üç semavi din için ne anlam ihtiva ettiği ve kutsallaşma süreci ele alınacaktır. Bu makale de Yahudi metinlerinden yola çıkılarak Kudüs'ün Yahudi inancında nasıl kutsallaştığı sorusuna cevap aranacaktır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Yahudilerin de kutsal şehri ve kıblesi sayılan Kudüs ilk başta politik bağlamda önem kazanmış, sonradan kutsallaşmıştır. Babil sürgünü ile kutsallaşma nihayete ermiştir. Hem bu döneme hem müteakip dönemlere ait literatürde Kudüs'ün özel yeri vardır. Tüm bu söylemler Yahudilerin zihninde Kudüs’ün önemini cilalayarak parlatmış, asırlar sonra Siyonistler bu zihniyete hitap ederek ve ondan faydalanarak dünya Yahudilerini kendi saflarında toplamaya çalışmışlardır. Siyon kelimesinin Kudüs’ün adlarından biri olduğunu göz önüne aldığımızda, Siyonizm kelimesinin de Kudüsçü anlamına geleceği ortaya çıkacaktır.

Kudüs nasıl kutsallaştı?

Yahudi kutsal kitapları içerisinde Hz. Musa’ya atfedilen Tora/Tevrat kısmında Kudüs şehri ismen geçmez. Kudüs, sonraki dönemde peygamberlere vahyedilen Neviim/Nebiler ve Ketuvim/Yazılar kısımlarında ismen bulunur.

İsrailoğulları’nın atası kabul edilen Hz. İbrahim’in kıssası anlatılırken de Kudüs ismen geçmemektedir. Tevrat’ta Hz İbrahim kıssasında Kudüs’e yorumlanan olayları arkeoloji bilimi hala desteklememişti.Hz. Musa zamanında veya ondan sonra yaklaşık 200 yıl süresince Kudüs İsrailoğulları için alelade bir şehir vasfını korumuştur. Yahudi kaynaklarına göre Hz. Musa’nın halefi Hz. Yuşa bu şehri ele geçirmiş, fakat onu Yebusiler adlı yerli kabileye bırakmıştır.Şayet Kudüs ayrıcalıklı, önemli bir şehir olarak görülseydi Hz. Yuşa onu yerlilere bırakmazdı denebilir.3

Kudüs, Hz. Davut zamanından itibaren İsrailoğulları’nın gündemine girdi.4 O döneme kadar burası Yebusiler’in elinde olmuştur. Bu şehir, dini boyutuyla İsrailoğulları’nın gündemine Hz. Davud ve Hz. Süleyman ile birlikte girmiş ve kutsallaşmanın ilk adımları atılmaya başlanmıştır.5 Hz. Davut şehri ele geçirerek başkent yapar. Onun Kudüs’ü başkent seçmesi siyasi ve stratejik bir etkene dayanıyordu, çünkü İsrailoğulları kabileleri arasındaki dengeler bu şekilde gözetilebilirdi.Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman zamanında mabedin yapımı tamamlanınca Kudüs dini bir anlam da ifade etmeye başlamış, yalnızca siyasi merkez değil aynı zamanda dini bir merkez olma iddiası böylece ortaya çıkmıştır.7 Ne var ki İsrailoğulları Kudüs’ü hemen kutsal kabul etmemişler; bu algı bir süreç içerisinde Yahudiler arasında zamanla yerleşmiştir. Hz. Süleyman döneminden M.Ö. 586’ya kadar devam eden I. Mabet Dönemi’nde Kudüs tedricen kutsallaşmış, bu algı II. Mabet döneminde tamamlanmıştır.8

Kitab-ı Mukaddes’e göre İsrailoğulları Hz. Süleyman’ın vefatından sonra hak yoldan sapmış, putlara ve yerel tanrılara tapınmışlardır. Bu yüzden Kudüs onlar için sadece Süleyman Mabedi’ni içeren bir şehir olmaktan öteye gidememiştir.  Ayrıca Süleyman Mabedi’nin de bu süreçte İsrailoğulları için pek bir ayrıcalıklı yeri olmamıştır. Onlar bu mabede alternatif olarak bâma olarak adlandırılan ibadetgâhlarda tapınmışlardır.

Kudüs’ün kutsallaşması Hizkiya (M.Ö. 727–697) ve Yoşiyahu (M.Ö. 640–609) zamanında gerçekleşir. Onlar devleti güçlendirmenin yolunun insanların dini duygularını Kudüs’e kanalize etmede görmüş, makbul ibadetin sadece Süleyman Mabedi’nde olduğu fikrini esas alarak bâma’lara karşı mücadeleye girişmişlerdir. Bu mücadele neticesinde Süleyman Mabedi’nin alternatifi olarak görülen bâma’lar kısa bir süre içerisinde yok edildi. Dolayısıyla, Kitab-i Mukaddes’in satır araları bize Kudüs’ün İsrailoğulları için dini anlamda önem kazanmasının aslında merkezileşme siyaseti gibi dünyevi bir planın sonucu olduğunu ima etmektedir. Bu, o dönemin din-siyaset ilişkisi çerçevesinde ele alınması gereken bir konudur.

Kutsallaşma sürecindeki nihai aşama Babil Sürgünü (M.Ö. 586) ile gerçekleşir. Sürgün hayatı İsrailoğulları içerisinde Kudüs’ün kutsallığı düşüncesini pekiştirmiştir.9 Diğer bir ifadeyle, Kudüs kaybedildikten sonra İsrailoğulları için ayrıcalıklı ve kutsal hale gelir. O zamana kadar Yehuda devletinin başkenti olup10 sadece bu devletin vatandaşları için özel olan Kudüs, vatanı sembolize eden bir şehir kimliğine bürünerek Yahudilerin tamamı için giderek manevi bir merkeze dönüştü.11 Diaspora Yahudileri anayurtlarına olan özlemlerini Kudüs’ün şahsında dillendirdiler.12 Böylece, Kudüs’ün kutsallaşmasında zirve noktaya gelindi. Bu zirve nokta Kitab-i Mukaddes’te, Babil ırmakları kıyısında oturan halkın ana yurtlarını andıkça ağlayıp “Ey Kudüs, seni unutursam sağ elim kurusun. Seni anmaz, Kudüs’ü en büyük sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın!” (Mezmurlar 137) şeklinde ifade edilmiştir.

Kutsal Bir Şehir Olarak Kudüs

Kitab-i Mukaddes’in Neviim ve Ketuvim adlı kısımlarında Kudüs’ün kutsallaşma aşamalarına ilişkin bilgiler ve bu süreçte dile getirilen övgüler yer alır. Özellikle II. Mabet dönemi literatüründe Kudüs’ün kutsallığının toplumda yerleşmesine hassasiyet gösterilmiştir. Bilhassa Tannaim (M.S. I-II. yy) döneminin ortalarından yani mabedin yıkıldığı zamanda Kudüs din bilginlerinin dikkat merkezinde olmuştur. M.S. 132’de Bar Kohba isyanının bastırılmasından sonra Yahudiler Kudüs’ten sürülür. Bu ortamda din bilginleri bu şehirde ikamet etmenin faziletlerinden bahsetmişlerdir.13

Yahudi Kutsal Metinlerinde Kudüs

Kitab-ı Mukaddes’te Kudüs şehrini ifade etmek için pek çok isim ve sıfat mevcuttur. Bu adların en önemlisi Yeruşal(ay)im adıdır. İlaveten Moriya (II Tarihler 3:l); Yebus (Hakimler 19:10); Siyon, Davud'un şehri (II. Samuel 5:7, 9; I Tarihler 1:5, 7) ve Ariel (Yeşaya 29:1); adaletin yurdu (Yeremya 31:23); inananlar şehri, barış şehri, doğruluk şehri (Yeşaya 1/26); Tanrı’nın şehri (Mezmurlar 46:4); orduların (sahibi) Yahve’nin şehri (Mezmurlar 48:8); mukaddes şehir (Nehemya 11:18) gibi isim ve nitelemeler de geçer. Şehrin Arapçadaki adı “el-Kuds” kelimesi de Nehemya 11:18’deki “mukaddes şehir” sıfatından gelir.14

Kitab-ı Mukaddes’e göre Kudüs ile Yahve arasında özel bir bağ vardır. Tanrı’nın bu şehri kendi şehri olarak seçtiği ve ebediliğin bu şehirde yaşayacağı belirtilmiştir.15 “Yahve Siyon’da oturur”16 pasajı bunu ifade eder. Tanrı’nın hep Kudüs’te bulunacağı, adını bu şehre bağladığı vurgulanır.17

Kitab-ı Mukaddes Kudüs’te yargı tahtlarının kurulduğunu anlatır. Bu, Yahve ile bağlantılı olan Kudüs’ün bir adalet dağıtma makamı olduğu şeklinde algılandığını ortaya koyar. Yeremya tarafından dile getirilen “O zaman Kudüs’e, `Yahve’nin tahtı diyecekler. Yahve’nin adını onurlandırmak için bütün halklar Kudüs’te toplanacak. Bundan böyle kötü yüreklerinin inadı uyarınca davranmayacaklar.”18 söylemi de bu anlamı pekiştirmektedir. Yine Yeremya’nın dilinden “Kudüs güvenlik içinde yaşayacak. O, ‘Yahve bizim dürüstlüğümüzdür’ adıyla anılacak.”19 söylemi bu şehrin adalet olan bağının bir metaforu olarak görülebilir. Benzer yaklaşım Yeşaya’da da görülmektedir. O Kudüs’ü dürüstlüğün şehri olarak nitelemektedir.20 Bu söylemler, adil Yahve’nin ebedi yeri olan Kudüs’ün Yahudilikte dürüstlük sembolü ve adaletin, hakkın yeryüzündeki dağıtım merkezi imajına sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Kitab-i Mukaddes'in pek çok yerinde Kudüs’ten bahsedilerek aslında Yehuda topraklarının tamamı kastedilmiştir. Bu, Kudüs’ün sıradan bir şehir olmayıp bir kavramı ifade ettiği ve merkeziliğin bir ifadesi olarak yorumlanmış, bu bağlamda “Kudüs’ün kızı” veya “Siyon’un kızı” gibi tabirlerinin de tüm krallığı, tüm Yahudi halkını ifade ettiği ifade edilmiştir.22 Fakat bu merkeziliğin ve kapsayıcılığın her zaman olumlu şekilde tezahür etmediği de unutulmamalıdır. İsrailoğulları’nın yaptığı kötülükler anlatılırken metinler bu kötülükleri metafor olarak Kudüs’e atfetmektedir.22 Yeşaya’nın söylemlerinde Kudüs övülerek göklere çıkarıldığı ve tabiatüstü özelliklerle donatıldığı halde, Yeremya’nın bazı söylemlerinde putperestlik nedeniyle Kudüs’e yönelik olumsuzluk söylemler ve ayıplamalardan da bahsedildiği ve bununla dengenin kurulmaya çalışıldığı ifade edilmiştir.23

Sürgün dönemine ait metinlerde Kudüs’le ilgili özlem ve bekleyiş konuları öne çıkar. Örneğin Yeremya Kudüs’ün yeniden kurulacağını, buralardan şükran ve sevinç sesleri duyulacağını haber vermektedir.24 Zekeriya da Yahve’nin, Siyon’un halini kıskandığını ve oraya dönerek Kudüs’te oturacağını, Kudüs’e hakikatin şehri deneceğini, insanların meydanlarda oturacaklarını, kentin meydanlarının orada oynayan çocuklarla dolacağını söyler.25 Hezekiel, Kudüs’le ilgili vizyonunu anlatırken şehri olağanüstü bir detayla anlatmıştır.26 Onun anlatılarındaki Kudüs sıradan bir şehir veya hatta alelade bir kraliyet şehri olmayıp Tanrı’ya özel bir mülk olarak tasarlanmış, bu nedenle her türlü detaylara inilerek Kudüs’le ilgili ince ayrıntılar verilmiştir.27

Kitab-i Mukaddes'te Kudüs’le ilgili eskatolojik bilgiler de yer alır. Bu bilgilere göre herşeye egemen Yahve’nin Siyon dağında, Kudüs’te krallık edeceği bir zaman gelecek, bu sebeple ayın yüzü kızaracak, güneş utanacaktır.28 Yine o gün büyük bir boru çalınacak, Asur sürgününde kaybolanlarla Mısır’a sürgün edilenler gelip kutsal dağda, Kudüs’te Yahve’ye tapınacaklar.29 Başka bir yerde Yeşaya’nın dilinden Tanrı Kudüs’e “Ey kasırgaya tutulmuş, avuntu bulmamış ezik kent. Taşlarını koyu harçla yerine koyacak, temellerini lacivert taşıyla atacağım. Kale burçlarını yakuttan, kapılarını mücevherden, surlarını değerli taşlardan yapacağım”30 diye ümit telkin etmektedir. Nitekim bu gün Kudüs’ün kutsal olacağı, yabancılar bir daha orayı ele geçiremeyeceği, Kudüs’ün kuşaktan kuşağa süreceği, suçluların cezalandırılacağı ifade edilir.31 “Ben Yahve o gün Kudüs’te oturanları koruyacağım. … O gün Kudüs’e saldıran bütün ulusları yok etmeye başlayacağım”32 ifadeleri, Yahve’nin eninde sonunda Kudüs’ü Yahudilere iade edeceği vaadini dile getirmekte, Yahudi topluma ümitlerini canlı tutmaktadır.

Rabbani Kaynaklarda Kudüs

Kudüs rabbiler için sadece birer tarihsel veya coğrafi özel anlama sahip olmanın ötesinde bir ümidin, türlü belalar karşısında ayakta kalmak için sabrın motivasyonu olmuştur. Tanrı’nın ve Tevrat’ın 70 ismi olduğu gibi Kudüs’ün de 70 ismi olduğu ifade edilmiştir; burada 70 rakamının Sami kültürdeki özel anlamı da gözden kaçmamalıdır.33 Ahkâmla ilgili hükümler genel olarak Kudüs’ün saflığını ve temizliğini korumayı, onun ayrıcalığını muhafaza etmeyi hedeflemektedir. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Yahudiler ibadet ederken Kudüs’e yönelmek zorundadırlar;34 çünkü bu şehir ile Tanrı neredeyse özdeştir. Tanrı sadece Kudüs’ün kurucusu (bone Yeruşalayim) olmakla kalmayıp aynı zamanda Kudüs’te ikamet eder (şohen Yeruşalayim).

Yahudi din bilginleri rabbiler Eretz Yisrael’in dünyanın merkezi olduğunu, Kudüs’ün de Eretz Yisrael’in merkezi olduğunu söylemişlerdir.35 Kudüs’ün kendine özgü düzeni ve olağanüstü özellikleri olduğunu belirten36 rabbilere göre Tanrı dünyayı yaratırken güzelliği on parçaya taksim etmiş, bunun dokuzunu Kudüs’e vermiştir.36 Rabbiler göklerin kapısının Kudüs olduğunu,38 tüm dünyanın Siyon’dan yaratıldığını,39 Hz. Âdem’in yaratılması için yeryüzünden alınan toprağın Kudüs’ten alındığını ifade etmişlerdir.40 Kudüs’ün mübarekliğinin korunması bizzat Tanrı tarafından sağlanır; bu yüzden civar şehirlerde var olan dünya zevki imkânları Kudüs’te bulunmamaktadır.41

Kudüs’te kimsenin yaralanmayacağı, ateşin Kudüs’te hiçbir yeri yakmayacağı, depremin Kudüs’te ev yıkmayacağı gibi abartılı ifadeler de mevcuttur.42 Kudüs’te yaşayanların her gün iki kere ilahi affa mazhar olacağı ifade edilir.43 Kanaatimizce bu, zor zamanlarda farklı bölgelere dağılan Yahudileri Kudüs’e toplama arzusunun bir tezahürüdür. M.S. 70’te mabedin yıkılması ve Kudüs’ün düşmesi Yahudiler üzerinde büyük olumsuz etkiye sebep olsa da rabbiler bu yorumlarla insanlardaki ümit ışığını canlı tutmaya gayret etmişlerdir. Bu bağlamda gelecek bir zamanda Mesih’in geleceği, Yahudilerin yeniden Kudüs’ü ele geçirerek devlet kuracakları, Kudüs’ün yeniden eski ihtişamına kavuşacağı temaları rabbiler tarafından sıkça dillendirilmiş, hatta son derece detay sayılabilecek konular açıklanmıştır.44

Kudüs’ün böylesine önemli konumu rabbilerin zihninde göksel Kudüs algısını da doğurur.45 Mistikler dünyanın yaratılışta gökyüzünün bir yansıması olduğu kanaatini taşımışlardır.46 Bu yüzden rabbiler Kudüs’ün hem gökte hem yeryüzünde var olduğu ve yeryüzü mabedinin yıkılmasına rağmen göksel mabedin varlığını devam ettirdiğine inanmışlardır.47 Apokaliptik yazılarda ahir zamanda göksel Kudüs’ün ve mabedin aşağıya ineceği ve yeryüzünde kurulacağı zikredilir.48

Yahudi ibadet ve dualarında Kudüs önemli yer tutar ve kıble olarak- tüm Yahudilerin ibadet sırasında Kudüs’e yönelmeleri gerekmektedir. Günlük dualarda Kudüs sürekli hatırlanır. Günlük Amida dualarından 14. kısmı tamamen Kudüs’e adanmıştır. Bu kısım “Günümüzde yeniden kurulsun Kudüs, merhamet şehri…” sözleriyle başlamakta ve “Senalar olsun Sana, ey Tanrı, Kudüs’ün kurucusu” sözleriyle bitmektedir. Tişa be-Av duasında “Kudüs için yas tutanlar” zikredilmektedir. Farklı dualarda Kudüs’ün yeniden kurulacağı teması işlenmektedir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Eldar HASANOĞLU
  • eldarhasanoglu@gmail.com

Azerbaycan’da doğan Eldar Hasanoğlu, Lisans eğitimini Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde aldı ve Yüksek Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi SBE İslam Hukuku Bölümü’nde tamamlayarak “İslam Hukuku ile Karşılaştırmalı Olarak Yahudi Hukukunda Zina ve Benzeri Cinsel Suçlar” başlıklı tezini sundu (2007). Doktora eğitimini yine Marmara Üniversitesi'nde SBE Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı’nda “Yahudi Ahit Geleneğinde Nuh Kanunları ve Nuhilik” tezi ile tamamladı (2012). Tez araştırmaları için Kanada’da Toronto Üniversitesi’nde bulundu (2009-2010). İsrail’de Hayfa Üniversitesi’nde İbranice eğitimini tamamladı. Hasanoğlu’nun telif ve tercüme kitapları, çeşitli uluslararası ve ulusal dergilerde telif ve tercüme makaleleri, Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde maddeleri, uluslararası ve ulusal konferanslarda sunumları yayınlanmıştır. Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nde doçent doktor olarak görev yapmaktadır.

Dipnotlar
Dipnotlar
[1] Nir, Rivka, Yeruşalayim le-Doroteya I: me-ir Yevusit le-birat am Yisrael, Raanana: ha-Universita ha-Petuha, 1984, 4.
[2] Bkz. Yuşa 2:1, 7:2, 8:1, 10:1-7.
[3]  Eldar Hasanoğlu, “Tanah’a Göre Kudüs’ün Kutsallaşma Süreci”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 24:2 (2015), 123-146, 132-133.
[4] Kroyanker, David, Yeruşalayim: Şehunot ve-Batim, Tkufot ve-Signonot, Yeruşalayim: Keter, 2006, 29; Şur, Natan, Toldot Yeruşalayim, I: ha-ir hekdem Yisraelit ve ad ha-tkufa ha-Bizantit, Tel Aviv: Devir, 1987, 36-37.
[5] Kroyanker, Yeruşalayim: Şehunot ve-Batim, 29; Zeev Safray – Hanna Safray, “Keduşat Eretz Yisrael ve Yeruşalayim: kavim lehitpathuto şel ha-raayon”, Yehudim ve Yahadut be-Yemey Bayit Şeni, ha-Mişna ve ha-Talmud, [ed. Aharon Oppenhaimer ve dğr.], Yeruşalayim: Yad Yitzhak Ben Tzevi, 1993, 350.
[6] Cline, Eric H., Jerusalem beseiged: from ancient Canaan to modern Israel, Michigan: University of Michigan Press, 2005, 314-315. Diğer muhtemel sebeplerle ilgili bk. Oded, Bustenay, Toldot am Yisrael be-Yemey Bayit Rişon I: ha-memlaha ha-meuhedet, Raanana: ha-Universita ha-Petuha, 2007, 265-267.
[7] Sh. Abramsky – J. Liver, “Jerusalem: in the Bible”, Encyclopaedia Judaica [2nd ed.], XI, 208-210, 208.
[8] Safray –Safray, “Keduşat Eretz Yisrael ve Yeruşalayim”, 345.
[9] Yeşayahu Gafni, “Maamado şel Eretz Yisrael ba-todaa ha-Yehudit be-akbut mered Bar Kohba”, Mered Bar Kohba: mehkarim hadaşim, [ed. A. Openheymer- A. Rapaport], Yeruşalayim: Yad Yitzhak Ben Tzevi, 1984, 224-232, 231.
[10] Hz. Süleyman’ın vefatından sonra devlet ikiye ayrıldı. Kuzeyde İsrael devleti, güneyde Yehuda devleti oluştu.
[11] Armstrong, Karen, “The Holiness of Jerusalem: asset or burden”, Journal of Palestine Studies, 27 (1998/3), 5-19, 12; Gafni, “Maamado şel Eretz Yisrael”, 231.
[12] Safray –Safray, “Keduşat Eretz Yisrael ve Yeruşalayim”, 346-347.
[13] Safray –Safray, “Keduşat Eretz Yisrael ve Yeruşalayim”, 345, 359.
[14] Ömer Faruk Harman, “Kudüs”, TDV İslam Ansiklopedisi, XXVI, 323-327, 323-324.
[15] Mezmurlar 132:13-14.
[16] Yoel 3:21.
[17] II. Krallar 21:4, 7.
[18] Yeremya 3:17.
[19] Yeremya 33:16.
[20] Yeşaya 1:26.
[21] Abramsky - Liver, “Jerusalem: in the Bible”, 209.
[22] Örneğin bkz. Hezekiel 16, 22, 23.
[23] Abramsky - Liver, “Jerusalem: in the Bible”, 209.
[24] Yeremya 30:18-19, 31:38.
[25] Zekeriya 8:3-5.
[26] Hezekiel 40.
[27] Hezekiel 45:1-8, 48:8-22, 30-35.
[28] Yeşaya 24:23.
[29] Yeşaya 27:13.
[30] Yeşaya 57:11-12.
[31] Yoel 3:17-21.
[32] Zekeriya 12:7-9.
[33] Yalkut Şim’oni, Naso.
[34] TB.Berahot 30a.
[35] Midraş Tanhuma, [ed. Buber], Kedoshim 10; TB.Sanhedrin 37a.
[36] TB.Yoma 23a.
[37] TB.Kiduşin 49b.
[38] Midrash Tehillim, 4:91.7.
[39] TB.Yoma 54b.
[40] Bereshit Rabbah, 14:8; Tanna de-be Eliyahu, 411.
[41] TB.Pesahim 8b.
[42] Avot de-Rabbi Nathan, 35, 103.
[43] Pesikta de-Rav Kahana, [ed. Buber], 55b.
[44] Örnekler için bkz. TB.Baba Batra 75b; Exodus Rabbah, 15:21; Song of Songs Rabbah 7:5; Avot de-Rabbi Nathan, 35, 106; Midrash Tanhuma, Noah 11.
[45] Detaylı bilgi ve kaynaklar için bkz., Mustafa Yiğitoğlu, “Yahudilerin Tapınak Siyaseti ve Semavi Mâbed”, Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, I:1 (2017), 43-52, 48-49.
[46] The Zohar, II:50b-51a.
[47] TB.Taanit 5a.
[48] I. Enoch 90:28-29; IV. Ezra 7:26, 10:54. 
 

 

Kaynakçalar
Armstrong, Karen, “The Holiness of Jerusalem: asset or burden”, Journal of Palestine Studies, 27 (1998/3), 5-19.
Avot de-Rabbi Nathan, [ed. S. Schechter], Vienna, 1887.
Cline, Eric H., Jerusalem beseiged: from ancient Canaan to modern Israel, Michigan: University of Michigan Press, 2005.
Complete works of Josephus, [ed. William Whiston ve dğr.], New York: Bigelow Brown, yy.
Eldar Hasanoğlu, “Tanah’a Göre Kudüs’ün Kutsallaşma Süreci”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 24:2 (2015), 123-146,
Kroyanker, David, Yeruşalayim: Şehunot ve-Batim, Tkufot ve-Signonot, Yeruşalayim: Keter, 2006.
Midrash Rabbah, [ed. H. Friedman, Maurice Simon], London: Soncino Press, 1939, I-X.
Midrash Tanhuma I, [ed. S. Buber, tr. J.T. Townsend], New Jersey: Ktav Publishing House, 1989.
Midrash Tehillim, [ed. S. Buber], Vilna 1891.
Mustafa Yiğitoğlu, “Yahudilerin Tapınak Siyaseti ve Semavi Mâbed”, Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, I:1 (2017), 43-52.
Nir, Rivka, Yeruşalayim le-Doroteya I: me-ir Yevusit le-birat am Yisrael, Raanana: ha-Universita ha-Petuha, 1984,
Oded, Bustenay, Toldot am Yisrael be-Yemey Bayit Rişon I: ha-memlaha ha-meuhedet, Raanana: ha-Universita ha-Petuha, 2007,
Ömer Faruk Harman, “Kudüs”, TDV İslam Ansiklopedisi, XXVI, 323-327.
Pesikta de-Rav Kahana, [ed. S. Buber], Lyck, 1868.
Shmuel Abramsky – Jacob Liver, “Jerusalem: in the Bible”, Encyclopaedia Judaica [2nd ed.], XI, 208-210
Şur, Natan, Toldot Yeruşalayim, I: ha-ir hekdem Yisraelit ve ad ha-tkufa ha-Bizantit, Tel Aviv: Devir, 1987.
Tanna debe Eliyyahu: the lore of the school of Elijah, [tr. William G. Braude, Israel J. Kapstein], Philadelphia: The Jewish Publication Society of America, 1981.
The Zohar, 2. bsk. [Harry Sperling, Maurice Simon, Paul P. Levertoff], London: The Soncino Press, 1984, I-V.
Yalkut Şim‘oni: Midraş al Torah, Neviim ve Ketuvim, Warsaw, 1877.
Yeşayahu Gafni, “Maamado şel Eretz Yisrael ba-todaa ha-Yehudit be-akbut mered Bar Kohba”, Mered Bar Kohba: mehkarim hadaşim, [ed. A. Openheymer- A. Rapaport], Yeruşalayim: Yad Yitzhak Ben Tzevi, 1984, 224-232.
Zeev Safray – Hanna Safray, “Keduşat Eretz Yisrael ve Yeruşalayim: kavim lehitpathuto şel ha-raayon”, Yehudim ve Yahadut be-Yemey Bayit Şeni, ha-Mişna ve ha-Talmud, [ed. Aharon Oppenhaimer ve dğr.], Yeruşalayim: Yad Yitzhak Ben Tzevi, 1993.
DİĞER MAKALELER
Yahudi İnancında Kudüs
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun