İnönü Döneminde Milletvekili Seçimleri Nasıl Yapılırdı?

İnönü Döneminde Milletvekili Seçimleri Nasıl Yapılırdı?

İnönü Döneminde Milletvekili Seçimleri Nasıl Yapılırdı?

BEYAZ TARİH / MAKALE

Atatürk’ün vefatı sonrası İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. İnönü de Atatürk gibi Parti başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı görevlerini birlikte yürütmüştür. İnönü döneminde 1939, 1943, 1946 ve 1950 olmak üzere 4 seçim yapılmış, her seçimde yeni uygulamalar denenmiştir. Tek dereceli seçim sistemi, çok partili hayat, seçim sisteminde “açık oy, gizli sayım” uygulaması ve Cumhuriyet döneminin ilk erken genel seçimi, İnönü dönemi seçim uygulamalarından bazılarıdır. 1939 ve 1943 seçimleri yine eskiden olduğu gibi tek partili seçimlerdir. CHP karşısında hiçbir parti seçime katılamadığı gibi, ülkede parti kurmak da yasaktır.

Atatürk döneminde belirlenen 1935 meclisi tarafından Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü’nün, Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra onun dönemine ait ilk milletvekili genel seçimleri 1939 yılında yapılmıştır. 1924 Anayasası gereğince TBMM’nin süresi 4 yıldır. Mustafa Kemal Atatürk bu 4 yıllık kurala tamamen uyarken, İsmet İnönü 1946 seçimleri ile bu kuralı bozmuştur.

İnönü dönemini ilk seçimleri olan 1939 seçimlerinde sayıları dörde indirilmekle birlikte daha önceki dönemde de olduğu gibi bağımsız aday uygulamasına devam edilmiştir. Bağımsız adaylardan ziyade bu seçimlerde öne çıkan farklılık, seçim sonrası oluşan TBMM’de CHP milletvekilleri içinden Cumhurbaşkanı İnönü tarafından belirlenen “Müstakil Grup” uygulamasına geçilmesidir. Diğer bir farklılık ise; Cumhurbaşkanı İnönü’nün milletvekili adaylarını ilan etmeden önce bazı illerin ikinci seçmenleri ile görüşerek milletvekili adayları konusunda onların da görüşünü almasıdır. 28 ilin ikinci seçmenleri ile yaptığı toplantılar sonucunda İnönü tarafından belirlenen CHP adayları 25 Mart 1939 tarihli Ulus Gazetesinde ilan edilmiştir. Seçimler sonucunda TBMM’ye, azınlıklardan olan 4 bağımsız milletvekilinin yanı sıra, 420 CHP milletvekili seçilmiştir.

CHP’nin V. Büyük Kongresi’nde CHP milletvekilleri arasından seçilecek bir “müstakil” grubun kurulması ve bunu İnönü’nün seçmesi kararı alınmıştır. Alınan bu karar doğrultusunda İnönü, CHP milletvekilleri arasından seçtiği 21 kişilik “müstakil grup” üyelerini belirlemiştir. Bu grubun da “değişmez genel başkanı” aynen CHP’de olduğu gibi İsmet İnönü’dür. Başkan vekilini de İnönü’nün seçeceği “müstakil” grup, CHP toplantılarına katılabilecek ancak, bu toplantılarda görüş veya oy hakkı olmayacaktı. Bu üyeler hükümette de görev alamayacaklardı. Müstakil Grup uygulamasının faydaları görülmüş olacak ki bu uygulamaya 1943 yılında da devam edilmiş, hatta üye sayısı 21’den 35’e çıkartılmıştır.

İnönü döneminin ikinci genel seçimleri olan 1943 seçimlerinde yine bir ilk denenmiştir. Bu seçimlerde ilk defa uygulanmak üzere bazı seçim yerlerinde milletvekili sayısından daha fazla aday gösterilmek suretiyle ikinci seçmenlere bunlar arasından tercih yapma hakkı tanınmıştır.

1943 seçimleri 14 Aralık 1942 tarihinde çıkartılan yeni seçim kanununa göre yapılmıştır. Bu seçim kanununun en önemli özelliği daha önce 3 yer ile sınırlı olan bir milletvekili adayının birden fazla yerden aday olma şartının bu düzenleme ile kaldırılmış olmasıdır. Yani milletvekili adayları artık isterlerse sadece 3 yerden değil daha fazla yerden birden aday olabileceklerdir. Yine eskiden olduğu gibi şayet seçimi birkaç yerden birden kazanırlarsa birisini tercih edecekler boş kalan diğer yerler için yeniden seçime gidilecektir.

28 Şubat 1943 günü yapılan seçimler öncesinde İnönü 23 Şubat’ta partisinin adaylarını ilan etmiştir. Bu adaylar ilan edilirken bazı illerde milletvekili sayısından daha fazla aday ilan edilmiştir. Ülke genelinde aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir’in de olduğu 38 ilde, bu illerin çıkartabileceği toplam 334 milletvekiline karşın 412 aday ilan edilmek suretiyle ikinci seçmenlere tercih hakkı tanınmıştır. Seçimlerde İstanbul’dan 23 milletvekili sayısına karşın 31, Ankara’dan 15 milletvekiline karşın 19, İzmir’den 15 milletvekiline karşın 20 aday gösterilmiştir.

1943 seçimleri 63 seçim çevresinde 28 Şubat günü yapılmış, sonuçta TBMM’ye gönderilecek 455 milletvekili belirlenmiştir.

1946 seçimleri

1946 seçimleri Cumhuriyet döneminde pek çok ilklerin yaşandığı bir seçimdir. Çok partili ilk seçim, tek dereceli ilk seçim, ilk erken genel seçim, ilk ve tek “açık oy gizli sayım” prensibinin uygulandığı seçim gibi ilkler 1946 seçimine aittir.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, çok partili hayata geçilmesi ile birlikte üzerinden hiç çıkarmadığı CHP Genel Başkanlığı görevini açıkça bu dönemde de kullanmıştır. İnönü Cumhurbaşkanı olmakla birlikte hiç “tarafsız” olamamıştır. Zaten kendisi CHP’nin “değişmez” genel başkanıdır. İnönü 1946 ve 1950 seçimlerinde hem Cumhurbaşkanı hem de CHP’nin Genel Başkanı olarak seçimlerde CHP adına katılmış, mitinglerde CHP’ye oy istemiştir.

1946 seçimleri, güçlü bir “alternatif” olarak ortaya çıkan Demokrat Parti’nin (DP) güçlenmesine fırsat vermemek amacıyla normalde 1 yıl sonra olması gereken seçim süresinin 1 yıl erkene çekilmesi sonucunda yapılmıştır. Seçim erkene alınmakla birlikte yeni bir seçim sistemi de kabul edilmiştir. Bu seçim sistemi tek dereceli sistemi öngörmekte, ikinci seçmeni aradan kaldırmaktadır. Böylece Türk demokrasi tarihinde halk ilk defa olarak, milletvekillerini doğrudan doğruya kendisi belirleyecektir. 1946 erken genel seçimleri için düzenlenen yeni seçim sistemi, seçimlerin uygulanmasına yönelik hükümleri nedeniyle çok fazla eleştiri almış ve hala da almaktadır. Seçimlerde gizli oy yerine herkesin hangi partiye attığınızı görebileceği şekilde açık oy kullanılması, oylamaların bitiminden sonra oy pusulalarının sayımında bu defa herkesten gizli sayım yapılması, 1946 seçimlerinin “şaibeli” olarak değerlendirilmesine sebep olmuştur.

TBMM’deki milletvekilleri 10 Haziran 1946 tarihinde seçimlerin 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılmasını kabul etmiştir.  Bu karara CHP’den ayrılan DP milletvekilleri itiraz etmişler ancak, karar TBMM’den geçmiştir. DP bu seçimi “baskın seçim” olarak değerlendirmiştir. Zira DP, yeni kurulan bir parti olarak o tarihe kadar ülkedeki 63 ilden ancak 34’ünde teşkilat kurabilmiştir. DP alınan erken seçim kararı karşısında ne yapacağı konusunda tereddütte kalmıştır. Baskın seçime katılmama kararı ağır gelmekle birlikte, ortada bir engel vardır. Genel seçimler gibi Belediye seçimlerinin de erkene alınması karşısında bu seçimlere katılmayan DP, şimdi genel seçimlere de katılmazsa “kapatılma” tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Böyle bir durumdan dolayı DP grubu Celal Bayar’ın başkanlığında yaptıkları toplantı neticesinde “fedakârlık” yaparak seçime katılma kararı almıştır.  

Baskın şeklinde gerçekleşen bu seçimlerde DP, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü partiler üstü olarak görmüş, CHP’den ayırmak için çaba sarf etmiştir. DP, CHP’nin İnönü’yü nereden aday gösterirse kendilerinin de oradan aday göstereceklerini ifade ile İnönü’nün her iki partiye de eşit olması gerektiğini ifade etmişlerdir.

21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan milletvekilli genel seçimleri hem seçim kanunu he de uygulamaları nedeniyle oldukça “şaibeli” görünmektedir. Seçim günü bile gazetelerde büyük puntolarla yazılmış “vatandaş oyunu CHP’ye ver” yazıları ile aynı sayfalarda sayfa boyunca 6 ok işaretinin yer aldığı, seçim sandıkları üzerinde dahi CHP bayraklarının olduğu, Cumhuriyet döneminin çok partili ilk seçimleri sonucunda CHP 390, DP 65, bağımsız adaylar ise 7 milletvekilliği kazanmışlardır.

İktidarın Devri: 1950 Seçimleri

1950 seçimleri daha önceki seçimlerden pek çok yönüyle farklılıklar göstermektedir. Tek dereceli olarak yapılan bu seçimlere, CHP ve DP dışından Millet Partisi, Milli Kalkınma Partisi gibi pek çok parti katılmıştır. Seçimlerde uygulanmak üzere seçim kanununda yeniden düzenlemelere gidilmiş, açık oy prensibi yerini gizli oya bırakmıştır. Oy sonrası gizli sayım yerine açık sayım prensibi getirilmiştir. Seçim pusulalarının saklanması, seçimlerin hâkim gözetiminde yapılması seçim kanunundaki yeni düzenlemelerden bazılarıdır.

Seçimlerde CHP iktidar olmanın avantajlarını kullanmak istemiş, halkın oylarını almak amacıyla ona yönelik bir dizi düzenlemeler yapmıştır. Köylüye traktör ve tohum verilmesi, orman kesmekten dolayı hapiste olanların salıverilmesi, köylünün ürününe yüksek fiyat verilmesi, vergi indirimi ve memurlara ikramiye verilmesi gibi düzenlemelere gitmiştir. Seçimlerde Cumhurbaşkanı İnönü, CHP Parti Başkanı olarak bütün mitinglerde yer almış, halkı CHP’ye oy vermeye davet etmiştir.

Seçimlere pek çok parti katılmakla birlikte 1950 seçimleri CHP ve DP arasında geçmiştir. Seçimler öncesinde her iki parti de “seçim beyannamesi” yayınlamıştır. Birbirine çok yakın olan bu seçim beyannamelerinde ağırlıklı olarak halkın ekonomik durumu üzerinde durulmuş, seçim vaatlerinde bulunulmuştur. Her iki parti de Anayasanın değiştirilmesi yeni bir anayasa yapılması isteğini dile getirmiştir. İnönü seçim meydanlarında seçim beyannamesinde belirttikleri gibi Anayasadan “6 okun çıkartılabileceğini” söylemiştir. Bu 6 okun kendi parti prensipleri olduğunu gerekirse Anayasadan çıkartılabileceğini belirtmiştir.

CHP 1950 seçimleri için hazırlıklarına bir yıl önceden başlamıştır. CHP 1949 yılında seçimi kazanmak için neler yapılması gerektiğine dair raporlar hazırlatmıştır. Seçimlerde de bu raporlar doğrultusunda hareket edilmiştir. CHP Genel Sekreterliğine gelen ve “gizli” yazan raporda bu dönemde de çok önemli bir iş adamı olan CHP’linin sunduğu teklife göre, propaganda çok önemlidir. Halkın oyunu almak için onun isteği göz önünde bulundurulmalıdır. Traktör ve tohum vermenin yanında halka kendilerini anlatmak için her ilde CHP’yi destekleyen gazeteler bulunmalı ya da kurdurulmalıdır. Bu gazetelerin yaşaması için onlara devlet ilanları verilmeli, propaganda faaliyetlerinde bu gazetelerden yararlanılmalıdır.

CHP bu ve buna benzer raporlar doğrultusunda adımlarını atmaya başlamıştır. 1949 yılında Başbakanlık makamına İlahiyat kökenli Şemsettin Günaltay getirilmiştir. 1 Mart 1950 tarihinde Tekke ve Türbelerin Kapatılması Kanununu değiştirerek bazı türbelerin açılmasına izin verilmiştir. Hatta açılan türbelerin bazıları devlet töreniyle açılmış, gazetelerde açılış resimleri yer almıştır.

1950 seçimlerinde Din seçim meydanlarında sıklıkla ele alınan bir konu olmuştur. Bu seçimlerde çok fazla dini sembollere atıflar yapılmış birbirlerine yönelik ağır ithamlarda bulunulmuştur. Bu yazının sınırlarını oldukça aşmakla birlikte kısaca şunu belirtelim, 1950 seçimlerinde CHP ve DP kendilerini “dindar” göstermek için büyük çaba sarf etmişlerdir. DP, CHP’yi dini konularda halka baskı yapmakla suçlarken CHP, kendisinin İmam Hatipleri, türbeleri açtığını belirterek bu suçlamalara cevap vermiştir.

14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimler sonucunda CHP tarafından beklenmeyen bir sonuç gerçekleşmiş, DP 408 milletvekili ile iktidarı ele geçirmiştir. CHP’nin 69 milletvekili kazanabildiği bu seçimler Türkiye’de 27 yıllık CHP iktidarının sonunu getirmiş, bu tarihten sonra 1977 yılı hariç olmak üzere bir daha darbeler dışında CHP iktidar yüzü görememiştir. 14 Mayıs 1950 tarihinden itibaren iktidarın devri CHP açısından çok kolay olmayacaktır. Aslında CHP böyle bir sonuç beklememektedir. O dönemin yazılarına bakıldığında bunu açıkça görmek mümkündür. CHP’nin yaptığı mitinglerin pek çoğunda büyük kalabalıklar vardır. Ancak bu kalabalıklar “kalabalık” olmaktan öteye gidememiştir.

CHP’ye iktidarın devrinin ne kadar zor geldiği, iktidarı devretmemek için ne tür çareler arandığına dair fikir edinmek için sadece Metin Toker’in anılarına bakmak yeterli olacaktır. Ancak İsmet İnönü bu fikirlere itibar etmemiş, iktidarı DP’ye devretmiştir. İktidarın devri aynı zamanda Cumhurbaşkanlığının da devridir. Böylece 1923 yılı ile başlayan CHP’li Cumhurbaşkanları dönemi de 1950 seçimleri sonucunda sona ermiştir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Kenan OLGUN

DİĞER MAKALELER
İnönü Döneminde Milletvekili Seçimleri Nasıl Yapılırdı?
Eski Çağ Tarihi
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü

Solunum, beslenme ve barınmadan oluşan zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yalnızca ikincisi bu denli seçici özelliklere tabi tutulmuştur, üçüncüsünün zorunluluk mu yoksa seçim mi olduğu konusu hala tartışmalı olmakla birlikte Neolitik Çağ’dan beri artan oranlarda seçime tabi tutulduğu ortadadır. Paleolitik Çağ’da yaşayan atalarımız protein ihtiyaçlarını başlarda karada ve suda yaşayan küçük boyutlu hayvanları avlayarak karşılıyordu, toplumsal yapıdaki gelişme ve artan nüfus daha büyük boyutlu hayvanların da avlanmasına olanak sağladı. Paleoantropologlar bu işin erkekler tarafından gerçekleştirildiği tezini ortaya atarken kadınların da çevreden toplayabildikleri kadar tahıllar, kök sebzeler, meyveler, fındık-ceviz gibi sert kabuklu yemişlerle menüyü zenginleştirmeye çalıştıklarını söyler. Onların bu faaliyetleri Neolitik Çağ’da tarımın doğuşuna ön ayak olmuş olabilir. Bu süreçte artık insanoğlu her yıl elde ettiği besin maddelerinin en iyi türünü evinin yanındaki tarlaya ekerek daimi besin kaynağına ulaşırken ağıllarına koyduğu et kaynaklarını uysal türler arasından seçmeye dikkat etmiştir. Mağara duvarlarındaki av sahneleri ile yerleşim yerlerinde ele geçen fosilleşmiş yiyecek artıkları tarih öncesi insanının beslenme alışkanlıklarına en açık şekilde tanıklık yapan izlerdir. İnsanoğlu yaklaşık 8 bin yıl boyunca arkasında tek bir satır yazılı iz bırakmadan bu şekilde yaşadı. Mısır ve Mezopotamyalılar yediklerini bir şekilde kayda geçiren ilk uygarlıklar oldular. Onlar hala tahıl temelli beslenip av hayvanları ile protein sağlıyorlardı. Ancak artık tapınaklarda tanrıları adına kestikleri kurbanlar da zengin bir kaynak oluşturdu. Daha sonraki uygarlıklar mutfak kültürleriyle ilgili daha fazla kayıt tutmaya başladılar. M.Ö. I. bin yıla gelindiğinde Anadolu ve batısındaki topraklarda zenginlikle doğru orantılı olarak gelişen bir mutfak kültürü oluşmaya başladı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun