Nâbi

  • Kişiliği : Şair, Edebiyatçı
  • Doğum : 1642 - Şanlıurfa
  • Ölüm : 10 Nisan 1712, İstanbul
  • Mezar Yeri : İstanbul, Karacaahmet Mezarlığı
  • Ebeveyn : Seyyid Mustafa
  • Başlıca Eserleri : Divançe, Hayrabad, Tuhfetül Haremeyn, Surname, Münşeat

Hikemi şiirin divan edebiyatındaki en önemli temsilcisi kabul edilen Nabi’nin gerçek adı Yusuf olup, daha çok mahlası Nabi ile tanındı. Atalarının ilim sayesinde yüksek mertebelere ulaştıklarını bildirirken, kendisi de çocukluk yıllarından başlayarak iyi bir eğitim aldığı ve bununla birlikte Arapça ve Farsça öğrendiği bilinmektedir. Kaynaklarda İstanbul’a gidiş nedeni çeşitlilik gösterse de, hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği İstanbul’a 1666 yılında geldiği bilinmektedir. İstanbul’da Sultan IV. Mehmed’in musahibi Damad Mustafa Paşa tarafından ölümüne kadar kurdukları dostluk onun rahat bir hayat yaşamasına vesile oldu; ikinci vezirlik payesine ulaşan paşanın Nabi’yi kendisine divan kâtibi olarak seçmesi de onun çağın büyük şairleri tarafından tanınmasını sağladı. 1675 yılında şehzadeler için düzenlenen ihtişamlı sünnet törenine katılan Nabi on beş gün süren bu şenlikleri Surname’sinde adeta bir belge niteliğinde anlatmaktadır. 1678/79 yılında farz olan Hac görevini yerine getirmek için yola yanında Rami Mehmed ile çıkan Nabi’nin ‘’Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu.’’ mısrası ile başlayan ünlü na’t gazelini bu sırada kaleme aldığı düşünülmektedir.

Hac dönüşünde Mustafa Paşa’nın kethüdalığına yükseldiği gibi bir süre sonra kendi rızası ile bu görevden ayrılmış; 1687 yılına kadar Boğazhisar’da kalmıştır. Ardından Halep’e yerleşerek burada evlenen şair, II. Süleyman ve II. Ahmed’in tahta çıkışına sessiz kalmasına rağmen II. Mustafa ve III. Ahmed’e birer cülus kasidesi yollamıştır. Bu dönem İstanbul’a özlemini dile getiren şiirler kaleme alan Nabi, son İstanbul devresi olacak bu yolculuğa 1710 yılında çıktı. Bu dönemde özellikle şiir ve kültür çevrelerince zamanın şeyhü’s şuarası olarak kabul edilmiş, İstanbul’a gidişi devrin büyük şairleri tarafından memnuniyetle karşılanmış, kendisi de büyük takdir ve hayranlık görmüştür. 1712 yılında ağır bir şekilde hastalanarak Farsça bir tarih kıtası yazan şair, burada ölümüne işaret ettiği için bazı kişilerce onun ermişliği olarak yorumlandı ve Nabi’nin işaret ettiği gibi de oldu. Kaynakların belirttiğine göre hoşsohbet, kültürlü ve zeki biri olan Nabi, şiire hikemi tarzı kazandırmış bir sanatkârdır. Ayrıca musikiye olan ilgisi nedeniyle şairin, kendi gazellerinden birini rehavi makamında bestelediği bilinmektedir. Onun didaktik nitelikli şiirlerinde mevcut dünya ve hayat görüşü, ondan sonra bu tarzda şiirin yazanların çoğalmasına ve Nabi okulu diye adlandırılabilecek şiir okulunun doğmasına yardımcı oldu.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Karahan, Abdülkadir, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2006, cilt.32 sf.258-260

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun