I.Abdülaziz

Otuz ikinci Osmanlı padişahı, yüz on birinci İslam halifesidir.

Şehzadelik Dönemi

1830 yılında doğan Şehzade Abdülaziz II. Mahmut’un oğludur Abdülmecid’in kardeşi olan Abdülaziz, abisinin saltanatı süresince rahat bir hayat yaşadı ve oldukça iyi bir eğitim aldı. Edebiyat ve spor gibi çeşitli alanlarda kendini gösteren şehzade mazbut bir hayatı seçmesi ile de halkın sevgisini kazandı. 1861 yılında Sultan Abdülmecid hayatını kaybedince tahta çıktı.

Padişahlık Dönemi

Saltanatı başladığı sıralarda Osmanlı devleti mali açıdan bir buhran yaşıyor, diğer devletler tanzimattan vazgeçmesinden korkuyordu. Sultan Abdülaziz tüm bu endişeleri yok eden bir ferman hazırlattı ve bu fermanla tanzimata devam etmek istediğini ve buna delil olarak da eski hükümeti iş başında bırakacağını bildirdi.

Devletin içinde bulunduğu mali kriz nedeni ile saray masrafları kısıldı, sultan harem kurmayacağını ve tek kadınla yetineceğini duyurdu, bol maaş alan gereksiz memurlar uzaklaştırıldı, altın gibi değerli madenlerden yapılmış olan eşyaların kullanımı yasaklandı. Bu gibi önemlerle durum az da olsa düzeltildi.

Tanzimat ve Islahat fermanları ile kendilerine tanınan haklardan memnun olmayan gayri müslim halkın isyanı, bağımsız olmak isteyen Karadağ’lıların isyanı gibi çeşitli ayaklanmalar bastırıldı. 1867 yılında Avrupa seyahatine çıkan Sultan Abdülaziz önce Fransa oradan da Londra’ya giderek Osmanlı tarihinde bir ilki yaşattı. Yabancı ülkelere seyahate çıkan yegane padişah ve hristiyan dünyasına dost olarak giden ilk halife oldu. Bu genel barışın sağlanmasında önemli bir adımdı.

Bu sırada Rusya Balkan devletleri üzerindeki tahriklerini güçlendirdi ve 1871 yılında Paris Muahedesi’nin kendisini bağlayan maddelerini tanımadığını ilan etti. Böyle dış meseleler ile uğraşana sultanın iç meseleleri halledememesi göze batmaktadır. Abdülaziz dönemi ikiye ayrılabilir; ilki Tanzimat ve Islahatın devamı yeni müesseselerin açılması ve dış politikada başarılı bir yol izlemesi, 1876 yılından sonra tahttan indirildiği süreye kadar da ikinci dönem yaşandı öyle ki paşaların idarede daha çok söz hakkı vardı.

Osmanlı Devleti’nin başarılı bir şekilde devam etmesini Rusya’ya karşı askeri güce sahip olmakta gördüğü için bu uğurda çok para harcadı. Avrupa’dan yeni model silahlar satın aldı, büyük çaplı toplarla Boğazlar ve sınır boylarındaki kaleler düzenlendi, tophane modernleştirildi, Mekteb-i Harbiye okulu Prusya’dan getirilen uzman subaylar ile geliştirildi, askeri rüşdiye açıldı ve askeri kanunlar günün şartlarına uygun olarak yeniden düzenlendi. Denizciliğe de önem veren sultan yeni tershaneler inşa ettirdi, eskilerini yeniletti, dışarıdan zırhlı gemiler satın aldı, bahriye nezareti kuruldu böylece Türk deniz kuvveti dünyada üçüncü sıraya geldi.

Ulaşım ve haberleşmede yeni adımlar oluştu. 452 kilometre olan demiryolu şebekesi 1344 kilometreye çıkarıldı, İstanbul’u Paris’e bağlayacak olan 2000 kilometrelik demiryolu başlatıldı hatta bu hattın saray bahçesinden geçmesi bazı itirazlara neden olduysa da Sultan Abdülaziz ‘’Demiryolu geçsin de isterse sırtımdan geçsin.’’ diyerek bu konuya verdiği önemi gösterdi.

Telgraf şebekeleri tüm vilayetlere dağıtıldı, karayolları düzeltildi, Tuna ve Dicle’de gemi işletilmeye başlandı, itfaiye teşkilatı kuruldu; bunun dışında eğitim alanında da yenilikler kendini gösterdi öyle ki 1864 yılında bir dil okulu açıldı. Galatasaray Lisesi açıldı ve bu okulda müslüman ve gayri müslim çocuklar karışık olarak okumaya başladı. Darülfünun-ı Osmani adı ile ilk üniversite açıldı, Çemberlitaş’ta olan üniversite bugün ki basın müzesidir. Sanat okulunun açılması, sergilerin düzenlenmesi, kızlara özgü çeşitli okulların açılması, ilk müzenin kurulması, arkeoloji çalışmalarının başlaması bu dönemin diğer gelişmeleri arasındadır.

Bu dönemde idari ve adlı işler birbirinden ayrıldı bu da padişahın bazı yetkilerinin daraltılmasına neden oldu. Bu Osmanlı Devleti’nin meşrutiyete doğru attığı en büyük adımdır.

1863 yılında Osmanlı Bankası adı ile bir ticaret bankası kuruldu, Çırağan Sarayı ve Beylerbeyi Sarayı inşa edildi. Bu yeniliklerin yanında tabii borçlar da arttı ve 200 milyon altına ulaştı. Buna karşılık yürttüğü politikada borcu borç ile kapatmaktı ve bu mali politika da devleti iflasın eşiğine getirdi. Bu duruma bir çözüm niteliğinde bir karar açıklandı ve ‘’esham’’ verileceği duyruldu. Bu içte ve dışta büyük yankı uyandırdı, Avrupa gazetelerinde Türkler ile ilgili ağır yazılar yazıldı, İngiliz ve Fransız halkı Osmanlılar’a düşman oldu.

Hüseyin Avni Paşa ekibi Abdülaziz’in hal edilmesini istiyordu ve bu yolda çalışmalara başladılar. Önce fetva alındı sonra Dolmabahçe Sarayı’na giderek Şehzade Murat alındı ve ona biat edildi; tüm bunlar olurken de Sultan Abülaziz’in haberi yoktu. 1876 yılında gelişen bu olaylar sonunda Sultan Abülaziz Dolmabahçe Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na getirtildi burada kendisine III. Selim’in odası hazırlandı. Ancak Abdülaziz olup bitenlerin farkındaydı, amcam gibi beni de bitirmek istiyorlar dedi ve yeni padişah Murat’a mektup yazarak Fer’iye Sarayı’na naklini istedi. Ancak 4 Haziran günü odasında bilekleri kesilmiş bir vaziyette bulundu. Naaşı II. Mahmut Türbesine defnedildi.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Küçük, Cevdet, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 1, 1988

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun