Tımar

  • Tımar : Osmanlılar’da devlete ait toprakların askeri ve idari gayelerle tahsisine dayalı sistem

Türkçe’de dirlik ile eş anlamlı kullanılan tımar kelimesi sözlükte “bakım, ilgi” anlamına gelir. Tımar sistemi, devletin sadece askeri-idari teşkilatlanmasının temel direği olmakla kalmadı, aynı zamanda miri arazi sisteminin işleyişinde, köylü-çiftçilerin statüleri ve ödeyecekleri verginin belirlenmesinde ve imparatorluğun klasik çağında tarımsal ekonominin yönetiminde esas belirleyici faktör oldu. Tımar sistemiyle ilgili belgeye dayalı ilk atıf Orhan Bey dönemine kadar gitmekte; Selçuklu yönetimindeki İran’da ve Memlük yönetimindeki Mısır’da bile Osmanlı tımar sisteminin belirli temel özellikleri görülebilmektedir. II. Murad döneminde hazırlanan tımar icmal defterleri, Osmanlı tımar sisteminin bütün temel ilkelerinin ve XVI. yüzyıl kanunlarındaki tasvirlerde görülen özelliklerinin daha o dönemde tamamen şekillendiğini gösterir. Güvenilir bir kaynak olan İdris-i Bitlisi’nin Heşt Bihişt’i 1473’te tımarlı Anadolu ordusunu 20.000, Rumeli ordusunu 24.000 civarında tahmin etmekte; 1527-1528 tarihli resmi kayıtlarda tımarlı ordu 37.521 kişi olarak verilmektedir. Tımar teşkilatlanmasında sınıflar işlev ve kalıtıma göre ayrıştırılmaktaydı. İşlevsel olarak tımarlar temelde üç kategoriye ayrılmıştı: Has, zeamet ve tımar. Has iki türdür: Havass-ı hümayun ve havass-ı vüzera olup prensipte padişaha ait olsa da aslında hazine içinde yer alan havass-ı hümayun gelirleri esasta diğer bütün kategorilerden ayrılmıştır. Havass-ı vüzera hükümet üyeleriyle vilayet yöneticileri, sancak beyleri ve beylerbeyileri için ayrılmıştır.

Tımar sahibine “sahib-i arz” denilirdi; çünkü buradaki arazi ve çiftçi üzerinde miri arazi ve reaya ile ilgili kanunlarda belirtilen şartları uygulamada tam yetkiye sahip tek kişiydi. Bu kanunları çiğnediği takdirde soruşturmaya tabi tutulurdu ve hakkını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelirdi. Toprağın ekilmemesi ve öşrün tahakkuk etmemesi durumunda sipahi çift bozan vergisi de alırdı. Çiftçinin toprağını terketmemesi gerekirdi. Tımar sahibinin kaçan çiftçiyi on yıl içinde geri getirme yetkisi vardı. Bu şart verimliliği sağlamak ve tımar sahibinin gelirini güvence altına almak için konulmuştu ancak genelde tımar sahibiyle köylüler arasındaki ilişki her an bozulmaya müsaitti. Çünkü her iki taraf kendi çıkarını gözetiyor veya yükümlülüklerinden kaçmak için çaba harcıyordu. XVII. yüzyılın sonlarından itibaren tımar sistemi giderek askeri fonksiyonunu kaybetmeye başladığı için sistemde ıslah yolunda bazı teşebbüsler yapıldı. I. Abdülhamid dönemindeki nizamnameyle bazı yenilikler getirildi. Suistimaller önlenmeye çalışıldıysa da bundan önemli bir sonuç elde edilemedi. Tanzimat döneminin getirdiği yeni mali uygulamalar, inzibat görevlisi haline gelen tımar sahiplerinin kendi bölgeleriyle alakalarını iyice kesmişti. Son sipahinin vefatıyla tımarlar tasfiye edilecekti. Bunların oğullarından yaşları müsait olanlar merkezde zabit olarak yetiştirilecekti. Bu şekilde tımar rejimi tarihe karıştı, tımar topraklarıyla ilgili mahalli problemler ise Cumhuriyet dönemine miras kaldı.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

İnalcık, Halil, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2012, cilt 41, sayfa: 168-173

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun