Sokullu Mehmed Paşa

Sokullu Mehmed Paşa
  • Doğum Tarihi ve Yeri : 1506, Bosna Hersek
  • Ölüm Tarihi ve Yeri : 1579, İstanbul
  • Eşi : İsmihan Sultan (II.Selim'in Kızı)
  • Eğitim : Enderun

Osmanlı sadrazamı olan paşa Osmanlı tarihlerinde boyunun uzunluğu nedeniyle Tavil veya Uzun lakapları ile anılmaktadır. Kendisi devşirilerek İstanbul’a geldikten bir süre sonra ailesini de getirtmiş; onlarında Müslüman olmasını sağlamıştır. Günden güne artan rütbesiyle Şehzade Selim’in kızı İsmihan ile evlenmesi onun mevkiini daha da sağlamlaştırmıştır. Paşa 3 padişaha veziriazamlık yapmıştır. Bu da büyük bir şöhreti getirdiği gibi hakkında birçok menakıbın çıkmasına da yol açmıştır.

Hayatı 

Hıristiyan adı Bayo olan Mehmed, 1505 yılında Bosna’nın Sokoloviç köyünde dünyaya geldi. İlk eğitimini Bosna manastırlarının birinde rahip olan dayısından aldı ve burada kaldığı dönemde papaz yardımcısı olarak çalıştı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde devşirilerek saraya alındıktan sonra eğitim aldı ve adı Mehmed olarak değiştirildi. İç oğlanları zümresine dahil edilen Mehmed, Defterdar İskender Paşa’nın maiyetine verildi ancak Irakeyn seferinde öldürülmesi sonucu Enderun’a alındı. İlk olarak küçük odada hizmet sonra iç hazine kısmında hizmet, ardından sırasıyla rikabdar, çuhadar, silahdar, çaşnigirbaşı ve büyük kapıcıbaşı oldu.

1546 yılında Barbaros Hayreddin Paşa’nın ölümü üzerine kaptan-ı deryalığa, 1549 yılında Rumeli beylerbeyliğine tayin edildi. Padişahın huzuruna çıkarak yeni vazifesine başlayan paşa, yıl sonuna kadar sürecek askeri harekatlarda bulundu. Bu kadar hızlı yükselmesinin Kanuni Sultan Süleyman’ın güvenini kazandığını göstermektedir.

1552 yılında Belgrad’da Sokullu Mehmed Paşa’nın kuvvetleriyle birleşen Serdar Vezir Ahmed Paşa, Tımışvar’ı fethettikten sonra, Lipova, Solimos, Solnok gibi kaleleri de ele geçiren Osmanlı ordusu 10 gün süren Eğri kalesi kuşatmasının ardından kaleyi alamayınca paşa Belgrad’a kışlığa geri çekildi. 1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Tokat’ta kışlayan paşa, 1554 yılında Suşehri civarında Osmanlı ordusunun alayına katıldı ve padişahın maiyetinde 30 Temmuz’a kadar süren; Nahcıvan’ın tahribiyle neticelenen harekata katıldı. 1555 yılında Safevi elçisinin barış isteğiyle geldiği Amasya’da Sokullu’da bu barış müzakerelerine katıldı ve padişahın emriyle elçiye ziyafet verdi.

1555 yılında İstanbul’a geri döndükten sonra üçüncü vezir olan paşanın hayatının dönüm noktasını Şehzade Selim ve Şehzade Bayezid’in mücadelesi getirdi. Padişah Sokullu’yu Şehzade Selim’e Pertev Paşa’yı Şehzade Bayezid’e nasihat etmesi için gönderdi. Şehzade Bayezid’in 1559’da ordusuyla birlikte Ankara’ya gelmesi üzerine bu sefer Sokullu’yu Şehzade Selim’e yardım etmesi için Konya’ya gönderdi. Şehzadeler arasında Konya ovasında yapılan savaştan Şehzade Selim’in galip çıkmasında önemli rol oynadı.

1561 yılında ikinci vezir olan paşa, 1562 yılında Şehzade Selim’in kızı İsmihan Sultan ile evlenerek mevkisi daha da sağlamlaştırdı. 1565 yılında ise sadrazamlığa yükseldi.

1566 yılında Kanuni Sultan Süleyman son seferine çıkarken Sokullu’da yanındaydı ve Sigetvar Kalesi kuşatması işini üstlendiği gibi padişahın rahatsızlığı dolayısıyla kuşatmanın bütün sorumluluğu da ondaydı. 1 aylık kuşatmanın ardından kale neredeyse alınmak üzereydi; ancak o gece padişahın ölümünün askerler arasında duyulmaması gerektiğine inandığı için bunun bir sır olarak saklanmasını emretti. Şehzade Selim’e bir mektup göndererek babasının ölümünü bildirdi ve Selim gelene kadar yaklaşık 3 hafta ölüm olayını sır gibi saklayarak; kalan işleri padişah hayattaymış gibi yürüttü. Bu tehlikeli durumu izlediği dikkatli siyaset ve aldığı tedbirler ile kolayca atlatılmasını sağladı.

II. Selim tahta geçtikten sonra devletin yönetimine fazla müdahale etmeden işleri padişaha bırakan paşa, Kanuni dönemi politikalarının takipçisi oldu ve zaman zaman güçlü rakipleriyle uğraşmak zorunda kaldı.

1569 yılında başta Lala Mustafa Paşa olmak üzere rakipleri onun muhalefetine rağmen Kıbrıs’a sefer düzenlenmesini sağlayınca devletin dikkati Akdeniz’e yöneldi. Sokullu bunu istemiyordu; nitekim tahminleri de doğru çıktı. Kıbrıs’ın fethini engelleyemeyene Haçlı donanması İnebahtı’da Osmanlı donanmasının hemen hemen tamamını yok etti. Ancak hummalı bir çalışmanın ardından 1 yıl içerisinde Osmanlı donanmasını yeniden inşa ederek Akdeniz’e açılmasını sağladı ve 1573 yılında Kıbrıs’ı aldı.

II. Selim vefat ettiğinde Sokullu Mehmed Paşa bu ölümü de gizlemeye çalıştı; çünkü saraydaki kardeşlerinden biri değil Manisa’daki Şehzade Murad’ın padişah olmasını istiyordu nitekim öyle de oldu. III. Murad İstanbul’a geldiğinde yaşlı veziriazamı yerinde tuttu ancak paşanın eski itibarı yoktu. Kendi yetki alanı olan işlerde dahi devre dışı bırakılmaya başlandı.

Devlet idaresinde sıkıntılar içinde iken bir gün konağına gelen bir derviş paşaya arzuhal verecekmiş gibi yapıp koynundan çıkardığı hançeri Sokullu’nun kalbine sapladı. Ağır yaralanana sadrazam kısa süre sonra hayatını kaybetti. 1579 yılına vefat eden paşanın türbesi Eyüp’tedir.

Kişiliği

Kaynaklardan elde edilen bilgilere göre büyük zeka ve maharete, olağanüstü bir hafızaya, oldukça hareketli bir yaşama, ölçülü ve düzenli bir hayat tarzına, en zorlu işlerin dahi üstesinden kolayca gelen bir devlet adamı olduğuna dikkat çeker. Yabancı elçilerle konuşmalarında onları büyük bir sakinlik içinde dinleyip, isteklerine kulak verir, hakarete varan ifadeler kullanmaktan kaçınır; gerektiğinde bu tür sözleri yumuşak bir üslup ile söylerdi. Venedik elçisi Tiepolo sadrazamla konuşurken insanın bir Türk’ten ziyade bir Hıristiyan hükümdarla konuşuyormuş hissine kapıldığını söyler. Uzun süren sadrazamlığı boyunca büyük bir servete sahip olan paşanın birçok hayır eseri vardır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Afyoncu, Erhan, İslam Ansiklopedisi, 2009, cilt:37 , sayfa: 354-57

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun