Temel Fikirleri Açısından Vehhabilik

Temel Fikirleri Açısından Vehhabilik

‘Modern Selefilik’ olarak anılan ve 18. yüzyıldan itibaren Arap coğrafyasında dini ve siyasal işlevselliğiyle etkisini hissettiren Vehhabilik, Muhammed b. Abdülvehhâb’ın fikir öncülüğünü yaptığı bir mezhep olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuran ve hadisi temel kaynak alan ve ilerici her türlü gelişimin karşısında duran bu inançsal yapı tevhid, şefaat ve bid’at gibi fikirsel olgular üzerine inşa edilmiştir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Vehhâbî görüşlerin ortaya çıktığı dinî, siyasal ve sosyo-kültürel arka planı iyi tahlil etmek gerekir. Nitekim bu görüşlerin oluşumunda Ahmed b. Hanbel (241/859) ve İbn Teymiyye(728/1327)’nin düşünceleri ile dini yorumlayış tarzının ciddi bir etkisi olmakla birlikte, Vehhâbîliğin ana yurdu olan Necd bölgesinin kültürel ve sosyal yapısının da rolü vardır. Zira bu bölge, yüzyıllar boyunca siyasal ve kültürel anlamda Irak, Şam, İran, Hindistan ve Yemen gibi çevre bölgelerin etkilerine açık olduğundan dolayı değişik inanışların egemen olduğu bir bölge idi. Örnek olarak daha Hz. Peygamber hayatta iken, bu bölgede Müslüman olmalarına rağmen, çok geçmeden Müseylemetü’l-Kezzâb, Secâh, Tuleyha el-Esedî ve Esved el-Ansî gibi sahte peygamberler ortaya çıkmıştı. Sonraki dönemlerde ise özellikle Hâricîler’le birlikte, yine bir müddet Karmatîler bu bölgede varlıklarını sürdürdüler. Öyle görünüyor ki bu yüzden bu bölgenin insanları, kaba, isyankâr ruhlu, yağma ve talana eğilimli insanlar olup aralarında cehalet çok yaygındı.1 Yine bu yüzden olsa gerek, o dönemin Osmanlı belgelerinde bu hareket ile ilgili Hâricî nitelemesi yapılmıştır.2 Hâricî idealizmi ve bağnazlığı ile aralarında yakın bir etkileşim ve değişik benzerlikler bulunduğundan dolayı3 günümüzde bazı araştırmacılar, Vehhâbî hareketine Yeni-Hâricîlik olarak bakmaktadırlar.4 Burada, Vehhâbîlerin isyancı yönlerine olan vurgu önemli olmakla birlikte, Hâricîlerin düşünce yapısı ile Vehhâbîler arasında büyük benzerlikler olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır.

İfade ettiğimiz bu etkileşim ve benzerliklerin yanında Vehhâbîlik, Ahmed b. Hanbel ve İbn Teymiyye tarafından şekillenmiş olan Selefî düşünceden ciddi biçimde etkilenmiştir. Selefî düşünce yapısı ile iç içe olan Vehhâbî hareketinin, temel referanslarını genelde bu düşünceden aldığı görülür. Vehhâbîlik’te Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere, İbn Teymiyye ile Muhammed b. Abdülvehhab’ın fikirlerinin ciddi bir ağırlığı vardır.

Vehhâbîlerin temel fikirleri açısından tıpkı Selefî çevreler gibi, büyük ölçüde Kur’an ve hadis metinlerine yer vermek suretiyle aklî delillerin önemini göz ardı eden bir fıkıh metodolojisini uygun bulmalarından dolayı Hanbelîlik’ten; yine dinî metinlerin yorumunda, naslarda geçen ibarelerin zahirî ve kuru anlamlarını esas almalarından dolayı Zâhirîlik’ten önemli ölçüde etkilendikleri anlaşılmaktadır.5 Vehhâbî hareketi ile klasik Selefî düşünce arasında önemli bazı ortak noktalar bulunmakla birlikte Vehhâbî hareketinin kendi özgünlüğünden kaynaklanan bazı özel yönleri de bulunmaktadır. Vehhâbî anlayışı benimseyen çevreler, bu çerçevede itikad ve amelde yeni bir takım esaslar ortaya koydukları için müstakil bir mezhep olarak görülmelidir.

Vehhâbîler’in Temel Fikirleri

Vehhâbî çevrelerin benimsemiş olduğu din anlayışının en bariz özelliği lafızcı ve literal bir niteliğe sahip olmasıdır. Bu yüzden dinî metinlerin literal yorumunun öne çıkarılarak sadece metne bağlı bir anlayışın benimsendiği görülür. Burada lafızları oluşturan Kur’an ve hadis metinleri olup önemli olan bu metinleri sadece lafızcı biçimde ele almak, bunun yanında diğer anlam boyutlarını göz önünde bulundurmamak hatta reddetmektir.

Vehhâbîlere göre dinî hükümlerin tek kaynağı, yüce Allah’tır, bu yüzden onlara göre itikadî konularda kelamcıların; ameli konularda ise, fakihlerin görüşleri delil olamaz ve bunlara itibar edilemez. Ayrıca, dinî emirleri hayata geçirme konusu da, dinin temelini oluşturan imanın önemli bir parçası olarak görülür.

Ahmed b. Hanbel’in görüşlerini İbn Teymiyye’nin ele alıp yorumladığı çerçevede benimseyen Vehhâbîler’in temel görüşlerini şu şekilde ele almamız mümkündür:

1) Tevhîd

Muhammed b. Abdülvehhâb’ın doktrininin özü ve hareket noktası, tevhid inancıdır. İslam düşüncesinde artık klasik hale gelen “Yüce Allah’ın zat, sıfat ve fiilleri yönünden birlenmesi” şeklindeki tevhid tanımı, gerçek tevhid için yeterli değildir. Bu yüzden Yüce Allah’ın birliğinin sadece dil ile söylenmesi ve O’nun birliğine bu şekilde inanılması gibi hususlar, yeterli sayılmaz. Bunun yanında insanların fiil ve amelleriyle Allah’ı birlemeleri gereklidir; zira ancak bu şekilde dengi olmayan Allah’tan başkasına dua ve istekte bulunulmaması, Hz. Muhammed’e inanılması ve bu bilgilerle amel edilmesi ile gerçek tevhid denilen tevhîd-i ulûhiyet (Amelî tevhid) meydana gelir.

Vehhâbî anlayışta tevhid inancı kendi içinde üç kısma ayrılmakta olup bunlar, tevhîd-i zât ve sıfat, tevhîd-i rubûbiyet ve tevhîd-i ulûhiyet’tir. Tevhîd-i zât ve sıfat, Allah’ın kendini Kur’an’da ifade ettiği ve Resulullah’ın sahih sünnetlerinde bizlere açıkladığı üzere, bütün noksanlıklardan uzak bir şekilde Allah’ı olduğu gibi kabul etmektir. Tevhîd-i rubûbiyet, Allah’ın rab oluşu, yaratması ve yarattığı varlıklara imkan vermesi anlamında O’nun tekliğidir. Tevhîd-i ulûhiyet ise, insanların yaptıkları fiillerde Allah’ı tek olarak bilmeleri, tanımaları ve O’na bu şekilde inanmalarıdır. Bu da hem zahiren hem de batınen bütün ibadetleri Allah’a tahsis etmeyi ve hiçbir ibadeti bir şekilde başka bir varlığa yapmamayı gerektirir.6 Amelî tevhîd de denilen tevhîd-i ulûhiyet, tevhîd inancının en önemli aşaması olup bu doktrinin hayata geçirilmesini sağlayabilecek olan da tevhidin bu aşamasıdır. Bu anlayışa göre tevhidin diğer aşamaları birbirini tamamlar. Bu yüzden tevhîd, sadece itikâdî bir ilke olarak değil, bir yaşam biçimi olarak formüle edilmiştir. Böylece hem Selefîler, hem de Vehhâbîlerin ameli imana dahil eden anlayışları ortaya çıkar.

İnsanın fiilleri ile ameli öne çıkaran bu tevhid anlayışı, Vehhâbîlerin iman anlayışı ile de örtüşmektedir. İman, onlara göre dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve rükûnleri ile amel etmek anlamına gelmekte olup bu iman anlayışı, hem sözü, hem de ameli içine alır. Bu yüzden güzel ve salih amellerle artan iman, kötü amellerle eksilip zayıflar. Yine bu anlayışa göre ibadetleri yerine getirmeyen kimse, imansız olarak görülür. Bu nedenle sadece tembellik sonucu bile, farz namazları kılmayan veya benzer şekilde zekatını vermeyen kişilerin, artık mümin olmaktan çıktığı kabul edilir.7

2) Şefaat

Vehhâbî anlayışa göre, genel olarak Ehl-i Sünnet’te olduğu gibi, şefaat etme yetkisi, sadece Allah’a aittir. Allah’tan başka hiçbir varlığın böyle bir güç ve yetkiye sahip olmadığına inanılır. Bu yüzden Kur’an’dan başka bir mürşid ve Allah’tan başka bir hidayet verici aramak doğru olmadığı gibi, peygamberlere tevessül ve onlardan şefaat dilemek bile, doğru değildir. Bu noktada Muhammed b. Abdülvehhâb, İslam dünyasında yaygın olan tasavvuf anlayışını ve bu anlayışın kurumlaşmış şekillerini oluşturan tarikatları bütünüyle bid’at olarak görüp sapıklık şeklinde niteler. Dolayısıyla tasavvufi oluşumlarda var olan şeyhlik, mürşidlik ve insanların onlardan yardım istemesi, şeyhlerin hem hayatta, hem de öldükten sonra tasarrufta bulunmalarına yönelik olmak üzere dörtler, yediler ve kırklar gibi inanışlar, yanlış olup bu tür şeylere inanmak, insanı imandan çıkarır.

3) Bid’at

İslam dünyasının genelinde olduğu gibi Muhammed b. Abdülvehhâb’a göre de Kur’an ve sünnette olmayan, daha sonra ortaya çıkan dinî inanç ve uygulamalar, bid’at olarak görülüp her bid’at, mutlaka reddedilmelidir. Vehhâbîler’e göre bid’at olarak görülen şeyler, özetle şunlardır; Türbe ve mezar yaparak buraları ziyaret etmek, camileri süslemek, kubbe ve minare yapmak, makam ile ezan okumak, Ramazan, Cuma ve kandil gecelerinde ezandan önce veya sonra tesbih çekmek, mevlid okumak ve okutmak, sünnet veya nafile namaz kılmak, Allah’tan başka bir varlık için kurban kesmek ve adak adamak, ayet ve hadisleri zâhirî anlamlarından farklı biçimlerde yorumlamak, tarikat şeyhlerine aşırı biçimde saygı göstermek, kâhin ve falcılara inanmak, tütün ve kahve içmek gibi eylemler, birer bid’at olup aynı zamanda şirktir.8

Vehhâbîlere göre bid’atlarla ciddi biçimde mücadele etmek, hatta savaşmak gerekir; başka bir ifadeyle bid’atlara uyanlarla mücadele etmek farzdır. Vehhâbî hareketi, bu inançları nedeniyle tepkisel bir hareket olarak gelişip birçok türbe ve mezarı yıkmış, bu yüzden onlara bazı yazarlar tarafından “Mabed Yıkıcıları” ismi verilmiştir.9

Esasen, dikkat edilirse burada şirk olarak görülen bid’atların çoğu, dinin aslı ile ilgisi olmayan, Müslüman toplumların sosyal ve kültürel yapılarının gelişimine bağlı olarak tarihsel süreçte ortaya çıkmış olan gelenek ve göreneklerden kaynaklanan tutum ve davranışlardır. E. Rûhi Fığlalı’nın ifade ettiği gibi, bunları, insanların iç dünyalarının ve psikolojik yapılarının tabii bir tezahürü olarak görmek gerekir.10

4) İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak

Muhammed b. Abdülvehhâb’a göre iyiliği emretmek, kötülükten insanları alıkoymak için çalışmak ve gerektiğinde bu amaçla savaşmak, temel bir eylem olup farz hükmündedir. Vehhâbîler, bunu özellikle cihad kavramı ile ifade ederler. Vehhâbîliğin temel fikirlerinin içinde iyiliği emretmek, sıralama olarak diğerlerinden sonra gelse de ifade ettiği değer ve işlevselliği açısından diğerleri kadar önemlidir.

Günümüz Vehhâbîlerinin sık sık vurgulamış olduğu cihad kavramının artık ironik biçimde dikkat çekici bir özelliğe sahip hale geldiği ifade edilmelidir. Bu noktada bir batılı araştırmacının Vehhâbîlik’teki cihad anlayışını “Jihad: Call to Islam or call to Violence (Acaba cihad, İslam’a mı, yoksa şiddete yönelik bir çağrı mıdır?)”11 şeklinde ifade etmesi, düşündürücü olup Ortadoğu coğrafyasındaki son gelişmelerle birlikte bu durumun artık ciddi anlamda tartışılması bir zorunluluktur.12

Vehhâbîler, tarihsel anlamda takip ettikleri Selefîler gibi, lafızcı bir bakış tarzına sahip olduklarından dolayı Kur’an’ı olduğu gibi anlama eğilimine sahiptirler. Bu yüzden dinî metinlerin literal yorumunu öne çıkararak sadece metne bağlı bir anlayışı benimserler. Örnek olarak Allah’ın zatı ve sıfatları ile ilgili ayetler, olduğu gibi alınmalı; muhkem ya da müteşabih olsun sadece zâhirlerine göre anlamlandırılmalıdır. Bu noktada, aklı ve te’vili bu işe karıştırmak, doğru bir şey olmayıp te’vil, bid’at ehlinin işi olarak kabul edilir.13 Yine bu çerçevede, akıl yürütmek ve kelam yapmak, Müslümanlar arasında vuku bulan bölünmelerin en önemli nedenlerinden biri olarak görülür.14 Din anlayışlarında akla ve akıl yürütmeye yer vermediklerinden ve yine tarihsel ve sosyo-kültürel şartları göz önünde bulundurmadıklarından dolayı Vehhâbîler’in önemli ölçüde dar bakışlı körü körüne bir metinciliği temsil ettikleri görülür.

Vehhâbî hareketinin diğer Müslüman çevreler üzerinde tepki ile karşılanan pek çok fikir ve uygulaması vardır. Örnek olarak, kendileri gibi düşünmeyen Müslüman çevreleri, tıpkı Hâricîler gibi, tekfir ederek can ve mallarını helal görmeleri, onlara yönelik ciddi bir reaksiyona yol açmıştır. Yukarıda ifade edildiği gibi, türbe ve kabirleri tahrip edip yıkmaları sebebiyle “Mabed Yıkıcıları” olarak isimlendirilmişler;15 ayrıca, kendilerinin dışında değişik fıkhî mezheplere bağlı olan eğitim kurumlarını kapamaları, tasavvufî faaliyetleri yasaklamaları ve kütüphanelerdeki tasavvuf ve fıkıh kitaplarını yakmaları sebebiyle Müslüman çevrelerin öfke ve husumetini çekmişlerdir.16

Tüm bu birbirinden farklı hareketlerle diyalektik etkileşime rağmen Vehhâbîliğin öz olarak ayet ve hadislerin sadece zâhirlerine bağlı kalıp akla, fikir hürriyetine ve hoşgörüye yer vermeyen ana özelliklerinden hareketle dünya Müslümanlarının çok azı tarafından benimsendiği görülmektedir. Bu durum, esasında normal bir şey olarak görülmelidir; zira mezheplerin tarihsel süreçte ortaya koymuş oldukları görüş ve çözümler, içinde bulundukları dönemlerin dinî ihtiyaçlarına cevap vermek, bunları karşılamak amacıyla üretilmiş olduklarından tarihsel bir özelliğe sahiptirler. Ayrıca, Vehhâbîlik, ictihadı kısmen teşvik etmiş olsa da nihayetinde Hanbelî geleneğin devamı olduğu için düşünceye ve düşünsel faaliyetlere güvensizliğe yol açmıştır. 

Günümüzde Vehhâbîlik, itikâdî alanda Selefîliğin; fıkıh alanında ise Hanbelîliğin himayesine sığınmış görünmektedir. Suûdî Arabistan yönetiminin maddi ve manevi destekleriyle, özellikle 1962 yılında Mekke’de kurulmuş olan Râbıta örgütü ile ribat adını taşıyan resmi dinî kurumlar eliyle bu katı din anlayışı, Arap ülkeleri başta olmak üzere, Afrika ülkeleri, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Balkan ülkeleri, Kafkasya ve Türk cumhuriyetleri, Malezya ve Endonezya gibi pek çok ülkede faaliyetlerini sürdürerek kendisine taraftar bulmaya çalışmaktadır. Selefî/Vehhâbî din söylemi, Ahmed b. Hanbel, İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye ve Muhammed b. Abdülvehhab’ın eserleri yoluyla bu ülkelerde propaganda edilmektedir. Bu eserler, Türkçe dahil olmak üzere bir çok dile tercüme edilmiş durumdadır ve yine hızla tercüme edilmektedir.17 Ayrıca bu durum, günümüz Selefî akımları ile Vehhâbî hareketinin iç içe geçmesine yol açmaktadır.

Sonuç

Vehhâbî hareketinin Müslüman toplumlarda ortaya çıkan her çeşit gelişme ve yeniliğe bid’at gözüyle bakıp karşı çıkması, son derece katı ve hoşgörüsüz bir anlayışın ortaya çıkmasına yol açmış; öyle ki bu bakış tarzı, sadece kendi din anlayışının mutlak doğru olduğuna inandığı için kendi dışındaki toplum kesimlerine yönelik şiddeti meşrulaştırmıştır. Vehhâbîlerin kendileri dışındaki her çeşit inanç, fikir ve sembole hayat hakkı tanımadıkları, ele geçirdikleri şehirlerde Türk ve Osmanlı kültürünü temsil eden mimari eserleri tahrip etmiş olmalarından da anlaşılır. Süreç içerisinde aşırı bir mezhep taassubuyla birlikte katı bir şekilciliğe ve kuralcılığa bürünen Vehhâbîlik, başkalarını tekfîr etmeyi öne çıkaran dinî bir ideolojiye dönüşmüştür. Bu durum, aynı zamanda Batılıların İslam dinine yönelik tarihsel anlamda zaten var olan önyargılarını daha da pekiştirerek hem İslam dini ile şiddet arasında anlamsız bağ kurulmasına, hem de dünya genelinde İslamofobia’nın tırmanmasına yol açmıştır.

Her ne kadar özellikle siyaset alanında bir güç haline gelmiş olsalar da, Vehhâbî/Selefî çevrelerin dinî metinlerin sadece zahirlerine bağlı kalarak yüzeysel ve katı bir din anlayışını öne çıkarmaları, bu çerçevede akla, fikir hürriyetine ve hoşgörüye yer vermeyen özelliklerinden dolayı Müslüman çevrelerin çoğunluğu tarafından kabul görmesi zor, hatta imkansız görünmektedir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Y. Ziya Yörükân, “Vahhabîlik”, Ankara Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, II/4, Ank., 1953, s. 55-56; Sayın Dalkıran, “Târih-i Cevdet’te İslâm Mezhepleri (I)”, Atatürk Üniv. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Der., XX, Erzurum, 2002, s. 223.

2Bkz., A. Vehbi Ecer, Tarihte Vehhabi Hareketi ve Etkileri, ASAM Yay., Ank., 2001, s. 7-8.

3Fazlur Rahman, Islam, Luzac&Co. Ltd., London, 1966, s. 170.

4Sönmez Kutlu, “İslam Düşüncesinde Tarihsel Din Söylemleri Olgusu”, İslâmiyât, IV/4, (2001), s. 21.

5M. Ali Büyükkara, İhvan’dan Cüheyman’a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yay., İst., 2004, s. 25.

6E. Rûhi Fığlalı, Günümüz İslam Mezhepleri, İzmir İlahiyat Vakfı Yay., İzmir, 2008, s. 197-198; M. Saffet Sarıkaya, İslam Düşünce Tarihinde Mezhepler, Rağbet Yay., İst., 2015, s. 109-110.

7Muhammed b. Abdülvehhâb, Keşfu’ş-Şübühât, Riyâd, 1413, s. 4-7; ayrıca bkz., Ecer, “Osmanlı Tarihinde Vehhabi Hareketinin Sebep ve Sonuçları”, IX. Türk Tarih Kongresi, TTK Yay., Ank., 1989, III, 1231.

8Fığlalı, 203-206.

9Bkz., Muhammed Ebu Zehra, İslâmda Siyasî ve İtikadî Mezhepler Tarihi, (Çev. E. Ruhi Fığlalı, Osman Eskicioğlu), Yağmur Yay., İst., 1970, s. 282.

10Fığlalı, 207.

11Natana J. Delong, Wahhabi Islam, From Revival and Reform to Global Jihad, Oxford University Press, Oxford, 2004, s. 193.

12Vehhâbîlerin temel görüşleri için bkz., Muhammed b. Abdülvehhâb, Keşfu’ş-Şübühât, s. 4-7, 15-21, 30-32; Muhammed b. Abdülvehhâb, Usûlü’l-İmân, (Thk. İsmâîl Ensârî, Abdullah b. Abdillatîf Âlu’ş-Şeyh), Riyâd, Trz., s. 7-27; Muhammed Sâlih el-Useymin, Rasâil fî’l-Akîde, Mektebetu’l-Meârif, Riyâd, 1404/1983, s. 9-44; Sâlih b. Fevzân, Kitâbu’t-Tevhîd, Vizâratu’ş-Şüûni’l-İslâmiyye ve’l-Evkâf ve’d-Da’ve ve’l-İrşâd, Riyâd, 1420, s. 5-167; Ecer, Tarihte Vehhabi Hareketi ve Etkileri, s. 64-91; Fığlalı, 195-209; Henry Laoust, İslam’da Ayrılıkçı Görüşler, (Çev. E. Ruhi Fığlalı, Sabri Hizmetli), Pınar Yay., İst., 1999, s. 341-342; Delong, 41-91; Yörükân, 59-63; Harun Yıldız, “Selefî Düşünce ile Vehhâbîlik Ekseninde Ortadoğu’yu Düşünmek”, Uluslararası 1. Ortadoğu Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 2014, II, 396-397.

13Fığlalı, 206.

14Fığlalı, 214.

15Ebu Zehra, 282.

16Büyükkara, 101-104.

17Kutlu, Sönmez Kutlu, “Çağdaş Dinî Hareketler, Vehhabilik, Kadıyanilik, Babilik-Bahailik”, İslâm Düşünce Ekolleri Tarihi, (Ed. Hasan Onat), Ankara Üniversitesi Uzaktan Eğitim Yay., Ank., 2007, s. 239; H. Ezber Bodur, “Orta Asya’da Militan İslamcı Hareketler ve Vahhabilik”, Dinî Araştırmalar, Cilt VII, Sayı 20, Ank., 2004, s. 195-204.

 

 

Kaynakça

Bodur, Hüsnü Ezber, “Orta Asya’da Militan İslamcı Hareketler ve Vahhabilik”, Dinî      Araştırmalar, Cilt VII, Sayı 20, Ank., 2004, (ss. 195-204).

Büyükkara, M. Ali, İhvan’dan Cüheyman’a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yay.,           İst., 2004.

Dalkıran, Sayın, “Târih-i Cevdet”te İslâm Mezhepleri (I)”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları         Enstitüsü Der., XX, Erzurum, 2002, (ss. 219-252).

Delong, Natana J. Wahhabi Islam, From Revival and Reform to Global Jihad, Oxford    University Press, Oxford, 2004.

Ebu Zehra, Muhammed, İslâmda Siyasî ve İtikadî Mezhepler Tarihi, (Çev. E. Ruhi Fığlalı,          Osman Eskicioğlu), Yağmur Yay., İst., 1970.

Ecer, A. Vehbi, Tarihte Vehhabi Hareketi ve Etkileri, ASAM Yay., Ank., 2001.

             “Osmanlı Tarihinde Vehhabi Hareketinin Sebep ve Sonuçları”, IX. Türk   Tarih   Kongresi, TTK Yay., Ank.,  1989, III, (ss.  1229-1237).

Fazlur Rahman, Islam, Luzac&Co. Ltd., London, 1966.

Fığlalı, E. Rûhi, Günümüz İslam Mezhepleri, İzmir İlahiyat Vakfı Yay., İzmir, 2008.

Kutlu, Sönmez, “Çağdaş Dinî Hareketler, Vehhabilik, Kadıyanilik, Babilik-Bahailik”, İslâm       Düşünce Ekolleri Tarihi, (Ed. Hasan Onat),  Ankara Üniversitesi  Uzaktan Eğitim Yay Ank., 2007, (ss. 229-261).

            “İslam Düşüncesinde Tarihsel Din Söylemleri Olgusu”, İslâmiyât, IV/4 (2001), (ss.          15-36).

Laoust, Henry, İslam’da Ayrılıkçı Görüşler, (Çev. E. Ruhi Fığlalı, Sabri Hizmetli), Pınar             Yay., İst., 1999.

Muhammed b. Abdülvehhâb, Keşfu’ş-Şübühât, Riyâd, 1413.

             Usûlü’l-İmân, (Thk. İsmâîl Ensârî, Abdullah b. Abdillatîf Âlu’ş-   Şeyh), Riyâd, Trz.

Muhammed Sâlih el-Useymin, Rasâil fî’l-Akîde, Mektebetu’l-Meârif, Riyâd, 1404/1983.

Sarıkaya, M. Saffet, İslam Düşünce Tarihinde Mezhepler, Rağbet Yay., İst., 2015.

Sâlih b. Fevzân, Kitâbu’t-Tevhîd, Vizâratu’ş-Şüûni’l-İslâmiyye ve’l-Evkâf ve’d-Da’ve ve’l-        İrşâd, Riyâd, 1420.

Yıldız, Harun, “Selefî Düşünce ile Vehhâbîlik Ekseninde Ortadoğu’yu Düşünmek”,       Uluslararası 1. Ortadoğu Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 2014, II, (ss. 391-405).

Yörükân, Y. Ziya, “Vahhabîlik”, Ankara Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, II/4, Ank., 1953,        (ss. 51-67).

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun