Haşhaşilerin Haçlılarla İlişkisi

Haşhaşilerin Haçlılarla İlişkisi

Anadolu’daki Türk varlığına son verme ve Kudüs’ü ele geçirme amacıyla başlayan Haçlı Seferleri'nin meydana gelme sürecinde birçok değişkenin rol oynadığı, süreç içerisinde bu seferlerin gerçekleştirilebilmesi adına birçok ittifak girişimlerinin olduğu bilinen tarihsel gerçeklikler arasındadır. Ancak çeşitli gruplar ve devletler ile kurulan birçok ilişki görece normal karşılanırken, aralarından bazıları şaşırtacak cinstendir. Bunlardan en önemlisi ise birçok edebi esere ve sinema filmine konu olan Haşhaşiler olarak adlandırılan Nizari İsmailileridir. Süreç içerisinde üç farklı döneme ayırabileceğimiz Haçlılar ile Nizari İsmalilileri arasındaki bu şaşırtıcı ilişkiyi daha iyi anlayabilmek adına gelin makalemizi birlikte inceleyelim.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Suikastleri, hançerleri, propagandaları ve davetleri ile dünden bugüne tarih çalışmaları dışında filmlere, romanlara ve tiyatrolara konu olan Nizari İsmailileri(Haşhaşiler) ve Haçlı ilişkisi siyasi sürece göre değişken olmuştur. Özellikle Haçlıların İsmaililere ve İslama bakış açısı Nizari İsmailileri'ni efsaneleştirmiş ve tarihi süreçte farklı bir kurgu ile gerçek dışı konuma yerleştirmiştir.

Genel olarak Haşhaşiler olarak bilinen Nizari İsmailileri'nin efsaneleştirilmesi ve bu isimle anılmasının bir nedeni Avrupalı Haçlı kronikçileri başta olmak üzere Haçlı Seferleri'ne katılmış olan asker ve din adamları ve Batılı tarih yazarlarıdır. Örneğin tarihçi Lübeckli Arnold 28 Nisan 1192 yılında Sur’daki Kudüs kralı Montferattlı Mark Condrad’ın suikastinden bahsederken Nizari İsmâilî tarihine değinmiş ve anlattıklarına kendisi de inanmayarak  “Yaşlı Şeyh”  hitabını kullanıp onunla ilgili duyduklarını şu şekilde aktarmıştır: “Bu şeyh büyüsüyle müritlerinin gözünü öyle bir boyamıştır ki bu adamlar ona adeta Tanrı’ya tapar gibi taparlar. Onların akıllarını ebedi mutluluk vaatleriyle öyle uyuşturmuştur ki bu insanlar ölmeyi yaşamaya tercih ederler. Çoğu onun bir baş hareketi ya da emriyle paramparça olacaklarını bilerek yüksek bir yerden hiç düşünmeden atlamaya hazırdır. Ona göre müritlerinin en mübarek olanları davaları uğrunda kan dökerken can verenlerdir. Şeyh, böyle bir ölümü göze almış olan fedailerine bu göreve vakfedilmiş hançerleri kendi elleriyle teslim eder ve verdiği iksirle içine girdikleri müthiş zevk ve hayallerle dolu vecd halinin ameller uğrunda can vermelerinin mükafat olarak sonsuza kadar süreceğinin sözünü verir”(Lewis,2012: 12). Lübeckli Arnold tarafından yazılan bu efsaneler Batılılar ve Orta Çağ Avupa yazarları tarafından zamanla inanılmış ve kabul görmüştür. Nizârî İsmâilîler davalarına ve efendilerine duydukları bağlılığı göstermek ve düşmanlarına göz dağı verilmesi için efendilerinin tek sözü ile kendi boğazlarını kesme ya da kale surlarından aşağı atlama gibi anlatılan gizemli ve etkileyici hikâyeler çeşitlenmiştir. Haşhaş ya da uyuşturucu içilmesinden bahseden ilk Batılı yazar ise Haçlı Arnold’dur ve Suriye Nizârîleri’nin şeyhleri ve fedailerinden ayrıntılı ve ilginç bilgiler aktarır. Arnold’un ardından Suriye ve İran Nizârîleri hakkında birçok ilginç hikâye anlatılmaya başlanır. Özellikle Doğu’ya seyahat eden Haçlılar halktan duyduklarını abartarak tüm Avrupa’da yayarlar. Ölüme atlama, kendi boğazını kesme, fedailerin kaleden kendilerini atma hikâyesi Batılı yazarlar tarafından zamanla daha dikkat çekici bir hal alır ve efsaneleştirilir. Aynı şekilde Marco Polo’nun Orta Çağ Batılı ve Haçlı yazarlardan farklı olarak bahsettiği fedailer ve cennet bahçesi hikâyesi kendinden sonrakileri ciddi şekilde etkilemiştir. Çünkü kendi döneminde cennet bahçesinden ilk ve tek bahseden kişi Marco Polo olmuş, sonrasında hızlı bir şekilde kabul gördüğü için efsaneleştirilmiş, Batılı ve Doğulu yazarlar tarafından pekiştirilmiştir. İşin doğrusu dönemin birincil kaynaklarında ne cennet bahçesi, ne haşhaş kullanımı ne de hahaşi ismi kullanılmamıştır. Dolayısıyla bu oluşum için Nizari İsmailileri olarak adlandırılması daha doğru olur.

Haçlı- İsmaili İlişkisinde Değişen Siyasi Süreç

Haçlı Seferleri sürecinde önemli ve etkin roller üstlenmiş olan Nizarî İsmailîleri, Hasan Sabbah liderliğinde Fatımîler'den bağımsız bir şekilde İran bölgesinde faaliyetlerine başlamıştır. Zaman içinde hem doktrin hem de siyasi anlayış açısından tamamıyla Fatımîler'den ayrılarak Büyük Selçuklu Devleti sınırları içerisinde yeni bir yapı kurmayı başarmışlardır. Hasan Sabbâh tarafından desteklenerek İran coğrafyasında faaliyet gösteren Nizarî İsmâilîleri Davetü’l Cedide (Yeni Davet) adını verdiği davasını daha sonra Suriye bölgesine taşımıştır. İran coğrafyasında Rudbar, Kuhistan, Deylem, Elburz sıradağlarının üst kısımlarına kolayca yapılanan Nizarî İsmailîleri daha sona Suriye bölgesinde etkin rol oynamışlardır. Suriye’deki yapılanma İran’dakinden daha güç olurken karşılarına Haçlılar çıkmıştır.  Haçlılar dışında bölgede Selçuklu hâkimleri ve diğer Sünnî hâkimler ve Şii gruplar bulunmaktadır. Bu nedenle tüm bunlarla mücadele etmek zorunda kalan Nizarî İsmailîlerin Suriye bölgesinde bir grup müstâhkem mevki ele geçirebilmesi onların nerdeyse yarım yüzyıllarını almıştır.

Nizarilerin Suriye bölgesinde muhattap oldukları en etkin ve büyük güç Haçlılar olmuştur. Zamana, olaya ve mekâna göre değişen İsmaili-Haçlı ilişkisini birkaç aşamada incelemekte fayda vardır. Bunlardan birincisi İsmaililerin özellikle Suriye bölgesine yerleşme sürecinde Haçlılar ile kurdukları pozitif ilişkisi, ikincisi hakim olmaya çalıştıkları topraklarda kalıcı olmak adına değişen politika, üçüncüsü ise öncesinde Haçlılar ile daha ılımlı sürdürdükleri karşılıklı politikanın Eyyubîler ve Memlûkler döneminde değişikliğe uğrayarak  suikastler ile birlikte daha da sertleşmiştir.

Nizarilerin Suriye bölgesine yerleşme süreçlerinde gerek Şam gerekse Haleb olaylarında başlarda Sünni Müslümanlarla yaşadıkları sorunlarda Haçlılara sığınırken, onların desteklerini almışlardır. Sonrasında Nizarî İsmâilîlerinin Suriye’deki işleri çok daha çetrefilliydi ve amaçlarına ulaşmak için yarım yüzyıl kadar yoğun çaba sarf etmeleri gerekirdi. Suriye’deki Nizarî daileri bölgedeki askeri varlığını genişletmeye başladığında Haçlılar ile direk temas başlamıştır. Sonraki süreçte yani Eyyubîler ve Memlûkler döneminde ciddi değişikliğe uğramıştır, daha ılımlı sürdürdükleri karşılıklı politika suikastler ile birlikte daha da sertleşmiştir. Bu süre dahilinde İsmailîler önce Eyyubî sonrasında Memlûklular tarafından Sunnîleştirme politikasına maruz kalmışlardır ve buda Haçlılar ile ilişkilerinde yeni bir süreci başlatmıştır. Sultan Selâhaddin Eyyûbî’nin Misyaf Kalesi’ni kuşatması, başlarda İsmailî lideri Raşidüddin Sinân’ın sünnilere karşı Haçlılar ile işbirliği yapmasına sebep olmuştur. Hatta kendisine karşı tehlike gördüğü Selâhaddin’e Haleblilerin teşvikiyle iki defa suikast düzenlemiş ve başarısızlığa uğramıştır. Aslında bu suikatlerin ardında Zengîlerin başına geçen Nureddin Zengî’nin oğlu Melik el Salih’in naibi Gümüştigin olduğu kayıtlarda geçer. Gümüştigin, Râşidüddin Sinân’a haberciler yollayarak toprak ve para karşılığında Selâhaddîn’e suikast düzenlenmesini istemiştir. Ancak baskılara daha fazla dayanamayan Nizarîler, Selâhaddin Eyyubi’nin Misyaf Kalesi kuşatmasında sonra Hama Sahibi Şihabeddin el-Hârimi’ye elçi göndererek sulh istemiş ve bunun üzerine kuşatma kaldırılmış ve aralarında barış sağlanmıştır. Bu olaylardan sonra İsmâilîler Selâhaddin Eyyûbî ile daha ılımlı ve tarafgir bir politika izlemişlerdir. Aslında Nizarîler için bu politikaya uyum sağlama süreci onların toprak bütünlüğü ve güvencesi anlamına gelmektedir. Haçlılara karşı Eyyubî desteğine ihtiyaç duymuşlardır. Başlarda Eyyubî baskısına direnen sonrasında birlikte hareket eden Nizarîler,  Raşiddüddin Sinân’ın ölümünden sonraki 65 yıllık süreçte Eyyubîler ile dostça ilişkiler devam ettirmişlerdir. Setr döneminde hiçbir Müslüman yöneticiye karşı suikast düzenlenmezken, Haçlılar ile hem çatışmalarını hem de diplomatik ilişkilerini iki yönlü sürdürmüşlerdir. Bunun yanında dostluk ilişkisini devam ettirmek isteyen Haçlılar zaman zaman çeşitli hediyeler göndererek pozitif işbirliğini korumaya çalışmışlardır. Örneğin Alman İmparatoru II. Frederic  Suriye Nizarîlerine 80 bin dinar tutarında armağanlar göndermeyi  ihmal etmemiştir. Hediyelerin yanında Suriye Nizarîleri birçok Müslüman ve Hristiyan yöneticiden toprak koparmayı da başarmıştır.

Haçlılara Suikast

Haşhaşi ve Haçlı ilişkisine suikastler çerçevesinden bakıldığında ise bölgeye yerleşme sürecinde Selçuklu hâkimlerinin baskısından bunalan İsmailîler ilk fırsatta Haçlılara sığınırken, değişen politik çıkarlar ve siyasi ittifak sonucu Haçlı yöneticilerine suikast düzenlemekten geri durmamışlardır.  Örneğin İsmailîlerin Eyyubî ve Memlükler ile işbirliği yaptıkları dönemde hançerlerinin ana hedefi Franklar olmuştur. Nizarîlerin son altı kurbanlarından dördü Hristiyan’dır. Bunlardan Trabluslu II. Raymond suikastın sebebi bilinmemektedir. Diğer üçünün ölümü ise Sünnî liderler tarafından azmettirilmiş olma ihtimali yüksektir. Dönemin siyasi olayları incelendiğinde Monfrart Conrad’ı, Selâhaddin Eyyubî’nin, Montfort’lu Philpis suikastlerinin dönemin etkin gücü Memlûklu sultanı Sultan Baybars tarafından azmettirmiş olmaları mümkündür. Yine Antakyalı IV. Boemondo suikasti önemli saldırılardan biridir. Özellikle Antakyalı IV. Boemondo’ya suikast düzenlenmelerinden sonra Haleb ve Şam’ın Eyyubî emirlerinin El-Havabi Nizarîlerine yardıma koşmaları Eyyubîlerin suikast rol oynadıklarını açıkça işaret etmektedir. Bunun dışında siyasi sebepler dışında ticari çıkarlar doğrultusunda da Haçlı yöneticilere suikastler düzenlemişlerdir. Örneğin, Monfrad Condrad İsmailîlere ait ticaret gemisine el koyup içindekilerin tamamını öldürmüştür. Bunun üzerine İsmailîler tazminat talebinde bulunmuş ancak ödenmeyince öç alınmak için öldürülmüştür. Neticede, suikast listesine bakıldığında Suriye Nizarîlerin başlarda Haçlılar ile diplomatik görüşmeler ile daha ılımlı siyaset güdüklerini ancak Eyyubîler ve Memlûkler ile işbirliği yaptıkları dönemde Franklara suikast düzenlediklerini görmekteyiz.

Temprieliler ve Hospitallar Şövalyelerine Neden Suikat Düzenlenmedi?

Haçlı birlikleri ile yapılan diplomatik görüşmelerin merkezinde Suriye bölgesinde emirlerini sadece Papa’dan alan ve serbest hareket edip özerk güç oluşturan Temprieliler ve Hospital adlı iki şövalye örgütü bulunmaktadır. Haçlıların Frenk eyaletlerine askeri destek sağlayan,  Kutsal topraklara giden hac yollarını koruyan, varlıkları gittikçe arttıran bu askeri örgütler, büyük ve iyi teşkilatlanmış savaşçı topluluklardır. Bölgedeki diplomatik ve siyasi yapının karmaşık yapısı içerisindeki bu iki örgüt Nizarî İsmâilîlere ciddi baskı kurmuşlardır. Hatta Nizarî İsmailîler, Haçlılar ile ilişkilerinde uzunca yıllar bac vergisi ödemek zorunda kaldıkları Temprie ve Hospital Şövalyeleri ile aralarında ciddi anlaşmazlıkla devam ederken  suikast düzenlememiş olmaları da dikkat çekicidir. 1228 yılına gelinde Nizarî İsmâilîleri bir yandan Temprie’ye vergi ödemeye devam ederken işbirliğine dayalı anlaşmanın şartlarına uygun olarak Hospitallere de vergi ödemeye başlamışlardır. Nizarîlerin bu askeri örgütlere, Latin devletlerinin Hristiyan idarecilerine karşı düzenledikleri seferlerde aralıklarla destek sağlamaları da bu döneme denk gelmektedir. Hospitallar de en azından Nizarîleri huzursuz eden Antakya Trablusgarb güçlerini engelleyerek buna karşılık verilmiştir. 1230 yılında Krakdes Chevaliers’den Antakyalı IV. Bohemond’a karşı başlatılan sefere Nizarîlerin de katılması bu işbirliğinin kanıtıdır. Özellikle Hospitaller ve Nizarîler arasındaki ilişki bir tür ittifaka dönüşmüştür. Papa IX. Gregor bu haberler üzerine Kutsal topraklarda gönderdiği temsilcileri aracılığıyla Hospitaller şovalyelerine uyarı göndermiştir(1228). Yine bu olaylara bağlı olarak Raymond’un erkek kardeşi ve Antakya’nın bir sonraki prensi V. Bohemond (1233-57), Papa IX. Gregory’e bir şikâyet mektubu yazarak Hospitaller’in büyük efendisinin Nizarîler ile müttefik olduğunu anlatmaktadır. 1236 ‘da Papa Gregory bu şikâyete cevaben Sur başpiskoposuna, Sayda ve Beyrut psikoposlarına bir mektup yazarak ısrarla  Hospitaller’in Nizarîler ile ittifaka dayalı ilişkilerini kesmesini talep etmiştir. Mektuptan bir bölüm şu şekildedir: “Haşhaşiler. Önceden Raymond’u  (IV.Bohemond’un oğlu) haince öldüren tanrının ve Hristiyanlığın düşmanları. Bunun yanında pek çok büyük insanı ve Katolik prenslerini de öldürmüşlerdir ve şiddet kullanarak kaderimizi engellemeye çalışmaktadırlar. Çok daha vahim olan ise bu bahse konu olan Haşhaşilerin kendilerini Hristiyan saldırılarına karşı koruması ve savunması karşılığında önceden adı zikredilen efendi ve din kardeşimize her yıl belli bir miktar para ödüyor olduğudur. Bundan dolayı talimat yazıp gönderdim. Eğer söz konusu efendi ve din kardeşimiz kendisine verilen emirlere uymazsa sizin göreviniz gerekli uyarıları yaptıktan sonra kilisenin kınanmasına dayanarak onları zorla bu anlayışta vazgeçirmek olacaktır”(Daftary,1998:122) şeklindedir. Hatta Antakya kontu IV. Bohemoun’un oğlu Raymond’u suikastında Hospitallerin teşviki ile cinayet işlemiş olma olasılığı mevcuttur. IV. Bohemond Templilerden destek alarak İsmâilî kalesi Khava Kalesi’ni kuşatmıştır. Nizarî İsmailîleri ve Hospitaller işbirliğinin ikinci kurbanı ise IV. Bohemund ve Templierlere yakınlığı ile bilinen Kudüs patriği Albert olmuştur (1214). Khavabi olayında İsmailîler, Selâhaddin döneminden beri Eyyubîler ile aralarında bulunan iyi ilişkileri kullanarak IV. Bohemund’un saldırılarını bertaraf edip, Hospitalierler çok fazla çaba sarf etmeden rakiplerine ciddi zarara uğratmışlardır. Bu olaylardan en fazla IV. Bohemond zarar görmüş ve ez-Zahîr ile arası açılmıştır.

Bu arada bu iki şövalye örgütü ile işbirliği içerisinde olan Nizarîler vergi vermeye devam etmişlerdir. Hatta onlar ile suikast düzenleme yerine daha çok diplomatik çözümler ile vergiyi kaldırmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Kral Amalric ve II.Frederic aracılığıyla yapılan diplomasi görüşmeleri sonuçsuz kalmış ve Sultan Baybars dönemine kadar şövalyelere vergi ödemek zorunda kalmışlardır. Nitekim Memlûklu döneminde değişen güçler dengesinde Sultan Baybars, İsmâilîlerin çeşitli Frenk krallarından ve Yemen hâkiminden aldığı vergi ve armağanların bundan böyle kendisine ödenmesini emretmiştir. Giderek siyasal güçleri azalmış olan İsmâilîler, Baybars ve Hospital Tarikatı arasında yapılan barış anlaşması gereğince kendileri de Baybars’a vergi ödemek zorunda kalmışlar ve fiilen Memlûklere bağlı hale gelmişlerdir. Bu süreçte de Memlûklu Baybars’ın kendilerine uygulamış olduğu Sünnî ve baskıcı siyasetten memnun olmayan Kehf, Kedmus ve Meynaka Kalelerinde bulunan İsmâilîler isyan ederek, Antakya kontu VI. Bohemond ile görüşüp yardım alarak, Baybars’ın Frenklerin elinde bulunan Hıns el-Ekrad Kalesi’ni kuşattığı sırada iki İsmâilî fedaisini Baybars’ın üzerine suikast için yollamışlardır. Baybars hem haçlılar ile işbirliği yapan hem de kendisine öldürmeye çalışan İsmâilîleri tutuklatmıştır. Bu suikast girişimden dolayı Baybars ve Nizarîler arasında daha önceden yapılan iyi niyet anlaşması bozulmuş ve Baybars,Nizarî lideri Şemseddîn’i Frenklerle işbirliği yaptığı için tutuklatmıştır. Bu karışık süreçte Baybars’ın baskısı altında kalan Nizarî İsmâilîleri haçlılar ile işbirliğini gizliden devam ettirirken, bölgede varlığını devam ettirmeyi başarmıştır.

Sonuç olarak, Haçlı Seferleri sırasında Nizarî İsmailîlerin genel durumuna baktığımızda birden fazla sonuç çıkmaktadır. Nizarîler başlangıçta Sünnî düşmanlığı ile hareket etmişlerdir. Ancak sonraları onların ana hedefleri değişikliğe uğramıştır. Mevdûd ve Porsikî suikastları sonrasında Selâhaddin Eyyubî ile olan ittifakları Haleb ve Şam’daki yapılanma süreçlerinde uğradıkları kıyımlar Nizarîleri yayılmacılık ve güç arama yerine içe kapanma ve Haçlılara ile uyum sağlama stratejisine yöneltmiştir. 

İkincisi siyasi ittifaklarda esnek davranma ki kendilerinin varlıklarını devam ettirmesine yardımcı olacak her türlü efendiye hizmet yani Haçlılar-Sünnî yöneticiler ile değişen işbirliği politikalarının ana ekseni olmuştur. Nitekim Nizarîler önceleri Haçlılar ile işbirliği içindeyken sonraları Haçlılara karşı sultan Selâhaddin Eyyubî ve Baybars’ın desteğini alarak Haçlılara karşı barikat olarak kullanılmışlardır. Sünnîlere ve daimi tehdit oluşturan Haçlılara karşı uygun bir siyaset benimsenmiştir. Üçüncüsü ise suikast yöntemi ile etnik ve inanç olarak dağınık düşmanları ile tek tek karşılaşma yöntemidir. Haçlı, Mustalî ve Durzîlere vs gibi yapılan suikastlar buna en iyi örnektir, bu durumda Nizarî İsmailîlerin daha dirençli kalmasını sağlamıştır. Bu arada Haçlıların varlığı Sünnîleri ve Şiileri kısa vadede taktiksel olarak bölmüş ancak uzun vadede stratejik olarak birleştirmiş, Nizarîler uzun vadeli bir politika uygulayamamıştır. İşledikleri suikastler güçlü olanın yanında olma ve onun isteği üzerine işlenen cinayetlerden öteye gidemezken, sadece bölgede birbiri ile çarpışan Müslüman ve Haçlı kuvvetleri arasında dikkate alınacak bir güç konumuna sokmuştur.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça
Arayancan Atıcı,Ayşe, Dağın Efendisi Hasan Sabbah ve Alamut, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2012.
Baybars Tarihi Al-Melik-Al Azhir (Baybars) Hakkındaki Tarihin İkinci Cildi, çev. M. Şerefüddin Yaltkaya, TTK, Ankara, 2000.
Cuveynî, Alaaddin Ata Melik, Târîh-i Cihân-güşâ, Çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1999.
Daftary, Farhad, Muhalif İslamın 1400 Yılı İsmâilîler: Tarih ve Kuram, Çev. Ercüment Özkaya, Ankara, 2001.
Daftary, Farhad, Alamut Efsaneleri,(Sır Metinler), Çev.Özgür Çelebi,Yurt Kitap-Yayın,İstanbul, 2008.
El-Bundârî, Zübdetü’n-Nusra ve Nuhbetü’l-Usra, (Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi),Çev. Kıvameddin Burslan, Ankara, 1999.
er-Râvendî, Râhatu’s Sudûr ve Âyetu’s-Sürûr, Çev. Ahmet Ateş, C. I-II, Ankara, 1957.
Lewis,Bernard, Haşişiler (Ortaçağ İslam Dünyasında Terörizm ve Siyaset),Çev. Ali Aktan, Sebil Yayınevi, İstanbul, 1995.
Reşidüddin Fazlullah,Hemedani, Câmiü’t-Tevârîh, Nşr.: Muhammed Müderrisi Zencani, Tahran, 1338.
Şankıti, Haçlı Savaşlarının Etkisi Altında Sunni-Şii İlişkiler, İlimyurdu Yayıncılık,İstanbul,2012
Şeşen,Ramazan, Kudüs Fatihi Selâhaddin Eyyûbî, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016.
Usta, Aydın, Müslüman ve Haçlı Mücadelelerinde Haşhaşiler,Tarih Dergisi, S.44, 2006.
Usta, Aydın, Müslüman ve Haçlı Siyasî İttifakları Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, Yeditepe, İstanbul, 2008.
 Mustevfî Kazvinî, Nuzhetü’l-Külûb,Tashih. Debirsiaghî, Neşr-i Hadis-i İmruz, Tahran,2000.
 

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun