Haliç

Haliç
  • Tanım : İstanbul Boğazı’nın Marmara denizi ağzına yakın kesiminde karalar içine 8 km. kadar sokulan deniz girintisi
  • Batı'daki karşılığı : Altın Boynuz

Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin birleşmesiyle oluşan bir akarsu ağzının, jeolojinin Buzul Çağ adını verdiği döneminin sonunda sular altında kalmasıyla meydana gelen Haliç, bu oluşumuyla deniz istilâsına uğramış vadi tipinin en güzel örneklerinden biridir. İstanbul Boğazı’nın Trakya toprakları içine girintisi durumunda olan Haliç tarihin en erken çağından beri iki akarsu tarafından beslenir. Bu iki derenin arasında Silivri Tepesi denilen bir yükseklik bulunur. Haliç’in bu topografik konumu, İstanbul’un en eski tarihiyle bağlantılı olarak İlkçağ mitologyasında değerlendirilmiş; II. yüzyıla ait bir kaynak sayesinde Haliç’in iki kıyısının bazı yerlerin eski adlarını öğrenmek mümkün olmuştur. Bizans döneminde Haliç, devletin ikinci başşehri olması ve Haliç’in Cibali ile Fener arasında Marmara yönünde uzanan yeni surlar inşası suretiyle genişletilmesi Haliç’e de iç liman olarak büyük imkanlar sağlamış oldu. Daha sonra Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye bölününce şehir Doğu Roma Devleti’nin başşehri olmuş ve 5.yüzyıl başlarında II. Theodosios döneminde daha da batıda Ayvansaray’dan Marmara’ya uzanan surların yapılması ile Haliç, artık büyük bir Hristiyan merkezi olan İstanbul’un kuzeyini boydan boya sınırlayan geniş ve emin büyük bir sığınak durumuna gelmiştir.. Ortaçağ’da Haliç, Akdeniz’in ve Yakındoğu’nun en önemli ve hareketli ticaret merkeziydi. Bizans döneminde Haliç kıyılarındaki mahalleler, sur kapıları ve iskeleler arkalarındaki kilise ve manastırlarla adlandırılıyordu.

Şimdiki Sirkeci’de bulunan Evgenios Kapısı ve Khalkedonisia İskelesi büyük dini törenlerde kullanılıyordu. Haliç kıyısında ve arkadaki yüksekliklerde birçok manastır sıralanıyordu; adlarını kaynaklardan öğrendiğimiz bu kiliselerden birkaçı günümüze kadar gelmiş; örneğin Pammakaristos Manastırı, Fethiye Camii’sine, Khora Manastırı, Kariye Camii’sine çevrilmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetme planlarının gerçekleştiği Haliç kıyıları, Türklerin döneminde hızla ve daha farklı biçimde gelişmiştir. Bölge kısa süre içinde devletin büyük bir savaş ve ticaret limanı halini almış ve kıyılarda buna göre çeşitli tesisler kurulmuştur. Haliç’in Türk döneminde bir liman, bir ticaret ve gemi tezgahları bölgesi, aynı zamanda ticaret ve savaş gemilerinin demir yeri olmasının yanı sıra bilhassa üst kesimi itibariyle şehir halkının açık havaya, kıra ve yeşile çıkmak ihtiyacına karşılık veren bir bölge durumundaydı. 20.yüzyıl başlarına gelinceye kadar ünlü bir mesire yeri olan Kağıthane deresinin uzantısında ve Alibey deresiyle birlikte Haliç’e kavuştukları yerin kıyılarında pek çok yalı, köşk ve sahilsaray yapılmıştı. Böylece Haliç’in yukarı kesimi, aynen Boğaziçi gibi su kıyısında ağaçlar arasında yazlık yalıların sıralandığı bir sayfiye semti olmuştur. Burada Hatice Sultan’ın Sahilsarayı, padişaha mahsus Bahariye Kasrı’ndan başka devlet mülkiyetinde ve padişah kızlarına tahsis edilmiş dört büyük sahilsaray vardı. Günümüzde bu bölgede görülen, 16. ve 18. yüzyıllara ait bir kısmı çok harap, bir kısmı nisbeten iyi durumda olan hanlar bu ticaret bölgesinin genişlik ve zenginliğinin son izleridir. 19.yüzyılda karşıdan çekilen fotoğraflarda, eski Balıkpazarı ile Yemiş İskelesi arasında kıyının sahil yolu halinde boş olduğu ve hatta burada Haliç’e bakan dükkan ve mağazaların güneşlik tenteleri olduğu görülür. Sonraları burası kıyıya dökülen çöplerle dolmuş ve bataklık haline gelmiştir.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Eyice, Semavi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1997, cilt: 15, sayfa: 264 – 280

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun