İran’ın Sömürgeci İngiltere ve Rusya İle İmtihanı

İran’ın Sömürgeci İngiltere ve Rusya İle İmtihanı

İran’ın sömürgeci batılı devletlerden İngiltere ve Rusya ile imtihanı, on dokuzuncu asrın başlarından itibaren başlayarak İran İslâm Devrimi’ne kadar gelmiştir. İngiltere’nin, Hindistan güzergâhı üzerinde bulunan ve aynı zamanda petrol dâhil zengin yeraltı kaynaklarına sahip İran’a Rusya’nın kuzeyden sarkmaması için bütün diplomatik hileleri devreye soktuğu bilinen bir gerçektir. Bir yandan yıprattığı Kaçar idaresinden sonra yerine ihdas ettiği askeri diktatörlük rejimini Rıza Şah Pehlevi’ye emanet ederek, bu süre içerisinde Amerika ile birlikte petrol zengini halkı açlık, kıtlık ve asayişsizlik içerisinde bıraktı. Diğer yandan ise Amerika ve İngiltere, birlikte hareket ederek Rıza Şah’ı kenara çekip oğlu Muhammed Rıza Pehlevi ile yollarına devam ettiler. Ancak halkın kıtlık ve yoksulluk ile birlikte zulme varan uygulamalar ile karşı karşıya kalmaları infiale sebep oldu ve sonuçları itibarıyla bütün bölgeyi etkileyen devrim meydana geldi. Bu çalışmamızda ise tüm bu sürecin tarihsel bağlam içerisinde Kaçarlar’dan Pehleviler’in sonuna kadar olan dönemde İran’daki sömürgecilik faaliyetleri ele alınarak aydınlatılmaya çalışıldı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

İran, coğrafi alan olarak doğu ile batı arasındaki ticaretin güzergâhı, Hindistan’a giden yolların kapısı ve dünya hâkimiyetinin geçtiği yer olması sebebiyle tarihte birçok savaşa sahne oldu. Büyük İskender’in dünya devleti hayali, Pers kralı III. Darius’a karşı M.Ö. 334’te kazandığı savaş ve akabinde Gaugamela’da kazandığı zafer ile gerçekleşmiş, batıda Roma İmparatorluğu’nun zayıflaması, Sasani Devleti’nin I. Ardeşir ile birlikte yükselişe geçmesiyle mümkün olmuş.tur.1 Hz. Ömer (r.a) döneminde İslâm Devleti’nin bir dünya devleti olması İran’ın fethi ile gerçekleşti. Müslümanların İran’ı fethi ile birlikte Sasani idari ve iktisadi uygulamaları model olmasıyla birlikte, ikta sisteminde olduğu gibi birçok uygulama Selçuklulara kadar gelişti.2 Sasani dönemindeki sınırlara ulaşan Büyük Selçuklu Devleti, İran halkı tarafından benimsenerek, bu dönemde meydana getirilen mimari, edebi ve ilmi eserler, İslâm Medeniyeti’nin içerisindeki mümtaz yerlerini aldılar. Moğol istilasıyla talan ve yağmaya maruz kaldıktan sonra Safevilere kadar yerel hanedanlıklar tarafından idare edilen İran, Safeviler döneminden itibaren batılı sömürgeci devletlerden Portekiz ve Hollanda’nın Fars Körfezi’ndeki faaliyet ve işgalleri, İngiltere’nin bölgeye gelişiyle birlikte bir mücadele alanına dönüştü.3

İngiltere, İran ve Fars Körfezi’ndeki ticareti ele geçirmek ve Hindistan’a giden güzergâhı kontrol altında tutmak için devreye girerek, Safevi-Osmanlı Savaşları sırasında İran ordusunu takviye edip, her iki devletin birbiriyle savaşması sonucu güçten düşmesi için Shirley kardeşlerin başkanlığında bir askeri heyeti İran’a gönderdi. Şah II. Abbas ile birlikte Safevilerin zayıflamaya başlaması ve akabinde 1722’de başlayan Afgan istilası, İran’ı iç karışıklığa sürükled.Bu iç karışıklık döneminden istifade etmeyen Osmanlı Devleti, İran’ın bütünlüğünden yana olup, Afganlı Eşref Han’ın birlikte İran’ı istila teklifini kabul etmedi.5 Afgan istilası sırasında önemli bir komutan olarak sivrilen Nadir Şah, Afganlıları İran’dan sürerek merkezi otoriteyi sağladı ve Hindistan’a kadar yaptığı fetihlerle kaybedilen yerleri tekrar aldı. Nadir Şah’ın kendi döneminde halletmek istediği Şii-Sünni ihtilafı, 1747’de öldürülmesinden dolayı başarısız oldu.6 Bundan sonra İran’da başlayan Zend dönemi, zayıf kaldığı için Fars Körfezi’ndeki İngiliz, Hollanda ve Fransa rekabeti artmaya başladı. Zend Hanedanlığı’nın kurucusu Kerim Han Zend’in 1763’te körfezdeki İngiliz tüccarlara imtiyaz vermesi, güneydeki ticaretin tamamıyla İngiliz tüccarların eline geçmesine sebep oldu.7 İngiliz tüccarlar, yaptıkları ticaret ile birlikte Maskat ve Umman gibi yerlerde faaliyetlere geçerek buraların isyanlarını sağladılar. Kerim Han Zend’in 1779’da ölmesinden sonra başlayan çözülme, 1795’te Kaçar Türklerinin İran idaresini ele geçirmeleriyle neticelendi.8

Kaçar hâkimiyetinin başlarında siyasi ve askeri temasa geçen Napolyon, İngiltere’yi Hindistan güzergâhında vurmak için 1807’de İran ile bir anlaşma imzaladı. Napolyon, anlaşmaya dâhil ettirdiği maddelerle, İran ordusunun teknik ve silah olarak takviye edilmesi, İngiltere ile ilişkilerin hemen kesilmesi, Afganistan’daki kabilelerle anlaşma sağlanarak İngiltere’ye savaş açılmasını, İngiltere elçisinin geri gönderilmesi ve İngiltere-Rusya ittifakına karşı Fransa ile müttefik olunmasını İran’a kabul ettirmişti. Anlaşmadan hemen sonra General Gardanne başkanlığındaki Fransız askeri heyeti İran’a gelerek çalışmalara başladı.9 Ancak Fransa’ya’ karşı harekete geçen İngiltere, Napolyon’u Mısır’da durdurmuş ve bu teşebbüsü sonuçsuz bırakmıştır. Bununla yetinmeyen İngiltere, 1809’da Harford Jones’i İran’a göndererek İran’ın Rusya ile savaşında 120.000 sterlin mali yardım yapacağını vadetti. İran, bundan sonra Rusya ile savaşa girerek Kafkaslardaki topraklarını kaybetmiş, savaşın devam ettiği bir sırada sözde arabulucu olan İngiltere, 1813’te imzalanan Gülistan Anlaşması’yla İran’ın savaş tazminatı ödemesine sebebiyet verdi. Bu anlaşmadan bir yıl sonra ise Gore Ouseley İran’a gönderilerek İngiltere-İran Anlaşması imzalandı.10

İngiltere, bu dönemde hem Rusya’nın kuzeyden güneye sarkmasını önlemek ve hem de Rusya’ya karşı ayakta durabilecek bir İran için bütün diplomatik hileleri devreye soktu. İran’ın kuzeyde kaybettiği topraklarını tekrar alabileceğini ve bunun için mali yardım yapacağını söyleyerek İkinci Devre İran-Rus Savaşlarının başlamasına aracı olup, savaşı kaybeden İran’ı Rusya ile masaya oturtarak tekrar savaş tazminatı ödemesine mahkûm etti. İran’ın Rusya ile sürekli savaş halinde olması için içte de hilelere başvurmuş, İran’daki Rus elçi Gribaidov’un öldürülmesine sevinmiştir. Bu hadiseden sonra iyice gerginleşen İran-Rus ilişkileri, İngiltere’nin hileli ve sinsi siyasetine alan açarak, İran ve Afganistan’da istediği siyaseti icra etmesini kolaylaştırdı.11 Afganistan ve özellikle Hindistan’ın anahtarı durumundaki Herat’ın tamamıyla İran’dan koparılması için buradaki kabileleri İran’a karşı kışkırtmaya çabasına bulunuldu. 1833’te Feth Ali Şah ve oğlu Abbas Mirza’nın Herat’a düzenledikleri sefer, İngiltere’nin müdahalesiyle neticesiz kaldı.12

Şehzade Abbas Mirza, bu dönemde Rusya ile yapılan savaşlarda yenilgilerin alınmasını ordunun yetersizliğine bağlayarak İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi batı ülkelerine devlet adamları ve yetiştirilmeleri amacıyla öğrenciler gönderdi. Ancak buralara giden kişiler, kendilerinden istenilen yeni teknikleri ve gelişmeleri öğrenme yerine onurlarına düzenlenen kadınlı ve içkili eğlencelerle günlerini geçirdikleri içim asıl amaçtan uzak kaldılar. Dönüşlerinde ise batılı değer ve sosyal hayatı, erişilmesi gereken hedefler olarak söyleyip teknik geri kalmışlığı, dini değerlere bağlamaktan geri durmadılar. Bunun yanında bunların bir kısmı da mason localarına iltihak edip ülkelerinin aleyhinde çalışmışlardır.13

Herat muhasarası sırasında şehzade Abbas Mirza’nın ve bir yıl sonra Feth Ali Şah’ın ölümünden sonra yerine geçen Muhammed Şah, Herat’ı almak için 1837’de tekrar sefere çıktı. İran ordusunun burayı muhasarasıyla harekete geçen İngiltere, İran’ın güneyindeki aşiret ve kabileleri isyan ettirdi. Bununla yetinmeyerek güneyden işgale başladı.14 Bu hadiselerin cereyan ettiği 1848 yılında Muhammed Şah’ın ölmesi ve Nasırüddin Şah’ın tahta oturması, İngilizlere verilen imtiyazlar döneminin kapılarını sonuna kadar açtı. İmtiyazlara karşı çıkarak yerli unsurlarla ıslahat yapmayı amaçlayan ve İngilizlerin İran’daki nüfuzunu kırmaya çalışan sadrazam Emir-i Kebir, bu devletin ve onun içteki işbirlikçilerinin bir tertibi neticesinde feci bir şekilde öldürtüldü. Ayrıca İran’ın 1856’da Herat’ı alması, burasının İngiltere tarafından tamamıyla İran’dan koparılmasıyla neticelendi. Bundan sonra İran’daki İngiliz bankası Bank-ı Şahinşah’den borç para alarak Avrupa seyahatlerine çıkan şah, Yahudi asıllı İngiliz Talbot ve Reuter’e verdiği imtiyazlar ile bütün milli kaynakları peşkeş çekti. Talbot’a verilen tütün imtiyazı, içteki kargaşanın aracı olarak kullanılmış, isyanların yayılması ve Rus baskısının artması üzerine iptal edilen bu imtiyaz, bütün servetini daha önce kumarda kaybeden Talbot’a oturduğu yerden para kazandırmıştır.15

İran, Nasırüddin Şah’ın son dönemlerinde verilen imtiyazlar ve alınan borç paralar yüzünden İngiliz nüfuzuna iyice girdi. Bu dönemde Melkum Han, Cemaleddin Esedabadi (Afgani), Feth Ali Ahundzade, Mirza Hüseyin Han ve daha birçok meşrutiyetçi, mevcut idareyi istibdatçı göstererek özgürlük, hürriyet, parlamentolu rejim, batılı kanunlar ve kanun-ı esasi gibi araçlardan dem vurmaya başladılar. İran’ın birçok şehrinde kurulan mason locaları vasıtasıyla bütün dertlerin ilacı olarak halka sunulan bu araçlar, idarenin yıpratılması ve Muzaferüddin Şah’ın 1906’da meşrutiyeti ilan etmesiyle neticelendi. Meşrutiyetin ilanında sonra başta söylenenlerin hiçbiri olmamış, kandırılan veyahut inandırılan birçok kişi karşı çıkmışsa da iş işten geçmiş, Şeyh Fazlullah Nuri gibi birçok ulema kendini darağacında bulmuştur.16

İngiltere, İran’ı bu şekilde etkisizleştirip yıprattıktan sonra organize ettiği Birinci Dünya Savaşı’nın içine çekmiştir. Petrolün de burada bulunmasından sonra işgali düşünerek içteki karışıklıkları, meşrutiyetten sonra kurulan siyasi partiler üzerinden devam ettirdi. Rusya’nın güneye inmesi tehlikesi karşısında Japonya ile 1902’de bir askeri anlaşma imzalayarak bu devleti Rusya’ya saldırtma girişiminde bulundu. 1907’de ise Rusya ile bir anlaşma imzalayarak İran’ın kuzey bölgelerini ve Osmanlı boğazlarını bu devlete vaat ederek, güneydeki bütün petrol bölgelerini kendisine ayırdı. Böylece savaş öncesinde Rusya’yı saf dışı ederek kendi yanında yer almasını sağladı. Savaş sırasında çıkan Bolşevik İhtilali’nde hem ihtilalcileri ve hem de Çarlık generallerini destekleyerek iç çatışmayı körükleyen İngiltere bölgede rakipsiz kalarak emellerine ulaşmıştır. 1919’da İran ile imzaladığı antlaşma ile bu ülkenin bağımsızlığını kelimenin tam anlamıyla yok saydı.17

İngiltere, savaştan sonra İran’ın petrolleri ve yeraltı kaynaklarını başka bir devlete kaptırmamak için içte kendisine bağlı kalacak bir askeri diktatör arayışına girdi. Zerdüşt olan Ardeşir’in İran’daki İngiliz General Iron Side’ye tavsiyesiyle Rıza Mirpençe keşfedildi. İran ordusunda subay olan akrabasının yanında ve hasta olan askerin yerini doldurma işi ve karın tokluğuna çalışan Rıza Mirpençe, İngilizlerin yardımıyla kısa bir sürede Kazak Alayları içerisinde terfi ettirilerek askeri darbeye hazır hale getirildi. Darbenin siyasi ayağı da Seyyid Ziyaeddin üzerinden yürütüldü, son Kaçar şahı olan Ahmed Şah, Avrupa seyahatine çıkartıldıktan sonra darbe gerçekleştirildi. 1925’te gerçekleşen darbeden sonra önce bütün İran ordusunun başı ve daha sonra tahtın sahibi olan Rıza Şah, İngiltere’nin İran’daki menfaat bekçiliğini yerine getirmeye başladı. Bütün İranlılar’ın atası manasına gelen Pehlevi soyadını alarak kendi hanedanlığını başlattı.18

Rıza Şah, 1932’de Türkiye’yi ziyaret edip ülkesine döndükten sonra kadınların örtünmesi meselesini gönderme getirmiş, ancak halkın ve ulemanın sert tepkisi karşısında icraya koyamamıştır. Türkiye’deki yeni rejimin uygulamalarını örnek alarak sosyal hayatta adımlar atan Pehlevi, İran halkının en önemli geliri olan petrolün İngiliz ve Amerikalı şirketlere peşkeş çekilmesine ses çıkarmamıştır. İran halkı yoksulluk ve açlıkla karşı kalınca tepkiler artması üzerine, tepkilerin azalması için görevden uzaklaştırıldı. Güney Afrika’ya gönderilen Rıza Şah’ın yerine 1941’de oğlu Muhammed Rıza Pehlevi getirildi.19

Muhammed Rıza Pehlevi, başa geldikten sonra halkın tepkisini azaltmak için “Beyaz Devrim” olarak isimlendirdiği ve köylüye toprak dağıtılmasını içeren programı uygulamaya koyuldu. Ancak bütün önlemlerin hanedanlığın devamına yönelik olması, kalabalık bir ordunun oluşturularak halka karşı kullanılması, tepkilerin gittikçe artmasına sebep oldu. Halkın tepkisi ile birlikte İslâmi, sosyalist ulusalcı grupların da meydanlara inmesi, şahın zulmünün seviyesini arttırdı ve Savak gibi bir cinayet teşkilatı kurmasına kadar götürdü. Başbakanlığa getirdiği Muhammed Musaddık ile durumu yumuşatmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştır. Musaddık, meclisin yabancılara petrol imtiyazı vermesini yasaklayan ve petrolü millileştiren bir kararı almasında etkili olunca, Amerika ve İngiltere’nin girişimiyle görevden alındı. Halkın tepkisini katliamlarla önlemeye çalışan Muhammed Rıza, İran’ın bütün kaynaklarını ve enerjisini heba ettikten sonra ülkeden kaçmıştır. Bu süreç içerisinde bütün muhalif gruplarla birlikte hareket eden Humeyni, şahın ülkeyi terk etmesinden sonra bulunduğu Paris’ten döndü. Devrimden sonra hazırlanan anayasanın kalkın onayından geçmesiyle İslâmi cumhuriyet kuruldu.20

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar
1John De Morgan, Heyet-i İlmi-i Fransa Der İran (terc. Kazım Vedii), Tebriz 1338, s. 115-118
2John Malcom, Tarih-i İran (terc. Mirza İsmail Hayret), Tehran 1362, s. 96-97; J. H. Kramers, “İran,” İslâm Ansiklopedisi, Cilt: V/2, İstanbul 1993, s. 1015
3Yılmaz Karadeniz, İran Tarihi, İstanbul 2012, s. 44
4Hasan Fesai, Farsname-i Nasiri, Tehran 1313, s. 160
5John Hanway, Hücum-ı Afgan ve Zeval-ı Devlet-i Safevi (terc. İsmail Devletşahi), Tehran 1367, s. 104-132
6Muhammed Kazım Mervi, Âlem-i Ara-yı Nadiri (tash. Muhammed Emin Riyahi), Tehran 1364, s. 80; Mehdi Han Esterabadi, Cihanguşa-yı Nadiri (tash. Mani Kaşani), Tehran 1385, s. 171-178
7Abdülkerim Ali rıza Şirazi, Tarih-i Zendiye (terc. Gulam Rıza Verheram), Tehran 1365, s. 9; Muhammed Sadık Musevi Nami İsfahani, Tarih-i Git-i Gûşa (tash. Said Nefisi), Tehran 1366, s. 167-180
8Percy Sykes, Tarih-i İran (terc. Muhammed Taki Fahrdai Gilani), Tehran 1330, s. 407; Y. Karadeniz, e. g. e., s. 241
9Ali Ekber Bina, Tarih-i Siyasi ve Diplomasi-i İran, Tehran 1337, s. 116; Ali Asgar Şemim, İran Der Devre-i Saltanat-ı Kacar, Tehran 1379, s. 63-68
10Nasır Necemi, İran Dermeyan-ı Tufan Ya Şerh-i Zendegani-i Abbas Mirza (Cengha-yı İran ve Rus), Tehran 1336, s. 46-173; A. A. Şemim, a. g. e., s. 79
11Abdurrıza Hoşeng Mohdevi, Revabıt-ı Harici-i İran, Tehran 1379, s. 238
12N. Necemi, a. g. e., s. 305; Y. Karadeniz, a. g. e., s. 320-323
13Yılmaz Karadeniz, “Avrupa’ya Gönderilen Diplomatik Heyetlerin Batıdaki Gelişmelere Bakış Tarzı: İran Örneği (1809-1838),” Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 1, Çankırı 2010
14Mahmud Mahmud, Tarih-i Revabıt-ı Siyasi-i İran ve İngiliz I, Tehran 1342; A. A. Şemim, a. g. e., s. 140-147
15Y. Karadeniz, a. g. e., s. 351-369
16Yılmaz Karadeniz, “II. Meşrutiyet’in Ön Denemesi: İran Meşrutiyet Hareketi ve Sebepleri (1906),” Ahmet Yesevi Üniversitesi bilig Dergisi, Güz 2008, Sayı: 47, II. Meşrutiyet Özel Sayısı, s.194–212
17Yılmaz Karadeniz, “İngiltere’nin İran’da Askeri Darbe Yaptırması ve Pehlevi Hanedanı’nı İktidara Getirmesi (1921), Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 27, Yaz 2013,  s. 292-306
18Hüseyin Mekki, Tarih-i Bist Sale-i İran, İstimrar-ı Diktatöri-i Rıza Han Pehlevi, Tahran 1362, s. 145
19Samuel Cronin, Armyand Creation of the Pahlevi State in Iran: 1910-1926, London 1997, s. 87-92
20Celaleddin Medeni, Tarih-i Siyasi-i Muasır-ı İran, Kum 1380; Muhammed Hüseyin Cemşidi, Endişe-i Siyasi-i İmam Humeyni, Tahran 1385 
 
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun