Haçlıların Yaptığı Vahşet ve Katliamlar

Haçlıların Yaptığı Vahşet ve Katliamlar

Hristiyan dünyası için kutsal sayılan yerlerin elden çıkmaması uğruna yapılan dini seferlermiş gibi sunulmaya çalışılan Haçlı Seferleri, dünyayı birer talan ve kırım serencamına dönüştüren sömürgeciliğin ön adımıdır. Haçlılar, Kudüs’e kadar uzanan yolculuklarında Anadolu ve Ortadoğu’da pek çok insanı, ihtiyar, kadın, çocuk ve hatta bebek ayrımı yapmaksızın hiç acımadan öldürmüş, insanlık dışı bir vahşet uygulamışlardır. Müslümanlardan başka Musevilerin ve hatta Hristiyanların da zarar gördüğü bu süreçte ortaya çıkan vahşetin izleri çok uzun süre hafızalardan silinememiştir. Haçlı Seferleri, maddi, beklentilerini gerçekleştirme yolunda adım atan Haçlıların yaptıkları vahşet ve katliamlar tam anlamıyla ifade edildiği sürece anlaşılacağından, bu gerçekliğin rahatsız edici yönleriyle ortaya konması zorunludur.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Haçlı Seferleri veya İngilizce karşılığıyla “crusade” kelimesi, Latince “haç” anlamında olan “crux” kelimesinden türemiştir ve İncil’deki; “Hristiyanlar haçlarını taşıyorlar” ifadesinden referans olarak alınmıştır.

Haçlı Seferleri'nin sebepleri oldukça çok ve karışıktır. Bu nedenler tarihçileri ve sosyologları farklı özellikleri ile meşgul eden bir konu olmakla birlikte yabancı dillerden yapılmış olan tercümelerin de objektifliğe bağlı kalması açısından sıkıntılıdır.1

Haçlı Seferleri, 1096 yılından 1291-96’da Haçlıların, Doğu’daki son tutunma noktalarından çıkartılıp atılmalarına kadar geçen yaklaşık iki yüz yıllık bir dönemi kapsar. Bu süre zarfında en çok Müslüman devletler ve toplumlar bu seferlerden derinden etkilenmişlerdir.

İslam âlemi (Doğu) ile Hristiyan âlemi (Batı) arasındaki husumetin önemli bir dönüm noktasını teşkil eden Haçlı Seferleri'nde ilk Haçlıların sayısı yola çıkış itibariyle 100.000 Antakya’ya varış itibariyle 30.000 civarındadır.2

Papa’nın çağrısı ve rekabet yarışına giren papazların gayretleriyle “savaşçı” bir ruh halini kazanan Hristiyanlar, kutsal şehirlerini elde etme sevdasına kapılmışlardır.  Din adamlarının insanları etki altına alıp yönlendirmeleriyle, Doğu ile Batı birbirine girmiştir.3

Haçlı Seferleri esnasında Anadolu, Kuzey Suriye ve Kudüs’te kurulan Haçlı hâkimiyeti ile ortaya çıkan Batı zihniyeti bu bölgenin yerli halkı Rumlara, Müslümanlara ve Hristiyanlara ayrıca Bizans İmparatorluğu’na büyük zararlar vermesine mukabil uzun vadede Avrupa’ya büyük faydalar sağlamış ve her alanda gelişmesine vesile olmuştur.4

Haçlıların Anadolu’daki Katliamları

Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos’un (1081-1118), Papa II.Urbanus (1088-1099) ve Aminesli Pierre I’Ermit’ten yardım talebinde bulunmasının ardından çağrısına her taraftan katılım göstererek Macaristan ve Balkanlar üzerinden yola çıkan farklı amaç ve gayelerdeki binlerce disiplinsiz toplulukların yağmalar yaparak ve pek çok vahşilik göstererek ilerlemesi karşısında artık dayanamayan I. Aleksios birçok kez bunlara karşı koymak için çalışmış ve kaynaklar bu olayları nakletmiştir.5

Fransız Akademisi üyelerinden Funck Bretano’nun ifâdesine göre; vahşî hayvan sürülerinden farksız olan Haçlılar 1096 yılında Anadolu topraklarına saldırdıklarında, İznik civarında yakaladıkları Müslüman çocukları parçalamışlar, etlerini şişlere geçirip ateşte kızartmışlar ve yemişlerdir. Antakya’ya ulaştıklarında ise, papaz Pierre I’Ermit’in ısrarıyla, yerlerde yatan şehit Türklerin cesetlerini birer birer toplamışlar, etlerini kemiklerinden ayırmışlar ve hatta pişirip yemişlerdir. Haçlılar vahşi ruhlarını (!) tatmin ederken, ölenlerin zincire vurulmuş olan yakınları da surlardan büyük bir acı ve çaresizlik içinde, gözyaşları dökerek olup biteni seyretmek zorunda kalmışlardır. Brentano eserinde devamla, Fransızların millî bir destan olarak kabul ettikleri “Chanson d’Antioche (Antakya Destanı) ”den şu tüyler ürpertici satırları nakleder: “Antakya önlerinde açlıktan şikâyet eden Haçlılara, Hristiyan din adamı Pierre I’Ermit şu tavsiyede bulunur: “Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesetlerini toplayın! Tuzlayarak pişirilirse daha lezzetli olur” Bunun üzerine Haçlılar onun dediğini yaptılar.”6

Bizans kaynağı Niketas Khoniates, Haçlı Seferleri düzenlenirken Fransa Kralı VII. Louis’in nasıl övgü dolu ve heyecan verici konuşma yaptığını zikrettiği eserinde geçen şu ifade oldukça önemlidir: “Bu savaşta ölürsek İsa Tanrımızın yanına gideceğiz. Tanrım bana bir Türk’ün okuyla ölmeyi nasip etsin. Ya da ben bütün Türkleri keserek öldürüp büyük sevap işleyeyim. Türklerin kanını akıtın, akan her kan bize cennetten yerimizi garantileyecektir.”7

Gözlerini kan ve vahşet bürümüş olan Haçlılar yalnız bu kadarıyla kalmamışlar, Antakya’ya saldırdıklarında yaklaşık 10 bin Türk’ü öldürerek, bölgedeki bütün camileri yakıp yıkmışlardır. Nitekim hâdiseyi bizzat gözleriyle gören papaz Lemoine yapılan yağma ve katliamdan bahsederken; “Bizimkiler sokakları dolaşıyor, rastladıkları çocuklarla ihtiyarları paramparça ediyorlardı. Ancak o gün herkes boğazlanamadı. Ertesi gün bizimkiler geri kalanları kestiler” demiştir.8

Tarihçi Charles Mills ise, Fransa kralı I. Philippe’nin torunu olan Bohémond’un mide bulandırıcı bir gaddarlığından söz ederek: “Antakya’da Bohémond, birkaç Türk esirini boğazlattı; herkesin gözü önünde kızarttı. Sonra seyredenlere seslenerek, iştahını tatmin etmek için geldiğini söylediğini belirtmiştir.9

Haçlılar, Halep’in Mâarra kasabasını ele geçirdikten sonra baş gösteren açlıkta da; on beş gün boyunca bataklıkta kalmış olan binlerce Müslümanın çürümüş ve kokmuş cesetlerini birer birer parçalamış, sonra da oturup tuzlayarak büyük bir iştahla yemişlerdir.10 Haçlı liderlerinden bazıları 1099 yılında papaya gönderdikleri mektupta, Maarra’da hüküm süren kıtlıkta, karınlarını öldürdükleri Müslümanların etlerini yiyerek doyurduklarını söylemişlerdir. Nitekim Fransız tarihçilerinden Rudolf of Caen de, onların bu iğrenç fiillerinden bahsederek şöyle demiştir: “Askerlerimiz Maarra’da dinsizlerin (Müslümanların) yetişkinlerini yemek kazanlarında kaynar suyla haşladılar; çocukları şişlere geçirerek öldürdüler ve sonra da ızgarada pişirip yediler.”11

Birinci Haçlı Seferi’nin meydana geldiği 1099 yılında, Frank kumandan Raymond Suriye’nin kuzeybatısı’nda bulunan Maaratü’n-Nu’man şehrini işgâl etmiş ve bu esnada100 binden fazla Müslümanı hunharca ve acımasızca katletmiştir. Haçlılar arasında bir kıtlık ve salgın baş gösterdiği zaman Frank ordusunda bulunan ve yaşananlara şâhid olan bir Hristiyanın ifâdesine göre; insanlıkla hiçbir alâkaları bulunmayan bu barbar sürüsü, açlıklarını yerde yatan kokmuş Müslümanların etini yiyerek bastırmaya çalışmışlardı: “Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız bir süre önce öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp ateşte kızartıyor ve daha tam pişmeden vahşi ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı.”12demiştir

Başlangıçta Bizans’ın içerisinde bulunduğu olumsuz siyasî durumlardan ötürü İmparator I. Aleksios Komnenos’un, Papa II. Urbanus’dan 1091’de istediği yardımın kendisine nasıl bir silah olarak döndüğünü anlatan Gordlevski, devamında süregelen Haçlı Seferleri'nin en büyük olumsuz etkisinin Bizans İmparatorluğu’na olduğunu ifade etmiştir. Hatta Avrupa’dan istenilen yardımın hedeflerinden saparak yağmacı, başıbozuk bir terör hâline gelip büyük bir sıkıntıya dönüştüğünü aktarmıştır.13

Haçlıların barbarlık ve azgınlıkları, tiksindirici iş ve icraatları yalnız bunlarla sınırlı kalmamıştır. Funck Brentano’nun zikrettiği şu ifadeler oldukça dikkat çekicidir: “Bizimkiler susuzluklarını giderebilmek için at ve eşeklerin damarlarını kesip kanlarını ve idrarlarını içtiler. Bazıları lâğımlara kuşaklarını ve paçavralarını daldırıp, bunlarda toplanan suyu emerlerdi. Kimi de arkadaşının idrarını avuçlarına doldurarak içerdi.”14

Disiplin yoksunu Haçlıların ilk etabını oluşturan kısmın başıbozuk, eğitimsiz, bir iş yapmayan, fakir, hastalıklı, isyankâr, günahkâr, sorunlu, uygunsuz işler yapan insanlardan oluşması15 Haçlı Seferleri'nin, bu madden ve manen hastalıklı insanların Avrupa’dan uzaklaştırılarak şehirlerin temizlenmek istenildiğini akla getirmektedir. Görünürde böyle bir stratejik plan yapılmış olmasa bile perde arkasında böyle bir düşünce olabilir. Adı her ne kadar Kudüs’ü kurtarmak olsa da Haçlı Seferleri'nin ilk evresinde topluluklar tamamen farklı bir amaçla ülkelerinden gönderilmişlerdir. İnsani vasıflardan uzak bu Haçlıların sahip oldukları hasletler Anadolu coğrafyasında her türlü kötü davranışı sergilemelerine sebep olmuştur."6

Anna Komnena’da buna benzer bir örnek şöylece anlatılmıştır: “Bohemound ile Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos arasında geçen mektuplaşmada yer alan notlar arasında ordularının Antakya’yı ele geçirmek için türlü cefâ ve zorluklar çektiği, bitkin bir hâlde oldukları ve yiyecek bulabilmek için ise törenin yenmez kabul ettiği kedi, köpek, eşek, at gibi hayvanları yemişlerdir"17

Bu verilen örnekler dışında Haçlı birlikleri arasında sık sık yaşanan bazı olaylar da dönemin kaynaklarında yazılmıştır. Seferlerin ilk başladığı tarihten itibaren ordu içindeki etnik gruplarda bir ayrım yaşanmıştır. Atlı olanlar Franklar, yaya olan Almanlar ile çok sık tartışma yaşamış ve kavga etmiş hatta birçok kez de birbirlerini öldürmüşlerdir.18

Anna Komnena bir başka olayı anlatırken de şu ifadeleri kaydetmiştir: “Haçlılardan bir grup olan Normanlar, Anadolu’ya geldikleri zaman sadece burada yaşayan Türkleri değil, aynı zamanda birçok Ermeni ve Rum Hristiyanları da hiç acımasızca büyük bir kıyımdan geçirdiler. Öyle ki bunların içerisinde Hristiyanlığa büyük hizmetleri olan ve af dileyen Papazlar da bulunmaktaydı. Onlar bu vahşete Kızılırmak’tan başlayarak Amasya’ya gidene dek devam etmiştir. Hatta ana kucağındaki bebekleri öldürüp şişe geçirerek ateşte kızartıp yediler” diyerek durumu özetlemiştir.19

Haçlıların Kudüs’teki Katliamları

Kudüs’ü istilâ eden Haçlılar 1096 yılında 70 bin Müslümanı kılıçtan geçirmişler, yaptıkları bu büyük katliam yetmezmiş gibi, Hazreti Ömer Câmii’ne sığınan 10 bin Müslümanı da şehid etmişlerdi. Müslümanların kısa bir süre önce huzur ve güven içinde yaşadıkları topraklar, Haçlıların işgalinden sonra âdetâ bir mezbahaneye dönmüştü.20

Birinci Haçlı Seferi’nde Müslümanların katledilmesine öncülük eden Godefroy de Bouillon, etrâfındaki cânîlere Müslümanların etini pişirmelerini tavsiye eden Papa II. Urban’a yazdığı mektupta, Kudüs topraklarını Müslümanların kanlarıyla sulamaktan ve kendince “İsâ’nın rûhunu hoşnut etme”yi başarmaktan (!) duyduğu sevinci, akılları donduran bir üslûpla şöyle bildirmişti: “Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malûmunuz olsun ki, Süleyman mâbedinde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yüzüyoruz!.”21

Üç gün boyunca Kudüs sokaklarını resmen kana boyayan, bütün Kudüs’ü parçalanmış Müslüman cesetleriyle dolduran, en kanlı cânîlere dahi parmak ısırtan bu eşi-benzeri görülmemiş vahşet, başka bir kaynakta şöyle tarif edilmişti: “Kudüs şehri istilâ edilirken, öldürülen Müslümanların kanının Haçlıların ayak bileği hizasına çıktığı söyleniyordu.”22

Gaddarlığın ve vahşetin zirve yaptığı; insanlık tarihinin bir benzerine rastlamadığı, başlı başına bir barbarlık numunesi olan Haçlıların Kudüs katliamı başka bir eserde şu sözlerle anlatılmıştı: “Katliam korkunçtu! Öldürülenlerin kanları sokaklarda akıyor, atıyla gezenlerin üzerine sıçrıyordu. Akşam karanlığında Haçlılar, sevinçten haykırarak kiliseye geldiler ve kana bulanmış ellerini âyin için uzattılar.”23

1119 yılında birçok kez kendilerinden yardım istenilen Venediklilerin dinî bağlılık yerine Doğu’dan gelebilecek birçok avantaj ve ticarî imtiyazlar beklentisiyle Papa II Calixtus’un yardım talebine destek vermesi24 aslında Haçlı Seferleri'nin maddî beklentilerinin de özüdür. Bu maddî beklentiler sonucunda birbirlerine misilleme de yaparak güç gösterilerinde bulunmuşlar ve bedellerini de hep masum halktan almışlardır. Dımaşk, Gazze ve Kudüs, Haçlıların bu maddî beklentilerinin bedellerini kanla ödemiş ve büyük zayiâtlar vermişlerdir.25

Haçlıların Masum Kadın ve Çocuklara Karşı Katliamları

Georges Duby’nin; “Erkek Orta Çağ ile Orta Çağ’da Evlilik ve Âile Hayatı’na Dâir” adlı çeşitli denemelerinden oluşan çalışmasında Haçlı Seferlerine katılanları, aile hayatından mahrum, sapık ve sapkın kişiler olarak tanımlaması bunların vahşetleri uygularken bir acıma duygusu ve teessürü göstermemelerinin açık bir delilidir.26

İlk Haçlı Seferi’ne bizzat iştirak etmiş bir şövalyenin, daha sonra kaleme aldığı hâtıralarında bizzat görgü şâhidi olarak aktardığı şu malumat da en az yukarıdaki kadar tüyler ürperticidir: “Böyle bir katliamı o güne kadar hiç kimse ne duymuş, ne de görmüştü! Ölüler piramitler şeklinde yığınlar hâline getirilerek yakıldı. Sayılarının ne olduğunu yalnız Tanrı bilir.”27

Haçlı birliklerinin Anadolu’dan geçerek Antakya’ya ulaşırken yaptıkları vahşeti Anna Komnena şu sözlerle aktarmıştır: “Haçlılar, yol güzergâhında Türklerle karşılaştılar. Birçok Türk’ü öldürdükleri gibi çoğu bayan ve çocuktu.28 Çünkü herkes canını kurtarma derdine düşmüş ve dağılmıştı.”29Bu olayı nakledenlerden biri de Müneccimbaşı’dır.  Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah eserinde bu durumu aynen nakletmiş, Haçlıların bu olayı hain Ermeni Firuz tarafından Haçlı reisine ispiyon edilerek gerçekleştirildiğini yazmış, vahşetin boyutunun çok fazla olduğu bilgisini de vermiştir.30 İslâm kaynaklarından Azîmî de ise farklı olarak şu hususu “Haçlı reisi Bohemound Antakya şehrini el geçirmek için her türlü işkence ve vahşeti serbest kıldığını” zikretmiştir.31 Bu durumda en büyük etkenin ordunun açlıktan bitkin hâle geldiği ve zor durumda olduğu yatmaktadır.32

Diğer yandan el-Bara şehrinde, büyük-küçük, kadın-erkek demeden bütün şehir ahalisi kılıçtan geçirilmiş; Hayfa’da ise şehri savunan Müslüman askerler ve ahâli, kendileri için emin bir yer olduğu söylenilerek dikili bir haç etrafında toplanmaları sağlanmış ve ardından hepsi vahşice öldürülmüştür. Trablus’taki katliamı ise, ismi bilinmeyen şövalye: “Adamlarımız onları dağıttı ve birçoğunu öldürdü. Şehirde içeceğimiz suların bulunduğu tanklar bile kan ile kirlenmişti” diye anlatmıştır.33

Haçlılar, Kudüs’ü işgal ettikten sonra şehir tamamen insan cesetleriyle dolmuştu. Orta Çağ tarihçilerinden Fulcherius Carnotensis, gerçekleşen katliamın dehşetinden şöyle söz ediyordu: “Şövalye ve askerlerimiz, öldürdükleri insanların midelerini deşip, bağırsaklarının içlerini boşalttılar ve sağken yuttukları altınları aldılar. Bütün evlere giren askerlerimiz, bir kişinin bile sağ kalmasına izin vermediler. Hatta bebeklerin ve yalvaran kadınların bile!”34 İslam kaynağı Ebu’l-Fidâ ise el-Muhtasar fi-Ahbâri’l-Beşer adlı eserinin ilgili kısmında; “Öldürülenlerin büyük bir kısmı Müslümanların ileri gelenleri, âlimleri ve mukaddes mekâna mücâvir olan âbid ve zâhidleriydi” bilgisini vermiştir.35

Kan ve ete doymayan insan kasaplarının katliamı, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin bir türlü bitip tükenmemiştir. Bunun en büyük örneklerinden biri, Üçüncü Haçlı Seferi’ni başlatan İngiliz kralı Aslan Yürekli Richard’ın, bağışlayacağına söz verdiği üç bin Müslüman esiri hunharca katletmesiyle ortaya çıkmıştır. Nitekim Histoire des Croisades başlıklı eserin yazarı Charles Mills, milletinin başında bulunan bu kana susamış canavarın, insanlığa sığmayacak kadar çirkin olan bu tavrını: “Kanlı Richard, silâhsız ve savunmasız düşmanlarının boğazlanarak denize atılmalarını emretmiş, ancak hunharlıktan daha aşağılık bir tamah hırsıyla hareket ederek, büyük fidye vererek kendilerini kurtarmak imkânına sahip kimseleri bu âkıbetten uzak tutmuştu” diyerek kınamıştır.36

Oysa Üçüncü Haçlı Seferi’nden sonra Selâhaddin Eyyûbî’nin, büyük bir hezimete uğrattığı Hristiyan ordusundan tek bir esiri bile öldürmeye insâfı ve vicdânı elvermemişti. Onları katletmek şöyle dursun, çoğunu tek kuruş fidye bile almadan salıvermişti.37

Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnena, Alexıad adlı kitabında “Barbarlar” diye târif ettiği Haçlıların sergiledikleri vahşetten söz ederken: “En büyük eğlencelerinden biri rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemekti”38 ifadelerini kaydetmiştir.

Thomas Fuller de bu çocukların çok küçük yaşlarda olduklarına dikkati çekerek; “Boğazlanmamaları için yalvarmasını bile bilmeyen, henüz konuşmaya başlamamış çocuklar, zayıflıkları, kahraman bir savaşçının darbeleri karşısında umumiyetle bağışlanma sebebi olan kadınlar bile boğazlandı” demiştir.39

Alman Tarihçi L. Heeren kendisi de bir Hristiyan olmasına rağmen, insanlık tarihi boyunca Haçlıların yaptığı katliamların bir benzerine rastlanmadığını ifade ederek: “Bunlar Moğollar veya dinsiz kavimlerin taşkınlıklarıyla meydana gelmiyor, onlardan daha da barbar olan Hristiyanlarca yapılıyordu!” diyerek durumu veciz bir şekilde ifade etmiştir.40

Haçlıların Kudüs’e ulaştıklarında yaptıkları katliam ve zulmü, Tyre Başpiskoposu William ise Historia Rerum in Partihus Transmarins Gestarum adlı eserinde bütün ayrıntılarıyla tasvir ederek şöyle demiştir: “Karşılaştıkları her düşmanı, hiçbir ayrıma tâbi tutmaksızın yere serdiler. Her taraf kan gölüne dönmüştü, her yerde parçalanmış kafa kümeleri vardı. Katledilenlerin cesetlerini çiğnemeden bir yerden bir yere yürümek imkânsızdı. Komutanlar, zaten değişik yolları zorlayarak şehrin hemen hemen merkezine yaklaşmışlar ve ilerledikçe tarif etmek için kelimelerin âciz kaldığı bir katliam yapmışlardı. Arkalarında, düşman kanına susamış ve kendilerini yıkıma adamış bir insan topluluğunun öncüsü? Katledilen çok sayıdaki insan manzarasına, nefret duymaksızın bakmak imkânsızdı; her yerde ceset parçaları kol geziyordu.

Zemin maktullerin kanlarıyla doluydu. O, sadece kafası gövdesinden ayrılmış ve kötürüm edilen organların, bunlara bakan herkesin tiksintisini uyandıracak şekilde, her tarafa dağılmış cesetler manzarası değildi. Bunlara bakmak, galiplere, katillerin kendisine bile korkunç geliyordu. Kafadan ayaklara damlayan kanlar, onlarla karşılaşan herkesi dehşete boğuyordu. Sadece Mâbed’in duvarlarında yaklaşık on bin Müslümanın yok edildiği bildirilmiştir.

İlaveten, şehrin her köşesinde, caddelerde ve mahallelerde uzanan cesetlerin sayısının da bundan az olmadığı tahmin edilmektedir.” “Askerlerin geri kalanları, ölümden kurtulmak için dar girişlere ve ara yollara saklanmaları muhtemel hayatta kalan sefilleri aramak için şehirde aramadık yer bırakmadılar. Bunlar halkın gözü önünde sürüklenerek koyun gibi boğazlandılar. Bazıları çeteler halinde evlere girerek aile reislerine, bunların eşlerine, çocuklarına ve aile fertlerine her türlü işkenceyi revâ görmüşlerdir.

Bu kurbanlar, sefil bir şekilde ölmeleri için ya kılıçtan geçiriliyor ya da yüksek bir yerden kafa üstü yere atılıyordu. Her yağmacı yağmaladığı evin, eşyalarıyla birlikte daimî sahibi oluyordu. Çünkü şehrin zaptedilmesinden önce Haçlılar, şehri güç kullanarak ele geçirdikten sonra kim tecavüz yoluyla kendi namına bir şey kazanırsa, onun mülkiyet hakkına sahip olacağı konusunda anlaşmışlardı. Bunun sonucunda, Haçlılar şehri didik didik aradılar ve insanları pervâsızca katlettiler.”41

Sonuç

Dünya tarihi içerisinde farklı dinlere mensup milletler, devletler ve ordular birçok defa karşı karşıya gelmişlerdir. Birçok olumsuzluklar yaşanmış ancak tarihin hiçbir döneminde Hristiyan Haçlıların Müslümanlara uyguladığı zulüm ve katliam kadar kötü ve insani özelliklerden uzak davranışlar görülmemiştir.

İlk Dünya Savaşı denilecek kadar büyük ve etkili olan bu olaylar silsilesi muhakkak ki vuku bulduğu Avrupa ve Ortadoğu devletlerini etkisi altına almış ve birçok devletin yıkılmasına yol açtığı gibi aynı zamanda kurulmasının da dolaylı veya doğrudan nedeni olmuştur.

Geçmişin istilâları ve kanlı savaşları günümüzde hukukî olarak sorgulanabilir olması mümkün görünmese de hafızalarda tazeliğini koruyacak ve vicdanlarda sorgulanacaktır.

Ancak tarihî ve edebî eserlerde zikredilen bilgiler milletlerin genlerine ışık tutması ve milletlere dâir bir imaj oluşturulmasında en önemli yargıları teşkil etmektedir. Çünkü modern zamanlarda milletlerin birbirlerine karşı fiilî ve fikirsel saldırın zeminini geçmişte yaşanan ve günümüze taşınan bu yargılar ve imajlar çerçevelemektedir.

Orta Çağ tarihinin en önemli olgularından ve dünya tarihinin kırılma noktalarından biri olarak Haçlı Seferleri görünürde iki farklı medeniyetin doğal bir çatışması ve Hristiyanların kutsal sayılan Kudüs’e ulaşarak burada bulunan İsa’nın kabrini Müslümanların elinden kurtarma girişimi olarak gösterilmeye çalışılsa da esas amaç Anadolu’yu feth ederek boğazlara kadar ilerlemiş olan Türk akınları durdurmaktır.

Haçlı birlikleri Roma İmparatorluğu’nun sınırlarını aşar aşmaz, kendi dinî mezheplerine ters gelen Ortodoks Hristiyanlarına saldırmışlardır. Çevrelerini yakıp yıkarak ilerleyen Haçlılar, hayvan sürülerini gasp etmiş; kiliseleri bile kundaklamakla kalmamış, ulaştıkları İstanbul surları dışında konakladıkları zaman içinde, başkentin varoşlarına saldırmış, yol güzergâhları olan İzmit Körfezi’ni dolaşarak Yalova civarındaki köyleri basarak savunmasız olan halka pek çok işkence ve katliam senaryolarında bulunmuşlardır.

Neticede Türkler ile Avrupa milletleri arasında sadece zayıflamış, güçsüz Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu’nun olduğunun farkında olan Papalığın, bu tehlikeyi önleme yolundaki çabalarıdır. Tüm bu güruha sahip olan Haçlılar “işgalci” ve vahşi olmalarına mukabil, insaflı araştırmacılar istisna Batılılar tarafından “kahramanlar” olarak görülmektedirler.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar
1Güray Kırpık, Doğunun ve Batının Gözünden Haçlılar, Selenge Yayınları, İstanbul 2009, s. 54.
2Hakan Albayrak, Haçlı Seferlerinden Günümüze Batının Soykırım Tabiatı, Vadi Yayınları, Ankara 2006, s. 23-24.
3Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri” DEF Tarih Dergisi (Sayı 35’ten Ayrı Basım), İstanbul, 1994, S. XXXV, s. 65-66.; Steven Runcıman, Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998, s. 73-74; Güray Kırpık, “Haçlı Seferleri Tarihinin Kaynakları”, Turkish Studies-International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume IV/III, Spring 2009, s. 1438; Güray Kırpık, a.g.e., s. 70.
4Mehmet, Fener Patrikhanesi’nin Ekümenlik İddiasının Tarihî Seyri, Akademi Kitabevi, İzmir 2000, s. 23.
5George Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011, VII. Baskı, s. 335.
6Richarde Le Pélerin, La Chanson D’ Antioche, (Yay. Graindor de Douai-Poulin), Paris 1848, C. II, s. 3-4; Funck Brentano, “Les Croisades”, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Nisan 1998, S. XLIX, s. 12.; Tarih ve Düşünce Dergisi, Nisan 2002, S. XXVII, s. 69; Raşit Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, Bilgi Yayınevi Yayınları, İstanbul 1993, s. 47.
7Niketas Khoniates, Hıstoria, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995, s. 45-48.
8Ahmed Rıza, Batı’nın Doğu Politikâsının Ahlâken İflası, (Çev. Z. Ebuzziya), Üçdal Neşriyat, İstanbul 1982, s. 95-97; Funck Brentano, Les Croisades, Editions Flammarion, Paris, 1934, s. 57.
9Charles Mills, Histoire des Croisades - Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, London 1828, s. 66, 183.
10Ebu’l-Ferec, Ebu’l-Ferec Tarihi, C. II, (Çev. Ömer Rıza Doğrul), Türk Tarih Kurumu Yayınları, III. Baskı, Ankara 1999, s. 340.
11Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, (Çev. Ali Berktay), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006, s. 58.
12Usâme b. Munkîz, Kitabû’l-İtibâr-İbretler Kitabı, (Çev. Yusuf Ziya Cömert), Ses Yayınları, İstanbul 1992, s. 103; İbn Tağriberdî, en-Nucûmuz-Zâhire fi Mulûkî Mısr ve’l Kahire, Kahire Dâru’l-Kutbi’l-Mısriyye 1935, V. 200; Muhammed b. Ali b. Ahmed el-Hırfî, Şıru’l-Cihâd fi’l-Hurubî’s-Sâlibiyye fi Bilâd^ş-Şâm, Darû’l-İ’tisâm, Kahire 1979, s. 93; Maalouf, a.g.e., s. 58-59.
13Gordlevski, Anadolu Selçuklu Devleti, Onur Yayınları, Ankara 1988, I. Baskı, s. 41-61.
14Usâme b. Munkîz, a.g.e., s. 103-104; Brentano, a.g.e., s. 76-78.
15Ahmet Rıza, Batı’nın, Doğu Politikasının Ahlâken İflası, (Çev. Ziyad Ebûzziya), Üçdal Yayınları, İstanbul 1982, s. 82-94.; Fuad Carım, “Batı’nın Tarihi Günahı: Haçlılar”, (Çev. M. Ali Eren), Aksiyon Dergisi, Kasım 1996, S. IV, s. 17.
16Steven Runcıman, a.g.e., s. 131-133.
17Anna Komnena, Alexıad, (Çev. Bilge Umar), İnkılâp Kitabevi Yayınları, İstanbul 1996, s. 348.
18Ioannes Kınnamos, Ioannes Kınnamos’un Historiası (1118-1176), (Çev. Işın Demirkent), Türk Tarih Kurumu Yayınları, I. Baskı, Ankara 2001, s. 66-67.
19Komnena, a.g.e.,  s. 306, 346.
20Raşit Erer, a.g.e., s. 16.
21İbnü’l-Kalânisî, Zeyl-u Tarih-i Dımaşk, (Yay. H. F. Amedroz), Leyden 1908, s. 136-137; İbn Tağriberdî, a.g.e., s. 149; Necati Kotan, Tarih Fıkraları, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1988, s. 80.
22Louis Brehier, “Histoire Anonyme De La Premiére Croisade”, H. Champion Journal, Paris, 1924. s. 188.
23G. E. Perry, “The Middle East: Fourteen Islamic Centuries Englewood Cliffs”, London 1983. s. 78.
24Willermus Tyrensis, “Haçlı Kroniği”, (1143-1163) (Haz. C. Ergin ayan), Karadeniz Dergisi Yayınları, S. 2, Ankara 2009, s. 35.
25Ebru Altan, Venedik’in Haçlı Seferi (1122-1124), Erdoğan Merçil’e 75. Doğum Yılı Armağanı, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2013, I. Baskı, s. 299-308.
26Georges Duby, Erkek Ortaçağ, Aşk’a Dâir ve Diğer Denemeler, (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1991, I. Baskı, s. 152-153.
27T. G. Djuvara, “Türkiye’yi Parçalamak İçin 100 Plân”, (Çev. Yakup Üstün), Damla Yayınevi Yayınları, İstanbul 1979. s. 36.
28İbnü’l-Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, C. X, (Çev. Abdülkerim Özaydın), Bahar Yayınları, İstanbul 1986, s. 227-230.
29Komnena, a.g.e., s. 333.
30Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Câmiûd-Duvel-Selçuklular I, (Çev. Ali Öngül), Akademi Kitabevi, İzmir 2000, s. 225.; Rıza, a.g.e., s. 97.
31Azîmî, Azîmî Tarihi, (Çev. Ali Sevim) Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988, s. 31.
32Gürhan Bahadır, Antakya Haçlı Prensliği (1098-1112), Pegem Akademi Yayınları, Antakya 2011, s. 30-38.
33Djuvara, a.g.e., s. 37.
34Fulcherius Carnotensis, Kutsal Toprakları Kurtamak-Kudüs Seferi, (Çev. İlcan Bihter Barlas), I. Baskı, İstanbul 2009, s. 57.
35Ebu’l-Fidâ, el-Muhtasar fi-Ahbâri’l-Beşer, (Yay. M. Zeynühüm M. Azeb), Kahire 1998-99. s. 129.
36Mills, a.g.e., s. 183.
37Ramazan Şeşen, Kudüs Fatihi Selâhaddin Eyyûbî, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2016, s. 193-194.
38Komnena, a.g.e., s. 306.
39Thomas Fuller - Holywar, Kutsal Savaş veya Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, London 1840, s. 24.
40L. Heeren, “Essai sur I’influence des Croisades - Haçlı Seferlerinin Tesiri Üzerine Deneme”, Paris 1808, s. 414.
41Ziyâüddin Serdar-Merryl Wyn Davies-Ashis Nandy, Batı Irkçılığının Kaynakları (Bir Manifesto), (Çev. Fatih Bayram), Yöneliş Yayınları, İstanbul 1997, s. 39-40.; Aytunç Altındal, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri, Alfa Yayınları, İstanbul 2005, s. 64-66.
 

 

Kaynakçalar
AHMET RIZA, Batı’nın, Doğu Politikasının Ahlâken İflası, (Çev. Ziyad Ebûzziya), Üçdal Yayınları, İstanbul 1982.
ALBAYRAK, Hakan, Haçlı Seferlerinden Günümüze Batının Soykırım Tabiatı, Vadi Yayınları, Ankara 2006.
ALTAN, Ebru, Venedik’in Haçlı Seferi (1122-1124), Erdoğan Merçil’e 75. Doğum Yılı Armağanı, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2013, I. Baskı, s. 299-308.
ALTINDAL, Aytunç, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri, Alfa Yayınları, İstanbul 2005.
ANNA KOMNENA, Alexıad, (Çev. Bilge Umar), İnkılâp Kitabevi Yayınları, İstanbul 1996.
AZÎMÎ, Azîmî Tarihi, (Çev. Ali Sevim) Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988.
BAHADIR, Gürhan, Antakya Haçlı Prensliği (1098-1112), Pegem Akademi Yayınları, Antakya 2011.
BREHİER, Louis, “Histoire Anonyme De La Premiére Croisade”, H. Champion Journal, Paris, 1924. s. 188.
BRENTANO, Funck, Les Croisades, Editions Flammarion, Paris, 1934.
________, “Les Croisades”, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Nisan 1998, S. 49, s. 12.; Tarih ve Düşünce Dergisi, Nisan 2002, S. 27.
CARIM Fuad, “Batı’nın Tarihi Günahı: Haçlılar”,   (Çev. M. Ali Eren), Aksiyon Dergisi, Kasım 1996, S. IV, s. 17. 
CARNOTENSİS, Fulcherius, Kutsal Toprakları Kurtamak - Kudüs Seferi, (Çev. İlcan Bihter Barlas), I. Baskı, İstanbul 2009.
ÇELİK, Mehmet, Fener Patrikhanesi’nin Ekümenlik İddiasının Tarihî Seyri, Akademi Kitabevi, İzmir 2000.
DEMİRKENT, Işın, “Haçlı Seferlerinin Mâhiyeti ve Başlaması”, İ.Ü Edebiyat Fakültesi Tarih   Araştırma Merkezi, Haçlı Seferleri ve XI. Asırdan Günümüze Haçlı Ruhu Semineri   (26-27 Mayıs 1997), Bildiriler, İstanbul 1998, s. 1-11.
________, “Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, Tarih Dergisi, S. XXXV, 1994,          s. 65-78.
DJUVARA, T. G., “Türkiye’yi Parçalamak İçin 100 Plân”, (Çev. Yakup Üstün), Damla Yayınevi Yayınları, İstanbul 1979.
DUBY, Georges, Erkek Ortaçağ, Aşk’a Dâir ve Diğer Denemeler, (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1991, I. Baskı.
EBU’L-FEREC, Ebu’l-Ferec Tarihi, C. II, (Çev. Ömer Rıza Doğrul), Türk Tarih Kurumu Yayınları, III. Baskı, Ankara 1999.
EBU’L-FİDÂ, el-Muhtasar fi-Ahbâri’l-Beşer, (Yay. M. Zeynühüm M. Azeb), Kahire 1998-99.
ERER, Raşit, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, Bilgi Yayınevi Yayınları, İstanbul 1993.
FULLER, Thomas, - Holywar, Kutsal Savaş veya Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, London 1840.
GORDLEVSKİ, Anadolu Selçuklu Devleti, Onur Yayınları, Ankara 1988, I. Baskı.
HEEREN, L., “Essai sur I’influence des Croisades - Haçlı Seferlerinin Tesiri Üzerine Deneme”, Paris 1808, s. 414.
İBNÜ’L-ESİR, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, C. X, (Çev. Abdülkerim Özaydın), Bahar Yayınları, İstanbul 1986.
İBN TAĞRİBERDÎ, en-Nucûmuz-Zâhire fi Mulûkî Mısr ve’l Kahire, Kahire Dâru’l-Kutbi’l-Mısriyye 1935.
İBNÜ’L-KALÂNİSÎ, Zeyl-u Tarih-i Dımaşk, (Yay. H. F. Amedroz), Leyden 1908.
KIRPIK, Güray, Doğunun ve Batının Gözünden Haçlılar, Selenge Yayınları, İstanbul 2009.
________, “Haçlı Seferleri Tarihinin Kaynakları”, Turkish Studies-International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume IV/III, Spring 2009, s. 1437-1452.
KINNAMOS Ioannes, Ioannes Kınnamos’un Historiası (1118-1176), (Çev. Işın Demirkent),Türk Tarih Kurumu Yayınları, I. Baskı, Ankara 2001.
KOTAN, Necati, Tarih Fıkraları, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1988.
MAALOUF, Amin, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, (Çev. Ali Berktay), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006.
MİLLS, Charles, Histoire des Croisades - Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, London 1828.
EL-HIRFÎ, Muhammed b. Ali b. Ahmed, Şıru’l-Cihâd fi’l-Hurubî’s-Sâlibiyye fi Bilâd^ş-Şâm, Darû’l-İ’tisâm, Kahire 1979.
MÜNECCİMBAŞI Ahmed B. Lütfullah, Câmiûd-Duvel-Selçuklular I, (Çev. Ali            Öngül), Akademi Kitabevi, İzmir 2000.
NİKETAS KHONİATES, Hıstoria, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995.
OSTROGORSKY, Georg, Bizans Devleti Tarihi, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011, VII. Baskı.
PELERİN, Richarde Le, La Chanson D’ Antioche, (Yay. Graindor de Douai-Poulin), Paris1848.
PERRY, G. E., “The Middle East: Fourteen Islamic Centuries Englewood Cliffs”, London 1983.
RIZA, Ahmed, Batı’nın Doğu Politikâsının Ahlâken İflası, (Çev. Z. Ebuzziya), Üçdal Neşriyat, İstanbul 1982.
RİLEY, Jonathan-SMİTH, Haçlılar Kimlerdi?  (Çev. Berna Kılınçer), İstanbul 2005.
RUNCIMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998.
SWEETENHAM, Carol, Robert the Monk’s History of the First Crusade, (Ed. Malcom Barber),  I. Baskı, London 2005.
WİLLERMUS TYRENSİS, “Haçlı Kroniği”, (1143-1163) (Haz. C. Ergin ayan), Karadeniz Dergisi Yayınları, S. 2, Ankara 2009, s. 35.
ŞEŞEN, Ramazan, Kudüs Fatihi Selâhaddin Eyyûbî, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2016.
USÂME b. MUNKÎZ, Kitabû’l-İtibâr-İbretler Kitabı, (Çev. Yusuf Ziya Cömert), Ses Yayınları, İstanbul 1992.
ZİYÂÜDDİN Serdar-DAVİES, Wyn Merryl-NANDY, Ashis, Batı Irkçılığının Kaynakları (Bir Manifesto), (Çev. Fatih Bayram), Yöneliş Yayınları, İstanbul 1997.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun