Haçlı Seferleri'ni Başlatan Papa: II. Urbanus

Haçlı Seferleri'ni Başlatan Papa: II. Urbanus

İnançsal hissiyatın yoğun olduğu toplumlarda, haklı etkileme yönü en güçlü olan karakterler kuşkusuz ki din adamlarıdır. Haçlı Seferi düşüncesini eyleme dönüştürüp, tarihe damga vuran Papa II. Urbanus bir din adamı olarak kitleleri etkilemedeki en başarılı isimlerdendir. Orta Çağ’da Fransa’dan Kudüs’e uzanan coğrafyada siyasi ve sosyal değişimle birlikte siyasal dönüşümün meydana gelmesindeki etkenlerden biri olan II. Urbanus, şüphesiz ki güçlü hitabet yeteneğiyle kitleleri etkileyerek bunu başarmıştır. Bu nedenle Haçlı Seferleri'ni bütün yönleriyle kavrayabilmek için Papa II. Urbanus’ın sözlerini ve uygulamalarını iyi incelemek gerekmektedir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Asıl adı Odo de Lagery olan II. Urbanus, 1042 yılı civarında, Fransa’nın Chatillon-sur-Marne kenti yakınlarında doğdu. Aslen Fransız olan Odo, oldukça iyi bir eğitim görmüş ve 1070 yılında Tapınak şövalyelerine rol model olarak manastır düzenini aşılamıştır. Piskoposluk başdanışmanı ve kathedral başdiyakozu olarak görev yapmasının ardından 1078 yılında Papa VII. Gregorius tarafından Ostia Kardinal Piskoposluğuna ve başdanışmanlığına getirilmiştir. Papa III. Victor’un (1086‐1087) ölüm döşeğinde iken kendisinden sonra Odo de Lagery'i papa seçmelerini tavsiye etmişti. Böylece Odo de Lagery, 46 yaşındayken 12 Mart 1088 yılında kardinaller meclisinden papalık tacı giyerek “Urbanus” adını aldı.

Papalık makamına en uygun başpiskoposlardan biri olarak Odo de Lagery’in[Urbanus] isminin öne çıkması; halk tarafından sevilmesi, sadece din işleri ile ilgilenmeyip kilisenin misyonerlik faaliyetlerini tekrar canlandırmaya çalışmasıyla açıklanabilir. Zaten Kiliseyi içine düştüğü itibarsızlıktan kurtaracak halk nezdinde etkin olabilecek başka biri de mevcut başpiskoposlar içinde yoktu. Fransız Lagery’li Odo, papa seçilene kadar krallar ve imparatorlar nezdinde saygı gören din adamı çok azdı. Öyle ki selefi Papa III. Victor’a sadece beş Alman piskopos biat etmişti. Avrupa’nın pek çok yerinde III. Clement’e haksızlık edildiği düşünülmekte idi. Bu sebeple II. Urbanus kendinden önceki papaların (VII. Gregorius döneminden başlayıp III. Clement ve III. Victor’a kadar devam eden) Doğu kiliseleri bakımından karışık mirasını devralmıştır. II. Urbanus da VII. Gregorius gibi papalığın her türlü makam ve mevkinin önünde Hristiyan dünyasının manevi gücü olmasını arzu etmişti.

II. Urbanus’ın Papalık Dönemi

II. Urbanus’ın papa olduktan sonra kilise meselelerini Bizans İmparatoru ile kurduğu dostça ilişkileri bozmadan Greklerin Batı siyasetinde değişim ve dönüşüm yaşamalarını sağlamıştır. II. Urbanus, Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos’u (1081-1118) Normanların artık korkulacak bir tehdit olmadığına ikna etmiş ve kendi yanına çekerek İtalya’daki düşmanlarına karşı önemli bir üstünlük elde etmiştir. Papalığını kendi formülü ile güvence altına alırken kilisede bölünme olmaması için de mücadele eden Urbanus, Batı Avrupa’da papalığa eski itibarını kazandırmak için çalışacaktı.

Selçuklu Türklerinin Anadolu’da Bizans hâkimiyetini ortadan kaldırması ve hatta Constantinople (İstanbul) yakınlarına kadar ulaşmaları üzerine I. Aleksios Komnenos, Papa II. Urbanus’dan ülkesi için askeri destek sağlaması ve insanları Doğu kilisesini savunmak üzere teşvik etmesini istemiştir. Bu fırsatı eline geçiren II. Urbanus Piacenza’da iken kendisini görmek için gelen kalabalığı Doğu’daki dindaşlarına yardım etmeleri konusunda tahrik edici bir konuşma yapmıştır.

Fransa’nın sosyal ve ekonomik durumunu gözlemlemiş ve hayallerini gerçekleştirmek için Franklar üzerinden plan yapmıştır. Fakir halkın refah seviyesini yükseltecek kaynaklardan mahrum olan feodal iktidardan herhangi bir miras alma ihtimali olmayan, zaten zor bir hayat yaşayan gençler, ya memleketlerinde eşkıyalık yapacaklar ya da yurtdışında bir maceraya atılacaklardır. Bu sebeple onları harekete geçirmek kolaydı. Seferler için “asker deposu” olabilecek özellikteki Franklar da hem özgür, hem de zengin olmalarını sağlayabilecek bu fırsatı değerlendirmek istediler.

II. Urbanus’ın Papalık Politikası ve Haçlı Seferleri

Avrupa’da XI. yüzyıl öncesi Kilise ile ters düşen herkes sapkın olmakla suçlanarak aforoz edilmiştir. II. Urbanus öncesi dünyevî bir egemenlik ağı oluşturmak isteyen papalık, İspanya’da Müslümanlara karşı saldırgan bir savaşı kutsayarak Akdeniz’de sahili olan devletler ile çevrili olmayı ve bu devletlerin de papanın kontrolünde olmasını planlamıştır. Bu stratejinin bir parçası olarak papaya bağlı devletler oluşturma politikası II. Urbanus döneminde de devam ettirildi.

Papalık Pirenelerin ötesinde de etkili olmak için yoğun bir faaliyet içine girdi. II. Urbanus, Endülüs Müslümanlarına karşı seferleri açıkça teşvik ederek Murabıtlarla savaşan bir grup İspanyol’u gönderdiği bir mektup ile hacdan muaf tutarak ödüllendirdi.                                                   

Bu sebeple II. Urbanus’ın Haçlı Seferleri'ni başlatırken Suriye-Filistin’de bir Hristiyan devletinin kurulmasını öngörmemiş veya tasarlamamış olmasına inanmak güçtür. Türklere karşı yardımı sebebiyle Bizans İmparatoru’nun müstakbel Hristiyan Latin devletini kabul etmemesi söz konusu olmayacaktı. Böylece Doğu’da papanın nüfuzu artarken, İstanbul patrikliğinin Kudüs ve Antakya üzerindeki etkisi her geçen gün azalacaktı. Endülüs’e yönelik uygulamalar Kudüs çevresine de tatbik edilecekti ama olmadı.

Hristiyan halk üzerinde büyük bir etkiye sahip olan Kilise her geçen gün artan gücünü Doğu'ya hâkim olmak için kullanmak istedi. Seferlerin başlamasına öncülük eden Kilise, Doğu'ya yapılması hedeflenen seferin sağlayacağı faydaları topluma yayarken dinî motifi ön plana çıkarmak zorundaydı. Bu seferlere katılanların günahlarının affolunacağını söyleyerek uhrevî mükâfat vaâd eden kilise siyasî amacını gerçekleştirmek için dini kullanmış oldu. Diğer bir ifade ile "Kutsal toprakları kurtarma" sloganı, Haçlı Seferleri'nin hedefini açıklamaktan ziyade kâmufle etmek maksadıyla kullanılmıştır. Zira bu seferlerin hedefi olarak gösterilen Kudüs, Hristiyanların elinden çıktığı Hz. Ömer döneminden beri Müslümanların hâkimiyeti altında olmakla birlikte farklı din mensuplarının barış ve huzur içinde yaşadığı şehir olmuştur. Kudüs Müslümanların eline geçtikten sonra Batı Hristiyanları tepki göstermemiş, Bizans İmparatorluğu da bu şehri yeniden elde etmek için özel bir çaba sarfetmemiştir. Ancak Endülüs’te Müslüman Arapları mağlup etme tecrübesi yaşayan Hristiyanlar, Anadolu'yu vatan edinmekte olan Türkleri de mağlup edebileceklerine inandırılarak harekete geçirilmiştir.

Orta Çağ kaynaklarından William of Tyre, “Bu seferlere katılanların hepsi, tabii ki, Allah rızası için katılmadılar. (...) Bir kısmı arkadaşlarını yalnız bırakmamak, bir kısmı korkak olarak anılmamak, bir kısmı ise alacaklılarından kurtulmak için oradaydılar” demiştir. Papa ve papazların yönlendirmesiyle, Avrupa’nın hırsızları, katilleri, ahlaksızları, daha önce kendi Hristiyan kardeşlerine uyguladıkları işkence ve katliamları Müslümanlara tatbik etmek ve “dünyayı kurtarmak” için seferlere katılmışlardır.

Papa II. Urbanus tarafından bir Haçlı Seferi organize edilmeye çalışılmakta iken Türklerin Anadolu’da ilerlemeleri karşısında aciz kalan Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos askeri yardım talebinde bulundu. Bizans elçileri Mart 1095’te Papa'dan Türkler ile savaşan Bizans ordusuna şövalyelerin katılımlarının sağlanması konusunda yardım istediler. Bu yardım talebini Avrupa ve Hristiyan dünyası için bir şans, kendi hayallerini gerçekleştirmek için de bir fırsat olarak gören Papa II. Urbanus, bir plân dahilinde harekete geçerek Clermont Konsili’ni bu amaç için kullanmıştır. 27 Kasım 1095’te konsilde yaptığı konuşmada bütün Hristiyanları "kutsal toprakları kurtarmak" sloganıyla düzenlediği Haçlı seferine katılmaya çağırarak sefere katılacak herkesin günahlarının affolunacağını ilan etmiştir.

papa urban
Papa II. Urbanus Clermont konsili'nde

Clermont Konsili

II. Urbanus’ın organizesi ile Fransa’nın Clermont şehrinde geniş katılımlı bir kilise konsili (ruhani meclis) toplanmıştır. Notre Dame du Port eteklerinde bir kürsüye çıkan II. Urbanus Avrupa’yı yüzyıllar boyu etkileyecek bir hareketin temelini atmış oldu.

 “Tanrı Ateşkesi” ile feodal toplumun bitmeyen yerel savaşlarına son vermeyi ve barış içinde yaşamayı öğütleyen Papa, Bizans İmparatorluğu’nun Türk ilerlemesi karşısında duyduğu rahatsızlığı dile getirerek inananları, “kutsal bir amaç” için bir araya gelmeye ve “kutsal toprakları Müslümanların elinden kurtarmak için savaşmaya" çağırmıştır. II. Urbanus’un çağrısı çok yaygın bir kabul görmüş ve kalabalık “Dios la volt”, “Tanrı bunu istiyor” diye bağırmıştır. Bu söz Haçlıların savaş çığlığı olmuştur. Böylece II.Urbanus tarafından 27 Kasım 1095 tarihinde Clermont Konsili’nde (Ruhani Meclisi’nde) Haçlı Seferi ilân edilmiş oldu. Seferi destekleme ve kutsama Latin Kilisesince görev kabul edilerek Pierre l’Ermite gibi vaizler “kutsal çağrıyı” her yere yaymıştır.

Haçlı Seferi çağrısı, siyasi amaçlar gizlenerek insanları heyecanlandıracak motiflerle öne çıkarıldığı için katılım beklenenden çok daha fazla oldu. Ancak çağrının kabul görmesinin temel nedeni halkın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumdan kaynaklanmıştı. Haçlı Seferleri'nin kışkırtıcılığını üstlenen Papa II. Urbanus’ın Kudüs "sokaklarında süt ve bal aktığı" efsanesi topraksız köylüleri cezbeden bir hayal ve hedef olmuştur. II. Urbanus sefer için and içen herkese omuzlarının üzerine işaret olarak haç dikmelerini istemiştir. Halkın kin ve nefret duygularını galeyane getirerek Müslümanlara soykırımı teşvik etti.

Siyasî menfaatler elde etmek için “Kutsal savaş” nidâlarıyla Hırıstiyan halkı galeyâna getirip Müslümanların üzerine saldırtan Papa, kin ve nefret duygularını da tahrik etmişti:

Ey Tanrı’nın oğulları! Aranızda barışın devamını ve Kilise’nin haklarını koruma konusunda söz vermiş olmanıza rağmen, yapmanız gereken önemli bir iş daha sizleri beklemektedir. Doğu’da yaşayan kardeşleriniz sizin acil yardımınıza muhtaç duruma düşmüşlerdir. Çoğunuzun haberdar olduğu gibi, Türkler ve Araplar bu kardeşlerinize saldırmış; Grek İmparatorluğu’nun topraklarını işgal etmiş ve Akdeniz’e ve boğazlara kadar ilerlemişlerdir. Hristiyan kardeşlerinizin topraklarını işgal ile birçoğunu öldürüp bir o kadarını da esir almış, kiliselerini de yerle bir etmişlerdir. Onların bu şekilde ilerlemelerine seyirci kalırsanız saldırıları daha da artacaktır. Bu sebeple Tanrı, sizden İsa Mesih’in müjdecileri olarak bunu her yere taşımanızı ve hangi seviyeden olursa olsun, zengin fakir, sıradan asker veya şövalye, herkesin, bu aşağılık ırkı, Hristiyan topraklarından çıkartmanızı istemektedir... Bu yolda ölenlerin, ister karada, ister denizde, isterse putperestlere karşı savaşırken savaş meydanında ölsün, hepsinin günahları bağışlanacaktır. Bana giydirilen Tanrı’nın kudretiyle bunu insanlara bu şekilde bahşediyorum.. "Kara ya da deniz yoluyla olsun, putperestlere karşı savaşan ve ölecek olan bütün askerlerin günahları Tanrı tarafından hemen affedilecektir. Bunu ben, size kefil olarak duyuruyorum. Tanrı İsa'nın adıyla kutsalımız Kudüs’ü ele geçirmeliyiz! Bizimle, aynı dine mensup dindaşlarımıza yardıma gitmeliyiz, yoksa Tanrımıza karşı hepimiz mahcup olacağız! Belki bu durum uzun sürebilir ama inanıyorum ki şövalyelerimizin karşısında korkacak ve kaçacaklar ama yok olacaklar. Kardeşlerimiz ve akrabalarımızın yanlarında olduklarımızı gösterip düşmanımız barbarlara karşı en çetin en kararlı bir şekilde mücadele edelim. Şimdi ebedî ödül elde edebilmek adına bunu yapmalıyız. Sefer boyunca rehberimiz Tanrı’dır. Bizi koruyup kollayacaktır; kim Kudüs yolunda, denizi aşarken veya kâfirlerle savaşırken canını kaybeder, onların günahları affedilecektir. Bu Tanrı’nın bana verdiği güç ile gidenlere teminatımdır..."

Papa II. Urbanus’a bağlılık yemini ederek Haçlı Seferleri'nde Hristiyan çapulcu sürüsüne önderlik edenlerden Saint Bernard ise, etrafında topladığı kalabalığa şöyle demiştir: “Kendisini düşmanlarına karşı savunmayanları cezalandıracağını bildirmek için ulu Tanrı beni görevlendirmiştir. Hemen silaha sarılın; savaşta hepinizi mukaddes bir hınç canlandırsın ve Hristiyanlık âlemi, elçinin “kılıcını kana batırmayana yazıklar olsun!’ sözleriyle çınlasın...” diyerek çağrıda bulunmuştur.

Papa II. Urbanus, 29 Temmuz 1099 tarihinde Birinci Haçlı ordusu, kutsal şehir Kudüs’ü geri almayı başardıktan iki hafta sonra zafer haberini alamadan Roma’da ölmüştür. Haçlı Seferleri'ni bütün yönleriyle kavrayabilmek için Papa II. Urbanus’ın sözlerini ve uygulamalarını iyi tahlil etmek bir zorunluluktur.

Sonuç

Papa II. Urbanus Haçlı Seferi fikir ve düşüncesini eyleme dönüştürüp hareketi başlatan ve gerçekleşmesini sağlayan din adamıdır. Orta Çağ'da Fransa’dan Kudüs’e uzanan coğrafyada siyasi ve sosyal değişim ve dönüşümün meydana gelmesindeki en büyük etkenlerden biri olan Urbanus, Roma Kilisesi’ni Asya kıtasında da etkin hale getirmeyi, akabinde kiliseleri birleştirerek bütün Hristiyanların dini önderi olmayı planlamıştı. İspanya ve Sicilya’ya yönelik kilise politikasını, Suriye-Filistin bölgesine de uygulamak için çalışmış olsa da Haçlı Seferleri onun tasavvur ettiği şekilde cereyan edemedi. Fakat Avrupa’nın gelişmesinde, zenginleşmesinde, hatta bugünkü konumuna gelmesinde en büyük pay II. Urbanus’undır.  

Din adamlarının halk üzerindeki etkisinden güçlü hitabeti ile en iyi şekilde faydalanana Papa II. Urbanus, Haçlı Seferi’nin gerçekleşmesi için bıkmadan, usanmadan çalışarak papazları seferber etmiş, devlet başkanlarını ikna ile inandırmış, insanların seferlere katılma motivasyonunu sağlamıştır. Örgütlediği bu sefer sonunda Türklerin ve Greklerin Latin Hristiyanlığı kabul etmeleri ümidi ve hayali ile yanıp tutuşmuştur. II. Urbanus’ın bu emeli ve hayali tamamen olmasa da, Antakya ve Kudüs’ün ele geçirilmesi ile kısmen gerçekleşmiş ve beklentileri tamamen boşa çıkmamıştır. Ancak bu dönemde kilise amacından ve hedefinden saparak militanlaşmasının önüne geçememiştir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kaynakçalar
ALTAN, Ebru, “Birinci Haçlı Seferinin Bir Görgü Tanığı: Fulcherius Carnotensis”, Tarih Dergisi, S.37.
ALTAN, Ebru, “Haçlı Seferleri ve Doğu Hristiyanları”, Sosyologca, S.3, 2012, s. 63-71.
AYDIN Mehmet -A.Hikmet Eroğlu, “Papalık”, DİA, İstanbul 2007, C. XXXIV,  s. 160.
CAHEN, Claude, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, (terc. Mustafa Daş), Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2014.
CERAN, İsmail, “Osmanlı Dönemine Kadar Türk-Fransız İlişkileri ve Haçlı Seferleri”,  The Journal of Academic Social Science Studies, Volume 6 Issue 4, April 2013, s.201.
THE CRUSADES AN ENCYCLOPEDİA, “Urban II (d.1099)”, Oxford 2006, s. 1214-1217.
DEMİRKENT, Işın, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, İ.Ü Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırma Merkezi, Haçlı Seferleri ve XI. Asırdan Günümüze Haçlı Ruhu Semineri (26-27 Mayıs 1997), Bildiriler, İstanbul 1998, s. 1-11.
DEMİRKENT, Işın, “Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, Tarih Dergisi, S. 35, 1994, s. 65-78.
DEMİRKENT, Işın, “Haçlılar”, DİA, C. XIV, s. 525-546.
DEMİRKENT, Işın, Haçlı Seferleri, Globus Dünya Basınevi, İstanbul 1997.
DEMİRKENT, Işın, Haçlı Seferleri Tarihi, Makaleler, Bildiriler, İncelemeler, İstanbul 2007.
DURMAZ, Sayime, “Yüksek Ortaçağda Papa-İmparator Çatışması: Kılıç ile Asa’nın Savaşı”, Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1 (2010), s. 93-110.
DÜZGÜN, Şaban Ali, “Bir Şiddetin Anatomisi: Latin Batı'nın Haçlı Terörü”, Dini Araştırmalar, C. VII, S. 20, s. 73-92.
FULLER, Thomas, Kutsal Savaş veya Haçlı Seferleri Tarihi, London 1840.
GÖLGESİZ (KARACA), Sevtap, “I.Haçlı Seferi (1096) Öncesinde Bizans İmparatorluğu’nun Siyasî Durumuna Bakış”, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 4, Temmuz 2012, s. 141-153.
HART, Michael, H., Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100 Kişi, Neden Yayınları, İstanbul    2008.
HOLT, P.M., Haçlılar Çağı, (Türkçe terc. Özden Arıkan), İstanbul 2003.
KANAT, Cüneyt, Burçak Devrim, Sorularla Haçlı Seferleri, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2013.
KAYA Selim, “Haçlı Seferlerinin Fikir Babası: Papa II. Urbanus (d.1042-ö.1099)”, III.Uluslararası Selçuklu  Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu (Selçuklular ve Haçlılar), Sempozyum Bildirileri Kitabı, Konya 2018. 
KHAZDAN, Alexander, “Urban-II”, Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Presss, New York 1991, s. 2143-2144.
KOCA, Salim, “Haçlı Seferleri Sebep ve Sonuçları Bakımından Nasıl Değerlendirilebilir?” Gazi Akademik Bakış Dergisi, C.X,               S.20, 2017, s. 15-35.
KÜÇÜKSİPAHİOĞLU Birsel, “Birinci Haçlı Seferi’nden Fethe Kadar Batılıların İstanbul’u Ele Geçirme Çabaları”, Tarih
Dergisi, Sayı 66 (2017 / 2), İstanbul 2017, s. 35-46.
KÜÇÜKSİPAHİOĞLU Birsel, “Haçlı Devletleri”, Türkler, C.VI, Ankara 2002, s. 687-694.
KÜÇÜKSİPAHİOĞLU Birsel, “Haçlı Saldırısına İlk Çağrı”, Popüler Tarih, 63, Kasım 2005, s.28-33.
MURRAY, Alan V., (editör), The Crusades an Encyclopedia, “Urban II (d.1099), Oxford 2006.
PIRENNE Henri, Ortaçağ Avrupasının Ekonomik ve Sosyal Tarihi, (Türkçe terc. Uygur Kocabaşoğlu), İstanbul 2010.
RUNCIMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, C. I, (Çev. Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu       Yayınları, Ankara 1989.
USTA, Aydın, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2016.
 
DİĞER MAKALELER
Haçlı Seferleri'ni Başlatan Papa: II. Urbanus
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun