Cehalet, İhanet ve İhmal: Bulgaristan’a Satılan Osmanlı Evrakı

Cehalet, İhanet ve İhmal: Bulgaristan’a Satılan Osmanlı Evrakı

Toplumsal belleğin ve tarih bilincinin oluşmasındaki en önemli unsurlardan biri olan tarihi vesikaların korunması, her şeyden önce bir toplumun tarihini aydınlatması için oldukça önemlidir. Bu belgelerin, saklanması, ilgiyle korunması ve üzerinde yapılacak tarihi araştırmalara uygun hale getirilip arşivlenmesi tartışmasız devletin asli görevidir. Şüphesiz ki hiçbir ülke ve medeniyetin bilinçli olarak geçmişini aydınlatan birinci el kanıt niteliğindeki belgeleri başka bir ülkeye satması aklen, vicdanen ve hukuken kabul edilebilir bir durum değildir. Ancak 1931 yılının Mayıs ayında gerçekleşen Osmanlı resmi evraklarının Bulgaristan’a satılması olayı, Cumhuriyet tarihinin en vahim olayları arasında yerini almıştır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

1931 yılının Mayıs ayında vuku bulan ve genellikle “Bulgaristan’a Satılan Evrak” başlığıyla birçok araştırmaya konu olan bu olayın tüm detaylarıyla aydınlatılması maalesef mümkün olamamıştır. Zira hiçbir ülke ve medeniyetin bilinçli olarak kendi geçmişine ait birinci el kanıt niteliği taşıyan belgelerini bir başka ülkeye satması aklen, hukuken ve vicdani olarak izahı mümkün bir durum değildir. Olayın başlangıç noktasının Maliye Vekaleti’nden İstanbul Defterdarlığı’na lüzumsuz evrakın satılması, satılan evrakın bakkallar gibi halkın eline geçebilecek yerlerde dolaşmaması amacıyla hudut haricine çıkarılmasına dair bir emir olduğu bilinmektedir. Başlangıçta masum görünen bu girişim telafisi mümkün olmayan orijinal belge kayıplarına sebep olacaktır. Bu emir uyarınca 30 bin küsur okka evrak müzayedede satışa sunulmuş, müzayedeyi okkası 3 kuruş 12 para teklif veren İzzet Halim Bey, M. Takforyan ve ortaklarına ait müteahhitler kazanmıştır. Ancak evrakın teslimi sırasında müteahhitler namına hazır bulunan bir Musevi’ye lüzumlu ve lüzumsuz evrakın birbirine karıştırılarak teslim edildiği ileri sürülmektedir.

dosyalar
Evraklar balyalar halinde taşınırken

Bulgaristan Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı ve Osmanlı Tarihçisi Prof. Dr. Vera Mutafçiyeva; 1931 yılında hurda kağıt niyetiyle satışa çıkarılan belgeleri Bulgaristan hükümeti değil, Sofya yakınlarındaki Kostaneç kasabasında faaliyet gösteren ve İsviçreli Berger ailesine ait Srnee Berger Kağıt Fabrikası kağıt hamuru yapmak üzere satın almıştır. Muhtemelen İzzet Halim Bey ve ortaklarından belgeleri alarak Bulgaristan’a gönderilmesini sağlayan İsviçreli Berger ailesidir. Evrakın balyalar halinde vagonlara yüklenmesi esnasında Defterdar Şefik Bey satılan evrakın yazısız, kıymetsiz kağıt parçaları olduğunu beyan etmiş, bununla beraber tahkikat yapacağını bildirmiş ve telefonla satış işi ile uğraşan başkatipten sormuştur. Başkatip; “Bu kağıtlar boştur, hem bunlar satılmasa orada çürüyecekti” cevabını vermiştir.

Evrakın bir bölümünün Sirkeci İstasyonu’na doğru hareket eden kamyonlardan Sultanahmet Parkı’nda ortalığa saçılması, çöpçülerin evrakı Kumkapı sahiline dökmeleri, meraklı vatandaşların Kumkapı sahilinden tarihi evrak toplamaları, evrakın bir süre sokaklarda çocukların ellerinde dolaşması, satılması ve tüm bu karmaşa sırasında Muallim Cevdet (İnançalp)’in bu kağıtların tarihi kıymeti haiz evrak olduğunu fark etmesi olayın basına yansımasına ve hükümet yetkililerinin haberdar edilmesine neden olmuştur. Olay fark edildiğinde geç de olsa hazine-i evrakın kapısı mühürlenerek sevkiyata son verilmiştir.

muallim
Muallim Cevdet İnançalp

Konuyla ilgili ilk haber 13 Mayıs 1931 tarihli Son Posta Gazetesi’nde “Eski Evrak Hazinesi Satıldı” başlığıyla birinci sayfada yer almıştır.

14 Mayıs’ta yine aynı gazetede “Yanlış İş Evrak Hazinesi Dikkatsizlikle Satılmış” başlığını görüyoruz.

17 Mayıs’ta Vakit Gazetesi “ Bu acıklı bir iştir ! Birçok tarihi evrak okka okka nasıl satıldı? Kağıtlardan birisi bir tarihçinin eline geçmeseydi hepsinin yerinde yeller esecekti” başlığını atarken; 20 Mayıs’ta Milliyet Gazetesi “Mesele mühim! Bu işte amil ancak cehalet mi olabilir? Köprülü Fuad Bey, vaziyeti ancak bu şekilde ifade ediyor? Tarihi vesikalar nasıl okka hesabına satıldı? Maliye Vekaleti’nin emri var?” ifadeleriyle olaya farklı bir boyut ve şüphe atfetmiştir.

Olayın basına yansıması ve hükümet yetkililerine bildirilmesinde iki önemli aktör Muallim Cevdet ve Son Posta Gazetesi yazarı İbrahim Hakkı Konyalı’dır. İbrahim Hakkı Konyalı konuyla ilgili olarak 4 Haziran 1931 tarihinde “Okka ile satılan kıymetli evrak meselesi” başlıklı yazısını kaleme almıştır. Muallim Cevdet dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye yazdığı mektupta bu usulsüz satışın engellenmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu mektubu İstanbul mebusu Halil Ethem Eldem Bey, İsmet Paşa’ya bizzat iletmiş ve bununla ilgili aşağıdaki telgrafı çekmiştir:

“Ankara’da Başvekil İsmet Paşa Hazretleri’ne

İstanbul’daki maliye hazine-i evrakından yüzlerce sandık vesika satılmıştır. Taşınırken sokaklardan toplanan ve çocukların ellerinden üçer, beşer kuruşa alınan vesikaların numunelerini getiriyorum. Bu faciayı durdurmak için lazım gelen emrin müsareaten (süratle) ita buyurulmasını ilim ve medeniyet namına ehemmiyetle rica ederim efendim.”

lll
İbrahim Hakkı Konyalı

Muallim Cevdet bununla yetinmeyip konuyla ilgili İsmet İnönü’ye 17 Mayıs 1931 tarihinde bir de rapor1 hazırlamıştır.

Türkiye’de bu tuhaf evrak satışı ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken Bulgaristan konsolosluğunda görevli olan ve 1928-1929 yıllarında Hazine-i Evrak’ta araştırma yapan Panço Doref2 malzemenin hurda kağıt olmayıp, tarihi kıymeti haiz Osmanlı belgeleri olduğunu kendi hükümetine telgrafla acilen bildirmiştir. Bunun üzerine Bulgaristan yetkilileri belgelere Sofya Tren Garı’nda el koymuş ve bunların tarihi belgeler olduğunu Viyana’da tespit ve tetkik ettirdikten sonra, kağıt fabrikasından satın alarak Cyril ve Methodius Kütüphanelerinin Şarkiyat şubesinde muhafaza altına almıştır.

İsmet Paşa ise konuyla ilgili gerekli tedbirin alınması için 10 Haziran 1931 tarihli aşağıdaki tamimi (genelgeyi) yayınlamış ise de tarihi belgelerimizin yurtdışına çıkarılmaması için geç kalınmıştır.

“Ahiren İstanbul Defterdarlığı’nda eski ve lüzumsuz diye satılan evrak arasında çok kıymetli bazı tarihi vesikalar bulunduğu anlaşılmıştır. Bilumum daireler evrak mahzenlerinde de birçok kıymetli vesaik bulunacağı şüphesiz ve bunun takdiri ihtisas erbabına ait bulunduğundan gerek merkezde ve gerek vilayetlerdeki evrak mahzenlerinde bulunan muamelesi hitam bulmuş eski ve yeni bilcümle evrakın hiçbir bahane ile ve hiçbir suretle ziyaa uğramalarına meydan verilmemesi, bilakis muhafazalarına itina edilmesi için icap edenlere tamimen emir ve tebliğ buyurulmasını ehemmiyetle rica ederim efendim.”

Bu genelge metninden anlaşılacağı üzere başvekil İsmet İnönü bundan sonra böyle vahim bir olayın yaşanmaması hususuna dikkat çekmektedir. Cyril ve Methodius Kütüphanelerindeki Osmanlı evrakı II. Dünya Savaşı nedeniyle Sofya dışına çıkarılmış savaş bitiminde kütüphanelere tekrar konulmuştur. Cehalet, ihanet ve ihmal neticesi Bulgaristan’ın eline geçen Osmanlı evrakı adedi bir buçuk milyon civarındadır. Orijinal belge kaybımız fon bazında:

  1. -XV-XIX. yüzyıllara ait, 713 defterden oluşan defter grubu
  2. -219 dosya içinde 22. 000 civarında çeşitli konulara ait belge ve defterden meydana gelen Oriental Arşiv Koleksiyonu (OAK) fonu,
  3. -1948-49 yıllarında tasnif edilen, 16-18. yüzyıllara ait belge defterlerden oluşan NPTA fonu,
  4. -Coğrafi bölge ve idari merkezler esas alınarak tasnif edilen 1 milyon belgeden oluşan fon
  5. -Tür olarak; Şer’i mahkeme kayıtları, Tapu tahrir ve tımar defterleri
  6. -Muhtelif defter ve belge gruplarından, adet olarak 350 bin gömlek içerisinde 1 milyon belge, 700 adet maliye defteri, 405 adet tımar ve zeamet defteri, 191 adet şer’iyye sicili’nden oluşmaktadır.
  7. -Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ile Bulgaristan Cumhuriyeti Bakanlar

Konseyi Arşiv Genel Müdürlüğü arasında 19 Şubat 1993 tarihinde Sofya’da imzalanan ve 1993-94 yıllarını kapsayan İşbirliği Protokolü’nün 5. Maddesi gereğince; XV-XVIII. yüzyıllara ait 10570 poz, 21140 sayfa ve 113 defterin mikrofilmi bedeli karşılığında satın alınmıştır.

Arşivcilik tarihimizdeki bu elim ve vahim belge kaybının sorumluları bir genel af neticesinde herhangi bir ceza almaktan kurtulmuşlardır.

Unutulmamalıdır ki herhangi bir sebeple elden çıkarılan ve yitirilen arşiv belgeleri kamunun ortak hazinesi ve hafızasıdır, telafisi mümkün olmayacaktır. Bulgaristan’ın eline geçen Osmanlı evrakı hadisesi hafızalarda sürekli canlı tutularak bir daha böylesine önemli kayıpların yaşanmaması için kapsamlı yasal ve hukuki yaptırımlar uygulanmalı, arşivciliğimiz, belleğimiz bireylerin vicdanı ve insafına bırakılmamalıdır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Fatih RUKANCI
  • frukanci@gmail.com

Ankara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetim Bölümü'nde profesör doktor olarak öğretim üyeliği yapmaktadır.

Dipnotlar
1Raporun tam metni için bakınız Bulgaristan’daki Osmanlı Evrakı. Ankara: Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. 1994, 7-12 ss.
2Araştırma yaptığı sırada Hazine-i Evraktaki çalışmalarına dair babası G. Sokolff’a çok sayıda mektup yazmış, mektuplarında Hazine-i Evrak’ın bir derya olduğunu ve Bulgaristan halkını ilgilendiren çok sayıda belge bulunduğunu belirtmiştir.

 

Kaynakçalar
“Bulgaristan’daki Osmanlı Evrakı”. Ankara: T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. 1994, 227 s.
“Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları”. Ankara: T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. 1993, 604 s.
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun