Şehzade

Hükümdar çocukları için kullanılan tanımlamadır. Kelime anlamı olarak hükümdar demek olan şehzade, Frasça bir sözcüktür.

Tarihçe

Yaygın olarak Osmanlılar’da kullanılsa da İslam ve Türk devletlerinde de görülen bu terim de hükümdar çocuklarının doğumu, öğrenime başlaması, evlenmesi, veliaht olması gibi durumlar belli mertebelere göre işlemekteydi.

Eğitim

Emeviler ve Abbasiler döneminde de görülen şehzadelerin iyi yetiştirilmesi için sarf edilen çabada devrin en iyi alimleri görevlendirilirdi. Kur’an-ı Kerim, hadis, rarih, ahlak ve Arap dili ve edebiyatı başta olmak üzere çeşitli dersler alıyorlardı. Bunun dışında Türk devletlerinde görülen iyi bir silah kullanım, savaş taktikleri, ordu sevki gibi askeri alanda da yetiştiriliyorlardı.

Pek çok şehzadenin güzel sanatlar ile de uğraştığı bilinmektedir. Özellikle II. Kılıçarslan oğullarının bilgili ve faziletli olmalarının yanında hat gibi el sanatları ile uğraşmalarına teşvik ettiği kayıtlarda görülmektedir. Şehzadeleri yetiştiren kişilere Farsça bir sözcük olan lala kelimesi kullanılıyordu.

Aldıkları eğitimden sonra bunları geliştirebilmek için çeşitli vilayetlere giden şehzadelerin buradaki başarıları onların tahta çıkmalarında önemli rol oynamaktaydı. Selçuklu şehzadelerine melik unvanı verilirdi ve meliklere bir bölge yahut şehir emanet edilirken kendi orduları da olurdu. Akkoyunlular da ve Safeviler’de aynı uygulama görülmektedir.

Osmanlılar'da

İlk dönemlerde paşa, emir, çelebi, sultan, beylerbeyi gibi unvanları alan hükümdar çocukları daha sonra şehzade sözcüğü ile anıldı. Osmanlı Devleti’nde şehzadelik ikiye ayrılır; ilki 16.yy. sonlarına kadar taşrada idarecilik yaptıkları devirdir, ikincisi sancağa çıkma usulünün kaldırılmasıyla sarayda kapalı bir hayat yaşadıkları devirdir.

Şehzadelerin doğumu büyük bir törenle kutlanr hatta devlet adamlarının ve yüksek memurların katıldığı tebrik törenleri düzenlenirdi. Her doğan şehzadenin emrinde usta denilen 20 cariye olur, sütten kesilmeleri arkasından devam eden teorik ve pratik eğitimleri izlerdi. Şehzade okullarında iyi bir eğitim alan şehzadeler, bu okullar dışında da spor ve güzel sanatlar eğitimi alırdı.

Sünnet olan şehzadeler sancak beyi olarak tanımlanırdı ve bölgelere tayin edilirlerdi. Sancağa çıkan şehzadeler için güdülen amaç devlet yönetimi ile ilgili bilgi sahibi olması ve tecrübe kazanmasıdır. Ve bir yerin şehzade sancağı olabilmesi içinde 3 özellik gerekir; bunlar uç bölge olması, eski Anadolu beyliklerinin başşehri olması ve tarih, kültür, medeniyet ve ticaret merkezi konumunda olmasıdır. Ancak şehzadelerin hangi sancağa çıkacaklarını belirleme şansları yoktur. Ancak gönderildikleri sancaklar da idari yetkilere sahip olurlardı.

Fetret Devrinden beri başlayan taht kavgalarına bir çözüm niteliğinde ekberiyet usulü getirildi. 1617 yılında I. Ahmet’in ölümü üzerine tahta oğlu değil kardeşi I. Mustafa’nın geçmesi üzerine 3 asırlık gelenek yıkılmıştır ve hanedana mensup en büyük erkeğin tahta çıkması belirlendi. Ancak bu da başka yeni uygulamaları doğurdu. Tahta çıkan en yaşlı erkek geride kalan tüm şehzadeleri hapsederdi. Babaları hayatta iken daha serbest oldukları gibi babalarının ölümü üzerine tabiri caizse kafes hayatı yaşarlardı ve bayram tebrikleri dışında padişahın huzuruna çıkamazlardı.

Ancak tanzimat döneminden itibaren Topkapı Sarayı’nın değiştirilmesi ve çeşitli saraylara dağınılması serbestlik getirmiştir. Artık şehzadeler Avrupa’dakilere benzer tarzda çeşitli görevler alarak, kamuoyu tarafından tanınan hanedan mensupları haline gelmişlerdir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Küçükaşçı, S. Mustafa, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 38, 2010

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun