II. Ahmet

Yirmi birinci Osmanlı padişahı, yüzüncü İslam halifesidir.

Padişahlık Dönemi

1643 yılında doğan Şehzade Ahmet’in babası I. İbrahim’dir. Kardeşi II. Süleyman’ın yerine 1691 yılında 49 yaşında iken Edirne’de tahta çıktığı sırada hala Osmanlı-Avusturya savaşları devam etmekteydi. Olumsuz gelişmeler devam ederken Varat Kalesi Avusturyalılar’ın eline geçti.

Diğer taraftanda da Anadolu’da olumlu gelişmeler cereyan ediyordu; bir süredir eşkiyalık yapan Rafizi zümresinden Serhanoğulları ve Dürzi Ma’noğlu’nun cezalandırıldığı haberi İstanbul’da sevinç ile karşılandı. 1694 yılında Varadin muhasarası başladı ve şehir topa tutuldu; ancak Macar ve Avusturya kuvvetlerine yardım gönderilmesi üzerine Osmanlı kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Avusturya seferinin bu şekilde sonuçlanmasından 5 ay sonra kuvvetini toplayan Osmanlı ordusu Lehistan’a giren Şehbaz Giray, Lemberg taraflarına akınlar düzenledi ve kralın ordusunu mağlup etti.

Bu seferler dolayısıyla askere olan ihtiyaç çoğaldığından, Girit dışındaki bazı adaların muhafız kuvvetleri azaltılmış, bu arada Sakız’ın korunması da yalnız kalyon leventlerine bırakılmıştı. Bunu fırsat bilen Malta ve papalık gemileri Sakız’a asker çıkararak 1695 yılında adayı işgal ettiler. Bu duruma çok üzülen II. Ahmet, adanın kurtarılması için derhal hazırlıklara başlanmasını emrettiyse de kısa bir süre sonra, 52 yaşında iken ödemden Edirne’de hayatını kaybetti. Naaşı İstanbul’a getirilerek Kanuni Süleyman’ın türbesine defnedildi.

II. Ahmet’in kısa saltanatı zamanına gerçekleşen Cibali, Ayazma Kapısı ve Bedesten yangınları İstanbul’un büyük bir kısmının tamamen yanmasına sebep olmuştur.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

İlgürel, Mücteba, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 2, 1989

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun