IV. Mehmet

On dokuzuncu Osmanlı padişahı, doksan sekizinci İslam halifesidir. Ava olan tutkusundan dolayı ‘’avcı Mehmet’’ lakabını aldı.

Şehzadelik Dönemi

1642 yılında İstanbul’da doğan Şehzade Mehmet’in babası I. İbrahim’dir. Çocukluğu sarayda geleneksel ortam içerisinde geçtiği gibi iyi bir de eğitim aldı. Babasının dengesiz davranışları nedeni ile büyükannesi Kösem Sultan’ın devlet adamlarının yardımı ile 1648 yılında henüz 7 yaşında iken tahta çıktı. Kılıç alayı töreninin ardından kılıç kuşandı ve cülus bahşişi dağıttı.

Padişahlık Dönemi

Saltanatının ilk günlerinde, taraftarlarının kendisini tekrar tahta çıkarma girişimleri üzerine babası Sultan İbrâhim devlet ricâlinin ve yeniçerilerin ittifakıyla öldürüldü. Yaşının küçüklüğü dolayısıyla hükümdarlığının ilk 8 yılında iktidar büyük annesi, annesi ve bunların taraftarları arasında paylaşıldı; ülke karışıklıklar içinde kaldı. Bunun sonucunda 1648 yılında Sultan Ahmet Camii Vak’ası çıktı ve Sultan İbrahim’in katlini protesto eden sipahilerle iç oğlanların isyanı bastırıldı fakat devlet yeniçeri ağalarının kontrolüne girdi. Aynı zamanda Anadolu’da bazı yerlerde zorbalar da kendi nüfuslarını arttırdı, paşaların girişimi ile kısmen bu zorbalar bertaraf edildi. Diğer yandan hazinede para sıkıntısı içindeydi, zira ağalar sağlam paraları kendilerine ayırıp ayarı bozuk ve eksik akçeyi piyasaya sürdüler böylece ülkede büyük bir enflasyon krizi ortaya çıktı.

Tüm bunlar olurken Sultan Mehmet 10 yaşındaydı ve saray bahçesinde, av eğlencelerinde vakit geçiriyordu. Asıl önemli gelişme ise padişahta ileride büyük bir tutku haline gelecek olan av merakının başlaması idi. Kösem Sultan ise sarayda zor günler geçirdiği gibi ona karşı muhalefette gittikçe arttı. Bu muhalefetin başı saray ağalarının desteğini alan valide Turhan Sultan idi ve bu durumu gören Kösem Sultan IV. Mehmet’i tahttan indirmeyi planladığı sırada 1651 yılında saray ağaları tarafından öldürüldü. Kösem Sultan’ın ardından devlet idaresi 5 yıllığına Turhan Sultan tarafından devam ettirildi.

Ülke içindeki sıkıntılar katlanarak büyüdü, yiyecek fiyatları aşırı derecede yükseldi bu durumun normale dönmesi ise ancak Osmanlı donanmasının Çanakkale Boğazı’nda Venedik donanmasını yenerek boğazın Osmanlı gemilerine açılması sağlandıktan sonra düzeldi. Ancak saray ağalarının nüfusunun artması ve güçlenmeleri zorbalar tarafından hoş karşılanmadı ve aşırı baskı sonucunda Sultan Mehmet asilerin isteğini yerine getirmek zorunda kaldı ve ağaları öldürttü. Cesetler Sultanahmet Meydanı’ndaki bir çınara asıldı ve bu olay Osmanlı tarihine Vak’a-i Vakvakiyye – Çınar Vak’ası olarak kaydedildi.

Hazinenin sıkıntısını gidermek adına ‘’imdadiye’’ adı ile bir vergi konuldu ancak beklentiyi karşılamadı. Zaten Sultan IV. Mehmet’te artık Edirne’de oturmaya başladı ve Mora’dan Tasalya’ya kadar uzanan alanlarda yıllarca sürecek avlanma dönemi başladı.

Dönemin önemli gelişmeleri arasında 1660 yılında İstanbul’da çıkan büyük yangın şehrin önemli bir bölümünü yok ettiği, şehirde kıtlık ve salgın hastalığın başladığı, bazı Yahudi mahallelerinin kamulaştırıldığı, Erdel meselesi Osmanlı Devleti’nin lehine çözüldüğü, 1664 yılında Uyvar’ın fethedildiği ve 25 yıldır devam eden Girit meselesinin artık halledildiği sayılabilir.

Avcı Sultan Mehmet

IV. Mehmet artık İstanbul’a pek uğramaz oldu. İhmaller nedeni ile adeta köye dönen İstanbul 1665 yılında Topkapı Sarayı’nın yanması ile daha da yıkıldı. Bir yandan da sefer hazırlığı içinde olan Sultan Mehmet, Fazıl Ahmet Paşa’nın Kandiye kuşatması sırasında Mora’da bekledi ve 1672 yılında büyük bir tören ile ordunun başında sefere çıktı. Sefer başarı ile tamamlandıktan sonra Bucaş Antlaşması imzalandı ve Edirne’ye döndü. Saltanatının büyük bir kısmını burada geçiren sultan, devletin kendini toparlaması ve yeniden yükselişini Edirne’den yönetmiştir.

1678 yılında Osmanlı-Rus savaşı çıktı, ordu ile birlikte sefere çıkan sultan Tuna’yı geçmedi ve Silistre’de kalarak avlanmayı tercih etti. Ertesi yıl yine ordu ile birlikte İstanbul’a döndüldüğü sırada Ruslar ile 20 yıllık bir antlaşma yapıldı.

Avusturya’ya sefere çıkan Mustafa Paşa Viyana’yı kuşattı, ordu ile birlikte yola çıkan padişah ise Belgrad’da kaldı. Viyana kuşatmasının başarısızlık ile sonuçlanması başta Macaristan olmak üzere birçok yerin elden çıkmasının başlangıcını oluşturdu. Orta Avrupa’daki Osmanlı varlığı tehlikeye düştü; önce Avusturya ile başlayan savaş Lehistan, Venedik ve Rusya’nın da katılmasıyla çok cepheli bir mücadeleye dönüştü.

IV. Mehmet ise bütün bu olumsuzluklara rağmen av eğlencelerinden vazgeçmiyor, annesinin vefatından sonra çevresini saran cahil kişilerin tesiriyle yanlış kararlar almaya devam ediyordu. Viyana bozgununun ardından başlayan dönem onun saltanatının şüphesiz en karanlık zamanı olmuştur. Avusturya karşısında bozguna uğrayan Osmanlı kuvvetleri Kamaniçe ve Boğdan taraflarında Lehliler’le savaşmış ve genelde başarılı olmuştur. Ancak ertesi yıl ittifaka girip güneyde karadan ve denizden saldıran Venedikliler, Dalmaçya ve Mora’yı ele geçirmeyi başardılar. Venedik’e Ceneviz, papalık, İspanya, Floransa ve Malta filoları da destek veriyordu. Batılı güçlerin tahriklerine kapılarak ayaklanan yerli Rumlar ise ayrı bir mesele haline geldi. Mora serdarı Şahin Mustafa Paşa Rum isyanıyla meşgul iken Ayamavra adası ve Preveze Kalesi de düştü. 1685 yılında kuşatılan Koron ve ardından Modon, Anabolu ve bütün Mora elden çıktı; 2 yıl sonra da Atina kaybedildi. Ülke toprakları bu şekilde kuzeyden ve güneyden istilaya uğrarken IV. Mehmet’in ilgisiz gibi görünen tutumu halkın tepkisine yol açmaya başladı. Tutkunu olduğu av eğlencelerinden bir türlü vazgeçmediği, devlet işleriyle ilgilenmediği dedikoduları giderek yayıldı. Bazı din alimleri ve vaizler av tutkusuyla ilgili olarak yüzüne karşı ağır sözler söyledilerse de bunlara kulak asmadı. Budin Kalesi’nin düşmesinden sonra halkın galeyanı üzerine avdan vazgeçtiğini ilan etti, buna rağmen hakkındaki yaygın kanaati değiştiremedi.

Zira onu tahtan indirmek için İstanbul’a doğru yola çıkmış sadrazamların bu tutumu da Avusturyalılar’ın Osmanlı topraklarında rahatça ilerlemesine neden oldu. Saltanatını kaybetmekte olduğunu anlayan IV.Mehmet, av edevatını ve tazılarını dağıtarak tövbe ettiğini yeniden ilan ettiyse de işe yaramadı, çünkü Şehzade Süleyman’ın tahta çıkarılma kararı ilan edilmişti. IV. Mehmet ise yerine oğlu Mustafa’nın geçmesini istedi, ancak onun isteği yerine devletin ileri gelen adamları karar vermiş ve II. Süleyman’ın tahta çıkışı kararlaştırılmıştı.

Oğulları ile birlikte sarayda sıkı bir göz hapsine tutulan IV. Mehmet, bir süre bekletildi. 1689 yılında Macar seferine çıkan II. Süleyman’ın ardından Edirne’ye getirildi ve diğer kardeşi II. Ahmet’in saltanatına şahit oldu. 1693 yılında bu çok sevdiği şehirde hayatını kaybetti, naaşı İstanbul’a getirtildi.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Özcan, Abdülkadir, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 28, 2003

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun