Ateşle Dans: Orta Çağ Avrupası'nda Cadılar

Ateşle Dans: Orta Çağ Avrupası'nda Cadılar

Tarihi çağlar arasında insanlık tarihi adına diğer çağlardan farklılaşarak bir köprü izlenimi oluşturan Orta Çağ, bir yönüyle yeniyle bağ kurarken diğer yönüyle tarihin dipsiz karanlık bir kuyusunu andırır. Bir madalyon misali iki farklı yüze sahip bu çağın karanlık yönünü oluşturan en belirgin fenomenlerden biri de cadılık olgusudur. Geçmişi antik dönemlere dayanan ancak en temel dayanağının Orta Çağ’da görebildiğimiz cadılık olgusu kadınlara atfedilen olumsuz imgelerden meydana gelmektedir. Cadılık olgusunun doğruluğu veya yanlışlığı tartışılır ancak cadılık atıfları yapılan suçsuz çok sayıda kadının hunharca katledildiği oldukça gerçektir. Verdiğimiz bu ön bilgi ışığında Orta Çağ’da cadılık olgusunu etraflıca ve farklı yönleriyle tarihi vesaikler ışığında aktarmaya çalışacağız.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Orta Çağ, en gizemli çağ olup madalyona benzemektedir. Bir tarafında yenilik ve gelişmelerle diğer tarafında ise daha ürkütücü bir yönüyle karşılaşıyoruz. Ama karanlık mı? sorusunun cevabı bana göre “Hayır”. Çünkü tarihte yaşanan her kötü olay, Orta Çağ’a atfedilemez. Belki orada temelleri atılmış olabilir; ama o olayların gelişim sürecine de bakmak gerekir. Şu da bir gerçektir ki; Orta Çağ olmadan tarih anlaşılamaz. Tarih süreci yarım kalır. Bu önemli noktaları tekrar hatırlatarak yine bir Orta Çağ fenomeni olan ancak yayılma sürecini XVI. ve XVII. yüzyıllara kadar sürdürmüş olan cadılık konusuna geçelim. Tarihin daha önceki dönemlerinde cadılar, var olmalarına rağmen geç Orta Çağlarda daha fazla ön plana çıkmışlar ve özellikle de cadı kavramı kadınlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Dolayısıyla Orta Çağ’ın farklı bir yüzünü ortaya sermiştir. Çünkü bundan sonra hiçbir şey aynı olmamıştır. Cadılar, heretik yani sapkın grubuna dahil edilmiş, cadılara karşı bir haçlı hareketi başlatılmış ve bu sırada çok sayıda kadın, cadı sıfatıyla yakılmıştır. Tüm bu kanlı olaylara ve çekilen acılara rağmen yeniden doğan bu kadınların hayat seyirleri değişmiş ve yeniden bir canlanma olmuştur. Evet işte oyun başlıyor ve perde aralanıyor….

Orta Çağ Fenomeni Kadınlar

Orta Çağ’ın en gizemli yüzüdür büyücülük ve cadılık. İlk akla gelen soru ise “Cadı kime denir?” Cevabı ise oldukça karmaşıktır. Çünkü XV. yüzyılda ortaya çıkan cadı kavramı, karmaşık bir kimliği ifade etmektedir. Cadı kelimesi, Almanca’daki “Hagazussa” kelimesinden gelir. Çit üzerinden atlayan anlamındadır. Bazı kaynaklarda ise cadı, dişi hayalet demektir.1  Cadı, daha çok masalsı bir varlıktır. Tüm kültürler tarafından bilinen ve masallarda anlatılan cadılar ise iri burunlu, kırmızı gözleri ve süpürgesi olan, geceleri ayinlere katılan çirkin ve yaşlı kadınlar olarak tanımlanmaktadır.2 Genel anlamda ise cadılar, büyü yapabilen, uçabilen, hayvanlara dönüşebilen, çocuk kaçırıp onları yiyebilen varlıklar olarak görülmüşlerdir.3

Cadıların geceleri Sabbat adlı bir ayin yaptıklarına ve orada şeytana tapındıklarına dair inançlar bulunmaktadır. Bu ayin, ayın belli günlerinde gece vakti yapılan bir kadınlar toplantısıdır. Bu ayinin en temel özelliği, gece olması ve gizli yapılmasıdır. Cadılar, Şeytana bağlılıklarını bildirmek için toplanırlar, İsa’yı inkâr eder ve sözleşmeler yaparlardı.4

Genel anlamda cadıların varlığı, antik dönemlere kadar uzanmaktadır. Ancak önemli olan nokta, gerçek Cadı avı sürecinin yani cadıların yakılması durumunun XVI. ve XVII. yüzyıllarda görülmüş olmasıdır. Geç Orta Çağlarda görülen bu yakılma ve kazığa bağlanma durumları,  bir çeşit hastalıktır.  Batı Avrupa fenomeni olarak da tanımlanmaktadır. Cadıların en çok var oldukları yerler, Batı Avrupa’da Fransa ve Almanya’dır.5

Peki cadılar, neden çoğunlukla hatta tamamen kadınlardan oluşmaktadır. Bunun belirgin bir anlamı var mıdır? sorusu en dikkat çekenlerdendir. Bunun kadınlar üzerinde yoğunlaşmasında aslında antik dönemlerden gelen kadın varlığıyla ilgili batıl inançların büyük bir etkisi olduğu söylenebilir. Şöyle ki; bütün felaketler, Tanrı’nın laneti olarak veya kendini şeytana adayan cadıların bir işareti olarak kabul edilmekteydi. Gerçekte kötülüklerden ve hastalıklardan arınmak için yapılan büyü,  kadınların yakılması gibi çok üzücü olan kanlı olaylara zemin hazırladı.  Yani büyü ve kadın, batıl inançların bir bütünü olarak görülürdü.

Bunun sonucunda büyü yapan kadınlar, cadı olarak adlandırılmış ve engizisyonun işkencelerine maruz kalmışlardır. Ayrıca cadıların şeytanın gizli işaretini taşıdığına da inanılmaktaydı.6 Ancak Hristiyanlığa düşman olan Heretik tarikatlara karşı başlayan bu takip süreci, zaman içinde falcı-büyücü-cadı avı haline dönüştü.

Bundan dolayı kanlı olayları engellemeleri ve bu tarz davalarla uğraşmaları için bazı mahkemeler, kuruldu. Şöyle ki; 1022 yılında Orleans’ta yapılan bir mahkeme, bu konuyla ilgili olarak son derece önemlidir. Bu mahkemede suçlananlar, o dönem için sıra dışı bir şekilde cezalarla kazığa bağlanarak yakılmışlardır. Ancak bu mahkemede alınan kararların daha çok idam cezası verilmesini isteyen Kral II. Robert’in siyasi çıkarlarıyla ilgili olduğu söylenebilir. Bu mahkemede iki iddia ileri sürülmüştür: Bunlardan birincisi heretiklerin yani sapkınların Kutsal Ruh tarafından ele geçirildiklerinde büyülü ve anlık biçimde bir yerden başka bir yere taşınabildikleridir. İkincisi ise Şeytan’ın kendilerine siyah bir adam olarak göründüğü iddiasıdır.7 Dolayısıyla bu iddialar, cadıların da heretik olarak adlandırılıp takip edilmelerine sebep olmuştur.

Hatta bu iddialardan en ürkütücü olanlarından birisi, Bern çevresinde 13 çocuğun kaçırılmasına ilişkin olandır. Burada suçlu bulunan büyücü ve cadılardan Sabbat adlı ayine katılan bir cadı, bu olayı şöyle anlatmıştır:8

“Bunun için vaftiz edilmemiş ya da vaftizi eksik yapılmış çocukları alır ve düzenlediğimiz bir ritüel ile öldürürüz. Başka bir nedenden dolayı öldüğü sanılan ve gömülen bebekleri mezarlarından çıkartır, etleri kemiklerinden ayrılıncaya kadar bulamaç kıvamına gelinceye kadar kaynatırız. Daha sonra bunun krem haline getirir ve çeşitli otlarla birleştirerek Sabbat adlı ayinlerde süreriz”. İşte tüm bu büyü ve ritüeller, cadıların sapkın olarak ilan edilmelerine neden oldu.

İlerleyen zamanlarda ise bu heretik gruplarla ilgili olarak 1184 yılında bir papalık genelgesi yayınlandı. 1215 yılında ise Dördüncü Lateran Konsili’nde heretiklerin idam edilmesinin yanı sıra rahiplerin işkencenin eşlik ettiği sorgularda bulunmamaları istendi. Heretiklerin sorgulanmalarıyla ilgili olarak resmi bir kurum şeklinde “Engizisyon” adıyla mahkemeler 1227 yılında kuruldu ve başına da Dominiken ve Fransisken rahipler getirildi. 1231’de, Papa IX. Gregory, Engizisyon’un resmi olarak kuruluşunun ilan edildiği “Excommunicamus (Aforoz Etmek)” adlı papalık genelgesini yayımladı. İlk zamanlarda Engizisyon kurumu sadece Almanya’da faaliyet gösterirken daha sonra 1232 yılında İspanya’nın Aragon bölgesine, bir sonraki yıl ise Avrupa’ya yayıldı.9 Buna bağlı olarak cadılık ile heretikliğin birbiriyle ilişkili olduğunu anlatan ilk dava, Lady Alice Kyteler’e ait olup 1324 yılında İrlanda’da görülen davasıdır. Suçlanma sebepleri, Sabbat ayinlerinde şeytanla işbirliği yapmış olmalarıdır. Bu dava, cadıların organize bir heretik grubu olarak hep birlikte Şeytan’a ibadet ettiklerini iddia eden ilk dava olarak kabul edilmektedir. Kendisi afaroz edilmiştir. Ancak hizmetçisi Petronilla de Meathise ise İrlanda’da kazığa bağlanarak yakılan ilk heretik ve cadı olarak tarihe geçmiştir.10

“Malleus Maleficarum”11 adlı eserde bulunan şeytan ve kadın birlikteliği ve dönemin kadın düşmanlığı ile ilgili olarak en yaygın olan soru “Şeytanla işbirliği yapan cadılar hakkında olup kadınların neden esas olarak Şeytan’ın batıl inançlarına bağımlı olduğu” idi. Cevapları da yine soru şeklinde verilmiştir. Şöyle ki; kadınları düşündüğümüzde ilk akla gelen neden böyle bir hainliğin erkekten çok daha kırılgan bir cinsiyette arandığı ve özellikle batıl inanç ve büyücülük konusunda hangi tür kadınların seçildiğidir. Neden cadıların çoğunluğu erkeklerden daha çok feminen ilişki konusunda kırılgandırlar gibi cevaplar verilerek bunların üzerinde de düşünülmesi gerektiği anlatılmaktadır.12 Yani kadınlar, zayıf varlıklar oldukları için seçilmişlerdir. Dikkat edilirse yaratılışla ilgili farklılıklar zayıflık olarak kabul edilmiştir.

Zaten kadınlar, bu özelliklerinden dolayı büyüye de yatkındırlar. Thomas Aquinas ise büyüde var olan gücün mucize ve büyü arasındaki ayrımla ilgili olduğunu belirtmektedir. 13

Bahsettiğimiz gibi kadın ve büyü, her zaman birlikte anılan diğer bir ikili idi. Bir insana büyü yapılmış ise yanakların yanması olarak tabir edilen kızarma durumu o kişiye büyü yapıldığı anlamına gelirdi. Büyünün gerçekleşmesini engellemek için onu lanetlemek gerekirdi. Bu laneti genelde kadınlar söylediğinden son dizesinde ifade edilen sevgilinin onu daha çok sevmesi için bir cadıya büyü yaptırmış olması ihtimali daha güçlü idi. Bu geri çevirme laneti ise şöyledir:

“Sağ yanak, sol yanak, neden yanıyorsun?

Bana zarar verene lanet olsun

Eğer bakireyse öyle kalsın

Eğer dulsa yası daha da uzasın

Ama eğer benim gerçek aşkımsa buna sebep olan,

O zaman yan yanak yan!”14

Ancak Papa VIII. Innocent yayınladığı bildiride büyücülüğü bir zehir olarak tanımlamıştır. Buna panzehir olarak da bazı kişilerin bu zehri ortadan kaldırmak için görevlendirildiklerini şöyle ifade etmektedir:

“Inter quæ mala nos Inquisitores Iacobus Sprenger vnà cum charissimo ab Apostolicase de in exterminiu tàmpesti feræ Hæresis, socio deputato: licèt inter diuinoru eloquiorum Professores sub præ dictorum ordine militan tium minimi. 15

Yani “Vahşi sapkınlıkların imha edilmesinde bizim engizisyoncular arasında en sevilen Aziz olan Jacobus Sprenger, kötülerin bastırılmasına en küçük askeri birliklerin emri altında ilahi bir dille konuşan profesörlere yardımcı olmaktadır”. Yani burada anlaşılacağı üzere kilise, toplumu bu cadılardan temizleme düşüncesinde idi.

Hatta bir diğer kaynakta “Cadılık, bir Hristiyan sapıklığı olmuştu. Çünkü o, Tanrı’dan vazgeçmeyi ve onun en büyük düşmanına (Şeytan’a) kasıtlı bağlılığı gerektirmekteydi” denilmektedir.16 Bu nedenle onları ortadan kaldırmak “Cadılığı bastırmak için atanan her engizisyoncu geniş bir sahaya inanç tohumlarını dağıtan aktif bir misyoner olarak tanınmaktaydı” 17

Anlaşıldığı üzere cadılara karşı başlatılmış bu karşıt durum, Haçlı seferlerinin genel karakteristik yapısında olduğu gibi kutsal olarak kabul edilmekteydi. Cadıların yakılması durumunun o dönemde normal karşılanmış olması da bunun kutsal olarak kabul edilmesiyle alakalıdır. Bu da cadıların birer düşman ve de öldürülmesi gereken varlıklar olarak görüldüklerini göstermektedir.

Bazı kaynaklarda kadın hakkında  “Kurnaz bir cinsiyettir ve zihin değişikliği olan ayrıca yeni tanıdıklarına da kucak açan bir zihniyete sahip” olduğundan bahsedilir.18 Bu, kadınların biraz daha duygusal anlamda hassas olduklarını göstermektedir.19

Burada anlaşılacağı üzere en çok dikkati çeken ve tarihe damgasını vuran konu ise Kadın=Cadı olarak oluşmuş olan algıdır. Orta Çağ’da Avrupa’da kadın, tüm alanlarda sıkça kullanılan bir varlık figürüdür. Genel anlamda toplum, eril egemenliğindeydi. Erkeklerin egemenliğinin, iktidar mücadelelerinin ve önyargılarının yanı sıra edebiyatta da kadınlar, erkeklerin onlarla ilgili düşüncelerinin yansımaları olarak görünmüşlerdir.20

Cadı avı olarak adlandırılan dönemlerde XI.-XVIII. yüzyıllar arasında pek çok kadın, bu yüzden mahkûm edildi. Kadın, baştan çıkarıcı olan özelliği ile kötülük taşımaktaydı.21 Orta Çağ’daki bu uygulamalar, çok sayıda yoksul ve savunmasız kadınlar için şeytanın kölesi olarak daha sonra yapılacak olan zulümlerin de kapısını aralamış oldu.22 Burada bahsettiğimiz yapılan her şey, toplumun sapkınlardan temizlenmesi içindi; çünkü kadınların ve erkeklerin ruhları tehlikede idi.23

Sonuç

Bütün bunlara rağmen Geç Orta Çağ, kadınlar için önemli bir uyanış ve acılarla da olsa bir değişim döneminin başlangıcıydı. Çünkü kadınlara birer varlık olarak değil de her durumda kullanılabilecek bir obje olarak yaklaşılmıştır. Bu zihniyet, nesillerden nesillere aktarılarak günümüze kadar gelmiş; ancak bunun en acı sahnesi, Orta Çağ Avrupa’sında “cadı avı” sırasında sahnelenmiştir. Binlerce suçsuz ve günahsız kadın, cadı, büyücü ya da çeşitli batıl inançlar suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış ve yakılmıştır.

Bundan dolayı da 1484 yılındaki yayınlanan bir bildiri ve arkasından düzenlenen hareket, cadılara yönelik “Haçlı Seferi” olarak kabul edilmektedir. Sosyal ve psikolojik olguları da içeren bu bakış açıları, cadıların toplu olarak öldürülmelerini ya da kadınlara neden düşman olunduğunu açıklar niteliktedir.

Burada Francis Bacon’ın sözünü hatırlamak yerinde olacaktır. Bacon, “Doğa, ne elde edilebilir ne de yönetilebilir. Yani fakir olma ya da doğuştan bir yeteneğe sahip olma bizim elimizde olan bir şey olmayıp dolayısıyla reddedilecek bir durum da değildir” demişti.24

Yani Orta Çağ’da her kötülüğün sorumlusu olarak doğayı gösteremeyiz ve de yaratılışa bağlayamayız. Kadınlar, yaratılış itibariyle hassas ve kırılgan olabilirler; ama her şeyin sebebi değildirler. Geç dönemlerde kadınların cadılık sıfatıyla yakılmaları, hâlâ Avrupa’nın vicdanını rahatsız eden bir durumudur. Çünkü pek çok masum kadın, baştan çıkarıcı ve günaha sürükleyici özelliğinden dolayı  “sizler de cadısınız” denilerek yakılmışlardır. En can acıtan nokta, burasıdır. Ve perde kapanıyor…

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Pınar ÜLGEN

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Orta Çağ Ana Bilim dalı başkanı olarak görev yapan doçent doktor Pınar Ülgen, çalışmalarında Avrupa Tarihi üzerine yoğunlaşmaktadır.

Dipnotlar

1Pınar Ülgen, “Orta Çağ Avrupasının İlginç Bir Yüzü: Çocuk Cadılar (Mallevs Maleficarvm Adlı Esere Göre)”, Uluslar arası Geçmişten Günümüze Şehir ve Çocuk Sempozyumu-Bildiriler Kitabı, (Ed. Osman Köse), Samsun, 2016, s. 615.

2H.Akın,  Orta Çağ Avrupası’nda Cadılar Ve Cadı Avı, Phonix, Ankara , 2011, s.137-138.

3G. Henningsen,  Witchcraft Folklore-An Encyclopedia Of Beliefs, Customs, Tales, Musicand Art-Green. (Der. A. Thomas),   California, 1997, s. 843. ss. 842-847; P. Ülgen,  “Orta Çağ Avrupasının İlginç Bir Yüzü Çocuk Cadılar Mallevs Malleficarvm Adlı Esere Göre”. Geçmişten Günümüze Şehir Ve Çocuk,  s. 616.

4Lois Martin, Cadılığın Tarihi,  Kalkedon yay., İstanbul,  2009, s. 41-42.

5Lois Martin, Cadılığın Tarihi,  s. 14.

6George Ryley Scott, İşkencenin Tarihi, (Çev. Hamide Koyukan),  Dost yay., Ankara, 2001, s. 111-112.

7Lois Martin, Cadılığın Tarihi, s. 44.

8Samuel Kramer, Sümerlerin Kurnaz Tanrı’sı Enki, (Çev: Hamide Koyukan), Kabalcı yay., İstanbul, 2000, s. 376.

9Lois Martin, Cadılığın Tarihi, s. 58.011Lois Martin, Cadılığın Tarihi, s. 44-45-46.

111486 yılında Heinrich Kramer ve Jacob Sprenger tarafından yazılmış cadı davaları hakkında bir tezdir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Hans Peter Broedel, The “MalleusMaleficarum” and the Construction of Witchcraft: Theology and PopularBelief, 2003, s. 19.

12J. Sprenger - H. Institoris, -,J. Nider , Mallevs malleficarvum., (Ed. Claude Bourgea),Lyon, 1669, s. 40-41.

13Lynn Thorndike, Magic and Experimental Science,  c. II., Columbia Üniversitesi yay., 1934, s. 602.

14C. Rhodes, Modası Geçmiş Batıl İnançlar Kitabı, Kara Kediler Ve Kem Gözler, (Çev. Bahar Ulukan), Doğan yay., İstanbul, 2012, s. 65.

15Ioannis Nideri,  Mallevs Maleficarvm De Lamiis et Strigi BVS, et Sagis Aliisque magis, in Tomos Dvos diftributi,1600,  s. 11-12.

16Keith Thomas,  Religion and the Decline of Magic, Oxford Üniversitesi yay.,İngiltere, 1971, s. 521.

17Henry Charles Lea,  A History of the Inquisition of Spain,  c.IV, New York,1906, s. 539.

18İtinerarium peregrinorum Et Gesta regis Ricardi,  (Ed. W. Strubbs), Kitap I., Longman Yay., Londra, 1864, s. 121.

19P. Ülgen, “Unutulan Haçlılar İtinerarivm Peregrinorvm Et Gesta Registi Ricardi Adlı Esere Göre Kadınların Haçlı Seferlerine Etkileri”, Uluslar arası Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın Sempozyumu (Tam Metin Bildiri), (Ed.Osman Köse), Samsun, 2016, s. 1223.

20C. Opitz, “Geç Orta Çağ'da Yaşam”. Kadınların Tarihi 2 (Orta Çağ’ın Sessizliği), (Çev. Ahmet Fethi),   (Ed. Georges Duby -Michelle Perrot), İş Bankası Yay ., İstanbul,  2005,  s. 255.

21C.R. Backman, The Worlds of Medieval Europe, Oxford  Üniversitesi yay., New York, 2003, s. 43.

22E. Whitney, “ Witches,Saints And Other”Others”:Women And Deviance In Medieval Culture”,  Women In Medieval Western European Culture, (Ed. L.E. Mitchell ), Routledge, New York, 2011, s. 296;  Pınar Ülgen, Orta Çağ Avrupasında Kölelik,Toplum ve Hukuk, Arkeoloji ve Sanat yay., İstanbul, 2013, s. 97.

23W.L. Minkowski, ” Women Healers Of The Middle Ages: Selected Aspects Of Their History”,  American Journal of Public Health ,  c.82, S.2, 1992, s. 294.  

24Lord Bacon, Novum organum., (Ed.Joseph Devey), New York, (        Trz), s. 97.

 

 

Kaynakça

Akın,  H.; Orta Çağ Avrupası’nda Cadılar Ve Cadı Avı, Phonix, Ankara , 2011.

Backman, C.R.; The Worlds of Medieval Europe, Oxford  Üniversitesi yay., New York, 2003.

Bacon, Lord; Novumorganum., (Ed.Joseph Devey), New York, (Trz).

Broedel, Hans Peter; The “Malleus Maleficarum” and the Construction of Witchcraft: Theology and Popular Belief, 2003.

Henningsen,  G.; Witchcraft Folklore-An Encyclopedia Of Beliefs, Customs, Tales, Musicand Art-Green. (Der. A. Thomas),   California, 1997, ss. 842-847;.

İtinerarium peregrinorum Et Gesta regis Ricardi,  (Ed. W. Strubbs), Kitap I., Longman Yay., Londra, 1864.

Kramer, Samuel;  Sümerlerin Kurnaz Tanrı’sı Enki, (Çev: Hamide Koyukan), Kabalcı yay., İstanbul, 2000.

Lea,  Henry Charles; A History of the Inquisition of Spain,  c.IV, New York,1906.

Martin, Lois; Cadılığın Tarihi,  Kalkedon yay., İstanbul,  2009.

Minkowski, W.L.; “Women Healers Of The Middle Ages: Selected Aspects of Their History”,  American Joumal Of Public Health ,  c.82.S.2:, 1992, ss.288-295.

Nideri,  Ioannis; Mallevs Maleficarvm De Lamiis et Strigi BVS, et Sagis Aliisque magis, in Tomos Dvos diftributi,1600.

Opitz, C. ;“Geç Orta Çağ'da Yaşam”. Kadınların Tarihi 2 (Orta Çağ’ın Sessizliği), (Çev. Ahmet Fethi),   (Ed. Georges Duby -Michelle Perrot), İş Bankası Yay ., İstanbul,  2005,  ss.255-301.

Rhodes, C.; Modası Geçmiş Batıl İnançlar Kitabı, Kara Kediler Ve Kem Gözler, (Çev. Bahar Ulukan),  Doğan yay., İstanbul, 2012.

Scott, George Ryley; İşkencenin Tarihi, (Çev. Hamide Koyukan). Ankara: Dost yay., 2001.

Sprenger J. - Institoris, H. – Nider,  J. ; Mallevs malleficarvum., (Ed. Claude Bourgea),Lyon, 1669.

Thomas,  Keith; Religion and the Decline of Magic, Oxford Üniversitesi yay.,İngiltere, 1971.

Thorndike, Lynn; Magic and Experimental Science,  c. II. Columbia Üniversitesi yay., 1934.

Ülgen,  P. ;“Unutulan Haçlılar İtinerarivm Peregrinorvm Et Gesta Registi Ricardi Adlı Esere Göre Kadınların Haçlı Seferlerine Etkileri”. Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın Sempozyumu (Tam Metin Bildiri), (Ed.Osman Köse), Samsun, 2016,  ss.1223-1233..

Ülgen, Pınar; “Orta Çağ Avrupasının İlginç Bir Yüzü: Çocuk Cadılar (Mallevs Maleficarvm Adlı Esere Göre)”, Uluslar arası Geçmişten Günümüze Şehir ve Çocuk Sempozyumu-Bildiriler Kitabı, (Ed. Osman Köse), Samsun, 2016, ss. 615-622.

Ülgen, Pınar; Orta Çağ Avrupasında Kölelik,Toplum ve Hukuk, Arkeoloji ve Sanat yay., İstanbul, 2013.

Whitney, E.; “ Witches, Saints And Other Women and Deviance in Medieval Culture”, Women in Medieval Western European Culture, (Ed. L.E. Mitchell), Routledge, New York, 2011,ss. 295-315.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun