III. Ahmet

Yirmi üçüncü Osmanlı padişahı, yüz ikinci İslam halifesidir.

Şehzadelik Dönemi

1673 yılında doğan Şehzade Ahmet, IV. Mehmet’in oğludur. Küçük yaştan itibaren iyi bir eğitim alan Ahmet, 14. yaşına geldiği zaman II. Süleyman’ın tahta çıkışıyla babası ve diğer kardeşleri ile birlikte Topkapı Sarayı’nın Şimşirlik dairesine hapsedildi. Ardından Edirne’ye nakledilen Şehzade Ahmet, Edirne Vak’asının bir getirisi olarak halkın isteği ile tahta çıktı; adına hutbe okutuldu.

Padişahlık Dönemi

Tahta çıktığında ilk iş olarak eski padişah II. Mustafa ve çocuklarını hapsettirmek oldu. Ardından vezirler ve sadrazamları değiştirerek kendi alayını oluşturdu. Yeni padişahın İstanbul’da karşılaştığı ilk hadise, cebecileri örnek alan yeniçeriler ile bostancıların ayaklanması olmuş ama isyan kısa sürede bastırıldı. Böylece padişah devlet yönetimine tam manası ile hakim oldu.

İç meselelerden sonra dış meseleler ile de ilgilenen padişah, İran ile dostça ilişkiler kurduğu gibi İsveç ve Rusya arasında çıkan muharebelerde de tarafsızlığını korudu. Ancak İsveç Kralı XII. Şarl Rus Çarı’na yenilip Osmanlıdan habersiz olarak devlete sığınınca Rusya Osmanlı topraklarına saldırdı. Böylece Osmanlı Devleti’de Rusya’ya karşı savaş ilan etti ve 1711 yılında harekat başladı. Prut nehri üzerinde iki ordu karşılaştı ve Osmanlı Devlet’i büyük bir zafer kazandı ve Rusya’dan Azak ve çevresini geri aldı.

Mora yarımadasını da geri alma düşüncesi olan III. Ahmet donanmayı sefere uğurladı ve 1714 yılında yola çıkan Osmanlı donanması Mora yarımadası üzerindeki şehirleri fethe başladı. Venedikliler’den geri alınan Mora yarımadası dışında bazı kaleler de ele geçirildi.

Doğuda İran ve Afganlılar’la olan münasebetler, saltanatının son senelerinde III. Ahmet’i en çok meşgul eden siyasi mesele oldu. Batı İran’ın şehirlerine girmek mecburiyetinde olan padişah, Ruslar ile bir kısım İran şehirlerini aralarında paylaştılar. Gence, Nahcıvan, Hoy, Revan, Merend, Selmaz, Sine, Kirmanşah, Nihavend ve Hemedan’ı ele geçiren Osmanlı Devleti; İran’ın yeni hakimi Eşref Han ile karşı karşıya geldi. Böylece 1726 yılında Nihavend civarında Osmanlı ordusu ile İran-Afgan kuvvetleri çarpıştı ve Osmanlı ordusu mağlup edildi; bu olay III. Ahmet’in saltanatı için bir dönüm noktası oldu.

Zor Yıllar

Afganlı Nadir Ali Şah İran’ın batısındaki şehirlerden bazılarını Osmanlılardan alarak muhafızlarını öldürdü; bu durumun yaşanması halkın III. Ahmet’e olan güvenini sarstı çünkü padişah yeni bir sefere çıkma taraftarı değildi. Ayrıca savaşlar nedeni ile ard arda konulan vergiler, taşradaki asayişsizlik, işsizliğin yaygınlaşması, esnafın içinde bulunduğu zorluklar gibi mali ve sosyal nedenler devlete karşı hoşnutsuzluğu giderek arttırdı. Halk bu duygular içindeyken padişahın ve devlet adamlarının İstanbul’un çeşitli mesire alanlarından eğlenmeleri sonucu Patrona Halil İsyanı patlak verdi. III. Ahmet asilere karşı başarı elde edemedi ve onların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Bazı devlet adamlarını asilere teslim ettiği gibi, ertesi gün de zorla tahttan indirildi ve yerine II. Mustafa’nın oğlu I. Mahmut getirildi. III. Ahmet ise oğulları ile birlikte şimşirlik odasında hapsedildi.

Hayatının son 6 ayını burada geçiren eski padişah, 1736 yılında 63 yaşında iken hayatını kaybetti. Naaşı Yenicamii yanında bulunan babaannesi Valide Turhan Sultan’ın türbesine defnedildi. Saltanatı 27 yıl sürmüştü.

Lale Devri 

III. Ahmet, bahçeyi ve çiçeği seven bir padişah olduğu için “şükûfecilik” denen çiçekçilik onun zamanında bir meslek halini aldı. Sonraları, sembolleşerek o yıllara Lale Devri denilmesine sebep olan lale gayet kıymetli bir çiçek haline geldi ve çeşitleri, yetiştirilme usulleri hakkında kitaplar yazıldı. III. Ahmet’in katıldığı Çırağan alemleri de bu değerli lalelerle süslü bahçelerde yapıldı.

III. Ahmet’den alınan fermanla, 1727 yılında, ilk defa Türkçe kitap basan bir matbaa kuruldu. Yalova’da kağıt imaline başlandı, İstanbul’da Tekfur Sarayı’nda 1725 yılında bir çini fabrikası kuruldu ve İznik’teki çini ustalarından bazılarının buraya gelerek çalışmaları sağlandı. Ayrıca, İstanbul’da mevcut çuha fabrikasının yanında Hatayi ismi verilen kumaşı dokumak üzere bir başka fabrika daha inşa edildi.

III. Ahmet sanata meraklı ve sanatkarı koruyan bir padişah olup kendisi devrin meşhur hattatından sülüs, nesih ve ta‘lik öğrenerek iyi bir hattat oldu. Zamanının hat üstatlarını da himaye ve teşvik ederek onları korudu. Ayrıca III. Ahmet aynı zamanda iyi bir nişancıydı; 85 adımdan tek atışta bir altın dinarı tüfekle vurduğu, dokuz yüz geze (arşın) ok atıp Okmeydanı’nda adına taş diktirdiği bilinmektedir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Aktepe, Münir, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 2, 1989

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun