Tuğra

Tuğra
  • Tanım : Türkler’de devleti temsil eden hükümdarlık alameti
  • Osmanlı’da İlk kullanan : Orhan Gazi - 1324
  • Tuğrakeşler : Haşim Efendi – II. Mahmud ve Abdülmecid, Abdülfettah Efendi – Sultan Abdülaziz, V.Murad ve II. Abdülhamid, Mehmed Şevket Vahdeti Bey - Sultan Abdülaziz, Sami Efendi – Sultan Abdülaziz, V.Murad, II. Abdülhamid, V.Mehmed Reşad, İsmail Hakkı – Mehmed Reşad v

Oğuz hakanlarından Osmanlı padişahlarına kadar Türk hükümdarlarını temsilen kullanılan yazılı alamet ve işaretler tuğra adıyla anılmakta olup; Orta Türkçe’de “hükümdarın mühür ve imzası” anlamında tugrag şeklinde yer alırken, Farsça’da nişan, Arapça’da tevki ve alamet olarak geçti. Bunun karşılığında Osmanlılar’da tevki, nişan, tuğra ve alamet kelimeleri kullanıldı. Orhan Gazi’nin tuğrasında “nun”lar kavise dönmeye başlamış, eliflerin sağına da zülfe işareti konulmuş; I. Murad tuğrasında eliflerin zülfesi sola geçmiş, elif aralarına vasla işareti getirilmiştir. Yıldırım Bayezid tuğralarında beyzaların sağdaki tuğları kesip uzatılmasıyla kol ortaya çıkarak baba adına han unvanı eklenmeye başlandı, bu uygulama, han kelimesinin I. Mahmud’dan itibaren babadan alınıp padişah adına eklenmesiyle sürdürüldü. Tuğralara dua cümlesinin ilave edilmesi I. Murad’da “muzaffer daima”, Fatih Sultan Mehmed’de “el-muzaffer daima” şekliyle başlar; Şah unvanı ise Yavuz Sultan Selim’le kullanılmaya başlandı. Kanuni Sultan Süleyman tuğralarında bu unvanı babası için de ekleyerek: “Süleyman Şah b. Selim Şah Han el-muzaffer daima.” şeklinde kullandığı görülür. Şah unvanının III. Mehmed dışında tahta geçen padişahlar için II. Mahmud’a kadar kullanılması sürdürülmüştür.

Osmanlı Devleti’nde padişahın tuğrasını çekmekle vazifeli yüksek dereceli memura “nişancı, tuğrai, tevkii, muvakki” adı verilirken; tuğra çekmenin öğrenilmesine de “meşk-i tuğra” denmektedir. Sanat niteliği ağır basan tuğraların meşki Divan-ı Hümayun’da sürdürülürken; nişancılık kaldırıldıktan sonra tuğra çekenlere “tuğrakeş” denilmesi adet haline gelerek 1922 yılına kadar bu durumun devam ettiği bilinir. Önemli kişilere gönderilecek fermanların tuğralarına ayrı bir özen gösterildi. Tezhipli tuğralar önceden hazırlanıp sayısı resmen belirlenerek bir senet karşılığında hazineye teslim edilirdi. 18.yüzyılda tezhipsiz olarak yalnız mürekkeple çekilen tuğralarda veya taşa oyulan iri tuğra örneklerinde eskiden mevcut cazibe ve zarafet kalmadı. 19.yüzyıla gelindiğinde tuğralardaki değişiklikler şöyle sıralandı: Hat değişikliği, istif değişikliği, şekil değişikliği. Ancak tuğralar ister bir saltanat arması ister figürsüz mücerret bir resim gözüyle bakılsın, matematik ölçülerle estetiğin birleşip en yüce mertebeye çıkarılışı hususunda son devir padişah tuğraları incelenmeye değer bir konu teşkil etmektedir. Osmanlı madeni paralarının bir yüzünde devrin padişahının tuğrası, diğerinde basıldığı yeri ve tarihi gösteren yazısı yer aldığı için halk arasındaki söylenişiyle paranın bir tarafına yazı, diğerine tura denilmesi adeti zamanımızda hala sürmektedir.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Derman, M.Uğur, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2012, cilt 41, sayfa: 336-339

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun