Bizans İmparatoru Aleksios Komneos’un Haçlılarla İmtihanı

Bizans İmparatoru Aleksios Komneos’un Haçlılarla İmtihanı

Birinci Haçlı Seferi, Papa II. Urban’un 27 Kasım 1095 tarihinde Clermont Konsülü’nde yaptığı çağrı ile başlamıştır. Başını Pierre l' Ermite’nin çektiği din adamlarının etkili propagandası, büyük halk kitlelerini harekete geçirmiş ve kısa zamanda büyük bir ordu toplanmıştır. Çoğunluğu askerlikten anlamayan, sefere sadece ganimet elde etme arzusuyla katılan insanlardan oluşan ilk birlikler, asıl askerî gücü oluşturacak kafileleri beklemeden hareket etmiş ve 1 Ağustos 1096’da İstanbul’a ulaşmıştır. Türklere karşı Bizans kuvvetlerini takviye için kullanacağı küçük birlikler, ücretli askerler veya münferit şövalyeler bekleyen Aleksios, karşısında çok kalabalık ve düzensiz Frank birliklerini görünce büyük bir şaşkınlık ve korku yaşamıştır. Haçlı birlikleri, şehirde büyük kargaşaya yol açmış ve Aleksios, onları mümkün olduğunca çabuk bir şekilde İstanbul’dan uzaklaştırıp Anadolu’ya geçirmenin yollarını aramaya başlamıştır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Aleksios Komnenos, Malazgirt Savaşı’ndan on sene sonra, 1081 yılında Bizans tahtına oturmuştu. Bu yıllar, İmparatorluğun son derece büyük karışıklıklar ve sıkıntılar içerisinde bulunduğu yıllardı. Batı’da Normanlarla, Tuna’yı geçerek akınlarını Balkan şehirlerine kadar uzatan Peçeneklerle ve ardından da Kumanlarla mücadele etmek zorunda kalan Aleksios, diğer yandan da Malazgirt’ten sonra peyderpey ilerleyerek Marmara ve Ege sahillerine ulaşan Selçuklu Türkleri ve İzmir’e hâkim olan Çaka Bey ile karşı karşıyaydı.

Aleksios, ilk önce Batı’daki meseleleri halletme yoluna gitti. 1081’de Türkiye Selçuklu hükümdarı Süleyman Şah ile bir anlaşma imzalayarak Batı’ya yöneldi ve 1094 yılı itibarıyla İmparatorluğun Batı’sında nisbi bir barış ortamı sağlamayı başardı. Bu arada bir entrika neticesinde Çaka Bey’den de kurtuldu. Artık asıl meseleyle, Selçuklu Türkleriyle ilgilenme vakti gelmişti.

Aleksios, Malazgirt Savaşı’ndan sonra hem askeri ve politik, hem de moral ve motivasyon bakımından üstün bir konumda olan Selçukluların ilerleyişini durdurmak, onları Marmara ve Ege’den uzaklaştırmak, hatta mümkünse Anadolu’dan atmak istiyordu. Ancak bu isteğini kolay elde edemeyeceğinin farkındaydı ve amacına ulaşmak için, kendisinin Papalık tarafından aforoz edilmesine kadar varan gerginliği ortadan kaldırmak ve ardından yine Papa aracılığıyla Avrupa’daki Hristiyan krallıklardan yardım istemekten başka çaresinin olmadığını biliyordu. Ancak asıl amacı olan “Türkleri Anadolu’dan sürmek” düşüncesini açıkça vurgulamıyor, yardım çağrısını “Kudüs’ü inançsızların elinden kurtarmak” fikri üzerinden dile getiriyordu.

Esasında Selçuklu Türklerine karşı Papa’dan yardım isteyen ilk Bizans İmparatoru Aleksios değildi.  Daha Malazgirt Savaşı’ndan hemen sonra Anadolu’daki Türk ilerleyişine engel olamayan İmparator VII. Mihail Dukas, 1074 yılında Papa VII. Gregoire’dan yardım istemişti. Bu yardımın kar­şılığında “kilise­lerin birleştirilmesi”ni sağlayacağını düşünen Papa da, Avrupa’daki Hristiyan krallara bir çağrıda bulunmuş, ama bu teşebbüs kuvveden fiile geçirilememişti.

1089’da Papa Urban, Aleksios’un aforoz kararını kaldırarak Bizans sarayıyla müzakere yolunu açtı. Bunu fırsat bilen Aleksios, Peçenekler ile Çaka Bey kuvvetlerinin İstanbul'u ele geçir­mek amacıyla Bizans’ı sıkıştırmaya başladıkları 1091 yılında Papa’ya müracaat etti ve yardım isteğinde bulundu. Ama onun bu isteği de cevapsız kaldı. Nihayet Mart 1095’te, Piacenze Konsili’ne gönderdiği elçiler aracılıyla çok açık ve net bir şekilde Selçuklulara karşı yardım talebini tekrarladı. O sırada Avrupa’da meydana gelen bazı siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelerin de etkisiyle harekete geçen Papa II. Urban, Kasım 1095’te düzenlenen Clermont Konsili’nde bir Haçlı Seferi için çağrıda bulundu ve böylece I. Haçlı Seferi fiilen başlamış oldu.

Bu durum, aynı zamanda da Aleksios’un Haçlılarla imtihanının da başlangıcıydı. Papa’nın hareket tarihi olarak 15 Ağustos 1096’yı belirlediğini öğrenen Aleksios, Haçlı ordularının gelişi öncesinde çeşitli hazırlıklar yapmaya başladı. Onu ve bütün Bizanslıları bekleyen iki temel problem vardı. Bunlardan ilki gelecek Haçlı birliklerinin iaşe ve barınma işiydi.  Zira bu iş düzene koyulmazsa Bizans topraklarının ve şehirlerinin talan edileceği, hem kırsalda, hem de şehirlerde yaşayan halkın büyük zarara uğrayacağı meydandaydı.

İkinci problem ise sefere katılacak Haçlı liderleriyle ilgiliydi. Zira bu liderler içerisinde, bu sefere Bizans’a yardım ya da dini bir vazife amacı dışında, hüküm süreceği yeni bir toprak ele geçirmek veya Bizans’a karşı eskiden kalma hınçlarını çıkarmak düşüncesiyle katılanlar da vardı ve ele geçirilecek arazilerin Bizans’a ait olacağına dair sağlam anlaşmalar yapılmazsa, bu işin sonu hiç de Aleksios’un beklediği gibi olmayabilirdi.

Aleksiosu'un Barbar Haçlı Ordusuna Karşı Aldığı Önlemler

Bizans tarihinin en başarılı imparatorlarından biri olarak kabul edilen Aleksios, bu tehlikeleri düşünerek çeşitli tedbirler aldı. İlk olarak gelen birliklerin iaşesinin temini için geçecekleri bütün merkezlerde yiyecek maddeleri depolanacaktı. Bizans’ın Balkan topraklarına giren Haçlı ordularına, Bizans ordusundan refakatçi birlikler verilecek ve Haçlı orduları bu refakatçilerin kılavuzluğu ve hatta idaresi altında Balkanlar'dan geçeceklerdi. Ayrıca her bir haçlı kumandanını karşılamak üzere İstanbul’dan yüksek rütbeli devlet görevlileri tayin edilecekti. Bu refakatçi birlikler, aynı zamanda Haçlı birliklerinin iaşe bulmalarında yardımcı olacaklar, bu konuda herhangi bir sıkıntının ortaya çıkmasına engel olacaklardı. Aleksios bu iş için çok sayıda paralı Peçenek askeri tutmuştu. Aleksios’un aldığı diğer bir tedbir, Haçlı birlikleri İstanbul'a vardığında, kent dışında belirlenmiş bir ordugâha yerleştirilmeleri, böylece şehre zarar vermelerinin önüne geçilmesiydi. Bu ordugâh Bizans askerleri tarafından savunulacak, Haçlı askerlerinin tüm iaşesi de Bizans yetkilileri tarafından karşılanacaktı. Bu arada Haçlı askerlerine, küçük gruplar halinde ve yine Bizanslı kılavuzlar idaresinde İstanbul’un kiliselerini, yollarını, meydanlarını, saraylarını ve sair yerleri gezdirilecek, böylelikle başıboş ve plansız hareketlerinin önüne geçilecekti. Haçlı birliklerinin Selçuklu topraklarına geçirilmesi ise yine bir plan ve düzen dâhilinde gerçekleştirilecek bunun için Bizans donanmasından istifade edilecekti. Haçlı liderleri için alınan tedbir ise daha diplomatikti. Bunların her biri Aleksios’un huzuruna çıkarılacak ve ona tabiiyet yemini etmeleri istenecekti. Böylece ellerine geçirecekleri eski Bizans arazilerini Bizans’a bırakmayı da kabul etmiş olacaklardı. Bu haliyle Aleksios kalabalık Haçlı birliklerinin Bizans’a, İstanbul’a ve dahi kendisine zarar vermelerini engelleyeceğini düşünmüştü.

Fakat öyle olmadı. Ağustos 1096’da hareket edeceklerini beklediği Haçlı birliklerinin daha Mayıs ayında Macaristan’ı geçerek Belgrad’dan Bizans arazine girdiği haberi geldi. Pierre l' Ermite'nin idaresinde Belgrad, Niş, Sofya, Filibe ve Edirne yolunu takip ederek ilerleyen kalabalık Haçlı birlikleri geçtikleri her yerde karışıklıklar çıkarıyor, yağma ve katillerde bulunuyor. Bizans arazisinde bir anarşi rüzgârı estiriyorlardı. Mateos’un çekirge sürüleri ve deniz  kumu, bir başka yerde de gökteki yıldız kadar olarak nitelendirdiği bu ilk Haçlı birliklerinin sayısı Anna Komnena’ya göre 180.000 kişi idi.

Aleksios, Selçuklu Türklerine karşı kullanabileceği ücretli askerler, münferid şövalyeler veya kendi birliklerini takviye için düşündüğü küçük birliklerin değil, düzensiz bir yağmacı güruhunu andıran Frank ordularının İstanbul’a doğru gelmekte olduğunu görünce büyük bir telaş ve kokuya kapıldı. Esasen güçlü ve düzenli bir Haçlı ordusunun, Bizans’ın Küçük Asya’daki prestijinin tekrar artmasına yardımcı olacağı şüphesizdi. Ancak bu ordu, düzen ve disiplinden yoksun, yağmacı bir güruh görüntüsündeydi ve Aleksios, “Frankların hiç bir anlaşmaya riayet etmeyen, para düşkünü ve kendilerine itimat edilemeyecek bir millet olduklarını bilmekteydi.” Haçlıların daha yola çıkar çıkmaz başlayan yağma ve çapulları, Bizans topraklarından geçer­ken yaptıkları tahrip, Hristiyan halka karşı uyguladıkları vahşet ve işkenceler ortadaydı. Bu durumda Bizans, adeta yeni bir düşman istilasıyla karşı karşıya kalmış ve Aleksios bu işgale karşısında hazırlıksız yakalanmıştı.

Haçlı birlikleri 1 Ağustos 1096 tarihinde İstanbul’a ulaştıklarında Aleksios’un yapacağı fazla bir şey yoktu. Zonaras’ın ifadesiyle “Güneşi karartan buluta benzeyen bir çekirge sürüsü”nü andıran Haçlıların, Bizans arazisinden geçişini en az sıkıntıyla atlatabilmek için yeni tedbirler almaya çalıştı.

Bir yandan onlar için hayatî bir önemi haiz olduğunu hissettirip antlaşmalar yapmaya, Haçlı liderlerini kendisine bağlamaya çalışıyor, diğer bir ifadeyle Haçlı liderleriyle iyi geçinmeye dikkat ediyor, ama bir yandan da onları kontrol altında tutmayı hedefliyordu. Bunun için her birine vassallık yemini ettiriyor, Türklerden alınacak yerlerin kendisine bırakılacağına dair antlaşmalar imzalatıyordu.

Ama bu kadar kalabalık ve düzensiz bir ordunun İstanbul’da meydana getirdiği karışıklık, kontrol edilecek gibi değildi. Zira “Bu batılılar, bir hırsızlığı bırakıyor, diğerine başlıyorlardı. Şehrin varoş ve sayfiyelerindeki evlere giriyorlar, hatta kiliselerin damlarındaki kurşunları aşırıyorlardı. Bunların şehre girişlerine ciddiyetle nezaret olunuyor, sadece temaşa meraklılarından küçük grupların içeri girmesine izin veriliyor, fakat bütün civarı kontrol etmek mümkün olmuyordu.”

Aslında Aleksios’a göre bu ordunun Türkler tarafından imha edilmesi kaçınılmazdı. Hatta Pierre l' Ermite ile görüştüğü sırada -verdikleri bütün sıkıntıya rağmen- kendi başlarına hareket etmemelerini, asıl Haçlı ordusunu beklemelerini dahi öğütlemişti. Ancak onun bu telkinleri etkili olmadı. Zaten her türlü düzen ve disiplinden yoksun bu güruhu kontrol etmek mümkün olmuyor, İstanbul’un asayişi her geçen gün daha da bozuluyordu. Neticede birkaç gün sonra 6 Ağustos’ta Haçlı birlikleri, Boğaz’dan Anadolu yakasına geçirildi. Ordu o kadar kalabalık ve bir o kadar da düzensizdi ki, bunu gören halk büyük bir endişeye kapılmıştı.

pierre lermite
Tahtında oturan Alekisos Komnenos Pierre l' Ermite ile görüşüyor

Bu noktada ilk Haçlı birliklerinin Türkler tarafından imha edileceğini bilen İmparator’un, onlara, asıl kuvvetleri beklemeleri konusunda tavsiyede bulunup bulunmadığı meselesinin tartışmalı olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim bazı yazarlar, İmparator’un asıl amacının Haçlı birliklerini korumak değil, bilakis Türkler tarafından imha edilmeleri için bir an evvel Anadolu’ya geçirmek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hatta el-Azimî’de tesadüf edilen bir kayıtta, Aleksios’un Haçlıların gelişini Müslümanlara mektup yazarak bildirdiği zikredilmiştir ki, bu kayıt, Aleksios’un, Haçlılara bir komplo hazırladığına işaret olabilir. Ancak bütün bunlara rağmen Haçlı Seferleri'nin Türkleri Anadolu’dan atmak amacına matuf olması dolayısıyla Bizans siyasetiyle birleştiği, bu yüzden Aleksios’un Haçlılar’dan duyduğu rahatsızlığa rağmen, bu tür bir işe girişip girişemeyeceği konusu gizemini korumaktadır.

Vahşî ve yakışıksız hareketler yaparak Marmara sahili boyunca ilerleyen Haçlılar, iki grup halinde İzmit Körfezi’nin güney sahili boyunca ilerleyerek Aleksios’un İngiliz menşeli ücretli askerleri için inşa ettirdiği Helenopolis (Cibotos/Civitot) adı verilen müstahkem karargâha yerleştirildiler. Böylece Haçlı­lar 1096 sonbaharında Türkiye Selçuklu Devleti'nin sınırına ulaşmış bulunuyorlardı.

I. Haçlı Seferi’nin bu ilk kafilelerinin akıbeti kötü oldu. Önce Kserigordon, ardından Dragon veya Kırkgeçit’te Türkiye Selçuklu birlikleri tarafından mağlup edildiler. Öyle ki neredeyse hiçbirisi sağ kurtulamadı. 

Pierre l' Ermite önderliğinde gelen bu ilk Haçlı birliklerinin hemen arkasında daha düzenli, disiplinli ve soylular tarafından komuta edilen yeni gruplar geldi. Şüphesiz bu birlikler de Bizans için her bakımdan büyük bir yük teşkil etti. Fakat Aleksios, akıllı plan ve hamleleri sayesinde bu sıkıntıların üstesinden gelmeyi başardı. Selçuklu hâkimiyetine girmiş olan birçok bölge tekrar Bizans’ın eline geçti. Bunların başında Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkenti olan İznik geliyordu (1097). Eskişehir civarında meydana gelen Dorileon Savaşı da Selçukluların Batı Anadolu’dan çekilmesine sebep oldu.

Sonuç olarak Aleksios, kendi davet ettiği Haçlı kuvvetleri karşısında büyük sıkıntılar yaşasa da başarılı politikalar yürütmek suretiyle kârlı çıkmayı bilmiştir. Bazı Haçlı vekayinamelerinde Aleksios hakkında olumsuz görüşler beyan edilmiş, hatta hainlikle itham edilmiş olsa da onun strateji ve taktikleri, tedbirleri ve yerinde hamleleri sayesinde Bizans, hem Selçuklulara karşı üstün bir pozisyona kavuşmuş, hem de Bizans’ı Haçlılara karşı korumayı başarabilmiştir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kaynakça
Anna Komnena (1996). Alexiad, (Çev. Bilge Umar), İstanbul.
Anonymous Syriac Chronicle (2005). “The First and Second Crusades from an Anonymous Syriac Chronicle”, (Türkçe Terc., Vedii İlmen, I. ve II. Haçlı Seferleri Vekâyinâmesi), İstanbul.
Archer Thomas A.-Charles L. Kingsford (1902). The Crusades, The History of the Latin Kingdomof Jerusalem, London: T. Fisher Unwin Ltd.
Asbridge, Thomas (2004). The First Crusade: A New History, New York: Oxford University Press.
Atiya, Aziz S. (1962). Crusade, Commarce and Culture, Bloomington: Indiana University Press.
Ayönü, Yusuf (2009), “İzmir’de Türk Hâkimiyetinin Başlaması”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, IX/1, s.1-8.
Bailly, Auguste (t.y). Bizans Tarihi, II, (Çev. Haluk Şaman), Terc. 1001 Temel Eser.
Charanis, Peter (2012), “I. Haçlı Seferi’nin Nedeni Hakkında Bir Grek Kaynağı”, (Çev: İlcan Bihter Barlas), Tarih Okulu, Sayı XIII (Sonbahar-Kış 2012), s.203-205.
Demirkent, Işın (1994). “Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, Tarih Dergisi, Sayı 35, (Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız Hatıra Sayısı), 65-76.
Demirkent, Işın (1996). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, Ankara: TTK Yay.
Demirkent, Işın (1997). Haçlı Seferleri, İstanbul: Dünya Yayınevi.
Demirkent, Işın (1998). “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, Haçlı Seferleri ve XI. Asırdan Günümüze Haçlı Ruhu Semineri, (26-27 Mayıs 1997), İstanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1-12
Duncalf, Frederic (1969). “The First Crusade: Clermont to Constantinople”, A History of the Crusades, Volume I: The First Hundred Years, (General Editor: Kennet M. Setton, Edited by Marshall W. Baldwin), Madison: University of Wisconsin Press, 253-279.
el-Azîmî (2006). Azîmî Tarihi (Selçuklular Dönemiyle İlgili Bölümler), (Terc.Ali Sevim),  Ankara: TTK Yay.
Erer, Raşit (1993). Türklere Karşı Haçlı Seferleri,  İstanbul: Bilgi Yayınevi.
France, John (1984) “Anna Comnena, the Alexiad and the First Crusade”, Reading Medieval Studies, v.10, 20-38.
Fulcher of Chartres (1971). “The Chronicle of Fulcher of Chartres, Book I (1095-1100)” (Translated, with notes by Martha McGinty), The First Crusade: The Chronicle of Fulcher of Chartres and Other Source Material, (Ed. Edward Peters), Philadelphia; University of Pennsylvania Press,  47-101.
Göksu, Erkan (2009) “Haçlıların Anadolu’daki İlk Faaliyetleri ve Kırkgeçit (Drakon) Savaşı (1096)”, EKEV Akademi Dergisi, Sayı 39, Yıl 13 (Bahar 2009), s.363-370.
Haldon, John F. (1999). Warfare, State and Society in the Byzantine World, 565-1204, London: UCL Press.
Harris, Jonathan (2006). Byzantium and the Crusades, New York.
Hillenbrand, Carole (2000). The Crusades: Islamic Perspectives, New York: Routledge Press.
Ioannes Zonaras (2008), Tarihlerin Özeti, (Türkçe terc. Bilge Umar), İstanbul.
İbnü’l-Esîr (t.y). el-Kâmil fi’t-Târîh, X, (Türkçe terc. Abdülkerim Özaydın-Mertol Tulum), İstanbul.
İbnü’l-Kalanisî (2002). Zeylu Târîh-i Dımaşk, (İng. Terc., The Damascus Chronicle of the Crusades: Extracted and Translated from the Chronicle of Ibn Al-Qalanisi, (Extracted and Translated H.A.R. Gibb), New York: Dover Publications.
Karaca, Sevtap Gölgesiz (2012), “I. Haçlı Seferi (1096) Öncesinde Bizans İmparatorluğu’nun Siyasî Durumuna Bakış”, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 4, (Temmuz 2012), s.141-153.
Kırpık, Güray  (2008). “Birinci Haçlı Seferinde ve Kurtuluş Savaşında Türk-Ermeni-Fransız Münasebetlerinin Benzer Yönleri”, Turkish Studies/Türkoloji Araştırmaları, (International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic), Volume 3/4 (10), (Yaz), 531-548.
Koca, Salim (2003) Malazgirt’ten Miryokefalon’a, Çorum.
Lilie, Ralph-Johannes (1993). Byzantium and the Crusader States, 1096-1204, (Translated by J.C. Morris-Jean E. Ridings), New York: Oxford University Press.
Lloyd, Simon (2002). “The Crusading Movement: 1096-1274”, The Oxford History of the Crusades, (Edited by Jonathan Riley-Smith), New York: Oxford University Press, 35-67.
Mateos (2000). Urfalı Mateos Vekayi-namesi (92-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), (Türkçe terc. Hrant D. Andreasyan, Notlar: Edouard Dulaurer-Halil Yinanç), Ankara: TTK Yay.
Mills, Charles (1821). History of Crusades: For the Recovery and Possession of the Holy Land, I., London.
Oman, C.W.C. (1892). The Bizantine Empire, London: T. Fisher Unwin Ltd.
Ostrogorsky, George (1999). Bizans Devleti Tarihi, (Çev. Fikret Işıltan), Ankara: TTK Yay.
Polat, İbrahim Ethem (2004). “Arap Edebiyatı Penceresinden Orta Çağda Haçlı Seferlerine Karşı Türklerin Mücadeleleri”, Nüsha Şarkiyat Araştırmaları Dergisi (A Journal of Oriental Studies), IV/13 (Bahar), 1-22.
Polat, İbrahim Ethem (2006). Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler, Ankara: Vadi Yay.
Robert the Monk (2006). Robert the Monk's History Of The First Crusade: Historia Iherosolimitana  (Crusade Texts in Translation), (Trans. by Carol Sweetenham), Ashgate: Ashgate Publishing.
Runciman, Steven (1969). “The First Crusade: Constantinople to Antioch”, A History of the Crusades Volume I: The First Hundred Years, (General Editor: Kennet M. Setton, Edited by Marshall W. Baldwin), Madison: University of Wisconsin Press, 280-307
Runciman, Steven (1998). Haçlı Seferleri Tarihi, I, (Çev. Fikret Işıltan), Ankara: TTK Yay.
Shepard, Jonathan (1997). “Cross-Purposes: Alexius Comnenus and the First Crusade”, The First Crusade: Origins and Impact, (Edited by Jonathan Phillips), Manchester: Manchester University Press.
Şahin, Seyhun (2013), “Norman İstilasının I. Haçlı Seferi'ne Yansımaları (Antakya'nın İşgaline Kadar I. Bohemund ve Tancred'ın Faaliyetleri)",Cappadoica Journal of History and Social Sceinces, Vol. 1, Ahlen-Germany.
Turan, Osman (2002). Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul: Boğaziçi Yay.
Vasiliev, A. A. (1952). History of the Byzantine Empire (324-1453), II., (The University of Wisconsin Pres).

 

DİĞER MAKALELER
Bizans İmparatoru Aleksios Komneos’un Haçlılarla İmtihanı
Osmanlı Tarihi
Avrupa’da Bir Osmanlı Sultanı Portresi: Yıldırım Bayezid

Prof. Dr. Feridun Emecen’in tabiriyle ihtirasın gölgesinde bir sultan olarak adlandırılan ve yaşadığı dönemlerde sahip olduğu kudrete göre tarihsel bir imaj çizilen Yıldırım Bayezid’in içerisinde bulunduğu bu durum şüphesiz ki Avrupa’da da benzer şekilde yankı buldu. Avrupa’da devam eden Türk tedirginliğinin daha da derinleştiği dönemin hükümdarı Yıldırım Bayezid, gerek yöneticilik kabiliyetinden gerekse de genel karakterinden dolayı Avrupa tarih yazıcılığında önemli ifadelerle yer aldı. Batı kaynaklarında I. Murad gibi önemli bir padişah “bey” manasına gelen "bahy" gibi bir unvanla gösterilirken Yıldırım Bayezid’in çok daha üst düzeyde bir unvanla "roy", rex" ve hatta doğrudan Soldan unvanı ile gösterilmesi, Osmanlı tahtının yeni sahibinin çok daha güçlü bir şahsiyet olarak görüldüğünün ipucunu verir. Elbette bu durum yalnızca Bayezid’in sahip olduğu güçle değil, onun kendine koyduğu cihan hedefleriyle de ilgiliydi. Yıldırım Bayezid’in Avrupalı entelektüellerce tam olarak bir “dünya fatihi” olarak görülmesi buna en iyi örnekti. Ancak her ne kadar bu yönde ifadeler söz konusu olsa da okun Niğbolu Savaşı’yla kendilerine döndüğünü gören Avrupalıların tarih yazıcılığında Yıldırım Bayezid’e yönlendirilen sert ifadelere daha çok yer verilmeye başlandı. Nitekim Yıldırım Bayezid, Avrupalı kronik yazarlarınca komşu ülkelerin topraklarıyla yetinmeyen, gözünü çok daha uzaktaki diyarlara diken bir hükümdar olarak görülmeye başlandı. Hristiyanlarca tanrının kendilerine gönderildiği bir bela olarak görüldü. Bununla birlikte yine de Yıldırım Bayezid, Avrupalı kaynak yazarlarının hayranlığını üstüne çeken bir hükümdardı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun