Antik Çağ’da Yaşamış Bir Gurme’nin Portresi: Marcus Gavius Apicius ve Eseri

Antik Çağ’da Yaşamış Bir Gurme’nin Portresi: Marcus Gavius Apicius ve Eseri

Antik Çağ seçkin yemek kültürünün oluşmasında bireysel yaklaşımların önemli bir yeri vardır. Yunan dünyasının temsilcileri sayılan Gelalı Arkhestratos ile Lefkaslı Philoksenos’un Latince konuşulan dünyadan çıkan rakibi ise Apicius ismi ile tanındı. Birbirlerinden farklı zamanlarda yaşayan Apiciuslar Antik Yunan beslenme alışkanlıklarını doğudan gelen yeni besin ve baharatlarla çeşnilendirerek yeniden yorumlayan gurme ve yazarlardan meydana gelir. Bu isimlerin ortak bir çalışması olarak ortaya konan yemek kitabı "De re Coquinaria" ise seçkin Romalıların beslenme ve yemek alışkanlıklarına ışık tutmasıyla önem taşımaktadır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Antik Çağ’da, M.Ö VII. yy. ile M.S. II. yy.lar  arasında, henüz düzenli ve güvenli besin bulmanın bile zor olduğu bir dönemde yemekte seçicilik, hatta lezzet ve lüks arayışı kayda değer bir durumdur. Pek çok kişinin tahıla dayalı beslenme düzeni içinde yaşam sürdürmeye çalıştığı bir dönemde lezzet peşinden koşmayı yaşam biçimi edinmiş kişilerin olması insan doğasının doyumsuz haz arayışıyla açıklanabilir. Bu yazıda Antik Çağ literatüründe özel bir yere sahip olan damak tadı düşkünlerinden Apicius’un ya da Apicius’ların yaşam felsefesi ve ortaya koydukları eser incelenecektir.

Apicius ismi Antik Çağ yemek kültürü ile ilgilenen herkesin hafızasına kazınmış olmakla birlikte onun hayatıyla ilgili olarak anlatılanlar hiçbir zaman netlik kazanmamıştır. Konu kendi içinde büyük bir tezatla başlar; böyle bir karakterin gerçekten yaşayıp yaşamadığı bile netlik kazanmamışken Antik Çağ literatüründe aynı isimle anılan bir çok damak tadı düşkününe rastlanmaktadır. İsim ilk olarak M.Ö 90’larda yaşamış lezzet ve lüks düşkünü bir Romalı tarafından kullanıldı. Ne var ki onun hayatı hakkındaki bilgilerimiz Tertullianus’un ve Bizans dönemi kaynağı Suidas’ın verdiği tartışmalı ve eksik bilgilerden ibarettir ve hiçbir şekilde mantıksal bir çerçeveye oturtulamaz. İkinci Apicius’umuz imparator Augustus (M.Ö. 27-M.S. 14) ve Tiberius (14-37) dönemlerinde yaşamış olan Marcus Gavius Apicius’tur. O da bir önceki isim ortağı gibi lezzete ve lükse düşkün bir Romalı olarak bilinir. Antik Çağ yazarlarına göre İtalya’nın Campania bölgesinde yaşayan bu varlıklı lezzet avcısı bulabildiği en güzel yemeklerin peşinden koşmayı bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Libya kıyılarında büyük karidesler bulunduğunu duyunca zaman kaybetmeksizin onların peşine yelken açacak kadar hevesli, umduğunu bulmayınca gemisinden inmek zahmetine bile girmeksizin geri dönecek kadar da gözü karadır. Anlatılanlara bakılırsa günün birinde servetini hesaplatmış ve yalnızca 1 milyon sestertiusu kaldığını öğrenince bu kadar parayla doğru dürüst yemek yiyemeyeceğini düşünüp intihar etmiştir. Aslında bu para oldukça iyi bir miras sayılabilirdi, çünkü o dönemde 5 litre iyi kalite zeytinyağı yalnızca 1 sestertius ediyordu. Hatta bu kadar servete sahip olduğu için senatus sınıfına girebilir, ya da büyük bir çiftliği köleleriyle birlikte satın alabilirdi. Yemeğe düşkün olduğu kadar yediklerinin başkaları tarafından kolayca ulaşılamayacak kadar pahalı olmasında dikkat eder, tariflerinde bolca baharat kullanırdı. Elbette herkes onun gibi savurgan bir hayat sürmüyordu, örneğin stoacı filozof Seneca onu açgözlülüğün ve oburluğun simgesi olarak gördü ve her zaman yerdi. Bir sonraki aç gözlü obur gurme gelinceye kadar hep onun hikayeleri anlatıldı.

Antik Çağ yazarları İmparator Traianus (98-117) döneminde yaşamış, cognomeni bilinmeyen üçüncü bir Apicius’un daha varlığından söz ederler. Athenaios’un anlattığı bir öyküye göre imparator Traianus Mezopotamya’da seferdeyken canı taze yengeç çeker, ancak karanın orta yerinde imparatorun bu dileğini yerine getirmek kolay olmaz. Haber bir şekilde Roma’ya ulaşmış olmalı ki, Apicius (3) kendi bulduğu bir yöntemle yengeçleri paketler ve imparatora ulaştırır. O da daha önceki adaşları gibi lükse ve yemeğe düşkün bir karakter olarak belirir. Daha sonra ortaya çıkacak olan yemek kitabına önemli katkılar sağladığı da kabul edilmektedir.

Kaynaklarımız Apicius isminin daha farklı kullanım biçimlerine de şahitlik etmektedir. Iuvenalis’e göre Apicius bir şahıs isminden çok damak tadına düşkün zenginlere verilen bir takma isimdir. Tertullianus bu isimle anılan aşçıların, hatta yemek okullarının olduğundan söz eder. Yemek üzerine yazmak isteyen kişilerin de kendilerini bu isimle özdeşleştirdikleri ve bu isim sayesinde ün kazanmaya çalıştıkları bilinmektedir. Sonuç olarak Apicius’un gerçek olamayacak kadar kötü bir karakter olduğu ve ancak yazın dünyasının bir hayal ürünü olarak var olabileceği de söylenenler arasındadır. Son, yani 4. Apicius’umuz da bu isimle özdeşleşen yemek kitabıyla birlikte ortaya çıkacak olan Caelius Apicius’tur.

De re Coquinaria’nın Yapısı:

Yazar(lar) hakkındaki belirsizlik kitap için de geçerlidir. Ortada kısaca De re Coquinaria, uzun olarak da De Opsoniis et Condimentis sive de re Culinaria Libri Decem adıyla bilinen bir yemek kitabı bulunmasına rağmen yazar(lar)ın ya da kitaba katkı sağlayan kişilerin kimliği tam olarak ortaya konamaz. Kitap M.S. IV. yüzyılda Caelius Apicius (4) tarafından yazılmıştır. (Bk. Resim 1) Kitapta Augustus ve Tiberius dönemlerinde yaşayan Marcus Gavius Apicus’a ait yedi tarif bulunmaktadır. Bunlar arasından Sala Cattabia adıyla bilinen tarif; tavuk eti, ekmek, Vestine peyniri, çam fıstığı, salatalık ve kurutulmuş soğanla hazırlanıp kereviz, fençel, kuru nane, zencefil, kuru üzüm, bal, sirke, yağ ve şarap sosuyla tatlandırılmış bir tür salatadır. Bir diğer tarif ise bol malzemeyle zenginleştirilmiş bir tür testi kebabıdır.

resim 1
Resim 1: De re Coquinaria edisyonundan bir sayfa 

Metin Yunanca’dan geçme birçok ödünç kelime içerir ve kaba bir Latince ile yazılmıştır, tarihi açıdan doğrudan doğruya bilgi içermez, ancak kapsadığı dönemin zengin Romalılarının beslenme alışkanlıklarını açığa çıkarması bakımından önem taşır. Tarifler günlük kullanımdan çok meslek erbabı kişilerin okuması için hazırlanmış gibi görünür, bu açıdan ele alınınca metni hazırlayan Caelius Apicius’un bir aşçı olabileceği, en azından mutfak işleriyle haşır-neşir olduğu varsayılabilir.

De re Coquinaria on kitaptan oluşur, ilk kitapta incelikli bir damağa hitap edebilecek baharatlarla, güllerle ve diğer otlarla rayihalandırılmış şaraplardan söz edilir. Aynı kitapta liquamenden limona, şaraptan yaban mersinine kadar birçok malzemenin nasıl en iyi şekilde korunacağı bilgisi yer almaktadır. Yazar kızarmış balığın sıcak sirkeye batırıldığında daha uzun süre taze kalacağını, aynı zamanda yengecin sirke ile yıkanmış kavanozlarda tazeliğini uzun süre koruyacağını belirtmiştir. Apicius her türlü pişmiş etin sirkeli hardal, tuz ve balla kaplandığında tazeliğini uzun süre koruyacağını, ayrıca yiyenlere daha çok keyif vereceğini de ekler. Bozulmuş şarapların restore edilmesi, meyve ve sebzelerin saklanmasıyla ilgili fikirleri de ayrıca ilgi çekicidir. Yiyeceğin çabucak bozulup ziyan olabileceği bir dönem için oldukça kullanışlı bir bilgi olsa gerektir.

Et yemekleri ve çeşitli sosların yer aldığı ikinci kitapta bir çeşit kan, çeşitli sebzeler, yumurta sarısı, çam fıstığı, öğütülmüş biber, liquamen ve şarapla yapılan botellum sic facies adlı sos farklı malzemelerin bir arada sunulması bakımından ilgi çekicidir. Apicius’un eserinden Roma mutfağında sosların zenginleşmeye başladığı açıkça görülmektedir. Onun sebze yemeklerinde tuz yerine liquamen veya oenagarum kullanılmıştır. Adı geçen malzemelerin bolca tuz içermesi ve bunun yanında çeşitli otlarla rayihalandırılmış olması yemeğe farklı bir tat katmış olsa gerektir. Onun önerileri arasında nane ve liquamenle birlikte servis edilen kavundan pişmiş salatalıklara, zeytinyağı ve sirke ile servis edilen haşlanmış şalgamdan kızarmış havuçlara kadar çeşitli meyve ve sebzeler yer almaktadır. Bu tür hafif atıştırmalıklar pişmiş yemeklerin yanında veya sonrasında damakta tazelik hissi uyandırmak için kullanılmış olabilir.

Apicius’un tariflerinden pultes tractogalatae günümüz tarhanasına benzer bir çorbadır ve sütle hazırlanır. Bu tarif et, liquamen, ithal baharatlar gibi pahalı malzemeler içermemesi bakımından De re Coquinaria’da rastlayabileceğimiz en sade tariflerden biridir. Kırmızı etin ağırlıklı olduğu kitapta çeşitli soslarla çeşnilendirilen turna, ördek, yabani ve evcil güvercin, tavuk ve çeşitli av kuşlarıyla ilgili yemekler de yer alır. Apicius’un Flamingo ve papağan için pişirme ve sos önerisi şöyledir; “… Flamingoyu temizleyip yolun ve derisini yüzdükten sonra dere otu, tuz ve sirke ekleyerek su dolu kaba koyup kaynatın. Pişme işlemi yarılanınca birlikte pişirmeye devam etmek üzere biraz pırasa ve kişniş katın, sonuna doğru yaklaşınca renk vermesi için biraz deffrutum ekleyin. Bir havanın içine biraz biber, kimyon, kişniş, silphium kökü, nane ve sedef otu katıp dövün. Sirke, caroenum ve pişmekte olan flamingo suyundan ekleyin ve koyulaşması için bir kaba alarak kaynatın. Sonra bu sosu pişmiş kuşun üstüne dökün”. Yazar başka bir tarifte pırasa tohumu, kuru nane, silphium kökünü bir havanda dövdükten sonra sirke, liquamen, hardal ve yağ ile karıştırıp son olarak deffrutum eklenmesini tavsiye eder. Daha farklı bir tat elde etmek isteyenlerin bal ve biraz daha liquamen ekleyebileceğini söyledikten sonra her iki sosun da kızarmış tavukla iyi gideceğini ekler.

Metinde pişirme ve hazırlama tekniklerine de değinilmiştir, kızartma, haşlama, ızgara, gibi pişirme teknikleri, temizleme, kesme, havanda dövme, marine etme gibi hazırlıklar ve saklama yöntemleri de verilmiştir. Bu açıdan bakıldığında kitap yalnızca döneminin lezzet anlayışını ve beslenme tekniklerini değil, mutfak alışkanlıklarını ve pişirme tekniklerini de aktarması bakımından önem taşır. Tencere, tabak, tava, ızgara, testi, pişirme ocakları gibi mutfak araç gereçleri hakkında bilgi sahibi olmamızı da sağlar. Ayrıca Latince metinde hidrogarum adıyla bilinen sıvı karışımı et yemeklerini pişirmek için kullanır. Temelde su ve garumdan oluşan karışım bazı tariflerde çeşitli sebze ve baharatlarla tatlandırılır.

Metinde yiyeceklerin bölgesel özelliklerine dikkat çekmek istercesine Parth usulü tavuk, Numidia tavuğu, Parth usulü oğlak ya da kuzu, Liburnia yağı, Cumae çömleği gibi isimlendirmeler yapılmıştır. Parth usulü tavuk karabiber, yabani kereviz, az miktarda kereviye otu, liquamen ve beyaz şarapla hazırlanan sosun içinde pişirilir. (Bk. Resim 2 a-b) Numidia tavuğu ise önce haşlanır, silphium ve biberle tatlandırıldıktan sonra kızartılır. Sosu için biber, kimyon, kereviz tohumu, silphium kökü, sedef otu, hurma, çam fıstığı dövüldükten sonra sirke, bal ve liquamenle birlikte koyulaşana kadar pişirilir ve sıcakken tavuğun üzerine dökülür. (Bk. Resim 3 a-b) 

resim 2a
Resim 2a: Parth usulü tavuk için gerekli malzemeler 

resim 2b
Resim 2b: Parth usulü tavuk 

 

resim 3a
Resim 3a: Numidia usulü tavuk için gerekli malzeme 

resim 3b
Resim 3b: Numidia usulü tavuk

Apicius’un tarifleri arasında domuz eti, beyin, çiğ yumurta, çam fıstığı ile doldurulduktan sonra biber, silphium, liquamen zencefil baharatlarla kaplanan domuz işkembesi et, baharat ve sakatat grubunun bir arada sunulması bakımından ilgi çekicidir. Tarifler arasında bu tür karışımların sıkça yer aldığı görülmektedir, anlaşılan yazar; et ve sakatat türlerini birleştirip doğunun aromatik baharatlarıyla çeşnilendirmeyi seviyor ve bu tür tariflere sıkça başvuruyordu.

Eserin deniz ürünlerine ayrılmış olan dokuzuncu kitabında salsum sine salso ismiyle yer alan tarif, malzeme listesinde deniz ürünü olmayan bir balık yemeğine aittir. Yemeği hazırlamak kolaydır, ancak el mahareti ister Apicius tarifi kısaca verir; “…tavşan, oğlak, kuzu ya da tavuk ciğerini pişirin, yağ, biber ve liquamen yada tuz ekleyin, dilerseniz balık şekli verin”. (Bk. Resim 4)

ymsk
Resim 4: Salsum sine salso

Apicius’tan önce yaşamış olan tarihin ilk gezgin gurmesi Arkhestratos’un eserinde rastladığımız yemekler ve pişirme yöntemleri Hellenistik Dönem Akdeniz dünyasına ait yemekleri temsil ederken Apicius’a atfedilen kitapta yer alan tarifler değişime uğramış ve Akdenizlilikten çok doğulu unsurlar taşımaya başlamıştır. Özellikle bol baharatlı ve soslu olarak hazırlanan yemekler Roma ve Akdeniz dünyasında yenidirler. Bu yüzden Stoacı filozof Seneca, Apicius’u ve onun temsil ettiği aşırı savurgan yemek yeme alışkanlıklarını eleştirmiştir. Klasik bir Antik Çağ yemeğinde üç veya dört baharat ya da ot kullanılırken Apicius’un yemeklerinde on baharat bulunabiliyordu.

Eserin onuncu kitabında deniz ürünleri için hazırlanan 35 farklı sos tarifi yer alır.  Malzeme olarak genellikle biber, nane, kimyon, kişniş tohumu, kereviz tohumu, bal, sirke, Suriye sumağı, kuru ayva, soğan, yumurta sarısı, kuru üzüm şarabı vb. tercih edilmiştir. Ayrıca şarap, şarabın kaynatılmasıyla elde edilen bir tür şurup ve çeşitli aroma vericilerle tatlandırılmıştır. Apicius deniz kirpisi için üç ayrı sos önerisi verir temel olarak zeytin yağı, biber, liquamen, yumurta, nane vb. baharatların birlikte kaynatılarak koyulaştırılmasıyla elde edilir. Küçük tuna balıkları için ise biber, kereviz, kereviz tohumu, nane, sedef otu, hurma, bal, sirke, şarap ve zeytin yağı kullanır. Apicius neredeyse her yemek için bir sos önerisi yapar ve çoğunlukla aynı malzemeleri kullanır ancak küçük bir farklılıkla bir sosu bir yerden başka bir yere taşımayı iyi bilir. Onun sosları Antikçağ yemek alışkanlıkları ve damak tadı tercihlerinin vardığı üst noktaları açıklamak açısından önem taşır. 

Değerlendirme

Apicius(lar)’ın hayat öyküsünün gerçek olup olmadığı bir yana asıl önemli olan kitaba yansıyan lezzet arayışı ve yemek tarifleridir. MÖ. 90’larda yaşayan Apicius Sulla’nın diktatörlüğü sırasında süre gelen iç savaşlara aldırmaksızın damak tadı ve lükse yönelmiş ve bu kadar zorlu bir dönemde adından bahsettirmeyi başarmıştı. Augustus ve Tiberius dönemlerinde yaşayan M. G. Apicius içinde yaşadığı Roma devletinin yönetim biçiminde değişikliğe gidilerek İmparatorluğun seçilmesine, tek kişinin hakimiyeti ele geçirmesine şahitlik etmiş, sokaklarda isyanlara, meydanlarda katliamlara şahit olmuş, ancak bunlar yüzünden değil de artık doğru dürüst bir şeyler yiyemeyeceğinden endişelenerek intihar etmişti. Diğer Apiciusların ve lezzet düşkünlerinin durumu da onlardan farklı değildi, imparatorluk yönetiminin doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldığı IV. yüzyıldaki Caelius Apicius içinde bulunduğu siyasi ortamı anlatan bir kitap yazmak yerine De re Coquinaria’yı kaleme aldı. Bugün antikçağ Romalılarının yemek ve damak tadı alışkanlıklarını biraz olsun öğrenebiliyorsak bu onların sayesindedir.

Kitapta karşımıza çıkan yemeklerin bir kısmı yeniden yaratılabilir, bir kısmını yeniden yorumlayıp yapmaya gerek var mı yok mu bu da tartışılabilir, ancak Romalıların bu yemeklerden nasıl bir zevk aldıkları ve ne ölçüde tercih ettikleri bir sır olarak kalacaktır. 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

Apic. Coq. (Apicius, De re Coquinaria) = A Critical Edition with an Introduction and English Translation, Translation by C. Grocock & S. Grainger, UK. 2006.

Ath. Deip. (Athenaeus, Deipnosophistae) = The Learned Banqueters, With an English translation by S. D. Olson, vols. I-VIII. London 2006-2011. (The Loeb Classical Library).

Bober 2003 = P. P. Bober, Kültür, Sanat ve Mutfak, çev.: Ü. Tansel, İstanbul 2003.

Dalby 2003 = A. Dalby, Food in the Ancient World From A to Z,  UK & USA 2003.

Dalby - Grainger 2001 = A. Dalby - S. Grainger, Antikçağ Yemekleri ve Yemek Kültürü, çev.: B. Avunç, İstanbul 2001.

Garnsey 1999 = P. Garnsey, Food and Society in Classical Antiquity, UK. 1999.

Grocock - Grainger 2006   = C. Grocock - S. Grainger, Apicius: A Critical Edition with an Introduction and English Translation, Great Britain 2006.

Hill - Bryer 2003 = S. Hill - A. Bryer, “Byzantine Porridge Tracta, Trachanas and Tarhana” Food in Antiquity Eds. J. Wilkins et al, pp. 44-53, Exeter 2003.

Pauline 2002 = S. P. Pauline, “C. Apicius” Brill’s New Pauly, vol. II, Eds. C. F. Salzar & D. E. Orton, pp. 983-984, Leiden & Boston 2002.

Ricotti 1999 = E. S. P. Ricotti, Dining as a Roman Emperor: How to Cook Ancient Roman Recipes Today, 1999 Rome.

Sen. Ep. (L. A. Seneca, Epistulae Morales) = Ahlaki Mektuplar Kitap I-XX, çev.: T. Uzel, Ankara 1992.

Sen. Helv. (L. A. Seneca, De Consolatione ad Helviam Matrem) = Annem Helvia’ya Teselli, çev.: R. Kayapınar & A. Sönmez, Ankara & İstanbul 2014.

Solomon 2003 = J. Solomon, “The Apician Sauce: Ius Apicianum” Food in Antiquity, Eds. J. Wilkins et all, pp. 115-131, Exeter 2003.

Resimler Kaynakçası

Resim 1: De re Coquinaria edisyonundan bir görünüm:  http://www.facsimilefinder.com/facsimiles/apicius-de-re-coquinaria-facsimile#&gid=1&pid=9 Erişim tarihi; 24. 06. 2016

Resim 2 a-b: Parth usulü tavuk için gerekli malzemeler ve yemek bir arada: https://followinghadrian.com/2014/01/17/a-taste-of-ancient-rome-pullum-particum-parthian-chicken-and-parthian-chickpeas/ Erişim tarihi; 24. 06. 2016

Resim 3 a-b: Numidia usulü tavuk için gerekli malzemeler ve yemek bir arada: https://followinghadrian.com/2015/03/16/a-taste-of-ancient-rome-pullum-numidicum-numidian-chicken-and-conchicla-cum-faba-beans-with-cumin/ Erişim tarihi; 24. 06. 2016

Resim 4: Salsum sine salso http://www.archeofood.com Erişim tarihi; 24. 06. 2016

 

DİĞER MAKALELER
Antik Çağ’da Yaşamış Bir Gurme’nin Portresi: Marcus Gavius Apicius ve Eseri
Eski Çağ Tarihi
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü

Solunum, beslenme ve barınmadan oluşan zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yalnızca ikincisi bu denli seçici özelliklere tabi tutulmuştur, üçüncüsünün zorunluluk mu yoksa seçim mi olduğu konusu hala tartışmalı olmakla birlikte Neolitik Çağ’dan beri artan oranlarda seçime tabi tutulduğu ortadadır. Paleolitik Çağ’da yaşayan atalarımız protein ihtiyaçlarını başlarda karada ve suda yaşayan küçük boyutlu hayvanları avlayarak karşılıyordu, toplumsal yapıdaki gelişme ve artan nüfus daha büyük boyutlu hayvanların da avlanmasına olanak sağladı. Paleoantropologlar bu işin erkekler tarafından gerçekleştirildiği tezini ortaya atarken kadınların da çevreden toplayabildikleri kadar tahıllar, kök sebzeler, meyveler, fındık-ceviz gibi sert kabuklu yemişlerle menüyü zenginleştirmeye çalıştıklarını söyler. Onların bu faaliyetleri Neolitik Çağ’da tarımın doğuşuna ön ayak olmuş olabilir. Bu süreçte artık insanoğlu her yıl elde ettiği besin maddelerinin en iyi türünü evinin yanındaki tarlaya ekerek daimi besin kaynağına ulaşırken ağıllarına koyduğu et kaynaklarını uysal türler arasından seçmeye dikkat etmiştir. Mağara duvarlarındaki av sahneleri ile yerleşim yerlerinde ele geçen fosilleşmiş yiyecek artıkları tarih öncesi insanının beslenme alışkanlıklarına en açık şekilde tanıklık yapan izlerdir. İnsanoğlu yaklaşık 8 bin yıl boyunca arkasında tek bir satır yazılı iz bırakmadan bu şekilde yaşadı. Mısır ve Mezopotamyalılar yediklerini bir şekilde kayda geçiren ilk uygarlıklar oldular. Onlar hala tahıl temelli beslenip av hayvanları ile protein sağlıyorlardı. Ancak artık tapınaklarda tanrıları adına kestikleri kurbanlar da zengin bir kaynak oluşturdu. Daha sonraki uygarlıklar mutfak kültürleriyle ilgili daha fazla kayıt tutmaya başladılar. M.Ö. I. bin yıla gelindiğinde Anadolu ve batısındaki topraklarda zenginlikle doğru orantılı olarak gelişen bir mutfak kültürü oluşmaya başladı.

Antik Çağ’da Yaşamış Bir Gurme’nin Portresi: Marcus Gavius Apicius ve Eseri
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun