Endülüs-İslam Havzasından Avrupa Dillerine Geçen Kavramlar

Endülüs-İslam Havzasından Avrupa Dillerine Geçen Kavramlar

Müşterek yaşam kültürünün olgunlaştığı ve tarihteki en değerli örneklerini sunan Müslümanların kontrolündeki Endülüs, bünyesinde Yahudi, Hristiyan ve Müslüman inanç topluluklarını barındırdığı gibi farklı etnik köken ve dile sahip grupların bir aradalığına imkan sağlıyordu. Bu ortak yaşam birçok hususta benzeşmeyi getirdiği gibi kullanılan lisanların etkileşiminde de kendini gösterdi.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Bir kültür tarihi araştırması olan bu çalışmada ele alınan kelime ve kavramların büyük ekseriyeti Endülüs menşelidir. Yani Doğu İslam ülkesi Maşrık’tan ziyade, Endülüs kültür havzası Mağrib’den İspanya’daki Kastilyanca, Katalanca gibi yerel diller yanında Portekizce, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce gibi diğer Avrupa dillerine geçmiş olan kelimelerdir.1

Endülüs, müşterek kültürün hâkim olduğu toplumsal bir ortamdı. Bir arada yaşayan üç büyük topluluk olan Yahudiler ve Hristiyanlar ve Müslümanlardan her birinin kendi lisanları vardı. Bunlar Arapça, Berberîce, İspanyolca (aslında Kastilyanca ve diğer yerel dilleri kısmen kapsar), Portekizce, Latince, İbranice ve Fransızca’dır. Bu lisanların fetih yıllarından itibaren karışmasıyla ise ortaya Endülüs Acemiyyesi (el-Acemiyye) adında yeni bir halk dili çıkmıştı. İber Yarımadası’nda bu lisanlar dışında Galicia bölgesinde olduğu gibi başka farklı dil ve lehçeler de mevcuttu. Bu zengin lisan ortamında edebiyatçı ve âlimlerin, bütün lisanları kolayca öğrenme imkânları vardı2 ki, bugün bu imkânın ne derece mühim olduğu daha kolay anlaşılabilmektedir.

Bir arada yaşama kültürü convivencianın doğal bir sonucu olarak Arapçanın ve bazı Müslüman geleneklerinin zamanla yerli halk arasında yayılmış olması nasıl bir gerçekse, aynı şekilde yerli halkın dili olan Latince ve lehçelerinin ya da bu dilin İspanya ağzı olan Romance’nin konuşma dili olarak Müslüman halk arasında yayılmış olması da gözlemlenebilen toplumsal bir olguydu. Böylesine zengin kültürel ortamda Endülüslüler, Endülüs Acemiyyesi’nin etkisiyle iki büyük orijinal edebi ürüne sahip olmuşlardı. Bunlar, farklı kültürden insanları eğlence vasıtasıyla kaynaştıran çok etkili şiir türleri müveşşah ile zecel idi. Dolayısıyla, birçok lisanın taşıdığı anlamlar, hayaller ve semboller dünyasına tarafların sahip olduğu ilim gelenekleri ve üretim-tüketim alışkanlıklarını da ekleyince, bu manzara altında Endülüs halkının kültür seviyesinin ilk iki asır sonunda diğer milletlere oranla daha yüksek ve etkili hale dönüşmesi anlaşılabilir bir husustur. Bu gerçeği, Sâid el-Endelüsî, İbnü’l-Faradî, Humeydî,  İbn Bessâm, İbn Beşküvâl, İbnü'l-Ebbâr, İbn Abdülmelik, İbnü'l-Hatîb, İbn Hallikân, İbn Ebû Usaybia, İbnü'l-Esîr, İbn Dihye, İbnü'z-Zübeyr, İbn Cübeyr ve Makkarî gibi müelliflerin eserlerinde görmek mümkündür.3

Endülüs’ten İspanya-Avrupa’ya geçen kelimeler içinde en çok dikkat çekenleri şüphesiz tarım, zanaat ve ticaret gibi gündelik hayatı kolaylaştıran ve toplumsal refahı artıran tekniklere ait olanlardı. Meselâ, sulama teknik terimlerinden İspanyolca “noria” (su çarkı, su dolabı) Arapça “en-nâûre”den (ﺓﺭﻮﻋﺂﻧﺍﻟ), “acequia” (su kanalı, sulama sistemi) “es-sâkıye”den (ﺍﻠﺳﺎﻗﻳﺔ) ve “arcaduz” (su borusu, suçarkı kepçesi) “el-kâdûs”tan (ﺲﻭﺩﺂﻘﻟﺍ) gelmektedir. Müslümanlar pirinç, pamuk, şeker kamışı, dut, hurma, gül, şeftali, kayısı, portakal gibi meyve çeşitleri yanında, zirâî çiçekler ve sebze çeşitlerini Maşrık’tan Endülüs’e getirmiş ve orada bu mahsullerin üretimini yaygınlaştırmışlardır. Daha sonra bu ürünler Müslümanlardan İspanyalılara, onlardan da Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Bu ürünlerin İspanyolca’daki isimleri de bu gerçeği kanıtlar niteliktedir. Meselâ, “albaricoque” (kayısı, mışmış) “el-berkûk”tan (ﻕﻮﻗﺮﺒﻟﺍ), “lemon” (limon) “el-leymûn”dan (ﻥﻮﻤﻴﻠﻟﺍ), “aceituna” (zeytin) “ez-zeytûn”dan (ﺍﻟﺯﻴﺗﻮن), “naranja” (nârenciye) “en-nârenc”den (ﺍﻟﻨﺎﺮﻨﺞ), “azucar” (şeker) “es-sükker”den (ﺍﻟﺴﻜﺮ) gelen kelimelerdir.

Diğer örneklere bakıldığında şu kelime ve kavramlar dikkat çekmektedir. “Fonda” veya “alfóndega” ya da “alhóndiga”nın kaynağı (han, tahıl deposu, otel) “el-fünduk” (ﻕﺪﻨﻓﺍﻟ), “tahona”nın (değirmen) “et-tâhûne” (ﺔﻧﻮﺣﺂﻁﺍﻟ), “tarifa”nın (tarif, tanımlama) “et-ta’rîf” (ﻒﻳﺮﻌﺗﺍﻟ), “erros”un (pirinç) “el-ürz” (ﺯﺭﻷﺍ), “alacena” veya “alhacena”nın (dolap, yüklük, büfe) “el-hizâne” (ﺔﻧﺍﺰﺨﻟﺍ), “almohada”nın (yanak yastığı) “el-mühadde” (ﺓﺪﺨﻤﻟﺍ), “adoquin”nin (taş döşenmiş kaldırım) “ed-dükân” (ﻥﺂﻜﺪﻟﺍ), “alquilar”ın (kiraya verilen şeyin ücreti, kiralamak, kiraya vermek) “el-kirâ” (ﻯﺮﻜﻟﺍ) veya “el-îcâr” (ﺍﻹﻴﺟﺎﺭ), “alcalde”nin (kadı, şehrin en yüksek idarecisi) “el-kâdî” (ﻲﺿﺂﻘﻟﺍ), “alcoba”nın (kubbe) “el-kubbe” (ﺔﺒﻘﻟﺍ), “albanil”in (bina) “el-binâ” (ﺀﺂﻨﺒﻟﺍ) ve “fulano”nun (filan) kaynağı da “fülân”dır (ﻥﻼﻓ). Bugünkü İspanyolca’da kullanılmayıp Portekizce’ye girmiş olan kelimelerden bazıları da şunlardır: “Alcatifa” (tüysüz kadife bitkisi, duvar halısı) “el-katîfe” (ﺔﻔﻴﻄﻘﻟﺍ), “alfajate” (terzi) “el-hayyât” (ﻁﺂﻴﺨﻟﺍ), “safora” (sahra, çöl) “sahrâ” (ﺀﺁﺮﺤﺻ) ve “arretel”in (rıtıl) “er-rıtl” (ﻞﻃﺮﻟﺍ).

Konunun coğrafi örnekleri babında dağlar, tepeler, adalar, sâhiller, nehirler, denizler, mağaralar, bahçeler, ağaç ve çiçekler, renkler ve yıldızlar, ovalar ve vâdiler gibi tabiat mekânları; otlaklar, ekim alanları, köyler, şehirler, yapılar, sokaklar, yollar, köprüler, kaleler, değirmenler ve kuleler gibi insan ürünü eserler yönünden de örnekleri sayısız miktardadır. Meselâ, dağ anlamındaki “cebel” (ﻞﺒﺟ) kelimesi “Yébel” ve “jabal” şeklinde İspanyolca’ya geçmiştir. “el-Müdevver” (ﺭﻭﺪﻤﻟﺍ) kelimesi “Almodâvâr del Rio” şehrine isim olmuş ve “vâdî” (ﻱﺩﺁﻭ) kelimesiyle başlayan “el-Vâdî’l-kebîr” (ﺮﻴﺒﻜﻟﺍ ﻯﺩﻮﻟﺍ) “Guadalquivir”, “Vâdî’l-hicâre” (ﻩﺭﺎﺠﺣﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalajara”, “Vâdî’l-ebyaz” (ﻷﺒﻳﺾﺍ ﻯﺩﻮﻟﺍ) “Guadalaviar”, “Vâdî’l-kanâl” (ﻝﺂﻨﻘﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalcanal”, “Vâdî’l-kasr” (ﺮﺼﻘﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalcazar”, “Vâdî’l-kutn” (ﻦﻄﻘﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalcoton” gibi pek çok coğrafî isim vardır. Ayrıca kılık kıyâfet, hendese, mimârî, süsleme gibi hayatın pekçok alanındaki eşya isim ve kavramları İspanyolca’ya Endülüs Arapçası’ndan geçmiştir.

Avrupa’da Romen rakamlarının yerini alan bugünkü Hint menşeli Arap rakamları ile sıfırın kullanılması, halen kullanılan “algebra” (cebir ilmi) “el-cebr” (ﺮﺒﺠﻟﺍ) yanında, “betelgeuse” (İkizler Evi, İkizler Burcu) “beytü’l-cevzâ’” (الجوزاء ﺑﻴﺕ) ve “cenit” (azimut, semt) “es-semt” (ﺖﻤﺴﻟﺍ) gibi terimler matematik ve astronomi sahasındaki Endülüs-İslam tesirleri hakkında fikir vermektedir. Özellikle astronomi ve tıp alanlarında Arapçadan Lâtinceye pek çok kitap tercüme edilmiş ve bu eserlerdeki terimler Arapça şekliyle hemen aynen muhâfaza edilmiştir. Günlük hayatın içinde insani ilişkileri de kolaylaştıran ve geliştiren diğer örnekleri şöyle sıralamak mümkündür:

Abacero: Sâhibü’z-zâd (ﺼﺎﺤﺐ ﺍﻟﺯﺍﺩ - bakkalcı); Aceche: ez-Zîc (ﺍﻟﺯﻳﺞ - astronomik hareketleri açıklayan kitap); Aceituna/Azeitona: ez-Zeytûne (ﺍﻟﺯﻳﺘﻭﻧﺔ - zeytin); Acemite: es-Semîd (ﺍﻟﺳﻣﻳﺪ - ince undan yapılan has ekmek); Ademán: ez-Zamân (الضمان – yasal garanti, tazmin, jest); Adiafa/Diafa: ed-Dıyâfe (ضيافةﺍﻟ - misafirperverlikten ve cömertlikten gelen ikram sofrası, seferden döndükten sonra denizcilere verilen ziyafet); Ajaquefa/Azaquefa: es-Sakîfe (ﺍﻟﺳﻘﻳﻓﺔ - Müslüman evlerindeki sofa, içavlu, örtülü revaklı avlu veya veranda, portiko); Alafia: el-Âfiye (ﺍﻟﻌﺎﻔﻳﺔ - âfiyet, sıhhat, maslahat, lütuf, af, merhamet); Alarife/Alarif: el-‘Arîf (ﺍﻟﻌﺮﻳﻒ - mimar, zekî kimse, uzman); Alberca: el-Berka (ﺍﻟﺑﺮﻗﺔ - yapay yüzme havuzu, sulama sisteminde su yatağı); Albollón: el-Bellâ’a (ﺍﻟﺑﻼﻋﺔ - kanalizasyon, pis su drenaj sistemi); Albufeira: el-Vüfeyre (ﺍﻠﻭﻔﻳﺮﺓ - bolluk, bereketli yer); Alcabala/Gabela/Gabelle: el-Kabâle (ﺍﻟﻗﺑﺎﻟﺔ - ticarî muameleler üzerine konan vergiler, senet, mesûliyet); Alcalá: Kal’a (ﺍﻠﻗﻠﻌﺔ - kale); Alfadía: el-Vedî’a (ﺍﻟﻭﺪﻳﻌﺔ - emanet); Algar: el-Câr (ﺍﻠﺟﺎﺮ - komşu); Algodon: el-Kutn (ﺍﻠﻗﻃﻦ - pamuk); Alhaquín: el-Hâikîn (ﺍﻠﺣﺎﺌﻛﻴﻦ - dokumacılar); Aljama:  el-Cemâ’a (ﺍﻠﺟﻣﺎﻋﺔ - cemaat); Almedina: el-Medîne (ﺍﻠﻣﺩﻳﻧﺔ - medine, şehir); Almirante: el-Emîr (ﺍﻷﻣﻴﺮ - komutan, amiral); Almunia: el-Münye (المنية - çiftlik); Alqueive: el-Kavb (ﺍﻠﻘﻭﺐ - nadas); Anafre: el-Furn (ﺍﻠﻓﺭﻦ - fırın, mangal, küçük soba); Arriate: er-Riyâd (ﺍﻟﺭﻴﺎﺾ - bahçe); Atijara: et-Ticâre (التجارة - ticaret); Azahares: el-Ezhâr (ﺍﻷﺯﻫﺎﺭ - portakal ve limon çiçekleri); Baraka: el-Bereke (بركةﺍﻠ - bereket); Camisa: Kamîs (ﻘﻣﻳﺺ – gömlek); Canal: el-Kanâl (القنال - su kanalı); Candil: Kındîl (ﻗﻧﺩﻳﻞ - lamba, kandil); Cantara: Kantara (ﻘﻧﻃﺭﺓ - köprü); Escabeche: es-Sikbâc (ﺍﻟﺳﻛﺒﺎﺝ - et, sirke, baharat, soğan vb. karışımdan yapılan bir çeşit yemek veya turşu turşu); Foz: el-Fevz (ﺍﻟﻓﻭﺰ - muvaffakiyet, kurtuluş); Garroba: el-Harrûb (الخروب - keçiboynuzu); Guájete: el-Müsteşâr (المستشار - danışman); Habiz: el-Habîs (ﺍﻟﺣﺑﻳﺲ - vakfedilen mal, vakıf); Hammam: Hammâm (حمّام – hamam); Jámila: Cemîle (جميلة – Cemile, güzel kadın); Jarcha: Harce (خرجة – Endülüs şâirlerinin Arapça veya İbranice söyledikleri geleneksel romantik şarkılar); Madraza: Medrese (ﻤﺩﺮﺴﺔ - medrese); Madrid: Macrît (ﻤﺟﺭﻴﻁ – esinti, esintili küçük tepe); Rambla: er-Rebîle (ﺍﻠﺭﺒﻳﻠﺔ - cadde, refah); Satín: Sâtı’ (ﺳﺎﻃﻊ - saten, parlak, atlas); Tarasí: et-Tarzî (ﺍﻠﻃﺭﺰﻱ - nakışçı, sırmacı); Toubib: Tabîb (طبيب - tabip); Zoco/Azogue/Açougue/Souk: es-Sûk (ﺍﻠﺴﻭﻕ - çarşı).4

Görüldüğü gibi Müslümanlar, diğer medeniyetlere karşı üstün oldukları çağlarda kültürel hayatın belirleyicisi olmuşlardır. Bu bağlamda Endülüs, 8 asra yakın ömrünün ilk 4 asrında Doğu İslam ülkesi Maşrık ile adeta bütünleşmiş durumdaydı. Siyaseten farklı bir devlet olsa da sosyal, kültürel ve iktisadî alanlarda neredeyse tam bir birliktelik söz konusuydu. Asırlar süren kendi sosyo-kültürel gelişim sürecinde Endülüslüler, özellikle Doğu İslam ülkesinde gelişmiş olan İslam kültürünü bütün unsurlarıyla birlikte Endülüs’e taşıdılar ve kendilerine özgü hale gelecek şekilde geliştirdiler. Sonuçta ortaya Endülüs kültürü ve medeniyeti olarak adlandırılan tarihî bir gerçeklik çıkmış oldu. Her alanda çağdaşlarına karşı üstünlüğe sahip bulunan Endülüs İslam kültürü, İber Yarımadası’nda yaşayan Avrupa’nın yerlisi olan toplulukları ve onların tarihî uzantısı olan Franklar ile diğer Avrupa seçkinlerini kendisine hayran bırakmıştır. Asırlarca süren bu etkileme süreci içinde ise İslam medeniyetinin taşıyıcısı rolünü oynayan Arapçadan her alanda diğer Avrupa dillerine sayısız kelime geçmiştir. Bu kelimeler ve kavramlar ise çağdaş Batı uygarlığının beslendiği alana işaret etmektedir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Lütfi Şeyban, “Endülüs Kültür Havzasından İberya-Avrupa Kültürlerine Geçen Kelime Ve Kavramlar-I”, Doğu Araştırmaları Dergisi, Sayı: 12, 2013/2, s. 2

2Lütfi Şeyban, Endülüs, AlBaraka Yayınları, 2014, s. 168

3Lütfi Şeyban, Reconquista, İz Yayıncılık, İstanbul 2010, s. 410-411

4Şeyban, a.g.m., s. 6 vd.

 

DİĞER MAKALELER
Endülüs-İslam Havzasından Avrupa Dillerine Geçen Kavramlar
Osmanlı Tarihi
Osmanlı'nın Kuruluşunda Bir Akıncı: Gazi Akça Koca

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti XIII. yüzyılın sonlarında İran Moğollarının baskısı nedeniyle yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, XIV. yüzyılda Anadolu’nun kuzeybatı bölgelerinde kurulan küçük bir uç beyliğidir. Selçuklu-Bizans sınırlarında kurulan bu beylik, kısa bir süre içerisinde Balkanlar’a ve Anadolu’ya egemen olarak, önemli bir dünya gücü hâline gelmiştir. Anadolu Türklüğü’nün XIII ve XIV. yüzyıllardaki siyasî ve içtima yapısına dayalı olarak kurulan bu yeni devletin büyümesinde etkili olan birçok faktörden bahsetmek mümkündür. Beyliğin coğrafi konumu, gaza ve cihat politikasına bağlı faaliyetleri ve hoşgörü politikasının yanı sıra, kuruluş yıllarından itibaren uygulanan başarılı stratejilerin bu büyüme üzerinde olumlu etkileri olmuştur. İşte bu temel stratejilerden birisi de kendinden önceki Anadolu Selçuklu Devleti’nin uyguladığı politikaların takip edilerek, uç bölgelerine Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesidir. Kendilerine uç beyleri denilen bu aşiretler, sınırların muhafazasında ve yeni fetihlerin yapılmasında oldukça etkili olmuşlardır. Bunlar kimi zaman orduyla birlikte savaşlara katılırken, kimi zamanlarda ise bir kalenin muhasarasına gidiyorlar, ya da bir şehrin idare ve imarın da bulunuyorlardı. Yine bu uç beyleri harp ve sulh gibi durumlarda ulemanın da katıldığı istişare meclisleri tertip ederek, kararlarını ondan sonra veriyorlardı. Devletin kuruluşunda önemli rolü olan bu uç beylerinden birisi de Gazi Akça Koca’dır. Çalışmada Gazi Akça Koca’nın kimliği ile Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve büyüme aşamasındaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun