Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey'in Gözünden NİLİ Casusları

Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey'in Gözünden NİLİ Casusları

Birinci Dünya Savaşı'nda Filistin Yahudileri tarafından kurulan ve Osmanlı Devleti aleyhinde İngilizlere istihbarat sağlayan NİLİ casusluk örgütü, tarihin en gizemli istihbarat örgütlerinden biridir. Batıda NİLİ örgütü hakkında yazılmış çok sayıda eser olmasına karşın, Türkiye'de bu tür yayınlar son derece sınırlıdır. Türkiye'de NİLİ örgütü hakkında ilk anlatılar, 1930'larda Cevat Rıfat Bey tarafından yapılmıştır. Bir subay olarak Filistin-Suriye Cephesi'nde görev alan ve NİLİ'nin deşifre edilmesinde büyük pay sahibi olan Cevat Rıfat Bey, eserlerinde örgütün faaliyetlerini ve çalışma yöntemlerini veciz bir üslupla anlatmaktadır. Bu bağlamda Cevat Rıfat Bey’in eserleri, NİLİ hakkında yapılacak araştırmalarda güncelliğini ve önemini hala korumaktadır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Birinci Dünya Savaşı'nda Filistin-Suriye Cephesi, Osmanlı Devleti'nin sonunu getiren gelişmelere zemin hazırladı. Türk ordusu, cephede İngilizlerle savaşırken, arka planda da patlak veren Arap isyanıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Türk askerinin cephede gösterdiği cesaret ve kahramanlığa rağmen Osmanlı Devleti, tarihinin en dramatik hezimetlerinden birini yaşadı. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ortadoğu'ya hükmeden Osmanlı, savaş sonunda tüm Arap topraklarını kaybettiği gibi neredeyse öz yurdu Anadolu'yu da kaybetme riskiyle karşılaştı.

Osmanlı Devleti'nin kaderini çizen Filistin-Suriye Cephesi üzerindeki sis perdesi, tam olarak dağıtılmış değildir. Hezimetin ardından yüz yıl geçmesine rağmen, cephedeki Osmanlı varlığı ve düşmanla yaptığı mücadele hala hararetle tartışılmaktadır. Son yıllarda bu tartışmalara yeni boyut kazandıran bir başka gelişme de NİLİ casusluk örgütüdür. Siyonizm'in bir ürünü olan ve Filistin'de bağımsız bir İsrail Devleti kurmayı hedefleyen NİLİ, 1948'de İsrail'in kurulmasıyla birlikte dünya kamuoyunda ağırlıklı olarak yer etti. NİLİ, henüz 1930'larda Türk kamuoyuna girmiş olsa da örgütün akademik anlamda fark edilmesi ve tartışılması son yıllarda gerçekleşmiştir.

Aaron Aaronsohn
NİLİ casusluk örgütünün kurucusu Aaron Aaronsohn

NİLİ, II. Abdülhamit döneminde Romanya'dan Filistin'e göç eden Yahudi bir ailenin çocuğu olan botanik bilimci Aaron Aaronsohn1 tarafından kuruldu.  Aaron, Birinci Dünya Savaşı'nda Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa'ya danışmanlık yapmaktaydı. Ayrıca, Çekirgeyle Mücadele Ofisi'nde görevli olarak zaman zaman Avrupa ve Amerika'ya araştırma seyahati gerçekleştiriyordu. Bu seyahatleri esnasında Siyonistlerle iletişime geçen Aaron, Cemal Paşa'ya olan yakınlığını da kullanarak, Filistin'de NİLİ olarak bilinen casusluk teşkilatının temelini attı. Aaron'un Hayfa yakınlarındaki Athlit Tarım Deneme İstasyonu, örgütün adeta merkez üssü vazifesini gördü.

sarah

NİLİ casusluk örgütünün kurucusu Aaron Aaronsohn'un kardeşi Sarah Aarohnson

Aaron'un Kahire'deki İngiliz İstihbarat Üssü’ne sığınmasından sonra NİLİ'nin Filistin'deki faaliyetlerini kardeşi Sarah Aarohnson2 yürüttü. Örgütün lider kadrosundan Yossef Lishansky ve Naaman Belkind adındaki casuslar, Sarah'ın en büyük yardımcılarıydı. Örgüt, Filistin geneline yayılmış yüzlerce gençten oluşan bir casus ağına sahipti. Savaşta izlenen temel strateji; Osmanlı, Alman ve Avusturya kuvvetlerinden oluşan Müttefik ordusu hakkında istihbarat toplamak ve bunları İngilizlere ulaştırmaktı. Böylelikle, Filistin, İngiliz işgaline girebilir ve "Bağımsız Yahudi Devleti"nin yolu açılabilirdi.

Cevat Rıfat Bey’in NİLİ Hakkındaki Eserleri

Türkiye'de NİLİ casusluk örgütünü ilk kaleme alan ve kamuoyuyla paylaşan Yüzbaşı Cevat Rıfat (Atilhan)3 Bey’dir. Cevat Rıfat Bey, Filistin-Suriye Cephesi'nde Yıldırım Orduları Grubu'na bağlı Dördüncü Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa'nın yaverliğini üstlenirken, bir süre de ordu istihbaratını idare etmişti. Aynı zamanda cephe gerisinde NİLİ'yi deşifre eden ve çökertilmesini sağlayan yetkiliydi. Milli Mücadele'de Bartın ve Havalisi Komutanlığı da yapan Cevat Rıfat Bey, cephelerde sergilediği cesaret ve kahramanlıkla üstlerinin takdirini kazanmıştı.

Cevat Rıfat Bey, ilk olarak 1933'te 37 bölüm halinde yayımladığı "Harb-i Umumide Sina Cephesi'nde Yahudi Casuslar"4 adlı tefrikasında NİLİ casuslarını anlatmıştır. Tefrika, aynı yıl Sina Cephesi'nde Yahudi Casuslar adıyla kitaplaşmıştır.5 Kitap, 1947'de Filistin Cephesi'nde Yahudi Casuslar-Suriye'nin Mataharisi Simi Simon adıyla yeniden yayımlandı.6 1935'te yayımlanan ve bir NİLİ casusunun anılarını konu edinen Suzi Liberman, henüz Türkçe basılmadan önce Almanca, Fransızca ve Finceye tercüme edildi.7 Türkiye'de defalarca basılan kitap, Cevat Rıfat Bey’in en fantastik eserlerinden biridir. 1937'de Franz Werfel'in Musa Dağında 40 Gün adlı kitaba bir tepki olarak basılan Musa Dağı, Cevat Rıfat Beyin NİLİ casuslarını anlattığı başka bir eseridir.8 Doğrudan NİLİ'yi anlatan bu eserlerin dışında daha birçok eserinde Cevat Rıfat Bey, NİLİ'yi tanıtmaya devam etmiştir.

cevat rifat
Yüzbaşı Cevat Rıfat Atilhan

Türk kamuoyu, Cevat Rıfat Bey’in söz konusu kitaplarını maalesef gerektiği gibi değerlendirememiştir. Kendisinin Yahudi aleyhtarı tutumu ve hakkında yapılan "ırkçı, faşist, Nazi taklitçisi" vs. gibi suçlamalar, hatıraların gerçekliğinin perdelenmesine neden olmuştur. Yahudi kamuoyu, Cevat Rıfat Bey’in Yahudi aleyhtarı kişiliğinden dolayı bahsi geçen eserleri "uydurduğunu" ve kendisinin Hitler'in bir "ajanı" olduğunu iddia etmiştir. Diğer taraftan 1948'de İsrail'in kurulmasıyla birlikte Siyonist medya, NİLİ'yi ve Türk ordusuyla olan mücadelesini övgü dolu sözlerle anlatmaya başlayacaktır. Artık NİLİ casusları, Yahudi aleminde mitolojik İsrail'in gerçekliğini sağlayan öncü kahramanlar olacaktır.

kitap

NİLİ'nin Çözülüşü

NİLİ, 1917 yılının sonuna kadar Türk istihbaratından gizlenmeyi başarmıştır. Cevat Rıfat Bey’in yazdığına göre, öncesinde bazı Yahudi casuslar yakalanmış olsa bile yetkililer, tüm Filistin'e yayılan bir casus teşkilatını deşifre edememiştir. Ta ki, Dördüncü Ordu'nun Sekizinci Kolordu istihbaratını idare eden Cevat Rıfat Bey’in dikkatini çekene kadar. Cevat Rıfat Bey, basmakalıp bir klişe gibi sürekli masasına bırakılan bir sahil gözetleme raporundan şüphelenir. Raporda, bir İngiliz kruvazörünün9 hemen her gün Yafa ile Hayfa arasında görünüp akşam karanlığında kaybolduğu yazılıdır. Durumdan şüphelenen Cevat Rıfat Bey; Şerif, Sami, Arif ve Ahmet adındaki istihbarat subaylarını birer müteahhit gibi Nasıra'ya gönderirken bir şifreyle de Nasıra Mıntıka Komutanlığı'nın dikkatini çeker. İki gün sonra bahsi geçen komutanlık aşağıdaki şifreyi gönderir:

  "8. Kolordu Komutanlığına

Takım merkezine gitmekte olan bir jandarma eri, Zimmarin köyü sahili hizalarında dolaşan bir şahsın, gece karanlığında, kibritle bazı işaretler vermekte olduğunu görerek onu yakalamış. Abraham Habon adındaki bu Yahudi komutanlığımıza getirilmiştir. Alınan ifadesinde hiçbir şeyden haberdar olmadığını ısrarla gizleyen bu şahsın, burada teşkil edilen hususi bir divanı harpte mahkemesinin yapılmasına ve bu suretle suç ortaklarını da elde etmemize yüksek emir ve müsaadelerini arz ederim

                                                                         Nasıra Mıntıka Komutanlığı"10

 

 

 

Nasıra Mıntıka Komutanlığı'nın çalışmaları sonunda Samuel Anna adında bir NİLİ şefi yakalanır. Casusun sorgulamasında NİLİ'nin lider kadrosundan Josef Tobin11 (Yossef Lishansky) ve Naman Belkind ilk kez deşifre edilir.

Yosef Lishansky ve Naaman Belkind'in Yakalanması

Hemen harekete geçen mıntıka komutanlığı, NİLİ'nin merkezi Zemarin12 köyünü kuşatma altına alır. Nihayet, Tobin ve Belkind, Türk askeri tarafından derdest edilir ve yargılanmak üzere Dördüncü Ordu karargahının bulunduğu Şam'a götürülür. Casus elebaşları, ilk sorgulamada sessiz kalmışlar, adeta ser verip sır vermemişlerdir. Cevat Rıfat Bey, bu manzarayı "...adil ve insani her çareye başvurduk. Vicdani hareket ederek azami derecede cebir ve tazyikten uzak kaldık" şeklinde betimlemektedir. Casusları ilk etapta konuşturamayan istihbarat birimi, suggestion ve hypnotisme yoluyla bu sorunu çözmek istemiştir. Bu bağlamda, Dördüncü Ordu Sıhhiye Reisi Neşet Ömer Bey’in muvafakati alınarak Beyrut Tıp Fakültesi hocalarından Abdi Muhtar Bey, Şam'a davet edilmiştir. Nihayet dili çözülen casuslar, NİLİ ve faaliyetleri hakkında Türk istihbaratını şaşkına çeviren bilgiler vermiştir. Lishansky'nin evinde gizli bir bölmede bulunan bir vesika, NİLİ casuslarının Türk ordusunun kılcal damarlarına kadar sızdığını açıkça göstermektedir. Vesikada şunlar yazılıdır:

"Harbiye Nazırı Enver Paşa Şam'a geldi.13Oradan Beyrut'a ve Lübnan'a giderek askeri teftiş etti. Arap askerlerinin çok olduğu kıtaları beğenmedi. Enver Paşa, 4. Ordu Komutanı büyük Cemal ve 8. Kolordu komutanı küçük Cemal paşalarla birlikte, Hicaz yoluyla Medine'ye gittiler. Bu seyahat, Medine'nin boşaltılmasıyla alakadardır. Fakat Medine muhafızı Fahreddin Paşa, bu tahliye işine şiddetle muhaliftir. Son nefer kalıncaya kadar Medine'yi müdafaa edeceğini söylemiştir. Verilen kararlara dair henüz malumat alınamamıştır. Diğer komutanların, bu tahliyeye taraftar oldukları zannedilmektedir. Şehirlerde memnunsuzluk artmakta, aç ve çıplakların sayısı çoğalmaktadır."14

Vesikaların deşifre edilmesiyle panikleyen casuslar, canlarının bağışlanması şartına bağlı olarak NİLİ örgütü hakkında önemli ifşaatta bulunmuştur. Sorgu heyeti ile casuslar arasında yaşanan diyaloglar oldukça manidardır. Bunlardan Yossef Lishansky ile yaşanan diyalog şöyledir:

  -Jozef Tobin, bu vesikaları gördünüz, dinlediniz ve tanıyorsunuz. Artık inkâr etmekte bir fayda tasavvur etmiyorsunuz, değil mi?

  - Hükmü ilahi ne ise olsun...

  - Yani "yaptığımızın cezasına razıyız" demek istiyorsunuz?

  - Olmuş bir kere... Talihsizliğimize küselim...

  - Teşkilatınızda başka kimler vardır?

  - Hepimizin başı Aaronson'dur.15

  - Nerede bu adam?

  - Şimdi İngiliz işgal bölgesinde bulunuyor.

  - Onunla ne şekilde temas ediyorsunuz?

  - Her akşam sahilden geçen bir İngiliz kruvazörü, işaretimiz üzerine denize bir sandal indiriyor ve şişeler içinde rapor ve vesikaları alıp vermek suretiyle...

Casusların sorgulamasında elde edilen en önemli bilgi, Sarah Aaronsohn adının nihayet deşifre edilmiş olmasıdır. Bunun üzerine harekete geçen Nasıra Mıntıka Komutanlığı, geniş bir tertibatla Zemarin köyünü ablukaya alacaktır.

Sarah Aaronsohn'un Yakalanması

Sarah, Zemarin'de bir gece baskınıyla yakalandı. Sarah, Türk askerini "sefa geldiniz beyler" diyecek kadar soğukkanlılıkla karşılamış ve askerlere likör ikram etmek istemiştir. NİLİ'nin kara kutusu denilebilecek Sarah, Yüzbaşı Necmeddin ve Teğmen Muzaffer Beylerin refakatinde sorgulanmak üzere trenle Şam'a gönderilmiştir. Fakat tren Vadi Şahap'tan geçerken Sarah, defi hacet bahanesiyle vagon değiştirip kendini Şahap Vadisi’ne atarak intihar etmiştir. Böylece, "taşıdığı bin bir sırla beraber yokluğa ve karanlığa gömülmüştür"16

Sarah Aaronsohn, 1948'de İsrail'in kurulmasıyla birlikte Yahudi tarihinin sembol isimlerinden birisi haline gelecektir. Yahudi alemi onu Türk hakimiyetine direnen ve bağımsız Yahudi devletinin yolunu açan NİLİ "kahramanı" olarak görecektir. Hatta, onu ünlü Fransız kahramanı Jan Dark'la kıyaslayacak kadar kendisine olağanüstü kahramanlık payesi vereceklerdir. Sarah'ın günümüzde Hayfa'daki mezarı, mitolojik kahramanlar gibi Yahudilerin ziyaretçi akınına uğramaktadır.

Casusların Yargılanması

Sarah'ın ölümüyle birlikte NİLİ casusları art arada yakalanmaya başlandı. Nasıra Mıntıka Komutanlığı, Filistin'in farklı şehirlerinden çok sayıda casusu yakalayıp Şam Karargahı'na gönderdi. Cevat Rıfat Bey’in vurguladığına göre, Şam hapishaneleri akın akın gelen casuslarla dolup taştı. Öyle ki, bazı küçük cami ve mescitler bile hapishane olarak kullanılmaya mecbur kalındı. Bu durumdan şikayetçi olan Suriye Valisi Tahsin Bey, hapishanelerde yaşanan izdihamdan ve Şam'a gönderilen casusların muhafazasından endişe duyarak Sekizinci Kolordu'nun dikkatini çekmiştir.17

Tahsin Paşa'nın kolorduyu uyarmasına karşın casuslar sel gibi Şam'a akmaya devam etmiştir. Şam'dan 15, Beyrut'tan 9, Sayda'dan 3, Akka'dan 4, Hayfa'dan 37 NİLİ casusu sorgulanmak üzere hapishaneye konuldu. Cevat Rıfat Bey’in, Abraham Blum adında bir NİLİ casusu hakkında sarf ettiği şu sözler, Siyonizm idealiyle büyülenen casusların halet-i ruhiyesini göstermesi bakımından ibret vericidir:

"Karşımızda gururla Siyonizm'in müdafaasını yapan ve faaliyetine ait en ufak bir sırrı bile ifşa etmekte inat gösteren bu dev cüsseli casusu söyletmek için her çareye başvuruldu. Evinde yapılan müteaddit aramalarda bir helyosta muhabere makinesinden başka bir şey elde edilememişti. Anlaşılan, topladığı malumatı her gece düşman gemilerine bu makine ile bildiriyor ve kağıtları da yakıyordu. Abraham Blum, aleyhinde topladığımız delilleri katiyen inkâr etmiyor. Fakat idare ettiği teşkilata ait ağzından bir laf almak mümkün olamıyordu. Ölümle karşı karşıya geldiği anda bile hiç tereddüt etmeden inadında ısrar etti"18

Abraham Blum'un sorgulamasında dikkat çeken bir husus da kendisinin Müttefik ordusu hakkında topladığı bilgileri Arvat Adası'nda bulunan ve "Mösyö Formen" olarak deşifre edilen bir Fransız yüzbaşısına vermesiydi. Bundan da bir İngiliz istihbarat örgütü olarak kurulan NİLİ'nin Fransız istihbaratıyla da işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Karşı Casusluk

Osmanlı istihbaratının NİLİ örgütüyle mücadelede kullandığı yöntemlerden biri de karşı casusluktur. Teşkilat-ı Mahsusa'nın da sıklıkla kullandığı bu yöntem, sahte bir NİLİ casusunun örgüt içine sokulmasıyla tatbik edilmekteydi. Cevat Rıfat Bey, Cezayirli Abdülkadir'in oğlu Emir Said'in fedailerinden Kaid Zeki adında bir Arap’ın bu işle vazifeli olarak NİLİ örgütüne sokulduğunu anlatır. Kaid Zeki, bu bağlamda bir NİLİ casusu gibi Mısır'da bulunan Aaron Aronsohn'a gönderilmiştir. Kaid Zeki'nin Osman ordusu hakkında verdiği bazı mahsuru olmayan istihbarat, Aaron'un güvenini kazanmasına yetmiştir. Kaid Zeki, on beş gün içinde iki sefer daha yapmıştır. Aaron, Kaid Zeki'ye sık sık gelmesinin gerekli olmadığını, Osmanlı ordusu hakkında yeni bir gelişme olursa bu bilgilerin Safed'te ikamet eden Madam Raşel Rabinoviç'e vermesini ister. Böylelikle, NİLİ'nin kilit bir ismine daha ulaşılmıştır. Hemen akabinde Seyfi Bey idaresinde harekete geçen Osmanlı İstihbaratı, Raşel Rabinoviç'i ikametinde kıskıvrak yakalamıştır.19

Lawrence'ın Çabaları

Modern araştırmalarda NİLİ casusluk örgütünün İngilizlerin "Arap Lawrence" olarak ünlenen casusu Lawrence'la olan bağlantısı net olarak ortaya konulmamıştır. Fakat Cevat Rıfat Bey'in yazdıkları, Lawrence'ın Şam'da tutuklu bulunan NİLİ casuslarını kurtarmak için askeri bir operasyonu dahi göze aldığı yönündedir. Yazdığına göre sorguya çekilen casuslar, Lawrence'ın kendileri gelip kurtaracağından o kadar eminlerdi ki tahkikatı uzatarak vakit kazanmaya çalışıyordu.

Nihayet Lawerence'in İngiliz altınlarıyla harekete geçirdiği silahlı bir fellah çetesi, Kalatül-ezrak'tan Havran istikametine doğru yola çıkmıştır. Cevat Rıfat Bey, Lawrence'in özellikle Havran bölgesinde bir ayaklanmayı tahrik ederek Şam'ı tehdit etmek istediğini vurgulamaktadır. Fakat, "adil ve mert" idaresiyle bilinen Havran Mutasarrıfı Hacim Muhiddin Beyin aldığı tedbirler ve Lawrence'in bir İngiliz subayı değil de Havran'da daha önce zalim bir yönetim sergileyen Nevres Bey olduğu yönünde yaptığı propaganda, böyle bir ayaklanmanın patlak vermesini önlemiştir.20

Casusluk Oyununda Son Perde

Şam'daki divan-ı harp, geceli gündüzlü bir çalışmadan sonra NİLİ casuslarının ihanet dosyalarını kapamıştır. Cevat Rıfat Bey’in ifadesiyle "Eğer her günahkarı yakalamak icap etseydi bütün Filistin köylerini baştan başa ateşe vermek lazım geliyordu. Bu sebeple ancak bunlardan en azılı elebaşların cezalandırılması yoluna gidildi. En şayan-ı takdir cihet, bunlar hakkında dahi tayin olunan cezaların büyük bir adalet üstünlüğü ile tespit edilip son derece titiz davranılması idi"21

NİLİ casusları için oyunun son perdesi, bir fecir vakti Şam'ın Merce Meydanı’nda sallanan sehpalarla inmiştir. NİLİ'nin kurucu kadrosundan Yosef Lishansky ve Naman Belkind de infaz edilenler arasındadır. Kadın casuslardan Simi Simon ve Madam R. Şürzon gibi isimler ise Anadolu'nun muhtelif şehirlerine sürgün edilmiştir. Sonradan bunların zührevi hastalıklardan yokluğa gömüldükleri rapor edilmiştir. Böylelikle NİLİ, büyük harpte Türklere karşı örülen ihanet zincirinin bir halkası olarak dünya tarihindeki yerini almıştır.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Anita Engle, The Nili Spies, Routledge, 2013, s.68.

2Anita Engle, a.g.e., s.15.

3Cevat Rifat Atilhan ve yaşam öyküsü için bkz. Celil Bozkurt, Cevat Rifat Atilhan, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2012, 413s.

4Cevat Rifat “Harb-i Umumide Sina Cephesinde Yahudi Casuslar”, Anadolu, 8 Kanun-u Sani 1933-27 Şubat 1933. (37 bölüm).

5Cevat Rifat, Sina Cephesinde Yahudi Casuslar, İkinci Bin, Meşher Matbaası, İzmir 1933, 147s.

6Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar-Suriye'nin Mataharisi Simi Simon, 2. Baskı, Üstün Eserler Neşriyatı, İstanbul 1947, 64s.

7Cevat Rifat, Suzi Liberman, Türkiye Matbaası, İstanbul 1935, 56s.

8Cevat Rifat, Musa Dağı, Kenan Basımevi ve Klişe Fabrikası, İstanbul 1937, 79s.

9Bu gemi, İngilizlerin Monegam adlı gemisidir.

10Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.26-27.

11Cevat Rifat Beyin Josef Tobin olarak verdiği casus, gerçekte Yosef Lishansky'dir. Osmanlı istihbaratı, Lishansky'yi pasaportunda kullandığı takma isimle Josef Tobin olarak tanımaktadır.

12Zemarin, İbranice adıyla Zichron Yaakov olarak bilinen Yahudi yerleşim birimi.

13Burada Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın Birinci Dünya Savaşı'nda yaptığı Güney Cephesi ziyareti kast ediliyor.

14Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.38.

15Aaron Aaronsohn kast ediliyor.

16Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.42-43. Çağdaş kaynaklar, Sarah'ın ölümü hakkında farklı bilgiler vermektedir. Engle'e göre Sarah, Zemarin'deki evinde aile efradıyla birlikte sorgulanırken bir yolunu bulup tabancayla intihar etmiştir. Bkz. Engle, s.204. Ziya Uygur da, Osmanlı arşivlerine dayandırdığı eserinde Sarah'ın tabancayla intihar ettiğini teyit etmektedir. Bkz. Ziya Uygur, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Filistin Sorunu ve Siyonizm, İstanbul 1998, s.138.

17Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.44.

18Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.50-52.

19Cevat Rifat Atilhan, Musa Dağı,Aykurt Neşriyatı, İstanbul 1968, s.92-99.

20Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.59-60.

21Cevat Rifat Atilhan, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar, s.61.

 

Kaynakça

Atilhan, Cevat Rifat, Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar-Suriye'nin Mataharisi Simi        Simon, 2. Baskı, Üstün Eserler Neşriyatı, İstanbul 1947.

Atilhan, Cevat Rifat, Musa Dağı, Aykurt Neşriyatı, İstanbul 1968.

Bozkurt, Celil, Cevat Rifat Atilhan, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2012.

Engle, Anita, The Nili Spies, Routledge, 2013.

Rifat, Cevat, “Harb-i Umumide Sina Cephesinde Yahudi Casuslar”, Anadolu, 8 Kanun-u   Sani 1933-27 Şubat 1933. (37 bölüm).

Rifat, Cevat, Sina Cephesinde Yahudi Casuslar, İkinci Bin, Meşher Matbaası, İzmir 1933.

Rifat, Cevat, Suzi Liberman, Türkiye Matbaası, İstanbul 1935.

Rifat, Cevat, Musa Dağı, Kenan Basımevi ve Klişe Fabrikası, İstanbul 1937.

Uygur, Ziya, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Filistin Sorunu ve Siyonizm, İstanbul     1998.

 

 

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun