Ahmed Hamdi Tanpınar Romanında Hürriyet

Ahmed Hamdi Tanpınar Romanında Hürriyet

Sihirli bir kelime; "Hürriyet". Osmanlı literatürüne girdikten sonra yarım yüzyıl sihirli ve yasak arasından gidip geldi. Yönetici kadroya göre yasak, Osmanlı münevverlerine göre sihirliydi. Bu yazıda Fransız devrimiyle yayılan akımlardan Hürriyet kelimesinin Ahmed Hamdi Tanpınar'ın edebi dilindeki akislerini bulacağız.

BEYAZ TARİH \ EDİTÖR'DEN

Batı’da olduğu gibi İslâm dünyasında da temel insan haklarından veya vatandaşlık haklarından biri olarak siyasi, hukuki ve içtimai özgürlükleri ifade eden anlamıyla hürriyet kavramının, ilk defa 1789 Fransız İhtilâli’nin etkisiyle Tanzimat döneminden itibaren önce edebi eserlerde, daha sonra da hayatın çeşitli alanlarında kullanılmaya başlandığı görülmektedir. 18. yüzyıl Osmanlı resmi ve siyasi dilinde özgürlük anlamında ilk kullanılan kelime Farsça serbestî olmuştur. Nitekim Küçük Kaynarca Antlaşması İtalyanca metnindeki “liberi” kelimesi Türkçe metinde “serbestî” ile karşılanmıştır. Bazen hür yerine yine Farsça âzâd kelimesi de kullanılırdı. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde siyasî ve sivil özgürlük fikri hızlı bir şekilde etki alanını genişletmiş, 19. yüzyıldan itibaren serbestî yerine kullanılmaya başlanan hürriyet kelimesi herkesi büyüleyen bir kavram haline dönüşmüş, pek çok edebi, siyasi ve fikri yazıya konu olmuş, bu başlığı taşıyan dergi ve gazeteler çıkmıştır.1 Hürriyet kelimesinin memleketimizde en ateşli savunucusu Namık Kemal ve onun 1868 yılında Londra’da çıkarmaya başladığı “Hürriyet”  gazetesidir. Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Ahmed Hamdi Tanpınar ilk olarak 1961 yılında yayımlanan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” isimli romanında bu kelimeye bir açıklama ve eleştirir getirir.

"Bu kelimeyi bugün sadece siyasi mânasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman mânasını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafindakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği hâlde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.

Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, "Buyurunuz efendim, bendeniz artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!" diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birden-bire parlayan fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını hâline giren o büyülü hazinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.

Nihayet şu kanaata vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hürriyet aşkı, -haydi Halit Ayarcı'nın sevdiği kelime ile söyleyeyim, nasıl olsa beni artık ayıplayamaz, kendine ait bir lügatı kullandığım için benimle alay edemez!- bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik o sık sık gelişlerinden birinde adam akıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmi nutuklarda adının anılması kâfi geliyor." 2

Dipnotlar
1 Mustafa Çağırcı, Hürriyet , Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.13, s.504-505
2 Ahmed Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Dergah Yayınları: İstanbul, 2015, s.22
beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER HABERLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun