Kutü’l Amare’de İngiliz Ordusu’nda Açlık

Kutü’l Amare’de İngiliz Ordusu’nda Açlık

Birinci Dünya Savaşı sırasında Irak Cephesi’nde gerçekleşen çarpışmalardan en önemlilerinden biri şüphe yok ki Kutü’l-Amare Muharebeleri’dir. Verilen mücadelenin ardından Kut Kalesi’ne kıstırılan, her ne kadar kendilerini burada güvende hissetseler de kuşatma altında tutulmaları nedeniyle açlık, hastalık vb. birçok sorunla yüzleşen General Townshend önderliğindeki yaklaşık 13 bin asker cephedeki sorunlardan çok açlık ve hastalıkla boğuştu. Bu durum İngilizleri büyük bir mağlubiyete sürükledi.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli boyutlarından birisi, Irak Cephesi’nde Türk ve İngiliz Orduları arasında yaşanan Kutü’l-Amare Muharebeleri ve bu muharebeler sırasında İngiliz Ordusu’nun kuşatılması sonrasında, yaşanan açlıktır. Kutü’l-Amare’de İngiliz Ordusu’nu Osmanlı Ordusu karısında teslim olmaya zorlayan en önemli etken açlık olmuştur. Açlık, kuşatma altındaki bir ordu üzerinde bütün olumsuz etkileriyle hissedilirken, açlığın tetiklediği sağlık sorunları, ordunun bütünüyle savaş dışında kalmasına neden oldu. Kuşatılan İngiliz Ordusu’nun kuşatma sırasında dışarıdan yardım alması pek mümkün olmadı. Buna karşın, Türk Ordusu kuşatma harekatını sıkı biçimde kontrol etmiş, İngiliz Ordusu’na gelecek yardım yollarını kesmiş, yardım için gelen başka bir İngiliz Ordusu’nu bölgeye yanaştırmamak için yoğun ve başarılı muharebeler gerçekleştirmiştir. İngiliz Komutan Tawshend’in açlığa karşı almaya çalıştığı önlemler; çok eski tarihlerden beri, muharebeye giren bir ordu için iaşenin ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur.

Savaşın gerçekleştiği bölgeye bakıldığı zaman, bölgenin savaş stratejisi yönüyle bütünüyle kendine özgü yanları olduğu görülür. Her şeyden önce Kutü’l-Amare, Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşerek, Basra Körfezi’ne doğru yol aldığı son derece önemli bir bölgededir. İlk bakışta Basra Körfezi üzerinden, nehir yoluyla bölgeye deniz taşıtlarıyla ulaşımın son derece kolay olduğu görülür. Suyun debisi ve derinliği, belli büyüklükte gemilerin savaş alanına kolayca ulaşmasına olanaklar sunar. Buna karşın, nehir üzerinde ilerleyen su taşıtlarına karşı karadan uygulanacak bir engelleme hareketiyle, denizden alınacak yardımın bütünüyle önünün tıkanabileceğini de gösterir. Daha da ötesi, Kut Kalesi’nin bulunduğu noktada Dicle Nehri’nin kalenin çevresini yarım bir ay gibi kuşatarak, kaleye ulaşılmasını engelleyecek etken olduğu görülse de kuşatma altına alındığında Kale’ye sığınan bir ordunun ikmal yollarının kesilmesiyle birlikte ne denli hareketsiz kılınacağının da ilginç bir örneğini oluşturur.

İngilizlerin Irak Cephesi’ni niçin açtıklarını anlamak zor değildir. Osmanlı ülkesinin bütününe bakıldığında Basra, ülkenin güneyinde, denizden gelecek askeri birliklerin kolayca karaya çıkmasına olanak sunar. Nehir üzerinde uygulanacak nehir yolu taşımacılığı ile de belli bir yere kadar hem askeri personeli hem de askeri birliklere ait malzeme, mühimmat ve diğer malzemeleri rahatça taşıma kolaylığı sağlar. Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı Devleti’nin de savaşa girmesiyle birlikte, güneyden açılacak bir cepheyle Osmanlı ordularının güneyden sıkıştırılması, bu devleti savaş dışı bırakmak ya da bölünen güçleriyle birlikte savaşta yenilgiye zorlamak oldukça akılcı görülmektedir. İngilizlerin Irak Cephesi’ni açmalarının nedeni de budur. Çünkü o tarihlerde Osmanlı Ordusu Kafkas ve Çanakkale Cephelerinde zorlu çatışmaların içine girmişti. Ülke Filistin ve Basra üzerinden gelecek dış saldırılara açık bir durumda bulunuyordu. Üstelik öteki cephelerde oldukça yoğun askeri unsurlar bulundurmak durumunda kaldığı için, Irak Cephesi’nde ilk başta Basra üzerinden yapılacak bir askeri çıkarmayı önleyecek direniş güçleri ortada yoktu.

Osmanlı Genelkurmayı da bu bölgeden bir askeri yığınak yapılması ve bir harekâtın başlaması olasılığını aklında tutmuştu. Böyle bir olasılığın gerçekleşmesi durumunda ilan edilecek Cihad-ı Ekber ile Müslüman toplumların bir din savaşına çağrılabileceğini; Hindistan’dan bu bölgeye kadar uzanan geniş bölgelerden toplanacak askeri birliklerle, yapılacak bir çıkarmaya karşı direniş kuvvetleri oluşturulabileceğini öngörüyordu. Bu öngörü, kuşkusuz kesin ve sonuç getirecek bir önlem olarak nitelendirilemez. Zaten önce olasılık olarak nitelendirilen Basra Körfezi’nden yapılan çıkarma eylemli bir harekâta dönüşünce ve İngilizler deniz taşıtlarıyla bölgeye gelip, personel ve mühimmat yığmaya başladığında Osmanlı Devleti’nin bu cephede ne kadar hazırlıksız olduğunu ortaya koydu. Bölgeye yığılan İngiliz birlikleri gerek personel ve gerekse askeri güç olarak Osmanlı kuvvetlerine göre oldukça üstün durumdaydı. Bu nedenle muharebeler başladıktan sonra İngilizler körfezden iç bölgelere doğru hızla ilerlemeye başladığında, bölgeye kaydırılan Türk kuvvetleri bu ilerleme karşısında oldukça güçsüz kalmıştı.

Fav üzerinden, 1914 yılı sonunda ilerlemeye başlayan İngiliz Ordusu karşısında, kişisel kimi özverili direnişler ortaya çıktı. Bu direnişin en önemli tarihsel figürü Süleyman Askeri Bey’dir. İstihbarat savaşları içinde de önemli bir yeri olan bu kahraman subay, İngiliz ilerleyişini durdurmak için yoğun bir uğraşı verdi. Başkumandan Vekili Enver Paşa, yakından tanıdığı bu kişiyi özellikle bölgeye göndermişti. Çünkü onu Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı verdiği mücadele günlerinden tanıyor, teşkilatçılığını ve muharebe yeteneklerini biliyordu. Bölgeye gelen Süleyman Askeri Bey, yerel aşiretlerden kuvvetler toplayarak, İngiliz ilerleyişini durdurmak için olağanüstü bir güç harcadı.1

Bu yoğun direniş mücadelesi içinde başarısız olduğuna inanan Süleyman Askeri Bey, dramatik biçimde intihar ederek canına kıydı. Bölgenin direnişinde bu kez, Nurettin Paşa’nın büyük katkıları görüldü. İngilizler ise ellerindeki askeri birlikleri daha da artırmak amacıyla Mısır’dan yeni birlikleri bölgeye kaydırarak bu birliklerin başına General Nixon’u getirdiler.2 Bölgenin sunduğu stratejik olanakları ve coğrafyayı son derece verimli kullanmayı başardı. Ardı ardına devam muharebeler sonunda, Selman Pakt’ta yapılan savaşta İngiliz ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. General Townshend yayınladığı bir emirle, çekilişi yavaşlatan kimi mühimmatın ve erzakın, Türklerin eline geçmemesi için Kut Kalesi’ne geçmeden önce, Dicle Nehri’ne attırdı.3 Çekilen İngiliz Ordusu, Kutü’l-Amare’ye gelip yerleşti. Townshend, üç tarafı sularla çevrili bu mekânda Türklere karşı ordusunun daha güvenli olabileceğini düşünmüştü. Bir sızma harekâtı olursa bunun da kolayca önlenebileceğini sanmış; Türklerin uzun soluklu bir kuşatma harekâtına girerek, ikmal yollarını keseceğini aklına getirmemişti. Townshend, Kut’un önünden akıp giden Dicle üzerinden Türklere gelecek erzak ve mühimmatı bulunduğu noktadan engelleyebileceğini sanmıştı. Ancak onu yanıltan bu düşünce, tam tersine Türklerin konuşlanma biçimine bakılırsa, bütünüyle tersine dönecek ve İngiliz askerlerini vuracak bir avantaja dönüşecekti.

town
General Townshend

Gerçekten de öyle oldu. Tükler çekilen İngiliz ordusunun ardından, sıkı bir yürüyüş yaparak Aziziye’ye geldiler. Daha sonra da Kut Kalesi’ne karşı yeni istihkâmlar kazarak ve toplar yerleştirerek, kaleyi sıkı bir kuşatma altına aldı. 1915 yılı Aralık ayından 1916 yılı Ağustos ayına kadar altı ay boyunca süren kuşatma altında, yoğun bir gıda sorunu ve açlıkla karşı karşıya kaldı.4

Artık İngiliz Ordusu için zorlu günler başlamıştı. General Townshend’in önceleri ordusuyla birlikte içine girdiği olumsuz günlerin farkında olmadığı görülüyordu. 12 Aralık 1915 günü, Türk Ordu Komutanı Nurettin Paşa kendisine teslim olması çağrısında bulununca, bu nedenle olsa gerek, Townshend bu çağrıya olumsuz yanıt verdi ve reddetti.5 Bir süre sonra Townshend, kuşatmayı yarma gereği olduğuna inandı. Bu nedenle birkaç kez kuşatmayı yarmak için İngilizler harekete geçtiler; ancak başarılı olamadılar.6

Kuşatma sıkılaşıyor

Kuşatma altında kalan İngilizlerin iyice kapana sıkışıp kaldıkları artık görülüyordu. Kuşatmayı yarma girişimlerinin başarısız olması üzerine Townshend artık askeri anlamda en iyi önlemin, savunma hatları oluşturmak ve Türklerin saldırılarına karşı koymak olduğuna inanmıştı. Türk topçusu kuşatma sırasında belli aralıklarla Kut Kalesi’ni top ateşine tutuyor ve İngiliz siperlerini ağır yıkımlara uğratıyordu. Kalenin duvar ve surları ise topraktan olduğu için, top ateşi kale üzerinde de oldukça etkili oluyordu. Uzun bombardımanlar sonrasında Türk birliklerinin kale duvarlarından açılan gediklerden sızma girişimleri de görülüyordu. Bu nedenle Townshend, ordusunu mevzilerini sahra düzenine göre düzenledi. Türk saldırıları olduğunda, bu düzeneğin verdiği olumlu sonuçla, Türk sızma hareketleri önlenebiliyordu. Kalenin toprak surları ve duvarlarının pek güvenli ve korunaklı olmadığı görülünce, İngiliz Ordusu kalenin çevresini tellerle kapattı. Şimdi Türk akınları başladığında, İngiliz direnişinin de etkisiyle bu akınlar tel çizgisine kadar geliyor ve burada eriyordu.

Türk birlikleri şimdi bütünüyle İngiliz birliklerine ulaştırılacak malzemelerin önünü kesecek düzenek almıştı. Birlikler, güneyden yapılacak ulaştırmanın önünü kesmek üzere görevlendirildi. Townshend ise hala umutluydu. Bir hesap yaptırmış ve her asker için elinde 800 mermi olduğunu, eldeki erzakın da ordusunun bütününe iki ay yetebileceğini görmüştü. O’na göre iki aylık süre hiç de kısa sayılmazdı ve bu süre içinde nasıl olsa öteki İngiliz birlikleri kendilerine ulaşır ve gerekli iaşe ve mühimmat güçlendirmesi yapabilirdi. Bu nedenle kuşatmayı pek de önemsemiyor, zamana oynayarak, kendisine öteki birliklerin ulaşmasını bekliyordu.7 Ancak gelişmeler hiç de onun düşündüğü gibi olmadı. Elindeki erzak hızla erimeye başladı. Daha bir ay geçmeden elindeki erzak oranı, ordunun ancak 22 günlük gereksinimini karşılayabilecek düzeye inmişti. Bu kez savaşlarda kullanılan önemli bir yöntemi devreye soktu. Ordusunun taşıma işlerinde kullandıkları atlar ve katırlar vardı. Pekâlâ, bu hayvanlar belli bir oran ve sırada kesilirse, ordusunun elindeki erzaka destek olunabilirdi.

Böylece 22 günlük erzak oranını daha yukarılara çıkarabileceğini düşünüyordu. Başka önlemlere de yöneldi. Kalenin hemen yanında Kut kenti vardı ve burada Araplar yaşıyordu. Kimi ailelerin yiyecek sıkıntısı çektiğini biliyor ve İngiliz ordusunun erzak depolarından, az da olsa bu ailelere de katkı sunuluyordu. Bu yoksul ailelerin dışında kalan kesimin elinde gıda birikintisi olabileceğini düşünen general, kentte arama yaptırdı. Bu arama sonunda kentte 80 ton tahıl, kentin çevresindeki köylerde de 370 ton arpa ele geçirildi. Ayrıca yenmeye uygun 3,000 at olduğu tespit edildi.

kut6
Kut şehrinde bulunan İngiliz tahkimatı

Ancak atlar için erken karar vermemek gerekiyordu. Çünkü İngiliz Tümeni’nin açık sahada bir hareketi söz konusu olursa, atların ve katırların kesilmesinin, bu hareketi bütünüyle engelleyeceği açıktı. Bu nedenle Townshend atların ve katırların kesilmesi işini, en son önlem olarak düşündü. Bunun kesinleşmesi için de kendilerine yardıma gelecek İngiliz Ordusu’nun, kendilerine ulaşıp ulaşamayacağını iyi hesaplamak gerekiyordu. Sonunda O, beklenen yardımın kendilerine ulaşacağına karar verdi. Bu durumda tümenindeki atların ve katırların kesilip yenmesinde bir sakınca görmedi. Bunun için de önünde bulunan zamanı askerin beslenmesi yönünde üç aşamalı olarak planladı. İlk aşama, tam tayın aşamasıydı. Yani bu ilk aşamada askere tam tayın verilecekti. İkinci aşamaya geçildiğinde, yarım tayın dağıtılacaktı. Bu iki safha içinde beklenen yardım gelmezse ve üçüncü aşamaya geçilecekse, bu aşamada da elde kalan en son olanaklar değerlendirilerek, zaman kazanılacaktı. Beslemesi gereken tam 13.000 kişi vardı. Anılarından öğrendiğimize göre o kendisini Rus Ordusu’na karşı sıkışıp kalmış Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’ya benzetiyordu. Yiyecek ona göre her şeyden, hatta askerin çarpışmasından bile daha önemli bir konuydu. Kendisinin yaşadığı kuşatmaya karşı vereceği mücadeleyi tarih, büyük bir övgüyle yazacaktı.

Bu aşamadan sonra küçük harekâtlarla geçen günlere tanıklık edildi. İki taraf da şimdi siperlerinde karşı tarafı kolluyordu. İngilizler kuşatmayı delme, Türkler ise İngilizler‘in saldırı düzeni almalarını engellemeye çalışıyorlardı. Ocak ayında Townshend’a yardım etmek amacıyla harekete geçen İngiliz Ordusu ile Türk birlikleri temas sağladıkları için, kuşatma altındaki İngiliz Tümeni üzerindeki baskının bir miktar azaldığını hissetti. Türk birlikleri de zaten yeni durum karşısında bir miktar geri çekilmişlerdi.8 Bu arada Türk Ordusu’nun komuta katında bir değişiklik de yapıldı. 9 Ocak 1915 gürü Türk Ordusu’na komutan olarak Nurettin Paşa’nın yerine Miralay Halil Bey atandı.9 Halil Bey bölgeye gelerek komutayı devraldı. Şimdi yeni dönemde aylar boyu süren kuşatmayı yarma girişimleri oluyor ancak bir sonuç vermiyordu.10

Bu kuşatma sürerken, öte yandan da psikolojik harp de yürüyordu. İngiliz Ordusu’nda Müslüman askerler vardı. Bunların içinde Hint kökenli Müslümanlar oldukça fazlaydı. Türkler, karşı tarafa gönderdikleri pusulalarda, din kardeşliği duygusunu öne çıkararak, Hintli askerleri ayaklandırabileceklerini düşünüyorlardı. Bu propagandanın etkili olduğu görüldü. Hintli Müslüman askerler içinde, yine Müslüman olan karşı orduya karşı silah kullanmama eğilimi kendini gösterdi. Birçok Hintli asker, Türklere karşı silah kullanmamak için, kendi işaret parmaklarını ateş ederek ellerinden koparıyorlardı. Yine kendi bulundukları mevzileri terk ederek Türk tarafına sığınan Hint askerleri de ortaya çıktı. Bu durum General’in moralini son derecede bozmuştu. Günler geçtikçe erzak stoku da azalıyordu. 8 Şubat 1916 günü Albay Annesley’e bir hesap yaptırdı. Yapılan hesaba göre erzak durumu şöyleydi:

İngiliz askerleri: 30 günlük tayın,

Hint askerleri, 29 günlük tayın,

Hububat, 8 günlük tayın,

Yem: 7 günlük tayın,

Konserve et, 8 günlük tayın,

Kasaplık hayvan, 17 günlük tayın,

Çay, 15 günlük tayın bulunuyordu.11

Kentte ve çevresinde yeni aramalar yapıldı. Bu aramalarda elde edilen gıda ile erzakın yetme süresi bir parça uzatılabiliyordu. Bu arada kış koşulları son derece ağır biçimde sürüyordu. Yoğun kar ve yağmur yağışı oluyor; Dicle Nehri yağış nedeniyle sık sık taşıyor; taşan sular siperlere dolarak, İngilizleri çok zor durumda bırakıyordu. Aynı taşkınlar Türk siperlerini de olumsuz olarak etkilese de taşkınlara karşı yeni siperler kazılarak, konum güçlendirilebiliyordu. Ancak kuşatma altındaki İngilizlerin böyle şansı pek yoktu. Şubat ayında kuşatmayı yarma girişimleri olsa da bu saldırılar Türkler tarafından püskürtüldü. General Alymer, kuşatma altındaki İngiliz Ordusu’yla bir türlü buluşamıyor, bu da kuşatma altındaki ordu birlikleri arasında huzursuzluk yaratıyordu.

Açlık yüzünü daha sert göstermeye başladı

Günler geçtikçe, askere verilen gıda miktarında ve verilen yiyeceğin kalitesinde düşmeler olmaktaydı. Örneğin, şubat ayının sonlarında et stoku tükendi. Askere artık yalnızca hububat verilebiliyordu. Bunun da askerin direnç gücünde azalma yaratacağından korkuluyordu. O ana dek, atları ve katırları kestirmemek için bekleyen Townshend, bu kez ani bir karar alarak, bu hayvanların kesilmesine başlanması için talimat verdi, evsafları dikkate alınarak her gün sırayla kesiliyor ve etleri mutfakta pişirilerek birliklere dağıtılıyordu. Ancak at eti yedirilmesine, İngiliz Ordusu’nda bulunan Hintli askerlerin şiddetli itirazları oldu. At eti yemeleri, kendi inançlarına göre olanaksızdı. Ne denli ısrar edilirse edilsin, Hintli askerler at eti yememek için direndiler. Bu durumda Townshend bu dini algıyı kırmak için, General Alymer aracılığıyla Hindistan Komutanlığı ile irtibata geçerek, dini önderlerin bir fetva vermesini ve savaş koşullarında kendi inançlarına göre at eti yemenin dince bir sakınca olmadığının belirtilmesini bile istedi. Gelen yanıt, onun umduğu biçimindeydi. Dini liderler, kesilme koşullarına uyulması durumunda savaş sırasında at eti yenebileceğini açıklamışlardı.12

Bu durumda Hintli askerler, içleri pek yatmasa da at eti yemeye başladılar. Bu generali bir parça rahatlatmıştı. Artık o elindeki atların ve katırların belli aşamalarla, belli oranda kesilmesi için talimatlar veriyordu. Ona göre, bu atların artık bu aşamadan sonra ordu için yeterli ölçüde hizmet etmesi zaten zordu. Bunları dinlenmeleri için bir yere bıraksa bile, ancak altı ay sonra iş görecek duruma gelebilirlerdi. Un stokunun hızla tükenişi, at etinin yenmeye başlamasıyla bir parça yavaşlamıştı. Yeni önlemler aldı. Askere dağıtılan unlu yiyecek oranını günlük 4,2 gramdan 3,5 grama düşürdü. Hintlilerin günlük unlu yiyeceğini de 3,5 grama düşürdü. Kavrulmuş arpa tayınını da 1,5 grama düşürdü. Bu arada açlıktan dolayı ordu içinde huzursuzluklar da başlamıştı. Özellikle O, Hint kökenli askerlerin firar edeceklerinden korkuyor; öte yandan, eksik gıda ile beslenen askerler güçsüz kalacakları için, sonradan askerin hareket yeteneğini bütünüyle yitireceğinden korkuyordu.

İngiliz komutanın iyice bunaldığını bilen Halil Bey, General Townshend’e bir çağrıda bulunarak, onu kurtarmak için gelen İngiliz kuvvetlerinin ağır biçimde yenildiğini anlattıktan sonra: “Ben ona karşı yeterli derecede kuvvetli vaziyetteyim. Size gelince, siz askerlik vazifenizi kahramanca ifa ettiniz. Bundan böle kurtarılmanız için muhtemel vasıta görmüyorum. Mültecilerin ifadelerine göre erzaksız kaldığınız ve kıtaatınız arasında hastalıkların icrayı hüküm sürdüğünü anlıyorum.” diyor ve ardından da “Kut’taki mukavemetinize devam etmek veya mütemadiyen artmakta bulunan kuvvetlerime teslim olmak hususatında serbestsiniz.” diyordu.13

İngiliz General, bu çağrıyı da reddetti. Ancak, bağlı olduğu İngiliz Komutanlığına bir mektup yazarak, şehir ile birlikte ellerindeki malzemeyi İngiliz Ordusu’nun kenti terk etmesine karşılık, Türkler’e verecek bir antlaşma yapmak için yetki istedi. İngiliz Genelkurmayı bunu kabul etmedi. Kendisine yardım için gönderilen General Alymer’in yerine General Gorringe atandı. Bu süre içinde ağır kış koşulları yerini, bahar aylarına bıraktı. Karların erimesi ve dere yataklarının iyice kabarması nedeniyle nehirde taşkınlar da yoğunlaşmıştı. Bataklığın etkisi daha da arttı. Yine bataklıklarda sazlık alanlar çoğaldı ve sazlıkların boyları da uzadı. Gelecek askeri yardımı iyice zorlaştıran bu etkenlerin yanında, askerin yeterli gıda alamaması, direncini kaybetmesi ve kimi hastalıkların ortaya çıkması nedeniyle hareket yeteneği çok alt düzeylere indi. Hastalıklar arttı. Bu hastalıkların tedavisi için gerekli malzeme bulunamıyordu. Daha mart ayında 13.000 kişilik orduda 560 hasta vardı. Dizanteri başta olmak üzere salgın hastalıklar artmıştı. Günde ortalama yirmi asker ölüyordu.  Ölen askerler moral bozuyordu. İskorbüt hastalığı görüldü bu hastalığın yenilebilmesi için yeşil gıdaya ihtiyaç vardı. En önemli şey sebzeydi. Ancak eldeki sebze ancak hastalara yetecek kadardı.  

Yiyecek sıkıntısı öylesine üst düzeydeydi ki, şimdi askerlere sazlık alandan toplanan kamışlar kaynatılıyor ve yiyecek olarak veriliyordu.  İngiliz Ordusu’nun kuşatma altındaki tümene gıda ulaştırma girişimleri de Türk direnişi karşısında sonuçsuz kalıyordu. Kara ve nehir üzerinden sonuç alamayacağını gören İngilizler, bu kez havadan, uçaklar aracılığıyla kuşatma altındaki orduya yardım ulaştırmaya karar verdiler. Bu nedenle bir hava köprüsü oluşturmaya bile çalıştılar. Türkler’in yerden ateşine uğramamak için, yiyecek paketleri oldukça yüksek irtifadan paraşütle atılacaktı. Ancak bölgede kuvvetli rüzgârlar vardı. Atılan yiyeceklerin pek çoğu Türk hatlarına düşüyordu. Bu büyük moral çöküntüsü yarattı. Türkler, İngiliz uçaklarına karşı avcı birliklerinin mavzer atışlarıyla karşı koyuyorlar ve uçakları düşürüyorlardı. Halil Bey’in deyimine göre, beş uçaktan ancak birisi Kut’a istenileni atabiliyordu. İngilizler bir süre sonra bundan da ümidi kesmişler ve artık uçaklar da görünmez olmuşlardı.14

Bir İngiliz savaş gemisi gizlice Dicle üzerinden Kutü’l-Amare’ye yiyecek götürmek için seyrederken Türkler tarafından fark edilmişti. Mavzer atışlarıyla gemi durdurulamıyor, mermiler gemiye etki etmiyordu. Bunun üzerine Halil Bey gemiye top atışı ile karşılık verilmesini istedi. Top atışı sonunda kaptan kulesi isabet alan ve ardından da yangın çıkan gemi, karaya oturdu. Kaptan ve mürettebatından bazı kişiler ölmüşlerdi. Böylece İngilizlere giden gıdalar onlara ulaştırılamamıştı.15

esin ing

Artık Townshend için teslim olmaktan başka çare bulunmuyordu. Kentteki halk da yiyecek sıkıntısı nedeniyle artık kenti terk etmeye ve Türkler’e sığınmaya başlamışlardı. Bu Türk tarafı için iyi değildi; çünkü kentte nüfus azaldıkça, çok sınırlı da olsa kalan gıda daha az kişi arasında bölüşüleceğinden, General Tawnshend’in dayanma gücünü artıracaktı. Ancak ne olursa olsun; İngiliz Ordusu’nun durumu oldukça kötüydü. Her gün ölen asker sayısı yaklaşık 20 kişiydi. Sonunda Townshend’in Halil Bey’le teslim koşullarını görüşmek için izin isteğine olumlu yanıt geldi. 26 Nisan 1916 günü iki komutan Dicle Nehri’nin üzerinde bir botta buluştular ve İngiliz Tümeni’nin teslim koşullarını görüştüler.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar

1Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım (Birinci Cihan Harbi), C.II, Nehir Yay., İstanbul, 1990, s. 392; yine bkz. Mahir Küçükvatan, “İngiliz Basınında Osmanlının Kut’ül-Amare Zaferi”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XIII/26, (2013/Bahar).  s. 58.

2A.g.m, s.58.

3A.g.m., s.64.

4Mahir Küçükvatan, a.g.m., s. 56. Tarık Saygı, İngiliz Generali Townshend ve Türkler, Paraf Yay., İstanbul, 2011, s. 46; Yavuz Ölçen, Birinci Dünya Harbi Irak Cephesi Kutülammare Muharebeleri (29 Nisan 1916-16 Şubat 1917), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi. Ankara 1992.

5Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, C.II, s.43.

6A.g.e., s.43.

7A.g.m., s.65.

8Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, C. III, Gnkur. Yay., Ankara, l964, s.118.

9A.g.e. C.III/1, s.424.

10Mufassal Osmanlı Tarihi, s. 3528.

11Charles V.F., Mezopotamya Seferim, (Çev. Gürol Koca), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012, s.428.

12Küçükvatan, a.g.m.,s.71.

13Halil Kut, Kutü’l-Amare Kahramanı Halil Kut Paşa’nın Hatıraları,  Hazırlayan Erhan Çifci, Timaş Yayınları, İstanbul 2015, s.156.

14Kut, a.g.e., s.158.

15Kut, A.g.e., 158.

 

 

Kaynakça

Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım (Birinci Cihan Harbi), C.II, Nehir Yay., İstanbul 1990.

Mahir Küçükvatan, “İngiliz Basınında Osmanlının Kut’ül-Amare Zaferi”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XIII/26, (2013/Bahar).

Tarık Saygı, İngiliz Generali Townshend ve Türkler, Paraf Yay., İstanbul 2011.

Yavuz Ölçen, Birinci Dünya Harbi Irak Cephesi Kutülammare Muharebeleri (29 Nisan 1916-16 Şubat 1917), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi. Ankara 1992.

Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, C.II

Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, C. III, Gnkur. Yay., Ankara l964.

Mufassal Osmanlı Tarihi, s. 3528.

Charles V.F., Mezopotamya Seferim, (Çev. Gürol Koca), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012.

Halil Kut, Kutü’l-Amare Kahramanı Halil Kut Paşa’nın Hatıraları, Hazırlayan Erhan Çifci, Timaş Yayınları, İstanbul 2015.

 

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun