Irak Cephesi’nde Hak Ettiği Değeri Göremeyen Bir Komutan: Miralay Nurettin Bey

Irak Cephesi’nde Hak Ettiği Değeri Göremeyen Bir Komutan: Miralay Nurettin Bey

Kimi mücadelelerin görünür kahramanları olduğu gibi bazı mücadelelerin de görünmez kahramanları mevcuttur. Ne yazık ki o mücadeleye büyük emek veren bu kişilerin mevcudiyetinin oluşturduğu değer, kimi mevzulardan dolayı bilinmemektedir. Irak Cephesi’nde başarıyla vazife alan Miralay Nurettin Bey’de değeri tam anlamıyla bilinmeyen talihsiz isimlerdendir. Moral ve motivasyon olarak tamamen çökmüş Irak Cephesi askerlerinin başına geçerek bitik bir asker kitlesinde savaşacak motivasyonu sağlayan ve uyguladığı tedbirlerle Kutü’l-Amare zaferine giden yolun kapısı açan Nurettin Bey’i ve onun göz ardı edilen başarı hikayesini birlikte inceleyelim.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Birinci Dünya Savaşı’na girdiklerinde Osmanlılar açısından öncelikli cepheler doğudaki Kafkas ve güneydeki Kanal cepheleriydi. Zira Osmanlı harp planlarının şekillenmesinde büyük etkisi olan Almanlar doğuda Rus, güneyde ise İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı ordusu tarafından meşgul edilmesiyle savaşta kesin sonucun alınacağı yer olarak gördükleri için Batı Avrupa’da rahat edebileceklerini düşünmekteydiler.

Hiç şüphe yok ki henüz hazırlıklarını tamamlayamadan çok cepheli bir harbe girmeleri Osmanlılar açısından önemli bir hataydı. Ancak Osmanlıların o günlerde yaptığı belki de en önlenebilir yanlış Mezopotamya bölgesinde yeterli bir savunma gücü bulundurmamaktı. Böylelikle Basra Körfezi korumasız kalmış ve Mezopotamya’nın kapıları düşman ordular adına sonuna kadar açılmıştı. Çünkü seferberlik ilan etmelerinin ardından Osmanlılar bölgede konuşlandırdıkları iki kolordudan 12’nci Kolordu’yu Suriye’deki IV. Ordu’ya, 13’üncü Kolordu’yu ise Doğu Anadolu’daki III. Ordu’ya dâhil etmişler ve böylece Irak’ın asayiş ve savunmasını seyyar jandarma ile hudut birliklerine bırakmayı göze almışlardı.1 Ne var ki Irak’taki kuvvetlerin başında bulunan Cavit Paşa bu karara tepki göstererek mevcut koşullarda Mezopotamya topraklarının savunulamayacağını belirtti. Cavit Paşa'nın şiddetli tepkisi her ne kadar haklı görülse de, önceliklerin farklı cephelere verilmesinden ötürü sadece bir tümenlik kuvvetin bölgede bırakılabileceği söylendi. Bu bağlamda 13’üncü Kolordu’nun Basra’da konuşlu 38’inci Tümeni Basra Körfezi üzerinden gelebilecek saldırıların bertaraf edilebilmesi maksadıyla bölgede bırakıldı.2

İtilaf Devletleri ise Osmanlıların bu mühim hatasını değerlendirmekte gecikmediler. Henüz Osmanlılar savaşa girmeden, Eylül ayı içerisinde kendileri açısından stratejik öneme sahip Irak topraklarına asker çıkarma hazırlıkları yapan İngilizler, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmelerinden sadece bir gün sonra, 6 Kasım 1914 tarihinde Şattü’l-Arap girişindeki Fav Yarımadası’na asker çıkardılar. Bu yolla hem Basra-Abadan hattındaki ana petrol rafinerilerini denetim altına alacaklar hem de Mezopotamya üzerinden Anadolu’yu tehdit eder hale geleceklerdi. Keza Irak ve İran topraklarında hâkimiyet sağlayarak Hindistan sömürge yolunun kara ve deniz üzerinden korunması da amaçlanmaktaydı.3

nurettin paşa1
Birinci Dünya Savaşı Başında Osmanlı Ordularının Düzeni ve Irak Cephesi

Fav Yarımadası’na asker çıkarmalarının ardından İngilizler aslında hiç de beklemedikleri kadar kolay bir şekilde ilerleme sağlayarak 22 Kasım 1914 günü Basra’ya girdiler. Basra’nın umulandan daha rahat biçimde işgal edilmesi İngilizlerin planlarını gözden geçirmelerine neden oldu. Başlangıçta sadece Irak’ın güneyini işgal etmeyi ve bir süre nefeslenmeyi düşünen İngilizler önlerine çıkan fırsattan istifade ederek kuzeye doğru ilerlemeye devam ettiler. 9 Aralık 1914 gününe gelindiğinde Kurna ele geçirilmiş ve Osmanlıların bölgede bıraktıkları yegâne tümen olan 38’inci Tümen, komutan Miralay Suphi Bey de başında olmak üzere, esir edilmişti.4

Bu durum karşısında Enver Paşa uzun zamandır tanıdığı ve güvendiği Yarbay Süleyman Askerî Bey’i Cavit Paşa’nın yerine bölgeye gönderdi. Süleyman Askerî Bey Irak’a beraberinde kendi karargâhını ve seçkin-gönüllü askerlerden oluşan Osmancık Taburu’nu da getirerek 2 Ocak 1915 tarihinde komutayı Cavit Paşa’dan teslim aldı. Cesur ve dinamik bir subay olarak tanınan Süleyman Askerî gerek elindeki düzenli kuvvetlerle gerekse bölgedeki Arap aşiretlerini örgütleyerek İngilizlere karşı koyması düşünülüyordu.

Elindeki birlikleri yeniden düzenleyen Süleyman Askerî kısa zaman içerisinde ufak çaplı birkaç başarılı muharebe dahi yapmıştı. Bunlardan 20 Ocak 1915 tarihli Rota Muharebesi’nde yaralanmış ve iyi bir nekahet süreci geçirememesine rağmen Nisan ayı başlarında sonuç alıcı bir muharebe yapmayı planlamıştı. Bunun düşünce uyarınca 12 Nisan 1915 günü Şuaybe bölgesindeki düşman mevzilerine taarruz etmiş ancak emrindeki aşiret kuvvetlerinin muharebe devam ederken muharebe sahasından çekilerek İngilizlerin tarafına geçmelerini ve askerlerinin fazlaca kayıp vermesini gururuna yediremeyerek 14 Nisan 1915’te intihar etmişti.

Süleyman Askerî Bey’in intiharından sonra Osmanlılar bölgeye muktedir, dirayetli, aldığı tedbirlerle askerlerin moral ve motivasyonunu arttıracak ve askerî tecrübesi yüksek bir komutan gönderme yoluna gittiler. Başkumandanlık Vekâleti bu iş için Miralay Nurettin Bey’i uygun gördü. 20 Nisan 1915’te Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı’na atanan Nurettin Bey 19 Mayıs’ta Bağdat’a ulaşacak ve Mayıs ayı sonlarında kumandayı tamamen devralacaktı.5

1873 yılında doğan ve daha sonra “Sakallı” lakabı ile de tanınan Nurettin Bey 1893’te Harbiye Mektebi’ni bitirerek orduya katılmıştı. Kurmay eğitimi almasa da askerî açıdan kendisini geliştirmiş, birkaç yabancı dile (Almanca, Fransızca, Rusça ve Arapça) vâkıf, çevresinde oldukça saygı duyulan ve otoritesi olan bir isimdi. 1897 Osmanlı-Yunan Harbi’nden itibaren savaş tecrübesine sahipti.6 Bu özellikleriyle Başkumandanlık Vekâleti’nin aradığı niteliklere tam anlamıyla uyuyordu. Nurettin Bey’in bölgeye gelmesiyle dengeler değişecekti; fakat o an için neredeyse hiç kimse bunu tahmin edecek durumda değildi.

nurettin paşa2
Miralay Nurettin Bey (ortada), Kurmay Başkanı Aşir Bey (Atlı - sağda) ve Emir Subayı Rusuhi Efendi (Savaşçı) solda

Edirne’de bulunan 2’nci Kolordu’nun 4’üncü Tümeni’ne komuta ederken Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı’na atanan Nurettin Bey bölgeye geldiğinde vahim bir tabloyla karşılaştı. Osmanlı birlikleri muharebe etkinliklerini tam anlamıyla yitirmişlerdi ve moral-motivasyonlarını kaybetmiş bir psikoloji içerisindeydiler. Nurettin Bey evvela Irak topraklarını savunmak, sonrasında ise fırsat bulduğu anlarda İngiliz birliklerine taarruz etmekle görevlendirildiği için ilk iş olarak bölgedeki askerleri disipline edip, savaşma güdülerini bilemeye çalıştı. Ancak bölgeye gelmesinin üzerinden henüz birkaç gün geçmişken İkinci Rota Muharebesi’ni ve Amare’nin kaybını yaşadı. Bu durum karşısında görmüş olduğu aksaklıkları bir rapor ile İstanbul’a gönderdi. Raporunda İngilizlerin bölgeyi Osmanlılardan iyi tanıdığını, Süleyman Askerî Bey’in kuvvetli kimse o tarafa dönen aşiretlere fazlaca güvenerek hata yaptığını ve askerler arasında birlik ruhunun iyice zayıfladığını vurguluyor ve nitelikli personele (özellikle de kurmay görevlerini yapacak subaylara) ihtiyacı olduğunu belirtiyordu.7

Görüldüğü üzere Miralay Nurettin Bey bilhassa Arap halkının ve aşiret savaşçılarının tavırlarından yakınmaktaydı. Zira ne halktan aktif bir yardım veya istihbarat temin edilebiliyor ne de aşiret savaşçılarından muharebelerde verim alınabiliyordu. Dolayısıyla bölgede denetim sağlayabilmek adına etkin bir istihbarat ağı kurmayı düşündü. Böylelikle hem bölgedeki hareketlenmelerden daha fazla haberdar olabilecek hem de iyi bir istihbarat ağı ile Arapların casusluklarını ve başıbozukluklarını engelleyebilecekti. Ayrıca aşiretlerin hâlihazırdaki ihanetlerine karşı sert tedbirler alarak onlara gözdağı vermeyi düşündü. Bu kapsamda, Basra’nın İngilizlerce işgaline fiilen destek verdikleri saptanan bazı aşiret mensuplarını ağır biçimde cezalandırdı.8

Nurettin Bey’in üzerinde durduğu başka bir konu, Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı bünyesinde bozulan moral ve disiplinin düzeltilmesiydi. Bunun için yayımladığı emirlerle ordu içerisindeki hiyerarşik düzeni yeniden tesis etmeye çalışırken aşiretleri artık düzenli ordu birlikleri gibi kanuna tâbi tutulacakları yönünde uyardı.9 Ancak bir taraftan da ihtiyaçlarının sorunsuz biçimde karşılanmasına gayret gösterdi. Bunun için “Mücahidin Defteri” adı altında aşiret savaşçılarının yoklamalarını yaptırdı, sayılarını belirledi, kendilerine ayrılan tahsisatın sağlıklı biçimde aktarılmasına çalıştı.10

nurettin paşa 3

Irak Cephesi’nde Osmanlı Askerleri

Öte yandan İngilizler de aldıkları istihbarat raporlarında Nurettin Bey’in faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olmaktaydılar.11 Osmanlı birliklerine daha fazla toparlanma fırsatı tanımadan önce Nasıriye’yi (25 Temmuz 1915) ardından da Kutü’l-Amare’yi (29 Eylül 1915) ele geçirdiler. Özellikle Birinci Kutü’l-Amare Muharebesi olarak adlandırılan muharebedeki İngiliz taarruzu Britanya harp tarihine geçecek derecede parlak bir zafer olarak kabul edildi. Zira İngilizler iyi tahkim edilmiş Osmanlı mevzilerine dümdüz bir arazide taarruz ederek mevzileri ele geçirme başarısını göstermişlerdi.12 Bununla beraber, Nurettin Bey her ne kadar mevzilerini terk etmek ve geri çekilmek zorunda kalsa da, Kutü’l Amare’den Selmanpak’a kadar yaptığı ricat hareketinde göstermiş olduğu başarıdan ötürü gerek Osmanlı gerekse İngiliz kaynakları kendisinden övgü ile bahsetmektedir. Örneğin; Irak ve Havalisi Genel Komutanlığında Harekât Şube Müdürü olarak görev yapan Kurmay Binbaşı Mehmed Emin Bey, Nurettin Bey’in Selmanpak’a ricatını bu cephede gerçekleştirilen en parlak geri çekilme hareketi olarak tanımlamaktadır. Mehmed Emin Bey’e göre 28-29 Eylül 1915 gecesi Kutü’l-Amare’deki savunma mevzileri hem mağlup hem de moralsiz biçimde terk eden Osmanlı askerleri 145 kilometrelik yolu 4,5 gün gibi kısa bir sürede, gayet muntazam ve kayıpsız olarak yürürlerken, iki ay kadar sonra General Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri Selmanpak’tan Kutü’l-Amare’ye ricat ederken aynı yolu 8 günde ve kayıp vererek yürüyebilmişlerdi.13 Keza General Townshend de hatıratında Osmanlı kuvvetlerinin önceki ricat hareketlerinden farklı olarak, bu kez tam bir düzen içerisinde çekildiklerinden sitayişkâr ifadelerle bahsetmektedir.14 Bu da Nurettin Bey’in komutayı devralmasından sonra sevk ve idarede göstermiş olduğu canlılığın birliklere olumlu şekilde yansıdığını gösteren bir veri olarak değerlendirilebilir.

Burada yine önemle belirtmek gerekir ki, düzenli biçimde kuzeye doğru çekilen Nurettin Bey Başkumandanlık Vekâleti tarafından verilen “arazinin karış karış savunulması” emrini görmezden gelerek Bağdat’ın 32 km kadar güneydoğusundaki Selmanpak’ta kuvvetli bir savunma hattı kurmayı muvafık bulmuş ve 150 km civarındaki bir ricattan sonra burada mevzilenmeye başladı.15 Böylece hem takviye kuvvetlerle daha çabuk birleşebilecek hem de birliklerini parça parça dağıtmayacaktı; zira arazinin karış karış savunulması birliklerin Irak coğrafyası geneline dağıtılması anlamına gelmekteydi. Kısacası Nurettin Bey, Cavit Paşa’nın bir yıl kadar önce yaptığı hataya düşmek istemiyordu.16

Nurettin Bey bu şekildeki bir hareket tarzını kabul etmişken Kutü’l-Amare’nin İngilizlerin eline geçmesi Başkumandanlık Vekâleti’ni fazlasıyla telaşlandırdı. Zira artık Bağdat ve dolayısıyla da Anadolu tehlike altındaydı. Aslında Enver Paşa henüz Ağustos ayında bu tehlikeyi fark ederek evvela 45’inci Tümen’e, ardından da 1’inci ve 5’inci Kuvve-i Seferiye adları ile Kafkasya’ya gönderilen 51’inci ve 52’nci tümenlere Eylül ayı ortalarında Bağdat’a intikal etmelerine yönelik emir vermişti. Bu birliklerin en önemli özelliği, personelinin çoğunlukla Anadolu kökenli ve muharebe tecrübeleri yüksek Türk askerlerden oluşmasıydı.17 Bu durum Nurettin Bey’i fazlasıyla sevindirmiş ancak rehavete uğratmamıştı. Bölge coğrafyasını çok iyi etüt eden Nurettin Bey detaylı bir hazırlık sürecine girdi ve mevzilerin tahkimine var gücüyle devam etti.

nurettin4

Osmanlı Ordusu Selmanpak Önlerinde

Ne var ki Enver Paşa bölgeye sadece takviye birlik göndermenin tehlikeyi bertaraf edemeyeceğini ve bu iş için daha köklü bir revizyona ihtiyaç olduğunu düşünüyordu. Bu amaçla Birinci Kutü’l-Amare Muharebesi’nin hemen ardından Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı kaldırılarak Mezopotamya’daki (Irak ve İran) operasyonları tek elden yönetecek VI. Ordu Komutanlığı kuruldu ve VI. Ordu’nun başına herkesin büyük saygı duyduğu Goltz Paşa getirildi.

Her ne kadar Goltz Paşa görevi itibarıyla Nurettin Bey’in sahada vereceği kararlara doğrudan müdahale etmeyecek olsa da Nurettin Bey bu duruma çok içerlemişti; ancak her türlü kırgınlığa rağmen savaş devam ediyordu. Bu süreçte bilhassa Selmanpak mevzilerindeki kuvvetli tahkimat da tamamlanmış ve beklemeye geçilmişti. Kurmay Binbaşı Mehmed Emin Bey’e göre Irak Cephesi’nde tahkimata en fazla önem veren komutan Miralay Nurettin Bey’di. Kendisi henüz Birinci Kutü’l-Amare Muharebesi’nden evvel Tahkimat Komisyonu marifetiyle Selmanpak’tan Bağdat’a kadar müdafaa hatlarının kurulması için ön çalışmaları başlatmıştı.18

Nurettin Bey’in aklındaki plana göre Bağdat şehri tek bir savunma hattı ile değil, aralıklarla birbirini koruyan birkaç müstahkem mevkiden oluşan savunma hatları ile korunmalıydı. Bu düşünceye uyarınca birlikler geniş bir “L” şeklinde mevzilendirilecek ve Bağdat’ın 35 kilometre güneydoğusundan başlayacak savunma hattı beş müstahkem mevkiden oluşacaktı.19 Ve 21 Kasım 1915 günü Selmanpak’ta İngiliz taarruzu başlamadan evvel bütün hazırlıklar bu planlamaya göre yapıldı.

21-26 Kasım 1915 tarihleri arasında vuku bulan Selmanpak Muharebesi Kutü’l-Amare Zaferi öncesinde ibreyi terse döndüren bir kırılma noktası olarak tanımlanabilir.20 Muharebe esnasında takviye de alan Nurettin Bey, şiddetli İngiliz hücumunu kırarak başlattığı karşı taarruz ve takip harekâtı ile yaklaşık bir yıldır devam eden geri çekilmeyi sona erdirdi. Yaptırmış olduğu kuvvetli tahkimatın, topçu birliklerini çok iyi kullanmasının ve komuta yeteneğinin Selmanpak’ta başarıyı getirdiği söylenebilir.21 Bununla beraber düşmana vurulan darbeyi zamanında takdir edemeyerek takip harekâtına geç başlaması ise kendisine yöneltilen başlıca eleştiridir.22 Yine çekilen İngiliz artçılarına yetişerek temas sağlayan Osmanlı keşif kollarına gerekli takviye kuvvetin gönderilmemesi ve grogi durumdaki İngiliz birlikleri üzerine büyük çaplı bir imha taarruzunun başlatılmaması da bu husustaki bir başka eleştiri konusudur.23

nurettin5
Selmanpak’ta Yaralı Arkadaşlarını Taşıyan Hintli Askerler

Selmanpak Muharebesi’ndeki başarı Miralay Nurettin Bey’i cesaretlendirdi ve muharebeden sonra Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya duygusal ve aynı ölçüde sitemkâr olan “kişiye özel” bir yazı kaleme almasına sebep vermiştir. Yazı özetle şöyledir:

Buraya morali çökmüş, ümidini yitirmiş bir birliği karşımda bularak geldim... Aşiretlere büyük paralar harcamış ve büyük ümitler bağlanmıştı. Oysa onlar her fırsatta Türk ordusunu soyuyorlardı... Irak’ta 20.000’den çok asker kaçağı vardı. Düşmanla açık veya gizli iş birliği yapan asi ruhlu bir halk kitlesi vardı. Bunlara karşılık yirmi beş yıldır her türlü araç ve gereçle donatılmış Irak içlerine kadar sızmış mağrur düşman vardı... İşte her şeyi elinden alınmış, Araplar tarafından soyulmuş, millî duygularını dahi kaybetmiş subaylardan ve askerlerden kurduğum teşkilatla altı aydır mücadele ediyorum... Selmanpak’a çekilme kararımın doğruluğu -Allah’ın yardımı ile- düşmanın yenilgiye uğratılmasıyla belli olmuştur… Goltz Paşa’nın bana ilettiği tekliften pasif bir göreve getirileceğimi anladım. Bunu kabul etmememi hoş görmenizi diler, bunun altında yatan sebep ve üzüntümün şahsi değil, millî olduğunu arz ederim.24

Öte yandan General Townshend komutasında geri çekilen İngiliz kuvvetleri 3 Aralık 1915 günü Kutü’l-Amare’ye girdi ve kasabayı tahkim etmeye başladılar. Osmanlı birlikleri ise 5 Aralık günü Kutü’l-Amare önlerine gelerek ivedi bir kuşatma harekâtına giriştiler. 7 Aralık 1915 gününe gelindiğinde kuşatma büyük ölçüde tamamlandı. Bunun üzerine Nurettin Bey muhatabı General Townshend’e bir mektup göndererek teslim olmalarını istedi. Nurettin Bey mektubunda Townshend’i kasabadaki sivil insanları tahliye etmediği için eleştiriyor ve bu durumun medeni harp kurallarına aykırı olduğunu vurguluyordu. Townshend ise Kutü’l-Amare’deki halkın kendileriyle kader birliği yapmak istediğini anlatan bir mektup ile Nurettin Bey’e cevap vermişti.25

Kutü’l-Amare’de mahsur kalan İngilizlerin güneyden herhangi bir yardım gelmeden teslim alınması gerektiğine inanan Nurettin Bey keyfiyeti Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya iletmişti. Enver Paşa da Kutü’l-Amare’ye taarruz hususunda vakit kaybını hiç doğru bulmuyordu. Bunun sonucunda beklenen taarruz 9 Aralık günü başladı. Nurettin Bey Başkumandanlık Vekâleti’ne gönderdiği yazıda ertesi gün Kutü’l-Amare’ye girmeyi ümit ettiğini belirtiyordu.26 Fakat 12 Aralık gününe kadar devam eden taarruz boyunca gerek eldeki topların demodeliğinden gerekse topçu cephanesinin yetersizliğinden ötürü İngiliz mevzilerinde herhangi bir gedik açmak ve dolayısıyla da kasaba içerisine girebilmek mümkün olmamıştı.

Aynı gün Nurettin Bey’in karargâhına gelen Goltz Paşa muharebe alanını gezerek durum değerlendirmesi yaptı. Goltz Paşa’ya göre bu tür iyi tahkim edilmiş yerleri doğrudan taarruz ederek ele geçirmek, bu tarz muharebede yetişmemiş ve bu gibi muharebenin icabına göre teçhiz edilmemiş olan birlikler için imkânsızdı. Keza tahkimatlı mevzilere taarruz ederken elde bulundurulması elzem olan ağır kuşatma topları, tahrip malzemesi ve hatta tel makası dahi yoktu. Dolayısıyla Bağdat’a dönmeden evvel Nurettin Bey’e direkt taarruzdan vazgeçmesini ve kasabada bulunan İngilizlerin üzerindeki tazyiki arttırmasını söylemişti.27 Böylelikle kasabanın dış dünya ile bağlantısı kesilerek içeridekiler açlığa-susuzluğa mahkûm edilecek ve bir süre sonra düşman kendi isteğiyle teslim olacaktı.

nurettin paşa6
VI. Ordu Komutanı Goltz Paşa

Ancak 12 Aralık 1915 günü İngiliz General Aylmer’in Amare şehrine gelerek Kutü’l-Amare’de kuşatılan General Townshend birliklerine yardım amacıyla kurulan İngiliz Seferî Kuvvetleri’nin başına geçmesi Nurettin Bey’i oldukça telaşlandırdı. Güneyden gelecek bir yardımı harekâtın selameti açısından büyük bir tehlike olarak gören Nurettin Bey önce 14 Aralık, ardından da 24 Aralık günü kasaba üzerine iki büyük taarruz daha yaptı. Ancak ikisinde de ağır kayıplara uğrayan birliklerini geri çekmek zorunda kaldı.28

İngilizlerin “Noel Taarruzu” olarak da tanımladıkları 24 Aralık 1915 taarruzu Osmanlıların Kutü’l-Amare’ye karşı giriştikleri son kapsamlı piyade hücumu olmuştu.29 El bombalarının ve hatta süngülerin dahi kullanıldığı bu taarruzda yaşanan büyük kayıp karşısında Goltz Paşa 30 Aralık günü Başkumandanlık Vekâleti’ne gönderdiği yazı ile Kutü’l-Amare’de artık piyadeye dayalı bir işin kalmadığı, kasabanın muhasara ile teslim alınacağı, bunun için de muhasara harbine uygun obüs bataryalarına ihtiyaç duyulduğu yazıyordu.30 1 Ocak 1916 gününden itibaren ise bölgedeki kuvvetleri muhasara yoluyla başarı sağlamayı esas alan bir şekilde yeniden düzenledi.

Miralay Nurettin Bey’in Goltz Paşa’nın telkinlerini görmezden gelerek Kutü’l-Amare’yi cebrî hücum ile düşürmek istemesi ve taarruza devam etmesi bir anlamda bölgedeki faaliyetlerinin de sonunu getirdi. Kutü’l Amare’de mahsur kalan General Townshend komutasındaki birliklere yardım için bölgeye gelen İngiliz Seferî Kuvvetleri Komutanı General Aylmer 6 Ocak 1916 tarihinde bir taarruz başlattı ve Şeyh El-Saad Muharebesi olarak anılan muharebe devam ederken (8 Ocak günü 1916 tarihinde) yayımlanan VI. Ordu emri ile Nurettin Bey görevden alındı. Goltz Paşa Nurettin Bey’den emir-komutayı 18’inci Kolordu Komutanı Halil Bey’e (Kut) teslim etmesini istiyordu.

Goltz Paşa ile Nurettin Bey’in anlaşamadıkları herkesçe biliniyordu. Dolayısıyla Nurettin Bey’in görevden alınması bir sürpriz olarak görülmedi. Ancak Halil Bey görevi hemen teslim almadı. Muharebe sonuçlanıncaya kadar emir-komutayı Nurettin Bey’e bırakmayı uygun gördü.31 Nurettin Bey ise muharebenin hemen ardından (11 Ocak 1916) orduya bir veda mesajı yayımlayarak görevi Halil Bey’e devretti. Nurettin Bey’in yeni görev yeri Kafkas Cephesi’ndeki 9’uncu Kolordu Komutanlığı olacaktı.32

Görüldüğü üzere Miralay Nurettin Bey Irak’a Osmanlı kuvvetlerinin muharebe etkinliği açısından deyim yerindeyse “dibe vurduğu” bir dönemde ayak basmıştı. Yaptığı durum değerlendirmesinin ardından evvela savaşacak motivasyonu kalmamış, eğitimsiz ve dağınık olan birlikleri süratle toparlamış, ardından da almış olduğu sert tedbirlerle başına buyruk hareket eden aşiretleri hizaya getirdi. Bu sayede yaklaşık bir yıl boyunca mütemadiyen gerileyen Osmanlı kuvvetleri Selmanpak önlerinde İngilizleri durdurdu ve Kutü’l-Amare zaferine giden yolun kapısı açıldı. Bunda hiç şüphe yok ki Nurettin Bey’in otoriter karakter yapısı kadar askerî bilgi ve tecrübesinin de rolü büyüktür. Zira sürekli olarak savunma düzeninde yer alan bir orduyu çok kısa bir zaman zarfında taarruz eder hale getirmesi esnek bir taktisyen ve becerikli bir komutan olduğunun delili niteliğindedir.33

Miralay Nurettin Bey Irak’ta bulunduğu çok kısa dönemde göstermiş olduğu komutanlık ile hiç şüphesiz ki Kutü’l-Amare zaferine giden yolun kapısını araladı. Gösterdiği otoriter ve dirayetli komuta sayesinde altı ay boyunca peş peşe mağlubiyetler alan Osmanlı kuvvetlerini toparlamış ve perişan halde bulduğu askerlerini yeniden mukavemet gösterecek hale getirmiştir. Bu anlamda bir kırılma noktası olarak görülen Selmanpak Muharebesi ile beraber yaklaşık bir yıldır savunma pozisyonunda olan askerlerine taarruz ruhunu aşılaması ise her türlü övgünün üzerindedir. Bütün bunlar göz önüne getirildiğinde Nurettin Bey’in bu zaferde en az Halil Paşa kadar pay sahibi olduğunu ve hak ettiği değeri göremediğini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, Cilt: 1, Nehir Yayınları, İstanbul, 1993, s. 210.

2Orhan Avcı, Irak’ta Türk Ordusu, Vadi Yayınları, Ankara, 2004, s. 27.

3Fahri Belen, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi: 1915 Yılı Hareketleri, II. Cilt, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1964, s. 16.

4Behzat Balkış-Nezihi Fırat, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi: İran- Irak Cephesi (1914-1918), Cilt: III, Kısım: I, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1979, s. 107.

5Arşiv Belgelerine Göre Kutü’l-Amare Zaferi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, İstanbul, 2016, s. 61.

6Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri, Cilt: I, yay. haz., Hülya Toker-Nurcan Aslan, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara, 2009, s. 289.

7Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, 53/118, yay. haz. Ahmet Tetik vd., Genelkurmay Basımevi, Ankara, Temmuz 2004, s. 100.

8Balkış-Fırat, a.g.e., s. 279.

9Miralay Nurettin Bey emrindeki birliklere yayımladığı emirde “İtaat ve disiplini bozucu fiillerde bulunanlara merhamet edilmeyerek bu kişilerin ölümle cezalandırılacaklarını” açıkça beyan etmişti. Ayrıntılı bilgi için bkz. Necati Fahri Taş, Nurettin Paşa ve Tarihi Gerçekler, Nehir Yayınları, İstanbul, 1997, s. 44.

10Avcı, a.g.e., s. 35-38.

11Dorina L. Neave, Remembering Kut: Lest We Forget, Arthur Barker Ltd., London, 1937, s. 20.

12İngiliz birliklerine komuta eden General Townshend hatıratında Miralay Nurettin Bey’in Amare’nin kaybından beri büyük zahmetlerle tahkim ettiği korunaklı mevzilerinden çıkarak işi neredeyse bir meydan muharebesine çevirmesini büyük bir hata olarak nitelendirmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Charles V.F. Townshend, Irak Seferi ve Esaret, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 187.

13Mehmed Emin, Kutü’l- Amare Hücum ve Muhasarası, yay. haz. Sezai Dumlupınar,Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2016, s. 41.

14Townshend, a.g.e., s. 200.

15Nurettin Bey’in henüz 25 Temmuz’da Selmanpak’a çekilme ihtimalinden söz ettiği görülmekte. Elindeki eğitimsiz ve moralsiz birliklerle İngilizlere karşı konulamayacağını belirten Nurettin Bey vaktini kuvvetlerinin eğitim ve moral seviyesini yükseltmek için harcayacağını, kazanılacak 1 aylık zaman sonunda Irak’a muntazam bir kolordunun gelmemesi halinde ise Selmanpak hattına çekilebileceğini belirtmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Balkış-Fırat, a.g.e., s. 345.

16Fahri Belen, a.g.e., s. 34.

17E.G. Keogh, The River in the Desert, Wilke & Co.Ltd., Melbourne, 1955, s. 82.

18Mehmed Emin, Selman-ı Pak Meydan Muharebesi (Ktesifon ve Zeyli), Matbaa-i Askeriye, İstanbul, 1337 (1921), s. 10.

19Balkış-Fırat, a.g.e., s. 382.

20Eleanor Franklin Egan, The War in the Cradle of the World, Harper & Brothers Published, New York, 1918, s. 169.

21Edward J. Erickson, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu: Çanakkale, Kutü’l-Amare ve Filistin Cephesi, çev. Kerim Bağrıaçık, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Nisan 2009, s. 119-122.

22Mehmed Reşid, Osmanlı’nın Unutulan Son Zaferi Kûtulamâre: Yarbay Mehmed Reşid Bey’in Savaş Günlükleri, yay. haz. İ. Bahtiyar İstekli, Sultanbeyli Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü Yayınları, İstanbul, 2016, s. 38-39. O dönemde bölgede görev yapan Mülâzım-ı Evvel (Üsteğmen) Selahattin Efendi (Yurtoğlu) ise Nurettin Bey’in gelen keşif raporlarından mağlup oldukları sonucunu çıkartarak geri çekilme ve hatta Bağdat’ın tahliye edilmesi yönünde emir verdiğini fakat Kurmay Binbaşı Basri Bey’in (Basri Saran / Cevat Paşa’nın damadı) duruma müdahale ederek İngilizlerin geri çekildiklerini ve takip harekâtına başlanmasını önerdiğini belirmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, I. Kitap, Dördüncü Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1984, s. 200-201. İngiliz resmî tarih kaynaklarında da Nurettin Bey’in Selmanpak’ta evvela geri çekilme emri verdiğine dair kayıt düşülmüştür. Ayrıntılı bilgi için bkz.  F.J. Moberly, The Campaign in Mesopotamia 1914-1918, Vol: II, His Majesty’s Stationery Office, London, 1924, s. 103.

23Şükrü Kanatlı, Irak Muharebeleri’nde 3’ncü Piyade Alayı Hatıraları, yay. haz. Fatma İlhan, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara, 2006, s. 20; İsmail Berkok, “Irak Cephesi’ndeki Muharebelere Dair Bazı Hatıralarım”, Askerî Mecmua, 57/113, Haziran 1939, s. 363-364; Taşköprülü Mehmed Efendi, Savaşın ve Esaretin Günlüğü: Irak Cephesi’nden Burma’ya, yay. haz . Mesut Uyar-Ahmet Özcan, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015,.s. 28-29.

24Balkış-Fırat, a.g.e., s. 414.

25Townshend, a.g.e., s. 379

26Taş, a.g.e., s. 57.

27Osmanlı/Türk resmî harp tarihi kaynaklarına göre Goltz Paşa’nın “taarruzdan vazgeçme” telkini bir emir değil, “taktik tavsiye” niteliğindedir. Dolayısıyla Nurettin Bey komutan olarak uygun gördüğü şekilde davranmaktaydı. İngiliz resmî harp tarihi kaynakları ise Goltz Paşa’nın maiyetinde bulunan Yarbay von Kiesling’in hatıratına dayanarak, Goltz Paşa’nın Nurettin Bey’e bu hususta kesin bir emir verdiğini vurgulamaktadırlar. Yine o günlerde Goltz Paşa’nın yaveri olan İsmail Hakkı Okday ise hatıratında Goltz Paşa ile Nurettin Bey’in yöntem konusunda sert bir tartışmaya girdiklerini ve Goltz Paşa’nın Nurettin Bey’i askerleri boş yere kırdırmakla itham ettiğini yazmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Erickson, a.g.e., s. 135-136; Moberly, a.g.e., s. 172; İsmail Hakkı Okday, Yanya’dan Ankara’ya, Sebil Yayınları, İstanbul, 1975, s. 289.

28Başarısızlıkla neticelenen bu taarruzlarda Nurettin Bey zaten zayıf olan topçu birliklerini yanlış kullanması, düşman kuvvetlerini tespit edici (yerinde tutucu) bir hücum yapamaması ve ihtiyatlarını yanlış kullanması gibi gerekçelerle eleştirilmektedir. Erickson, a.g.e., s. 138-139.

29Eugene Rogan, The Fall of the Ottomans: The Great War in the Middle East, Basic Books, 2015, s. 245.

30Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, 65/137, yay. haz. Nurcan Aslan-Nuri Bayrak-Melike Gürler, Genelkurmay Basımevi, Ankara, Ocak 2016, s. 52-55.

31Halil Bey (Kut) hatıratında düşmanla gece-gündüz temasta bulunulan bir ortamda kumanda değişikliğinin zararlı olacağını düşünerek komutayı üstlenmediğini, durumu Goltz Paşa’ya bildirdiğini ve muharebe sonlarına değin emri Nurettin Bey’e tebliğ etmediğini belirtmektedir. İfadelerinin devamında da daha sonra Nurettin Bey’in yanlış bir kararına istinaden -gördüğü lüzum üzerine- emri kendisine tebliğ etmek zorunda kaldığını vurgulamaktadır. O günlerde Nurettin Bey’in Harekât Şube Müdürlüğünü yapan Binbaşı Mehmed Emin Bey ise durumu farklı açıdan değerlendirmektedir. Mehmed Emin Bey’e göre Halil Bey olası bir başarısızlık halinde sorumluluğu üstlenmesin diye muharebenin bitmesini beklemişti. Fakat Goltz Paşa’nın kumandayı üzerine almaya geldiğini belirten telgrafı nedeniyle fikir değiştirerek komutayı devralmaya karar vermişti. Zira aksi halde emir-komutayı üzerine almaya cesaret edemediği düşünülecekti. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kutü’l-Amare Kahramanı Halil Kut Paşa’nın Hatıraları, yay. haz. Erhan Çifci, Timaş Yayınları, İstanbul, 2015, s. 151-152; Mehmed Emin, Kutü’l- Amare Hücum ve Muhasarası, s. 279-282.

32Toker-Aslan, a.g.e., s. 290.

33Erickson, a.g.e., s. 126.

 

Kaynakça

Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, Nehir Yayınları, İstanbul, 1993.

Arşiv Belgelerine Göre Kutü’l-Amare Zaferi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, İstanbul, 2016.

Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, 53/118, yay. haz. Ahmet Tetik vd., Genelkurmay Basımevi, Ankara, Temmuz 2004.

Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, 65/137, yay. haz. Nurcan Aslan-Nuri Bayrak-Melike Gürler, Genelkurmay Basımevi, Ankara, Ocak 2016.

Avcı, Orhan, Irak’ta Türk Ordusu, Vadi Yayınları, Ankara, 2004.

Balkış, Behzat-Fırat, Nezihi, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi:İran- Irak Cephesi (1914 -1918), Cilt: III Kısım: I, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1979.

Belen, Fahri, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi: 1915 Yılı Hareketleri, II. Cilt, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1964.

Berkuk, İsmail, “Irak Cephesi’ndeki Muharebelere Dair Bazı Hatıralarım”, Askerî Mecmua, 57/113, Haziran 1939.

Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri, Cilt: I, yay. haz., Hülya Toker-Nurcan Aslan, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara, 2009.

Egan, Elenaor Franklin, The War in the Cradle of the World, Harper & Brothers Published, New York, 1918.

Emin, Mehmed, Kutü’l-Amare Hücum ve Muhasarası, yay. haz. Sezai Dumlupınar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2016.

______, Selman-ı Pak Meydan Muharebesi (Ktesifon ve Zeyli), Matbaa-i Askeriye, İstanbul, 1337.

Erickson, Edward J., I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu: Çanakkale, Kutü’l-Amare ve Filistin Cephesi, çev. Kerim Bağrıaçık, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Nisan 2009.

Kanatlı, Şükrü, Irak Muharebeleri’nde 3’ncü Piyade Alayı Hatıraları,yay. haz. Fatma İlhan, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara, 2006.

Keogh, E.G., The River in the Desert, Wilke & Co.Ltd., Melbourne, 1955.

Kut, Halil, Kutü’l-Amare Kahramanı Halil Kut Paşa’nın Hatıraları, yay. haz. Erhan Çifci, Timaş Yayınları, İstanbul, 2015.

Millar, Ronald, Death of an Army: The Siege of Kut, Houghton Mifflin, Boston, 1970.

Moberly, F.J., The Campaign in Mesopotamia 1914-1918, Vol: II,His Majesty’s Stationery Office, London, 1924.

Neave, Dorina L., Remembering Kut: Lest We Forget, Arthur Barker Ltd., London, 1937.

Okday, İsmail Hakkı, Yanya’dan Ankara’ya, Sebil Yayınları, İstanbul, 1975.

Reşid, Mehmed, Osmanlı’nın Unutulan Son Zaferi Kûtulamâre: Yarbay Mehmed Reşid Bey’in Savaş Günlükleri, yay. haz. İ. Bahtiyar İstekli, Sultanbeyli Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü Yayınları, İstanbul, 2016.

Rogan, Eugene, The Fall of the Ottomans: The Great War in the Middle East, Basic Books, 2015.

Selçuk, İlhan, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, Birinci Kitap, Dördüncü Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1984.

Taş, Necati Fahri, Nurettin Paşa ve Tarihi Gerçekler, Nehir Yayınları, İstanbul, 1997.

Taşköprülü Mehmed Efendi, Savaşın ve Esaretin Günlüğü: Irak Cephesi’nden Burma’ya, yay. haz . Mesut Uyar-Ahmet Özcan, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015.

Townshend, Charles V.F., Irak Seferi ve Esaret, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2007.

DİĞER MAKALELER
Irak Cephesi’nde Hak Ettiği Değeri Göremeyen Bir Komutan: Miralay Nurettin Bey
Osmanlı Tarihi
Osmanlı'nın Kuruluşunda Bir Akıncı: Gazi Akça Koca

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti XIII. yüzyılın sonlarında İran Moğollarının baskısı nedeniyle yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, XIV. yüzyılda Anadolu’nun kuzeybatı bölgelerinde kurulan küçük bir uç beyliğidir. Selçuklu-Bizans sınırlarında kurulan bu beylik, kısa bir süre içerisinde Balkanlar’a ve Anadolu’ya egemen olarak, önemli bir dünya gücü hâline gelmiştir. Anadolu Türklüğü’nün XIII ve XIV. yüzyıllardaki siyasî ve içtima yapısına dayalı olarak kurulan bu yeni devletin büyümesinde etkili olan birçok faktörden bahsetmek mümkündür. Beyliğin coğrafi konumu, gaza ve cihat politikasına bağlı faaliyetleri ve hoşgörü politikasının yanı sıra, kuruluş yıllarından itibaren uygulanan başarılı stratejilerin bu büyüme üzerinde olumlu etkileri olmuştur. İşte bu temel stratejilerden birisi de kendinden önceki Anadolu Selçuklu Devleti’nin uyguladığı politikaların takip edilerek, uç bölgelerine Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesidir. Kendilerine uç beyleri denilen bu aşiretler, sınırların muhafazasında ve yeni fetihlerin yapılmasında oldukça etkili olmuşlardır. Bunlar kimi zaman orduyla birlikte savaşlara katılırken, kimi zamanlarda ise bir kalenin muhasarasına gidiyorlar, ya da bir şehrin idare ve imarın da bulunuyorlardı. Yine bu uç beyleri harp ve sulh gibi durumlarda ulemanın da katıldığı istişare meclisleri tertip ederek, kararlarını ondan sonra veriyorlardı. Devletin kuruluşunda önemli rolü olan bu uç beylerinden birisi de Gazi Akça Koca’dır. Çalışmada Gazi Akça Koca’nın kimliği ile Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve büyüme aşamasındaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun