Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti’nden Askere Sağlık Öğütleri

Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti’nden Askere Sağlık Öğütleri

Osmanlı Devleti birçok savaş görmüş, sınırlarını yüzyıllar içerisinde doğuda ve batıda genişletmiştir. Balkan Savaşları sırasında 1913 yılında kurulan Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti sosyal yardım cemiyeti olarak faaliyet göstermiştir. Yardımsever halktan topladıkları yardımları ordunun ihtiyaçları doğrultusunda kullanmakta, ihtiyaç sahibi kişilere ve asker yakınlarına da ulaştırmaktaydı. Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti aynı zamanda sağlık konusunda askeri eğitmek için bazı eserler yayımlamıştır. Bayram Akgün bu yazısında cemiyetin Türk askerleri için hazırlamış olduğu “Askere Sağlık Öğütleri” adlı 16 sayfadan oluşan küçük bir risaleyi Beyaz tarih okurları için aktarıyor.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı Devleti, yıkılışına kadar geçen süre zarfında birçok savaşla karşı karşıya gelmiştir. Yaşanan bu savaşlar devleti sosyal, kültürel, askeri, siyasi, politik, ekonomik vb alanlarda olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle savaşın en acı yüzlerinden olan askeri ve ekonomik sıkıntılar ülkeyi bunalıma sokacak derecede artmıştır.

Yaşanan bu olumsuzluklara rağmen bazı kurum, kuruluş, vakıf, cemiyet vb topluluklar hem devlete hem de sivillere destek amacıyla olumlu girişimlerde bulunmuşlardır. Bu girişimlerden birini başlatan cemiyetlerden biri de Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti’dir.

Balkan Savaşları sırasında 1913 yılında kurulan ve sosyal yardım cemiyeti olan Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti ağırlıklı olarak yardımsever halktan topladıkları yardımları ordunun ihtiyaçları doğrultusunda kullanmaktaydı. Bunun yanında cemiyet, ihtiyaç sahibi kesim ve asker yakınlarına da yardım etmeye devam etmekteydi. 

 Gelir kaynağını yardımsever halktan karşılayan Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti, bunun yanında yeni gelir kaynakları için harekete geçerdi. Bu bağlamda cemiyet spor müsabakaları, sinema, tiyatro vb faaliyetleri ile hem gelir kaynağını genişletir hem de savaş durumunda olan ülke insanının moral ve motivasyon olarak canlı tutulmasını sağlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nda birden fazla cephede savaşan Türk askeri, silah, cephane, top, yiyecek, giyecek, yakacak, sağlık hizmetleri vb lojistik destekler bakımından bazı cephelerde büyük güçlükler çekmiştir. Muharebelere tekrardan geri katılabilecek olan birçok hafif yaralı askerler geç tedavi gördüğünden, tıbbi malzeme eksikliği, eksik bilgilendirme vb nedenlerden dolayı yarasının ağırlaşması gibi bir durum ortaya çıkmaktaydı. Bu durum yaralanan ve hastalanan askerlerin tekrardan savaşmasına mani oluyordu.

Savaş sırasında askerlerin düşmanın top, tüfek, bomba, süngü vb savaş aletleri ile yaralanarak muharebe alanını terk etmesinin yanında hastalanma sebebiyle de aynı durumla karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Savaşın ilerleyen günlerinde bulaşıcı hastalıklar, savaş halindeki askerler için düşmandan daha tehlikeli bir hal almaya başlamaktaydı.

Savaş sırasında bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için gerekli bazı önlemler alınmaktaydı. Askerlerin bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya gelmemesi için, bu hallerde ne yapmaları gerektiğini öğrenmeleri bakımından Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti de bazı girişimlerde bulunmuştur.    

Müdafaa-i Millîyye Cemiyeti, askerlerin sıhhi konulara ilişkin bilgi sahibi olmaları bakımından bazı eserler yayımlayarak askerlere dağıtılmasını sağlamıştır. Bu yazımızda cemiyetin Türk askerleri için hazırlamış olduğu küçük bir risaleyi aktaracağız.

Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti, cephedeki askere dağıtılmak üzere “Askere Sağlık Öğütleri” adlı 16 sayfadan oluşan küçük bir risale yayımlamıştır. Risalenin ilk sayfasında ise “Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti’nin Asker Kardeşlerine Hediyesidir” ibaresi yer almaktadır. Eserin yayın yılı ve basım yeri belli değildir. 1913-1919 yılları arasında altı yıllık bir süre zarfında faaliyet gösteren cemiyet muhtemelen bu eseri Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra yayımlamıştır.

Risalenin girişinde muharebe anında askerin yaralanmasına karşı uygun müdahalenin askeri kurtaracağına, asıl düşmanın mikroplu hastalıklar olduğuna dair kısa bir bilgi verilmektedir. Daha sonra ise askerlerin dikkat etmesi gerektiği bulaşıcı hastalıklar ve diğer sağlığı etkileyici etkenler olan; Kolera, ordu hummâsı, basur, hummâ-yı râcia, kurtlu ishâller, tifo, çiçek, ısıtma, güneş ûrmasi, soğuk almak, ayak donması, kurşun yarası, gülle yaralarının ne olduğu, sağlamlara nasıl geçtiği ve hastalığın sağlamlara geçmemesi için yapılması gerekenler hakkında bilgilendirme mevcuttur. Son bölümde ise askerlerin tutması için 17 maddeden oluşan küçük öğütler yer almaktadır.

Yayın içerisinde bulunan şu bilgi ise ciddi bir nasihat ve uyarı niteliğindedir:

“Her asker kendi vücudunu hastalıktan ölmeden kurtarabilirse hem evine barkına kavuşur, hem de o ordu düşmana galip gelir.”

4a

 

* * *

Askere Sağlık Öğütleri

Yeni cerrâhlık; kurşun, gülle yaralarını hiç el, âlet, kirli paçavra dokundurmadan çarçabuk bir temiz bezle sarar. Vücûda büyük bir sıcaklık gelince tehlike olmadığını dışarıdan anlayarak birçok günler böyle bir yarayı açmaz, kurşunu çıkarmaya uğraşmaz. İşte bu sayede asker kurşun ve gülle yarasının zararından eski muharebelerde olduğu gibi ölmez. Artık askerin düşman kurşun ve güllesinden korkusu olmasın!

Askeri telef eden en zâlim düşman mikroplu hastalıklardır:

Bu hastalıkların neden olduğunu, sağlamlara ne suretle geçtiğini, hastalıkların sağlamlara geçmemesine ne gibi tedbirle karşı konulacağını her asker iyice bellemelidir. Mümkün oldukça, fırsat düştükçe bu nasihatleri tutmaya bu tedbîrleri tamamiyle yapmaya uğraşmalıdır.

Her asker kendi vücûdunu hastalıktan, ölümden kurtarabilirse hem evine barkına kavuşur, hem de o ordu düşmana galip gelir.

Ehemmiyetleri sırasıyla bu hastalıklar şunlardır: kolera, ordu hummâsı, basur, hummâ-yı râcia, kurtlu ishâller, tifo, çiçek, ısıtmadır. Güneş urmasi, ayak donması, soğuk almak da sefere giden asker hastalığıdır. Düşman yarası da en sonra düşünülür.

Kolera hastalığı

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Bu hastalık, kolera hastasının pisliğiyle dışarıya çıkan bir mikropla sağlamlara geçer. Koleraya tutulan pisliğini az çok eline elbisesine, yediği içtiği kaplara bulaştırdığından bunlarla da kolera başkasına geçer. Kolera pisliği kullanma, yıkanma, abdest alma, içme sularına sızar ve girerse bu suyu kap kacak yıkamak, abdest almak, yıkanmak için kullananlar, içenler bu hastalığa tutulurlar. Karasinekler pisliklere konduktan sonra yemek ve içmelerimize girdiklerinden, karasineklerden de çok çekinmelidir.

Kolera hastalığı amel ile başlar. Bazen kusma da gelir, çarçabuk amel çoklaşır. Ve tutulan kendini tutamaz derecede kuvvetten düşer.

Böyle halleri kendinde duyan hemen hekime koşmalıdır. Hastayı ne kadar çabuk hekim görürse kurtulması o kadar kolay olur. Arkadaşının birinde bu halleri gören zâbitâna, hekimine haber vermelidir. Kim bu halde olanı görüp de haber verirse hem kendini ve hem taburunu hastalığa yakalanmaktan kurtarır.

Koleraya tutulmamanın çâreleri:

Daima temiz su, mümkünse kaynamış su içmeye gayret etmelidir. En iyisi istirâhat zamanında çay pişirip mataraya doldurmalıdır. Eğer biraz şeker bulunursa içine koymalı. Bulunmazsa şekersiz içmelidir. Soğuk çay harâreti, susuzluğu kesmek ve yüreğe derman vermek için en iyi içkidir. Kaynadığı için temizliği pek emniyetlidir. Çiğ yemiş, salata, sebze kat’iyyen yememelidir. Hattâ yenilecek ekmeğin dışını bir kere alevden geçirmeye fırsat olursa gayret etmelidir. Amel yapacak her şeyden sakınmalıdır. Her türlü kuru ve yaş yemişler, erik, salatalık, karpuz, kavun, ekşi çekirdekli üzüm, mısır, pestil, ortada satılan şerbet, limonata ve tatlıları, mideyi bozacak, karnı ağrıtacak hiçbir şeyi yememelidir. Karnını üşütmemek için karna daima bir yün kuşak sarmalı. Yorgun yorgun soğuk su içmemeli, buz yutmamalı, dondurma yememeli, insan pisliğinden, sidiğinden uzak kaçmalı, su pınarı, dere ve göl kenarına, asker konduğu yerlerin yakınına abdest bozmamalı, daima fırsat buldukça elini, ağzını yıkamalıdır.

 Osmanlı ordusu koleraya askerin tutulmaması için kolera aşısı yapmaktadır. Her asker kendine aşı yaptırmalı, yapılmayan zâbitâna müracaat etmeli. Verilen hekim nasihatlerini iyice tutmalıdır. Aşılananda aşılanmamış gibi yukarıdaki bütün söylenen tedbîrlerin hepsini mümkün olanını yapmalıdır.

6a

Ordu hummâsı

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Ordu hummâsına yakalananın kanındaki mikroplar sağlamlara geçmekle bu hastalık olur. Bitler, tahtakuruları, pireler, belki sivrisinekler, her türlü böcekler hastanın kanını emdikten sonra sağlam adamı gider ısırır, böylece hastalığı sağlama geçirir. Bu hastalık birden bire ateş çıkmasıyla, derman, kuvvet kesilmesiyle başlar. Kendisinde veya arkadaşında bu halleri gören hemen zâbitâna, hekimine haber vermelidir. Hem kendini hastalıktan ve hem de taburunu bu hastalığa tutulmaktan kurtarmış olur.  

Ordu hummâsına tutulmamanın çâreleri:

Bitten, tahtakurusundan, pireden, her türlü haşerattan sakınmalıdır. En tehlikelisi bittir. Bitlilere sokulmamalı, yatacak yerin bitsiz olmasına bakmalı, kimse ile koyun koyuna yatmamalı, fırsat düştükçe yıkanmalı, iç çamaşırlarını yıkamalı ve her vakit elbiseyi, çamaşırları soyunup bit arayıp öldürmeli, saçlarını dibinden kestirmeli, vücûdda çok kıllı yerleri tıraş etmelidir.

Bitler: bilekten, bacaktan, boyun kenarlarından vücûda girer. Kollara, ayaklara, bacaklara, boyunun etrafına, göğüsün yukarı taraflarına, günde iki def’a hafif pek az hafif cıva merhemi sürmelidir. Elbisesinde temizlenmeyecek kadar çok bit ve sirkesi olanlar elbisesini temizletmek için etüv kazanına koydurmalıdır.   

etüv

Bit ve sirkelerin elbiselerden arındırılmasını sağlayan etüv kazanı

 

Basur Hastalığı

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Basura tutulanların pisliğiyle dışarıya çıkan bir mikropla sağlamlara bu hastalık geçer. Böyle hastanın pisliği sulara sızar ve girerse bu pisliğin kurumuş tozları yemeklere, içmelere konarsa hastalık böyle suyu kullananlara, içenlere bu yemekleri yiyenlere geçer. Karasinekler, bu pisliklere konup oradan yemeklerimize, içmelerimize girdiklerinden karasineklerden çok çekinmelidir.

Basur hastalığı çıkarken mak’ad da ağrı veren amel ile başlar. Amelin içinde çok kere sümük ve kan bulunur. Gün geçtikçe amel çoğalır. Bu halleri kendinde veya arkadaşında gören hemen zâbitâna, hekimine haber vermelidir. Hem kendini hastalıktan ve hem de taburunu bu hastalığa tutulmaktan kurtarmış olur.

Basura tutulmamanın çâreleri:

 Koleraya tutulmamak çâresinde söylediğimiz gibidir.

Hummâ-yı Râcia

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Hasta olanların kanında bulunan bir mikroptan gelir. Bitler, tahtakurusu, pire, belki sivrisinekler, her türlü böcekler hastanın kanını emdikten sonra sağlam adamı gider ısırırlar. Böylece hastalığı sağlamlara geçirirler.

Bu hastalık birden bire ateş çıkması, derman kesilmesiyle başlar. Bazen sarılık da olur. Kendisinde veya arkadaşında bu halleri gören hemen zâbitâna, hekimine haber vermelidir. Hem kendini hastalıktan hem de taburunu bu hastalığa tutulmaktan kurtarmış olur.

Hummâ-yı râciaya tutulmamanın çâreleri:

Ordu hummâsına tutulmamanın çarelerinde söylediğimiz gibidir. 

Kurtlu ishâller

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Yerde, suda göze zor görünür birçok küçük kurtlar vardır. Kurtlu ishâle tutulanların, pisliklerinde de bunlar çok bulunur. Bu pisliklere, topraklara dokunanlara bu topraklara dokunmuş şeyleri pişirmeden, kabuğunu soymadan yiyenlere, bu sular ile elini, yüzünü yıkayanlara, içenlere, bu sularda yıkananlara bu kurtlar geçer. Ya ağzından ya derisinden girerek bağırsaklarında yerleşir.

Bu hastalıklar evvelâ âdi bir amel gibi başlarlar. Günde iki, yaş amel birkaç günler devam eder. Sonra şiddetlenir, günde yirmi, otuz olur. Dermansızlıkla tutulanı öldürür.

Bu ishâllere tutulmamanın çareleri: Kolera, basur için söylediğimiz gibidir. Yalnız bunlar için temiz kirli topraklara, çamaşırlara her türlü birikinti sulara elini dokundurmaktan da sakınmalıdır.

2a

Tifo hastalığı

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Tifo hastalığına uğrayanların pislikleriyle, sidikleriyle dışarıya çıkan mikropla sağlamlara geçer. Böyle hastaların pislik ve sidikleri suya geçer. Sinekler üzerine konarak sonra yiyecek ve içeceklerimizin içlerine girerler. Böylece hastalık bu kirlenmiş suyu, bu kirlenmiş yemekleri kullananlara geçer. Böyle kirli sularla abdest almak, yüz, ağız yıkamak, yıkanmak dahi tehlikelidir.

Bu hastalık yavaştan başlayarak gittikçe çoklaşan, sıcaklık ve baş ağrısıyla başlar. Birkaç günde dermanını keserek yatağa serer. Kendinde ve arkadaşlarında bu halleri görenler hemen zâbitâna, hekime haber vermelidir. Hem kendini hastalıktan hem taburunu hasta olmaktan kurtarır.

Tifo hastalığına yakalanmamanın çâresi:

Kolera hastalığında söylediğimiz gibidir. Osmanlı ordusu her askerini bu aşı ile aşılıyor. Aşılanmayan hemen zâbitâna, hekimine haber verip kendini aşılatmalıdır. Aşılanan da aşılanmamış gibi kolera da söylediğimiz uzun öğütleri tutmalı, tedbîrlerin hepsini yapmalıdır.

Çiçek hastalığı

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Çiçek hastalığına uğrayanın yüzünde, ellerinde ve vücudundaki küçük çıbanların içinde kuruyan bu çıbanların üstlerinden kalkan kuru kabukların üzerinde oturan bir mikroptan sağlamlara geçer.

Bu hastalık birden bire duyulan büyük bir sıcaklık ile başlar. Birkaç gün sonra yüz, eller, her taraf kızarır. Evvelâ kırmızı olup sonra sarılaşan cerâhatlı, çıbanlar meydana çıkar. Kendinde, arkadaşında bu halleri görenler hemen zâbitâna, hekimine haber vermelidir. Hem kendini hastalıktan ve hem taburunu hastalığa yakalanmaktan kurtarır.

Çiçeğe yakalanmamanın çâresi:

Çiçek aşısıyla aşılanmalıdır. Eğer bir sene evvel aşılanmış ise bir daha aşılanmak için zâbitâna, hekime haber vermelidir. Çiçek hastalığına uğrayan hastanın yanından kaçmalı, onunla beraber bulunmamaya uğraşmalıdır.

1a

 

Isıtma hastalığı

Sebebi ve sağlamlara nasıl geçtiği:

Isıtmaya uğrayan hastanın kanında bulunan bir mikroptan sağlamlara geçer. Bu mikrop kandan dışarı çıkmadığından kanın dışarısında toprakta, suda yaşamadığından insandan insana doğrudan doğruya geçmez. Yalnız sivrisinekler hasta olanın kanından alarak sağlamların kanına, ısırmakla mikrobu sokar, hastalığı geçirirler.

Bu hastalık birden bire şiddetli bir titreme ile başlar. Sonra yakıcı bir sıcaklık gelir. Beş altı saat sonra bol bir ter gelir. Hasta açılır. Bu hastalık Anadolu’nun Arabistan’ın belasıdır. Derman kesen, yuva söndüren bu hastalığı bilmeyen Osmanlı yoktur. Bu hastalık adamı çabuk öldürmez. Ama dermanını kestiğinden başka hastalıklara insan çabuk tutulur. Ve hem de yürüyemez. Muharebe edemez bir hale gelir.                 

Isıtmaya yakalanmamanın çareleri:

Evvelâ, sivrisinek ısırmasından kendini saklamalıdır. Bunun için bataklık su birikintisi, kuyu, havuz gibi sivrisinek yuvaları civarında bulunmamalıdır. Sivrisinekler güneş batmadan ortaya çıkarak güneş doğuncaya kadar ortada bulunduklarından sabahleyin erken, akşamüzeri yüzü ve elleri âdi bir bezle ve yâhud mendille sarmalıdır ve geceleyin ellere ince bir eldiven mümkünse yüze bir ince tülbentten yüzlük geçirmelidir. Sivrisinekler bazı yerlerde gündüz dahi insanlara hücum ettiklerinden gündüzleri de bunlardan kaçınmalıdır. Evde, ahırda, çadırda yatmazdan evvel sivrisinekleri bulup öldürmeli veya kuru ot veya pire tozu yakarak kaçırmalı, pencereleri kapamalı, içeriye aydınlık almamalıdır. Eğer sivrisinek geçemeyen tülbent varsa evlerin, çadırların pencerelerine bu bezi germekle sivrisineklerin girmesi men olunur. Ve yâhud elleri, yüzü, vücûdun açık yerlerini içinde biraz sülfatu bulunan vazelin ile zeytinyağı ile kaplamalıdır. Bu çârelerin hepsini birden yapmalıdır. Biri iyi gelmezse diğeri iyi gelir. Askerlikte bu çârelerin hepsini tamâm yapmak mümkün olmazsa yapıldığı kadarını yapmalıdır. Bu da çok kârdır. Daha emniyetlisi sivrisinek ısıtma olan mahallerde dere, göl, bataklık, su birikintisi olan yerlerde sabah ve akşam 20 santigram sülfatu almalıdır.    

Güneş Urmasi

Güneşin doğru ziyasının çok zaman başa urmasinden olur. Havada rutubet çok olur, rüzgar da olmazsa daha kolay hâsıl olur. Açık baş, güneşte gezenlerde, çok saç taşıyanlarda, güneşin doğru ışığının geçmesine, havanın dolaşmasına mani olan baş külahı kullananlarda olur. Çok şişmanlar, boyu kısa olanlar, ısıtma çekmekten, amel olmaktan, başka hastalıklardan kuvveti, dermanı kesilmiş olanlar güneş urmasine kolaylıkla yakalanırlar. Bu hastalık şiddetli baş ağrısı, sersemlik, baş dönmesi, gözlerin dumanlanması, kulak gürletileri ile başlar. Yavaş yavaş hasta kendini gâib ederek nihayet kendini bilmez bir halde yere düşer.

Güneş urmasinden korunmanın çâresi:

Mümkün olduğu kadar güneşin doğru ziyası altında durmaktan, yürümekten kaçınmalı, uzun yol yürürken mümkün ise sık sık gölgede biraz dinlenmeli. Elbiseyi gevşek giymeli, boynu, kolları, bacakları çok sıkacak, yakalık, gömlek, don bağları kullanmamalı.  Askerin şimdi giydiği baş külahının tepesine birkaç delik açmalı ve o sûretle başa koymalı ki baş ile külah arasından hava geçsin. Külahın altına beyaz kağıt veya beyaz bir mendil koymalı, mendili enseye kadar indirmeli, baş örtüsüz hiç güneşe çıkmamalı, saçları pek kısa kestirmeli, fırsat buldukça başı ve yüzü ıslatmalı ve ıslaklığı bırakmalı.

Soğuk Almak

 Asker için soğuktan kaçınmak mümkün değildir. Soğuk almamak için herkes evvelce vücûdunu, derisini soğuğa alıştırmış olmalıdır. Bunun için soğuğa çıkmadan korkmamalı. Fırsat buldukça soğuk su ile elleri, kolları, ayakları, bacakları sık sık yıkamalı, soğuk su ile kış, yaz vücûdu silmelidir. Yürürken terletecek kadar elbise giymemeli, terleyip, yorulup, oturduktan sonra arkaya bir kaput almalı, rüzgar akıntısında oturmamalı, terli iken soğuk su içip dondurma yememelidir.

Soğuk almanın ileri derecesi donmaktır. Bu hâl kışın olur. Soğuğa, rüzgar rutubet de karışırsa donma çabuk olur. Sıcak tutacak elbise giymemek, ıslak elbise ile bulunmak donmaya sebep olur. Soğukta hareketsiz oturan, yatan kolay donar. Donma evvelâ üşümek ile başlar. Yavaş yavaş baş ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, uyuşukluk nihayet uyku hali gelir. Buna karşı çâre yok. Sıcak elbise giymeli. Islak olan elbiseyi kurutmalı, daima hareket üzere bulunmalı. Elini, kolunu, bacaklarını daima hareket ettirmelidir. Mümkün ise rüzgarsız, sıcak bir köşe aramalıdır. Müskirat evvelâ biraz deriyi ısıtırsa da bilahare ziyade üşüttüğünden hiç kullanmamalıdır. Ancak çok ve yağlı gıdalar hususuyla şeker, kuru üzüm, pekmez, helva yemek vücûdu ısıtır.    

 3a     

Ayak Donması

Evvelâ ayak, el parmakları veya burundan başlar. Askerde ayak donması ziyade olur. Ayak donmadan evvelâ üşümeye, sızlamaya başlar. Bilahare artık hiçbir şeyi duymaz olur. Ayaklarını dondurmamak için, ıslak ayakkabıyı, ıslak çorabı hemen kurutmalı. Ayak parmaklarını daima hareket ettirmeli, arada bir kalkıp yürümeli veya yerinde bacaklarını oynatmalı, yün çorap giymeli. Ayrıca çorabın üzerine birkaç kat kağıt sardıktan sonra kunduraya sokmalıdır. Ayaklarını sık sık ateşe göstermek ayak donmasına istîdâd vereceğinden bundan çekinmelidir.

Eğer donmak başlamışsa kundurayı çıkarmalı, ayağı birden bire ateşe, sıcak suya göstermemeli. Evvelâ soğuk su ile yıkamalı veya kuru bezle dizlere doğru oğmalı. Sonra yavaş yavaş daima parmakları oynatarak sıcağa yaklaştırmalıdır.

Kurşun Yarası

Eğer kurşun askeri olduğu yerde öldürmezse eğer o asker aşağıda söylediğimiz nasihatleri tutarsa bu kurşundan artık ona zarar gelmez.

Kurşun ya bir taraftan girer çıkar ya girer içeride kalır. Kurşun yiyen hemen kurşunun girdiği, çıktığı yerlerin üzerindeki elbiseyi soyarak, keserek açmalı, el, alet, su, kirli bez dokundurmadan üzerindeki ıslak kuru kanı silmeden hemen elbisede dikili olan yara sargısını açıp girme, çıkma yara deliklerini iyice kapamak üzere sıkı sıkı sarmalı. Hekime gidinceye kadar bir daha açmamalıdır. Eğer yaradan çok kan akıyorsa, yara kollarda, bacaklarda ise yaranın üst tarafından bir mendil, bir ip, gömlekten kesilmiş bir paçavra ile kan duruncaya kadar sıkı sıkı sarmalıdır. Eğer boyunda, göğüste, arkada, karında, kaba etlerde ise sargı bezinden yoksa temiz mendilinden yoksa gömleğinin temiz tarafından kesilen bir paçavra ile katı bir yumak yapıp kan akan yaranın ağzına koymalı, üzerini bir sargı bir paçavra ile sıkıca fakat pek sıkı sarmalıdır. Çok kan gâib edeni ayağa kaldırmamalı, oturtmamalı, hemen baş aşağı verilmiş bir halde arka üstü yatırmalı, yüzüne su serpmeli, çay, kahve, su var ise içirmeli, hele çok su içirmelidir. Çok kan gâib edenleri sedye ile yatırarak götürmeli. Çok kan gâib eden yarım okkadan ziyade kan gâib edendir.

Sakın içeriye girmiş kurşunu karıştırmaya, çıkarmaya uğraşmamalı. Onun ne olacağını hekim bilir.

Kılıç yarasında da kurşunda söylenen gibi çâreler yapılır.

Gülle Yaraları

Yine yara yerini kurşunda söylenen ki hiçbir şey dokundurmadan açmalı, yaranın dışarısında elin gittiği yerlerde gülle, çivi, demir, taş, kaba toprak parçaları var ise temiz bir bez, bir mendil veya gömleğinin temiz tarafından kesilmiş bir paçavra ile bunları mümkün olduğu kadar yaraya dokundurmadan kaldırmalı. Kurşunda söylenen gibi yarayı temizce sarmalı, kan çok geliyorsa üst tarafından sıkmakla veya pamuk ile kanı dindirmeli.

Yara üzerine tezek, örümcek ağı, toprak, un, yaprak koymaktan sakınınız.

 

yrl

Yaralı bir askeri sargı yerinde ameliyat esnasında

 

Küçük Öğütler

  • Fırsat bulduğun vakit hemen çamaşırlarını hattâ elbiseni sıcak su ve sabun ile yıka.
  • Fırsat bulduğun vakit içmeye iğrenmeyeceğin bir su ile elini, yüzünü, ağzını, bütün vücûdunu yıka.
  • Kirli su ile kap kacak yıkamaktan, abdest almaktan, el, yüz, vücûd yıkamaktan, kirli su içmekten çok sakın.
  • Temiz su veya kaynamış su mümkünse soğumuş çay iç.
  • Az su iç, her def’a içtiğin suyu yudum yudum iç. Bil ki! Çok içen çok terler.
  • Ne soğukta ne sıcakta rakı, konyak, şarap, bira ve her türlü müskiratın katresini içme. Sıcakta hastalandırır, soğukta dondurur.
  • Yemeğini iyi çiğne, çok sıcak, çok soğuk yiyip içme!
  • Başkasının yediği içtiği kaptan iyice yıkamadan yiyip içme! 
  • Karnının üzerinde daima pamuk veya yün bir kuşak bulundur!
  • Bitin, pirenin, tahtakurusu ve kenelerin, sivri ve karasineklerin ısırmamasına, karasineklerin yiyecek ve içeceğe konmamasına bak.
  • Gece yatarken yüzünü, başını bir mendil bir tülbent bir bez parçasıyla sar, ört, ellerini, ayaklarını yorganın, kaputun altına sok.
  • Kolera, tifo, çiçek aşılarıyla aşılanmaya uğraş.
  • Hafif bir amel bile olsa biraz vücûduna fazla ateş gelse hemen hekimine haber ver.
  • Kirli olsun temiz olsun su kenarına su yakınına askerin konduğu yerin etrafına, çadırlar arasına sakın küçük büyük abdest bozma.
  • Küçük büyük abdestini bozduktan sonra ellerini su ile kum ile mümkünse sabunla bolca yıka.
  • Ne kendinin ve ne arkadaşının yarasına elinle dokunma! Yaraya sakın su dokundurma! Bir şeyle yaranın üzerini silme! Akmış, kurumuş kanını yaranın üzerinden kaldırma! Öylece ya elbisedeki dikili yara sargısıyla ya temiz mendilinle o da yoksa iç gömleğinin temiz bir tarafını yırtarak yarayı sıkıca sar. Sarılmış yarayı ancak hekim açar, başkasına açtırma!
  • Temizlik! Ancak vücûdunda, çamaşırında, elbisende, elinde, yüzünde, yiyecek içeceğinde yapacağın temizlik seni düşman kurşununun, güllesinin zararından her türlü hastalıktan kurtarır. Evine barkına kavuşturur. Düşmana muzaffer eder.      
beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun