Bursa Yıldırım Külliyesi

1391/95 yılları arasında Bursa’da inşa edilen külliye yapısıdır. Vakfiyesinde 1400 tarihi not düşülmüş olup eser merkezinde camii, medrese, imaret, hamam, türbe ve darüşşifadan oluşmaktadır. Yapının dikkat çeken noktası su ihtiyacını gidermek için Uludağ’ın membalarından Akçağlayan suyu kemeler yardımı ile bu külliyeye getirtilmiştir. Ancak bu kemerler günümüze ulaşamamıştır. Önemi; Osmanlı mimarisine yeni bir tarz ve yeni bir inşa anlayaşı getirmiş olmasıdır.

Camii

Yapı zaviyeli plan şemasına girmektedir. Külliye birimleri bir ihata duvarı ile çevrelenmiş olduğu bilinmekle birlikte bu duvardan yalnızca bir kapısı günümüze gelmiştir. Malzeme olarak kaba yontma taş kullanılmıştır.

Bayezid dönemine kadar mimari eserler maddi imkanlar doğrultusunda basit ve sade iken Yıldırım Bayezid ile birlikte bu durum yavaş yavaş değişmeye başlar ki yapının bazı unsurları bunu göstermektedir. Taç kapı, son cemaat yerindeki mihrap nişleri, pencere sövelerindeki mukarnaslar ve harimi ayıran büyük kemerin ortasındaki mermer işlemeler en güzel örneklerdendir. Bir ilk olarak bu yapıda pencere ve kapıları çevreleyen sövelerin mermer süslemesi karşımıza çıkmaktadır. Bursa’nın silüetini oluşturan yapı da bir ilk olarak Bursa kemeri denilen bir kemer şekli uygulanmıştır.

Cümle kapısı son cemaat yerinin ortasında yer almakta ve camiinin içerisinde girildiğinde sağda ve solda 2 tane tabhane odaları yer almaktadır. Ana kubbenin iki yanında karşılıklı olarak 2 eyvan, eyvanların yanlarında birer koltuk kubbesi ve yükseltilmiş ibadet bölümü bulunmaktadır.

Camii içindeki merdiven yukarıya çıkmayı sağlamakta ve burada çilehane odası yer almaktadır. Yapı genelinde sadedir; sadece dış mihrapta, pencere sövelerinde ve alçı ocaklarının üzerinde küçük çini kakmalar görülmektedir.

2 minaresi olduğu düşünülmekle birlikte ancak 1 tanesi orijinal olarak günümüze ulaşmış diğeri 2011 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.

Medrese

Camiinin aşağısında bir düzlük arazi üzerinde inşa edilen medrese, küfeki taşı ve tuğla malzeme ile örülmüştür. Medreseye giriş geniş bir eyvan ile sağlanmakta, sağda ve solda sekizer oda yer almaktadır. Odaların içlerinde birer ocak ve duvar nişleri vardır. Dershane ise kare planlı bir eyvan olup taçkapının tam karşısında yer almaktadır. Kubbe ile örtülü olan yapının kubbeye geçiş elemanı türk üçgeni olup itinalı bir işçilik göstermektedir. Bu medrese de tanınmış alimler ders vermiş olup bu isimlerden Molla Gürani ve Ebüssuud Efendi örnek verilebilir.

Medrese kapatıldıktan sonra bakımsızlıktan harabeye dönmüş ardından 1948 yılında onarılarak dispansere dönüştürülmüştür. Bugün hala sağlık kurumu olarak hizmet vermektedir.

Darüşşifa

Osmanlı mimarisinde ilk hastahane binası olması nedeni ile mimarlık tarihinde önemli bir yeri vardır. Ön tarafta dört oda, sağda ve solda onar oda, taç kapının karşısında bir büyük yanlarında iki küçük olmak üzere üç oda yerleştirilmiştir. Yapının sağındaki ve solundaki odalar hastalar için tahsis edilmiş, diğer odalardan biri doktorlara, biri şerbetçi ve eczacılara, diğer odaların ise mutfak, ambar, hamam ve hela gibi ihtiyaçları gidermek için düzenlendiği bilinmektedir. Ancak zaman içinde terkedilen yapı baruthane ve ardından silah deposu olarak kullanılmıştır. 1990 yılında onarımdan geçen yapı bugün göz hastanesi olarak hizmet vermektedir.

Türbe

Türbe kare planlı olarak inşa edilmiştir. Yıldırım Bayezid’e ait olan bu türbe itinalı bir işçilik göstererek Türk üçgenli kubbesi ve 3 gözlü revakı ile tipik bir Osmanlı yapısıdır. Önemi Osmanlı mimarisinde ilk revaklı yapı olmasıdır. Yapının banisi Yıldırım Bayezid’in oğlu Şehzade Süleymandır. Türbe içinde 5 sanduka yer almakta ve bu sandukalardan 3 tanesi Yıldırım Bayezid’e oğlu İsa Çelebi’ye ve eşine aittir. Diğerlerinin ise kime ait oldukları bilinmemektedir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakçalar

Aslanapa, Oktay, Türk Sanatı, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1997

Yavaş, Doğan, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 43, 2013

DİĞER ANSİKLOPEDİLER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun