Overlord Harekatı’nın Kostümlü Provası: Tiger Tatbikatı

Overlord Harekatı’nın Kostümlü Provası: Tiger Tatbikatı

Nisan 1944’te Müttefiklerin düzenlediği Tiger Tatbikatı sırasında Konvoy T–4 acı bir felaket yaşamıştı. Ama felaket sırasında ölen yüzlerce askerin yaşadıkları, 6 Haziran 1944 günü gerçekleştirilen Normandiya çıkarmasında binlercesinin hayatta kalmasını sağladı.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

6 Haziran 1944 gününün şafak vakti, yaklaşık 7.000 Amerikan ve İngiliz gemisi ile gelen 160.000’e yakın müttefik askeri, Overlord Harekâtı kapsamında Normandiya sahillerine çıktılar. Atlantik Duvarı’ndakileri gafil avlamışlardı; Almanlar hava koşullarını abarttıkları için bir çıkarmanın yapılamayacağını düşünmüşlerdi. Üstelik olası bir çıkarmayı da daha kuzey-kuzeydoğuda bulunan Pas-de-Calais mevkiinden bekliyorlardı. Harekata yeşil ışık yakan son toplantının ardından aslında bir günlük gecikmeyle Müttefik kuvvetler harekete geçmişti. Manş Denizi’ni/İngiliz Kanalı’nı geçen donanma, mayınlardan arındırılmış beş dar kulvar boyunca dikkatli bir rota tutarak Fransız sahillerine doğru ilerlediler. Amerikan birliklerin sorumluluğundaki Utah ve Omaha ile ve İngiliz-Kanadalı birliklerin ayak bastığı Gold, Juno ve Sword çıkarma sahillerinin açıkları dikkatli bir şekilde bölümlere ayrılmıştı: nakliye boşaltma alanları ile ateş destek noktaları belirlenmişti. Saldırı unsurlarının her birinin de kendine ait bir koridoru vardı.

Kruvazörler ve zırhlılar, düşman kıyı istihkamlarını, savunma hatlarını ve tahkimatı noktalarını ateş altına aldı. Ardından taktik hava saldırıları geldi. İlk saldırı dalgalarının her birinde Tank Çıkarma Gemileri (TÇG), kıyıya çıkacak piyadelere ateş ve koruma desteği sağlayacak, özel olarak tasarlanmış amfibi tanklar taşıdılar. Devriye botları her plajın açığında kontrol ve denetleme gemileri olarak hizmet verdiler. Destroyerler ve diğer küçük donanma unsurları ateşi desteği sağladıkları gibi çıkarma gemilerinin, içlerine bindirilen piyadelerle birlikte, sahile en güvenli şekilde ilerlemeleri için uygun rotalara (Dixie Hattı) girmelerini sağladılar.

Neptune Harekatı, gerek mayın temizleme gerek Manş Denizi’ni geçiş gerek ateş desteği gerekse lojistik sağlama açısından Overlord Harekatı’nın deniz bileşenidir. Kapsamlı Normandiya çıkarması sonrası elde edilen kıyıbaşı sayesinde Müttefik Kuvvetleri, indikleri sahillerden koparak Alman işgali altındaki Fransa’yı ardından da zorlu bir savaş vererek Mayıs 1945’te Batı Avrupa’nın kurtuluşunu sağlamış, nihai zafere de imza atmışlardır.

Normandiya sahillerine çıkarma yaparak Almanlara karşı Avrupa’da ikinci bir cephe açılması noktasına kolay gelinmedi. Alınan çok acı dersler vardı. Bunlardan biri Nisan 1944’te Tiger Tatbikatı sırasında yaşandı. 27/28 Nisan 1944 gecesi İngiltere’nin güney kıyılarında Konvoy T-4 içindeki 2 Müttefik TÇG, Alman S-Botları (son derece hızlı, manevra kabiliyeti yüksek, özellikle torpidolar ile donatılmış botlar) tarafından batırıldı. Normandiya çıkarması için düzenlenmiş Müttefiklerin kostümlü prova tatbikatı olan Tiger Tatbikatı’nın tam ortasında meydana gelen saldırı, yüzlerce Müttefik askerinin ölümüne neden oldu. Bazıları şarapnelden bazıları yanarak bazıları boğularak bazıları ise hipodermi nedeniyle hayatını kaybetti. Müttefik tatbikatına dahil olan Konvoy T-4’ün karşılaştığı bu felaket aslında tesadüf değildi. Almanların, kuzeybatı Fransa’nın işgali için başlatılan Müttefik hazırlıklarını bozma çabalarının ürünüydü. Alman Hava Kuvvetleri (Luftwaffe) ve Almanya Donanma İstihbarat Servisi (B-Dienst) tarafından elde edilen istihbarat sonucu gerçekleştirilen bir saldırıydı. TÇGler yavaş ve hantaldılar. Yani Alman Donanması’nın düşman konvoylarına ve eğitim tatbikatlarına ev sahipliği yapması en muhtemel alanlarda devriye gezen hızlı torpidobotlar için ideal hedeflerdi. Sadece bir refakat gemisiyle hem de telsiz sessizliği altında hareket eden Konvoy T-4’ün şansı, neredeyse hiç yoktu.   

Müttefik Karargahı, 19 Nisan 1944’te Tiger Tatbikatı’nın planlamasını tamamladı. Tatbikatın idaresi ve sevki ABD Deniz Kuvvetleri’ne verildi. Ancak İngiliz Kraliyet Donanması Amirali Ralph Leatham, tatbikatı düşünülenden önce sonlandırmak ya da iptal etmek durumunda kalırsa, bu emir-komuta durumunun sorun yaratabileceğini söyledi. Bunun üzerine Amerikan Donanması Amirali John E. Wilkes, tatbikatta görev alacak personel ve araçların güvenliğinden sorumlu irtibat görevini üstlendi.

1944 baharında düzenlenen Tiger Tatbikatı, Normandiya’daki Utah sahiline çıkacak olan U-Kuvveti’nin hazırlanması için gerçekleştirilmişti. U-Kuvveti’ne Amiral Don P. Moon komuta ediyordu. Plana göre, 27 Nisan’da İngiltere’nin güney kıyısındaki Lyme Körfezi’nde 221 gemi toplanacaktı. Bu son derece tehlikeli ve gerçekçi tatbikat sırasında Kraliyet Donanması; destroyerleri, korvetleri ve diğer unsurları ile gerek refakat gerek koruma gerekse perdeleme görevi üstlenecekti. Tabikat, U-Kuvveti’nin gerçekçi bir savaş deneyimi kazanmasını amaçladığından Utah sahiline çıkacak olan personel tam teçhizatla donatılmıştı. Çıkarma günü beraberlerinde ne olacaksa, hepsi yanlarındaydı. Üstelik Manş Denizi’nin İngiliz kıyılarındaki Slapton Sands tatbikat alanına gerçekleştirecekleri çıkarma provası sırasında donanmanın kruvazör ve destroyerleri de aynı Normandiya’da olacağı gibi ateş desteği sağlayacaklardı, hem de gerçek mermilerle. 4. Piyade Tümeni’nin mühendislerinin de dahil olduğu Konvoy T-4’ün personeline sadece iki refakatçi verilmesi öngörüldü. (Hatta bunu bile alamayacaktı.) Kraliyet Donanması’nın diğer olası refakat ve koruma gemileri, Manş Denizi ve Atlantik’te görevdeydiler. Çünkü bu bölgelerde Alman donanması, Müttefik istilası beklentisiyle, etkinliğini iki katına çıkarmıştı.

Kasım 1943’te Hitler, Albay General Alfred Jodl’ın doğu cephesinden batıya doğru “stratejik pivot” önerisini kabul eden 51 sayılı Emir’i yayınladı. Emir, bir işgal durumunda Müttefik kuvvetlere karşı kesin bir darbe vurularak savaşı Almanya’nın lehine çevirmeyi amaçlayan içeriğe sahipti. Almanya’nın en üst düzey deniz subayı olan Büyük Amiral Karl Dönitz, “stratejik pivot”un Alman donanmasına orantısız bir şekilde güvendiğini açıkça gördü, çünkü Goering’in Luftwaffe uçakları zorunlu olarak geri çekilmişti. Tiger Tatbikatı’ndan sadece iki hafta önce Dönitz, bir bildiri yayınlayarak donanmada görevli her rütbe ve görevde bulunan personelin kendisinin ve gemisinin hayatta kalıp kalmayacağını düşünmeden risk almasını emretti. Bu adeta intihara davet bildirisiydi. Alman denizcilerin güvenebilecekleri tek unsur vardı; çeviklikleri ve hızları ile göz dolduran S-Botlar. Aslında haklıydılar. Müttefikleri en çok tedirgin eden Alman S-Botlarıydı. Üç düzineden daha az sayıda hareket ediyor, hedeflerindeki bir konvoyla işleri bitince hemen bir diğerine geçebiliyorlar, her biri saldırı anını kendisi tespit edip uygulamaya geçiyor ve şaşırtıcı derecede başarılı olabiliyorlardı.

Almanların bu etkinlikleri nedeniyle oluşan bu tehlikeli koşullar altında, ABD ve Kraliyet donanmaları, sadece çok tehlike arz eden durumlar haricinde Tiger Tatbikatı sırasında telsiz sessizliğinde ısrar ettiler. İşin en acı tarafı, felaketin yaşandığı gece bu sessizlik zorunluluğunun pek çok cana mal olmasıydı. Genel anlamda bakılırsa Konvoy T-4’ün başına gelenler yetersiz refaketçi sayısı ve harekat sırasındaki telsiz sessizliğinin yanı sıra bir başka nedene daha dayanmaktaydı: Alman İstihbaratı

TÇG’lerin görevli personeli limanlarından ayrılmadan önce; kamyonların, tankların ve diğer araçların depolarının tam doldu olduğundan emin oldular. Sonuçta her şey gerçeğe uygun olmalıydı. Brixham’dan hareket eden 3 TÇG’ye, Plymouth’dan hareket eden 5 TÇG’nin de katılmasıyla 8 gemilik Konvoy T-4 doğmuş oldu. Mümkün olduğunca az dikkat çekmek için yavaş yavaş Lyme Körfezi’ne doğru ilerliyorlardı. Ama ne yazık ki, Almanlar hem izliyor hem de dinliyorlardı. Hitler’in 51 sayılı Emri, Alman donanmasından geriye kalanların çoğunun Manş Denizi ve Atlantik yakınlarına odaklanmasına yol açmıştı. Konvoy T-4, Lyme Körfezi’ne ulaştığında bölgede Luftwaffe’nin keşif uçakları vardı. Tiger Tatbikatı’nın sahnelenme alanı olan Portsmouth çevresindeki limanlar ve girişlerde askeri birikimi tespit ettiler. Spithead yol kenarında 200’den fazla kamyon saydılar. Southampton ve çevresinde muhripler de dahil olmak üzere gemileri gözlemlediler; küçük çıkarma gemileri ve çok sayıda TÇG kayda geçti. Portsmouth Limanı’nda kruvazörleri, muhripleri ve daha küçük gemileri not ettiler. Pagham, Chichester, Langstone ile Exbury limanlarında ve Hamble nehrinin ağzında, Almanlar çok sayıdaki çıkarma gemisini de fark ettiler. Alman istihbarat servisleri de gördüklerinin bir kısmını doğrulayan telsiz mesajlarını dinliyorlardı. Alman istihbarat memurları, İngiltere’nin güney kıyısındaki bu filo tarafından on binlerce insanın taşınabileceğini ve korunabileceğini saptadılar. Mükemmel olmaktan uzak ve her zaman Müttefiklerin aldatmacasına maruz kalan Alman istihbaratı, bu kez doğru yoldaydı. Gördüklerinin hiçbiri Müttefiklerin aldatmacasının ürünü değildi. Almanlar gözetlemeye ve dinlemeye devam ettiler. Tatbikatın arifesi olan 26 Nisan’da Alman istihbaratı, Müttefiklerin Manş Denizi’ndeki birikiminin doğrulandığını bir kez daha bildirdi. Değerlendirmelerinden emin olan Alman gözlemcileri ve analistleri Berlin’deki amiralliğe eyleme geçilebilmesi için gerekli istihbaratı kapsamlı olarak ilettiler. İşte Konvoy T-4, bu istihbaratın kurbanıydı.

Konvoy T-4 aslında daha baştan şanssızdı. Kötü bir başlangıç ​​yapmıştı. Sadece iki refakatçisi olacaktı. Bunlardan biri olan HMS Scimitar, bir Amerikan TÇG’si ile çarpışınca gövdesinden hasar aldı. Son anda harekata katılamadı. Konvoy T-4, seyahatini sadece HMS Azalea’nın koruması altında gerçekleştirecekti. Refakat gemisi ve TÇG kaptanları, Alman S-Botları hakkında bilgilendirildi. Silahlar ve torpidolarla donanmış olan bu botlar, mevcut olan en hızlı gemilerden bazılarıydı. Onlara karşı sürekli uyanık ve tetikte olmak, saldırdıklarında anında karşılık vermek gerekliydi. Konvoy T-4’ün sadece bir eskortu olduğu için bunların hepsini yapmak çok zordu.

Gecenin ortasında, İngiliz radarları Konvoy T-4 civarında S-Botları tespit etti. TÇG’lerden birinin mürettebatı da Alman botlarını görmüştü. Bununla birlikte, bu gizemli gemilerin başka bir Müttefik konvoyuna ait olduğunu varsayarak hareket etmemeyi tercih ettiler. İngiliz kıyı nişancıları da S-Botları gördü ve HMS Azalea’yı uyardılar. Ancak daha fazla eylemde bulunmadılar çünkü ateş etmeme emri altındaydılar. HMS Azalea da hiçbir şey yapmadı.

Bir süre sonra, TÇG’lerin birkaçındaki personel izli mermileri gördü ve yaklaşmakta olan makineli tüfek ateşini duydu. Konvoydaki TÇG-507, saldırıya uğradı. Köprü mürettebatı çok geç kalındığının farkındaydı. Alman S-Botları, S-130 ve S-150, ikisi de TÇG-507’de yaklaştılar. İki botun attığı torpidolardan bir tanesi TÇG’nin makine dairesinin bulunduğu alanı vurdu. Şiddetli patlama sonrası geminin bütün ışıkları söndü. Ardından daha korkunç bir durum yaşandı. Makine dairesindeki yangın; yakıt depoları ağzına kadar dolu kamyonların, tankların, ciplerin ve çıkarma araçlarının bulunduğu park güvertesine ulaştı, hızla da yayıldı. Silahlar ve mühimmat da bu alanda bulunmaktaydı. Mürettebat, sorunun yaşandığı alanda kurtarılacak kimse var mı diye kontrol etmeye çalıştı ama nafileydi. Yangın araçtan araca atlıyor, giderek büyüyordu. Gökyüzü alevlerle kaplanmıştı. Mühimmatın patlaması sonrası ortaya çıkan havai fişek gösteri ise duruma tuz biber kattı. Mahsur kalan askerler çığlık çığlığa yardım istiyordu. Kurtarma girişiminde bulunanları, azgın cehennemin sıcak havası gerisin geriye itiyordu. Yapacak hiçbir şey yoktu. Torpido isabetinden yaklaşık yarım saat sonra gemiyi terk etme emri verildi. Bu sefer başka bir facia yaşandı. Gemideki çıkarma birliklerinde görevli askerler, hızla batan böyle bir cehennemi nasıl terk edecekleri konusunda eğitim almamıştı. Bazıları denize atlarken hala üzerlerinde tam teçhizatlı donanımları duruyordu. Ağır çelik miğferleri ve yanlış bağlanmış cankurtaran yelekleri boğulmalarını hızlandırdı. TÇG-507 yanarken diğer TÇG’lerdeki telsiz operatörleri mesaj gönderdiler ancak cevap alamadılar. TÇG’ler bu noktada birbirlerinden uzak kalmalarına neden olan bir formasyondaydılar. Telsiz sessizliği nedeniyle, konvoyun geri kalanı aynı doğrultuda yoluna devam etti. Şimdilik acil durum ihtiyacından habersizdiler. TÇG-507 de tek kurban olarak kalmadı.

TÇG-507’nin saldırıya uğramasından yaklaşık 1 saat sonra iki torpido isabeti sonucu alevler içinde kalan TÇG-531 patladı. 10 dakikadan kısa sürede denize gömüldü. Batarken hala yanıyordu. Gemideki 496 personelden sadece 29’u hayatta kalabildi. Konvoy T-4’ün geri kalan altı gemisi zikzak çizerek ilerlerken mürettebat makineli tüfekler ve toplarla karanlığa ateş ediyorlardı. TÇG-289 Alman S-Botlarından birine nişan aldı ancak yerini belli etmenin ötesine geçemedi. Konum tespiti yapan S-145, TÇG-289’un dümen ve kıç silahları ile mürettebat mahallini parçalayan bir torpido ateşledi. Yüzebilir halde kalmayı başaran TÇG-289 nihayetinde kıyıya ulaşmayı başardı. Diğer gemiler de sığ suların nispi güvenliğine sığındılar. Arkalarında; yağ, benzin, enkaz tabakasının yayıldığı buz gibi suda, kurtulmak için birbirine sıkıca tutunmuş silah arkadaşlarını bıraktılar.

İki saat sonra TÇG-515 olay yerine geri döndü. Bu kadar geç kalınmasının sebebi Alman S-Botlarının bölgede olup olmamasıyla ilgili tartışmaydı. Boşuna vakit kaybetmişlerdi; Almanlar vur kaç akını gerçekleştirdiklerinden bölgeden çoktan ayrılmışlardı. TÇG-515 mürettebatı, saldırı bölgesine dönüp araştırmaya başladıklarında yüzlerce ceset buldu. Aralarında ise hiç yara almamasına rağmen hipoderminin sınırında bir sürü askerle karşılaştılar. Ancak kurtarıcılar, bu duruma müdahale edecek eğitimden ve teçhizattan yoksundular; donmakta olanların kurtulmasını sağlayacak sıcak banyolar, kompresler ya da diğer tedavi araçları yoktu.

Bu olay sırasında ölenlerin sayısı hakkında kesin bir saptama yapılamamaktadır. Ortalama sayı 1000 olarak verilmektedir. Bu sayı beş hafta sonra Utah sahilinde yaşanan gerçek çıkarma sırasında Amerikan ordusunun üç biriminin; 4. Piyade Tümeni, 90. Piyade Tümeni ve 4. Süvari alayının toplam kayıplarından daha fazladır.

Tiger Tatbikatı sırasında Konvoy T-4’ün yaşadığı felaket analiz edilerek nerelerde hata yapıldığı tespit edildi. Çıkarılan dersler ile kısa zamanda hatalar telafi edildi.

Refakatçi

  • Konvoy T-4’e sadece iki refakatçi verme kararı muhtemelen baskı altında alındı. Kraliyet Donanması’nın sağlayabileceği çok az refakat gemisi vardı. Bununla birlikte, sadece bir refakat gemisiyle harekata devam etme kararını açıklamak daha zordu. Konvoy T-4’ün adamları, Normandiya çıkarması sırasında bile yüzleşmek zorunda kalmayacakları bir tehlikeye maruz bırakıldılar. Müşterek değil ama karışık komuta ve sorumluluk yapısı da sorun yarattı. Yine de, mevcut komuta yapısı hem Amerikalılara hem de İngilizlere tatbikatı ya da bir kısmını durdurma hakkı vermekteydi. Konvoy T-4, iki refakatçisinden birini kaybettiğinde iptal kararının alınmaması dikkat çekicidir.

  • 6 Haziran günü hemen her geminin seyir formasyonu dahilinde güvenliğini sağlayan bir refakatçi grubu bulunmaktaydı. Bu gruplar konvoy içerisinde hassas noktalara yerleştirilmişlerdir. Refakat gruplarındaki gemiler; düşman hava, deniz ve kara unsurlarına karşı aynı anda tek hedef üzerinde ateş gücü yoğunlaştırabilecek şekilde hazırdılar. Komuta da müşterek harekat birimi şeklinde düzenlenmiştir.

İletişim

  • Konvoy T-4’e verilen talimatlar, belirli zamanlarda belirli telsiz frekanslarını değiştirmesi ile ilgili bilgiden yoksun kalmasına neden oldu. Bu nedenle, saldırı sırasında Amerikan TÇG’leri, İngiliz refakat gemisi ve İngiltere kıyı savunmalarının telsiz frekansından farklı bir frekansta olduklarından Alman S-Botları ile ilgili bilgi akışından habersiz kaldılar. İngiliz refakat gemisi HMS Azalea’nın komutanı Geddes uyarıları aldığında, TÇG’lerin de bunları aldığını ve hazırlıklar yaptığını varsaydı. Yanılıyordu; TÇG’ler yanlış frekansta oldukları için dikkate değer bir şey duyamazlardı. Üstelik TÇG’ler arasındaki telsiz sessizliği de alınması gereken bir önlemdi ama yaşanan felaketin boyutlarının büyümesine neden oldu.

  • Normandiya çıkarmasının gerçekleştiği gün Neptune Harekatı’na katılan her gemide ikişer kişiden oluşan 2 telsiz ekibi ve bunların birer takım yedekleri bulunmaktaydı. İngiliz ve Amerikan gemileri hem kendi frekanslarını hem de ortak frekansı dinleyebiliyorlardı. Telsiz sessizliği sırasında kullanılmak üzere de her gemide ikişer kişiden oluşan 4 ışıldak takımı bulunmaktaydı. Mesajları şifrelenmiş bir şekilde ışıldakların yardımıyla mors alfabesine dayalı olarak görsel şekilde aktarmaktaydılar. İngilizlerin isteği üzerine her gemiye iki flama sinyal takımı da konuşlandırıldı ama onlara pek ihtiyaç olmadı.

İstihbarat

  • Normandiya öncesinde General George S. Patton merkezli oluşturulan Pas-de-Calais’ye çıkarma yapılacağına dayanan savaş hilesi, müttefik liderleri için yeterli görülmüştü. Üstelik Alman istihbaratı da küçümsenmişti. Luftwaffe’nin hava da uçak bulunduramayacağına da inanılmıştı. Oysa yaşanan felaketin temelinde Müttefiklerin kendilerini üstün görme hatası yatıyordu. Almanlar; insan istihbaratı, sinyal istihbaratı, gözetleme ve hava keşif kaynaklarından elde ettikleri bilgileri değerlendirerek Konvoy T-4’e saldırıyı planlamışlardı.

  • Müttefikler, Fransa’daki La Résistance (Direniş) kapsamındaki gruplar ile ilişkilerini artırarak hem istihbarat sağladılar hem de karşı istihbarat ile yanlış bilgi akışını yönlendirdiler. Alman gözetleme ve dinleme servisleri sıkı bir denetim altına alınarak bazıları ortadan kaldırıldı, bazılarına ise iletilen yanlış istihbaratı kullanmaları için dokunulmadı. İngiltere’de tespit edilmş olan Alman casuslarının çoğu ikili casusa dönüştürülerek Berlin’i meşgul edici, Alman istihbaratının kafasını karıştırıcı bilgiler verildi.

Manş Denizi Güvenliği

  • Çıkarma Batı Fransa’nın hangi sahiline yapılırsa yapılsın Manş Denizi’nin geçilmesi gerekmekteydi. Bu durumda buranın güvenliği birinci koşuldu ancak Konvoy T-4 faciası bu güvenlikten çok uzak kalındığını ispatlamaktaydı. Hızlı, manevra kabiliyeti yüksek, tespit edilmesi zor S-Botlar, ne kadar ölümcül olduklarını ispat etmişlerdi. Üstelik Normandiya yaklaşımında sorun yaratabilirlerdi. Çünkü S-Botlar kayıp vermeden ortadan kaybolmuşlardı.

  • Müttefik komutanlar ve danışmanları TÇG’lerin Alman S-Botları karşısındaki zayıflıklarını kabullendiler. Manş Denizi’ndeki S-Bot gücünü ortadan kaldırma kararı aldılar. S-Botlara karşı düzenlenen hava ve deniz saldırlar düzenlendi. 5.5 tonluk bombalarla donatılmış İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Lancaster bombardıman uçakları, ana üsleri Le Havre limanını vurarak Almanların S-Botlarının büyük bir kısmını savaş dışı bıraktı. Kalanlar da İngiliz avcı uçaklarına yem oldular. Böylelikle Manş Denizi’nde ilerleyecek TÇGler, S-Bot korkusu yaşamayacaklardı.

Bütün bunlar 6 Haziran günü çıkarmanın yapılacağı Normandiya kıyısındaki, kod adları Omaha, Utah, Sword, Gold ve Juno olan sahillere Müttefik askerlerinin en azından güvenle ulaşmasını sağlamıştır. Ancak kıyıya adım atarken ve adım attıktan sonra, özellikle Omaha sahilinde, şiddetli bir çatışma yaşandı. Kıyıbaşı tutuldu ama içeriye ilerlemek zor oldu. Kilitlenme ancak Temmuz ayında kırılabildi. Eğer Konvoy T-4, 27/28 Nisan 1944’te o faciayı yaşamamış olsaydı, Manş Denizi’ni geçmek Müttefiklere daha da pahalıya mal olabilirdi. Hatta Normandiya çıkarması başlamadan bitebilirdi.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
İlkin Başar ÖZAL

1969 İstanbul doğumlu olan İlkin Başar Özal, Maçka İlkokulu ve Galatasaray lisesinde ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünde lisans ve master derecesinin ardında halen aynı kurumda doktora öğrenimine devam etmektedir. Bahçeşehir, Robert Kolej ve Maltepe üniversitelerinde tarih dersleri vermesinin yanı sıra, TRT Belgesel kanalında yayınlanan Yakın Plan Cihan Harbi belgeselinin de editörlüğünü yapmıştır.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun