Çanakkale Harekatı'nda Operasyonel Seviyede Sevk ve İdare

Çanakkale Harekatı'nda Operasyonel Seviyede Sevk ve İdare

Türk ve dünya tarihi için önemli bir yere sahip olan Çanakkale Savaşı gerek Birinci Dünya Savaşı'nın seyrine yaptığı etki nedeniyle, gerekse de Türk halkının ortaya koyduğu büyük iradeyle toplumsal hafızamıza işleyen önemli bir hadise olarak cereyan etti. Farklı boyutlarıyla irdelenmesi, anlaşılması ve araştırılması gereken bu mühim savaş sosyolojik, psikolojik, askeri vb. birçok etkenle iç içe geçtiği gibi savaşın asli unsurlarından olan sevk ve idaresi de zafere giden yolun taşlarını döşemede yardımcı oldu.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Çanakkale Zaferi, Osmanlı Ordusu’nun 1. Dünya Savaşı’nda kazandığı en büyük zafer olduğu gibi Türk askeri tarihinin de en önemli zaferlerinden biridir. Zaferin bedeli olarak, 60.000’e yakını şehit olmak üzere, toplam 200.000’in üzerinde zayiat verilmesi muharebelerin ne kadar şiddetli geçtiğinin de bir göstergesidir. Dikenli tellerle tahkim edilmiş siper hatlarındaki piyade, makineli tüfek ve topçu ateşinin birleşiminin yıkıcı etkileri bu zayiatın başlıca müsebbibi olmuştur. Aslında Osmanlı subay sınıfı ve yüksek komuta kademesi bu yıkıcı etkiyi Balkan Savaşı’nda tecrübe etmişlerdi. Ancak Balkan Savaşı’nda taktik ve operatif alanda alınan dersler, hezimetin tüm ülkeyi içine sürüklediği büyük felaketin acısı ve ordunun yaşadığı utanç içerisinde kaybolup gitmişti. 1. Dünya Savaşı’nın getirdiği modern harbin tüm yıkıcı etkilerini Çanakkale’de tüm şiddeti ile tecrübe edecek olan Osmanlı Ordusu’nun operasyonel seviyedeki sevk ve idare anlayışı, dokuz ay boyunca sürdüreceği bu muharebelerde tekrar şekillenecekti.

18 Mart 1915 günü donanmanın Çanakkale Boğazı’nda yaşadığı başarısızlığın ardından, Müttefikler boğazın tekrar zorlanmasını gündeme aldılar. Ancak Amiral De Robeck ve kurmayları bu görüşe şiddetle karşı çıktılar ve boğaz tabyaları kara harekâtıyla susturulmadığı sürece donanmanın bir şansı olmadığı görüşünü başkomutanlığa kabul ettirdiler.Böylece amfibi taarruz için bir seferi kuvvet oluşturulmaya başlandı. Türk genel karargâhı da bu durumu öngördüğü için, Gelibolu Yarımadası’ndaki savunmayı kuvvetlendirmek amacıyla 5. Ordu Komutanlığı kuruldu ve komutanlığına Liman von Sanders Paşa atandı. 5. Ordu emrine verilen, Esat Paşa komutasındaki 3. Kolordu, Bolayır’dan başlayarak bütün Gelibolu Yarımadası'nın savunmasından sorumluydu. Emrindeki Albay Halil Sami komutasındaki 9. Tümen Yarımada'nın en güneyindeki Seddülbahir bölgesinde konuşluydu ve tüm kıyıda savunma tertibi almıştı. Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19 Tümen ise ordu ihtiyatı olarak Bigalı bölgesinde tertiplenmişti.3 Bu iki tümen, Gelibolu’da düşmanla muharebeye girecek ilk Osmanlı birlikleri olacaklardı.      

5. Ordu Komutanı Liman Paşa, 26 Mart 1915’te Çanakkale’ye geldikten sonra müstahkem mevki komutanlığı tarafından hazırlanan savunma planlarını incelemiş ve derhal bu planların hepsini yürürlükten kaldırmıştı.4 Osmanlı Ordusu’nun son sahil savunma tecrübesi 1911 yılında Trablusgarp’ta olmuştu. Trablusgarp’ta İtalyan donanma topçusunun ateş üstünlüğü sebebiyle sahilde savunma yapılamadığı için, daha iç kesimlerde mevzi tutulması yoluna gidilmişti. Ancak Gelibolu savunma planlarında Türk komutanlığı düşmanı sahilde karşılamaya yönelik bir tertibat aldı. Liman Paşa bunun yerine, sahilde zayıf gözetleme birlikleri bulundurup, düşmanın karaya çıkmasından sonra daha içeri bölgelerde tertiplenecek ihtiyat kuvvetlerinin karşı taarruzları ile düşman kuvvetlerinin imha edilmesi yönünde bir plan yapıldı.5 Liman Paşa’nın bu plan değişikliği yapmasındaki başlıca sebepler, çıkarma noktasının kesin olarak tahmin edilemeyişi ve düşman donanma topçusunun kıyıda toplu halde mevzilenmiş birlikler üzerinde oluşturacağı tehdit idi.Ancak 25 Nisan 1915 günü sahildeki zayıf birlikler kendilerinden üstün düşman kuvvetleri karşısında çoğunlukla etkisiz kalmışlar ve düşman hâkim noktaları ele geçirmişti. Geride bekletilen ihtiyatlar da Liman Paşa’dan ileri hareket emri almadıkları için muharebeye katılamamışlar ve nihayet emir aldıklarında da kötü yollar ile düşman topçu ateşi yüzünden çıkarma bölgelerine ulaşmakta büyük zorluk çekmişlerdi.7

Savunmanın sevk ve idaresi Esat Paşa’da

25 Nisan 1915 günü düşman çıkarması başladığında Gelibolu Yarımadası’ndaki savunmanın sevk ve idaresi 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’da idi. Harbiye Mektebi ve Erkânıharbiye sınıfını birincilikle bitiren Esat Paşa, Almanya’ya staja gönderilerek üç sene boyunca farklı Alman birliklerinde ve Alman Genelkurmayı emrinde görev yapmıştı. Askeri konularda eserler kaleme almış entelektüel bir subaydı. Erkânıharbiye sınıflarında öğretmenlik ve idarecilik yapmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nda Türk yüksek komutasındaki subayların büyük kısmı kendisinin öğrencileriydi. Balkan Savaşları’na Yanya Kolordusu Komutanı olarak katıldı ve Yanya Savunması’nda gösterdiği başarı ile büyük ün kazandı. Balkan Savaşı sonrası Tekirdağ’daki 3. Kolordu’nun komutanlığına getirildi ve Çanakkale Muharebeleri’ne bu göreviyle katıldı.8 Esat Paşa seferberlik esnasında kendi kolordusunun seferberliğini zamanında tamamlamayı başarmıştı. Her türlü idari veya lojistik konuyla bizzat ilgilenmiş, birliklerinin talim ve terbiyesi konusunda büyük çaba sarf etmiş ve olumlu sonuçlar almıştı. Balkan Savaşı’ndan alınan dersleri emrindeki subaylara anlatmaya önem verdi. Balkan Savaşı’nda kendi edindiği tecrübeler ve gözlemleri sonucunda tahkimatlar, dikenli teller, makineli tüfekler ve topçunun etkin birleşimini karşısında eski tip cephe taarruzlarının ağır ve gereksiz zayiata sebep olmak dışında bir işe yaramayacağını kanaatine varmıştı.9

25 Nisan sabahı Esat Paşa çıkarmanın başladığı haberini alınca Yarımada'nın güneyinde yaşanan durumla ilgili ordu komutanını bilgilendirme ihtiyacı duydu. Liman Paşa’nın Bolayır’da olduğu bilgisini alınca derhal Bolayır’a hareket etti.10 Emrindeki tümen komutanlarına açık bir talimat vermeden Bolayır’a gitmesi önemli bir hata idi.11 Aslında bu durum Liman Paşa’nın tüm birliklerin kendi talimatını beklemesi yönündeki emirlerinden kaynaklanmış olmalıdır. 3. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Fahrettin (Altay), anılarında Esat Paşa’nın Bolayır’a hareket etmeden önce 21. Alay’a verdiği hareket emrine rağmen, ordu komutanın doğrudan emri olmadan hareket etmemeleri talimatı aldıkları için alayın hareket etmediğini yazmıştır.12

Sabaha karşı 03:30’da Avustralya Tümeni Arıburnu’na çıkmaya başladı. 9. Tümen komutanı Albay Halil Sami saatler süren kararsızlığının ardından, Yarbay Şefik komutasındaki 27. Alay’ı Arıburnu istikametine gönderdi.13 Seddülbahir bölgesine ise düşman çıkarması saat 06:00 sularında başladı.14 9. Tümen komutanı savunmayı takviye için 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal’den bir tabur kuvvetinde yardım istdi. Ancak Arıburnu bölgesindeki durumu çok daha kritik gören Mustafa Kemal, önce durumu anlamak için bir süvari bölüğünü keşfe gönderdi. Sonra da inisiyatifi ele alarak 57. Alay ve bir batarya ile Arıburnu istikametine ilerledi. Bu alayla yaptığı taarruz ile düşmanı 3 km kadar geri attı.15

Esat Paşa öğleden sonra Bolayır’dan karargâhına dönmüş ve ast komutanların onun yokluğunda gelişen duruma kendi kendilerine müdahale ettiklerini görmüştü. Bu çok beklenmedik bir durum değildi. Çünkü Alman sevk ve idare anlayışına (Auftragstaktik) göre eğitilen Türk subaylarının detaylı emirlere ihtiyaç duymadan genel niyet ve maksat doğrultusunda hareket etmeleri ve gerektiğinde inisiyatif kullanmaları talimnamelerde özellikle teşvik ediliyordu.16 Esat Paşa ilk iş olarak Arıburnu’ndaki kuvvetlerin komutasını Mustafa Kemal’e vererek bu bölgede sevk ve idare bütünlüğünü sağladı. 19. Tümen’in de serbest bırakılmasıyla Mustafa Kemal derhal emrindeki alayları cepheye gönderdi.17 Esat Paşa, soğukkanlı bir şekilde, emrindeki tümen komutanlara doğrudan müdahale etmek yerine, onları yakından izleyerek, sadece gerektiğinde müdahalede bulunma yolunu seçmişti. Örneğin Mustafa Kemal’e gelen ve Kumtepe’ye düşmanın çıkarma yaptığını bildiren yanlış bir rapor yüzünden buraya sevk edilen 72. Alay’a geri dönme emri vermişti. Ama diğer yandan, Arıburnu’ndan kolordu karargâhına sürekli gelen raporların yoğunluğu ve Halil Sami’nin Seddülbahir bölgesindeki durumla ilgili hatalı raporları yüzünden, Seddülbahir bölgesindeki kritik durumu hafife alma hatasına düşmüştü.18 Seddülbahir bölgesine çıkan İngiliz kuvvetleri sonraki bir gün içinde Türk kuvvetlerini geri atmayı başaracaklardı.19 Arıburnu’nda ise akşam olduğunda, düşmanın Kabatepe civarındaki bütün çıkartmaları püskürtülmüş, düşmanın öncü kuvvetleri geri atılarak sahil tepelerinde mevzilenmek zorunda bırakılmışlardı.20 İlk günkü muharebelerde inisiyatif almaktan çekinmeyen ve emirlerindeki birlikleri ön saflarda şahsen idare eden 27. Alay Komutanı Şefik ve 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal büyük bir rol oynamışlar, inatçı direnişleri ve aynı inatçılıkla düzenledikleri karşı taarruzlar sayesinde Arıburnu’nda durumun ilk günden bir felakete dönüşmesine engel olmuşlardı. Seddülbahir’de ise 9. Tümen Komutanı Halil Sami’nin tüm gün sergilediği zafiyete rağmen emrindeki birlik komutanları ve özellikle de 26. Alay 3. Tabur Komutanı Binbaşı Mahmut Sabri inatçı bir direniş sergilemişlerdi.21

Düşman kuvvetlerine karşı taarruz başlıyor

25 Nisan akşamından itibaren Türk kuvvetleri düşmanı denize dökmek için karşı taarruzlara başladı. Düşmanın sağlam mevziler tutamadan, en kısa sürede denize dökülmesi tabii ki ordunun başlıca amacıydı. Ancak bu taarruzlar, cepheye yeni gelen her birlik tarafından hazırlıksız şekilde icra ediliyordu ve sonuçsuz kalıyordu. Bir de Türk subaylarına genel olarak güvenmeyen Liman Paşa’nın bu birkaç tümenin katılacağı taarruzları idare etmek üzere düşük rütbeli, genç ve tecrübesiz Alman subaylarını görevlendirmesi başarısızlığa katkıda bulunuyordu.22 Örneğin, 1-2 Mayıs gecesi Seddülbahir’de 7. ve 9. Tümenler ile yapılan gece taarruzunun komutası, Almanya’da tabur komutanı iken Osmanlı Ordusu’nda 5. Tümen komutanlığına getirilmiş Yarbay Eduard von Sodenstern’e tevdi edilmişti. Kolordu büyüklüğündeki bir kuvvete komuta edebilecek vasıfta bulunmayan bir komutanın sevk ve idaresi altında, gece taarruzuna alışık olmayan Türk kuvvetleri ağır zayiat vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı.23 Bu durum, gayet doğal olarak, Türk subaylarını rahatsız etmekteydi. Mustafa Kemal, Enver Paşa’ya hemen ertesi gün, 3 Mayıs 1915’te bir mektup yazarak Liman von Sanders’in düşman çıkarması öncesi savunma tertibinde yaptığı hataları ve maiyetindeki Alman subaylarının beceriksizliklerini ve ihmallerini şikâyet etmişti.24 Ancak tüm bu başarısızlıkların en temel sebebi, taarruzlarda topçu ateşinin etkisizliği idi. Top sayısı ve mühimmatın yetersizliği, taarruz öncesi düşman mevzilerini tahrip edebilecek ve savunmadaki piyadeyi sindirecek bir etki sağlanmasına engel oluyordu.25

5 Mayıs’ta Yarımada savunmasını daha iyi organize edebilmek için komuta yapısında değişikliğe gidildi. Tüm Yarımada'nın savunmasından sorumlu Esat Paşa’nın 3. Kolordusu Kuzey Grubu ismini alarak Arıburnu ve Anafartalar bölgelerinin sorumluluğunu üstlenmişti. Seddülbahir bölgesinin savunması ise Güney Grubu adıyla yeniden organize edilmişti. Bu grubun başına da Boğaz’ın Anadolu yakasındaki 15. Kolordu komutanı Erich Weber Paşa getirildi.26 Temkinli bir kişiliğe sahip Weber Paşa, 28 Haziran – 3 Temmuz tarihleri arasında yaşanan kanlı Zığındere Muharebeleri sırasında paniğe kapılarak birliklerini, daha göreve ilk geldiği gün çekilmeyi önerdiği, Alçıtepe hattına çekme emri verince Liman Paşa tarafından derhal görevden alındı. Yerine Liman Paşa’nın İstanbul’a bildirdiği “cesur ve güçlü” komutan isteği doğrultusunda Vehip Paşa getirildi.27

Vehip Paşa, Meşrutiyet’in ilanında, Manastır’da verdiği nutukla ordunun en ünlü subaylarından biri olmuştu.28 Çanakkale’ye gelmeden önce Hicaz Valisi olarak görev yaptı. 3. Ordu’nun Sarıkamış Harekâtı sonrası sonra yüksek komuta kademesini yitirmesi yüzünden, önce Sarıkamış’ta esir düşen İhsan Paşa’dan boşalan 9. Kolordu komutanlığına atandı. Bu atamasından birkaç gün sonra da Hafız Hakkı Paşa’nın ölmesiyle boşalan 3. Ordu komutanlığına getirildi. Bu sırada 2. Ordu komutanlığına atanmış olan Mahmut Kamil Paşa ile becayiş yaparak 2. Ordu komutanı oldu ve bu göreviyle Çanakkale’ye geldi.29 Güney Grubu’nun yeni komutanı Vehip Paşa, Kuzey Grubu komutanı Esat Paşa’nın kardeşiydi. Liman Paşa, Vehip Paşa’yı övgüyle anmakla birlikte, onun ağabeyi ile beraber görev yapmasının Türk generalleri arasında sık sık görülen birbiri aleyhine hareket etme durumunu ortadan kaldırdığını ve iki cephe arasında işbirliği sağlandığını yazmıştır.30 Vehip Paşa’nın komutayı deruhte etmesinin akabinde, 12-13 Temmuz günlerinde Seddülbahir bölgesindeki son büyük muharebe Kerevizdere’de yaşandı. Vehip Paşa, 12 Temmuz günü muharebelerinde askerin performansından memnun kalmadığı için ertesi gün birliklere yolladığı emirde askerin “gerekirse şiddet kullanarak” ikinci savunma hattının kesin olarak savunulmasını istemişti.31 Şedit bir komutan olan Vehip Paşa’nın çalışkanlığı ve enerjik kişiliği sayesinde Güney Grubu’nun durumu kısa sürede güvenilir bir hal almıştı.32

13 Temmuz’a kadar olan dönemde yapılan tüm taarruzlar başta Liman Paşa ve Enver Paşa olmak üzere Osmanlı yüksek komuta kademesinin Çanakkale’deki durum ve modern siper savaşının gereklerini kavrayamamaları sebebiyle ağır zayiatla neticelenmişti. Gündüzleri yapılan kalabalık taarruzlar düşman donanmasının ve düşman makineli tüfeklerinin ateşi altında eriyordu. Gece taarruzları da farklı değildi. 15. ve 2. Tümenler 3-4 Mayıs ve 19 Mayıs gece taarruzlarında muharebe güçlerini tamamen yitireceklerdi. Subay zayiatı ise %60’dan fazla olacaktı. İstanbul, kendisine gönderilen yanlış raporlarla muharebelere sık sık müdahale ederken, onların verdikleri yanlış emirler sonucu subayların çoğu sorgusuz sualsiz birlikleriyle ölüme gitmişlerdi. Emirlere karşı fikrini ifade etmeye çalışan subaylar da derhal görevden alınıp, cezalandırılmışlardı.33 Örneğin, Çolak Faik Paşa 29 Haziran – 3 Temmuz arasında yaşanan Zığındere Muharebesi öncesi Güney Grubu emrinde Sağ Kanat komutanı olarak görevlendirilmişti. Kendi cephesine yönelmiş düşman taarruzunu durdurmuş ve karşı taarruz emri almıştı. 2 Temmuz’da üst üste yaptığı taarruzların sonuçsuz kalması üzerine daha fazla zayiat verilmesine engel olmak için Güney Grubu komutanı Weber Paşa’nın yeni taarruz emirlerini uygulamadı. 3 Temmuz’da görevinden azledildi ve yerine Mehmet Ali Paşa getirildi.34 Mehmet Ali Paşa verilen emirlere kesin surette uyarak taarruza devam etti ve 5 Temmuz’daki muharebelerde emrindeki birliklerin mevcudunun %40’ı şehit oldu.35

Osmanlı yüksek komuta kademesinin sürekli taarruzu arzulamasının temelinde yatan sebep doğal olarak Alman askeri doktrini idi. Savaş başladığından beri, yeterli topçu desteğinden mahrum olarak, hazırlıksız yapılan ve büyük zayiatla neticelenen başarısız taarruzlar konusunda Alman Ordusu’nun bir hayli tecrübesi vardı. Batı Cephesi’nde savaş durağan siper muharebesine dönene kadar Almanlar, birçoğu sonuçsuz kalan kanlı taarruzlarda ağır zayiat vermişlerdi.36 “Taarruz Kültü” etrafında şekillenen Alman stratejik düşüncesi, son yüz yıldır, hızlı icra edilen stratejik taarruzlar ile düşmanı bir imha muharebesine mecbur edip, savaşı en kısa sürede sonlandırmak üzerine kuruluydu.37 Bu durum operasyonel ve taktik düşünceye de sirayet etmişti. Ordu komutanından, takım komutanına kadar her Alman subayı sürekli taarruz fikri ile hareket etmeye alışmıştı.38 Bu düşüncenin, son 35 yıldır, Alman askeri doktrinine göre yetiştirilen Osmanlı Ordusu’nda da kendini göstermesi gayet normaldi.

Vehip Paşa’nın sürekli taarruza karşı görüşleri savaşta kırılma noktası oluşturdu

Çanakkale Muharebeleri’nde, Osmanlı yüksek komuta kademesinin taarruzlar konusundaki tutumunun kırılma noktası Temmuz ayındaki kanlı muharebelerden sonra, Vehip Paşa’nın girişimleriyle oldu. Liman Paşa’dan sürekli taarruz emirleri alan Vehip Paşa, bu şekilde yapılacak taarruzların işe yaramayacağına kanaat getirdi. Ordu komutanı Liman Paşa, Vehip Paşa’nın taarruz konusundaki isteksizliğini Enver Paşa’ya şikâyet edince Enver Paşa cepheye gelerek Vehip Paşa ile görüştü. Vehip Paşa düşman donanma topçusunun etkinliğini gösteren küçük bir tatbikat ile Enver Paşa’yı taarruzların faydadan çok zarar getirdiğine ikna etmeyi başardı. Böylece “önce savunmada kalmayı, İngiliz veya Fransız taarruzu halinde düşman taarruzunu kırdıktan sonra karşı taarruza geçerek düşmanın taarruz isteğini kırıp, düşmanı moral bakımından yıpratmayı” amaçlayan bir plan benimsenmişti.39 Bu sayede, cepheye gelen her taze kuvvetle, korkunç kayıplar vermek pahasına taarruza geçilmesi alışkanlığı son bulmuş oldu. Burada, Vehip Paşa’nın diğer komutanlar gibi derhal görevden alınmayıp, görüşlerinin bizzat başkumandan vekili tarafından dinlenmesi dikkate değerdir. Bu durumun başlıca sebebi muhtemelen paşanın İttihat ve Terakki içindeki itibarıydı.

6 Ağustos’ta, Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerinde başlayan düşman taarruzu, çıkarmanın ilk gününden sonra Türk tarafının karşılaştığı en büyük tehlike oldu. Seddülbahir’deki taarruzlar kırıldı ama Arıburnu’nda 16. Tümen mevzileri düşmanın eline geçti. Düşman birlikleri Çanakkale Boğazı’na hâkim Conkbayırı ve Kocaçimen Tepesi’ne ilerlemeye başladı. Conkbayırı’na ilk olarak 19. Tümen komutanı Mustafa Kemal bir taburluk kuvvet sevk etti. Ardından 9. Tümen, 4. Tümen ve 8. Tümen’in karşı taarruzlarıyla 8 Ağustos akşamı düşman ilerleyişi durduruldu.40 Burada bir konuya değinmek gerekir. Conkbayırı ve Kocaçimen Tepesi’nin olası bir düşman saldırısına hedef olabileceği daha önceden Mustafa Kemal tarafından Kuzey Grubu komutanı Esat Paşa’ya söylenmiş fakat dikkate alınmamıştı. Mustafa Kemal’in korktuğu bu düşman saldırısı 6 Ağustos’ta gerçeğe dönmüş ve bu bölgenin savunmasız bırakılmasının feci bir taktik hata olduğu ortaya çıkmıştı.41

Liman Paşa, 6 Ağustos’ta Suvla Koyu’na taze kuvvetler çıkaran düşmanın Anafartalar tepelerini aşarak daha doğudaki ovaya çıkacaklarını kabul ediyordu.42 Bunu önlemek üzere 7 Ağustos akşamı Anafartalar Grubu Komutanlığı teşkil edilmiş ve grup komutanı Albay Fevzi’ye (Tümay), emrine verilen 7. ve 12. Tümenler ile derhal taarruza kalkması emri verilmişti. Askerlerin yorgun olmasını sebep göstererek, taarruzu 9 Ağustos’a erteleyen Fevzi derhal görevden alındı.43 Onun yerine yeni bir komutan arayan Liman Paşa, telefonda kendisini takdim eden ve bölgedeki bütün kuvvetlerin sevk idaresinin kendi emrine verilmesini talep eden Mustafa Kemal’e bu görevi verdi.44

Mustafa Kemal 9 Ağustos sabahı saat 10:00’da grup karargâhına geldi. Önceden yapılmış taarruz planını hiç değiştirmeden uygulamaya koydu. General Hamilton da aynı gün kendi birliklerine taarruza başlama emri vermişti. Aynı gün akşamı düşman ilerleyişi durduruldu ve Anafartalar düşmandan temizlendi. 10 Ağustos’ta düşman tekrar taarruza kalktıysa da başarılı olamadı.45 Anafartalar Muharebesi’nde düşmanı durdurup geri atan Mustafa Kemal 9 Ağustos akşamı Conkbayırı bölgesine geldi ve buradaki düşmanı geri atmak üzere taarruz hazırlıklarına başladı. 10 Ağustos sabah 05:30’da iki alayla yapılan taarruzda Conkbayırı düşmandan temizlendi.46 Conkbayırı Çanakkale Boğazı’nın güvenliği açısından büyük öneme sahipti. Mustafa Kemal bu tepenin önemini kavramış ve muharebeyi de yakından idare etmişti.47Güney Grubu Komutanı Vehip Paşa da Conkbayırı’nda yaşanan muharebelerin önemini takdir etti. Kendi bölgesindeki şiddetli bombardıman ve taarruzların gösterişten ibaret olduğunu kavrayarak, ihtiyatta tuttuğu 4. ve 8. Tümenleri Kuzey Grubu’na takviye olarak gönderdi.48

Ağustos ayı başındaki taarruzlarda baskın unsurunu elde eden düşman, ast komutanlarının beceriksizliği yüzünden atıl kalmış ve bundan faydalanamamıştı. 5. Ordu bu boşluğu iyi değerlendirmiş, ilk şoku atlatır atlatmaz bölgedeki kuvvetler, kritik durumu hâlihazırda kavramış olan dirayetli bir komutanın mahir sevk ve idaresi altında birleştirilmişti. Nisan ayından Temmuz ayı sonuna kadar orduya pahalıya mal olan taarruz ruhu, bu muharebelerde kazanılan başarının başlıca müsebbibi olmuştu. General Hamilton, Lord Kitchener’dan takviye kuvvet talep ettiği 17 Ağustos tarihli raporunu “çok cesur harbeden ve iyi sevk ve idare edilen asil Türk Ordusu’nun karşısında bulunuyoruz” sözleriyle tamamlayacaktı.49

Müttefikler, Ağustos ayı sonunda yaptıkları taarruzlardan da sonuç alamayınca genel bir değerlendirme yaparak Gelibolu’yu en kısa sürede boşaltmaya karar verdiler. Böylece Ağustos’tan sonra durağan mevzi muharebeleri başladı. Aralık ortası ve Ocak başında, iki kademede birliklerinin tahliyesi tamamlandı. Böylece müttefikler bütün Çanakkale seferindeki tek başarılarını, tahliyeyi zayiatsız tamamlayarak elde etmiş oldular.50

Gelibolu kara harekâtının ilk gününe, ordu ve kolordu komutanlarının ikisinin birden harekâtın icra yerinde bulunmamaları yüzünden operasyonel seviyede sevk ve idarede doğan boşluk damgasını vurmuştu. Bu durumun bir felakete dönüşmesi, durumu doğru değerlendiren ast birlik komutanlarının kendi kendilerine harekete geçerek yaptıkları karşı taarruzlar sayesinde önlenmişti. İlk günkü başarılarda büyük rol oynayan taarruz ruhu, sonraki dönemde de yüksek komutada hâkim olacak fakat cepheye gelen taze kuvvetlerin sonuçsuz kalan taarruzlarda erimesinden başka bir işe yaramayacaktı. Osmanlı yüksek komutası ancak üç ay sonra, siper muharebelerinde taarruzun belli şartlar sağlanmadan yapılamayacağının farkına varacak ve tıpkı Batı Cephesi’ndeki ordular gibi savunmada kalıp, sınırlı karşı taarruzlarla bir yıpratma savaşı yolunu seçecekti. Ağustos ayındaki Müttefik taarruzunda ise taarruz ruhu tekrar ortaya çıkacak, sevk ve idarenin dört aydır cephe hattının en önünde bulunmuş muktedir bir komutan emrinde birleştirilmesi ve düşmanın sevk ve idarede gösterdiği zafiyetten faydalanılmasıyla yapılan karşı taarruzlarda düşmanın savaşma azmi büsbütün kırılacaktı. Sonraki aylarda durağan siper muharebesine mahkûm edilen düşmanın Gelibolu’yu tahliye etmekten başka çaresi kalmayacaktı.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
M. Fatih BAŞ

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakın Çağ Tarihi alanında doktora çalışmalarına devam eden Fatih Baş Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak akademik kariyerini sürdürüyor. Askeri tarih, askeri sosyoloji ve savaş çalışmaları üzerine akademik çalışmalarına devam ediyor.

Dipnotlar

1Field Marshall Lord Carver. (2004). The National Army Museum Book of the Turkish Front 1914-1918. Londra: Pan Books, 19.

2Toker, H., Demireğen, Ö., Sayın, B. (Editörler). (2014). Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesi Harekâtı (Haziran 1914-Ocak 1916). Ankara: Genelkurmay Basımevi, 61.

3Toker, Demireğen, Sayın, a.g.e., 62. Görgülü, İ. (2014). On Yıllık Harbin Kadrosu 1912-1922. (2. Baskı). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 78, 102.

4Uyar, M., Erickson, E. J. (2014). Osmanlı Askeri Tarihi(çev. Mesut Uyar). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 511.

5Toker, Demireğen, Sayın, a.g.e., 63.

6Von Sanders, L. (2010). Türkiye’de Beş Sene. (çev. Osmanlı Genelkurmayı Askeri Tarih Encümeni Tercüme Heyeti). (4. Baskı). İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 82.

7Uyar, Erickson, a.g.e., 511-512.

8Esat Paşa’nın kendisinin kaleme aldığı özgeçmişi için bkz. Ertuna, H. (1983). Yanya Savunması ve Esat Paşa. Ankara: Genelkurmay Basımevi, 139.

9Uyar, M. (2016). Ottoman Third Corps in Crisis, Esat Pasha. Crawford, J., Littlewood, D., Watson, J. (Editörler). Experience of a Lifetime, People, Personalities and Leaders in the First World War. Auckland: Massey University Press, 50-51.

10Ilgar, İ., Uğurlu, N. (Editörler). (2004). Esat Paşa’nın Çanakkale Savaşı Hatıraları. (2. Baskı). İstanbul: Örgün Yayınları, 46.

11Uyar, a.g.m., 54.

12Martı, M. (Editör). (2002). Çanakkale Hatıraları, 2. Cilt. İstanbul: Arma Yayınları, 17-18.

13Belen, F. (2016). 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti. İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 293.

14Toker, Demireğen, Sayın, a.g.e., 98.

15Belen, a.g.e., 293. Toker H., Toker, M. (2015). Çanakkale Muharebeleri Kronolojisi. İstanbul: Alfa Yayınları, 165.

16Uyar, a.g.m., 55.

17Belen, a.g.e., 295.

18Uyar, a.g.m., 55.

19Belen, a.g.e., 295.

20Von Sanders, a.g.e., 91.

21Belen, F. (2009). Çanakkale Savaşı’ndan Alınan Dersler. (Editör: Tuncay Yılmazer). İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 43-44.

22Belen, 20. Yüzyılda..., 296-297.

23Belen, Çanakkale Savaşı’ndan..., 62.

24Gencosman K. Z., Banoğlu, N. A. (1971). Atatürk Ansiklopedisi, Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Tarihi Cilt 2. İstanbul: May Yayınları, 267-268.

25Belen, a.g.e., 54.

26Toker, Demireğen, Sayın, a.g.e., 88.

27Nizamoğlu, Y. (2010). Vehip Paşa (Kaçı)’nın Hayatı ve Askeri Faaliyetleri, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 189.

28Turfan, N. (2013). Jön Türklerin Yükselişi. İstanbul: Alfa Yayınları, 259.

29Nizamoğlu, a.g.t., 187.

30Von Sanders, a.g.e., 104 – 105.

31Nizamoğlu, a.g.t., 198. Toker, Demireğen, Sayın, a.g.e.,165-169.

32Atacanlı, S. (2015). Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 102.

33Uyar, Erickson, a.g.e., 513-514.

34Görgülü, On Yıllık Harbin…, 89-90.

35Görgülü İ. (1983). Türk Harp Tarihi Derslerinde Adı Geçen Komutanlar. İstanbul: Harp

Akademileri Basımevi, 233.

36Lupfer, T T.  (1981). The Dynamics of Doctrine: The Changes in German Tactical Doctrine During the First World War, Fort Leavenworth: U.S. Army Command and General Staff College, 1-2.

37Citino, R. M. (2005). The German Way of War: From Thirty Years War to Third Reich. Kansas: University Press of Kansas, XIII.

38Citino, a.g.e., 141.

39Toker, Demireğen, Sayın, a.g.e., 172. Nizamoğlu, a.g.t., 206.

40Belen, 20. Yüzyılda..., 313-314.

41Erickson E. J. (2013). Mustafa Kemal Atatürk. Oxford: Osprey Publishing, 21-22. Mustafa Kemal 16. Kolordu komutanı iken kaleme aldığı ve 1916 yılında yayınladığı “Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler” isimli eserinde, bu hataya bir göndermede bulunur. Eserde, arazi şartlarına her zaman gerçek değerinin verilmesinin gerekliliğinden bahseder. Arazinin düşmanın hedefini sınırladığının kabul edilmemesini, aksine düşmanın arazi zorluklarını aşabilme ihtimalinin her zaman göz önünde bulundurulmasından bahsederken, “Kocaçimen silsilesinin denize bakan yalçın kayalı yamaçlarında dökülen kanları hatırlamanın” bu gerçeği kabul etmek için yeterli bir sebep olduğunu söyler. (Atatürk, M. K. (2011). Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler. (3. Baskı). Ankara: Genelkurmay Basımevi, 8.)

42Belen, a.g.e., 315.

43Görgülü, On Yıllık Harbin…, 111.

44Atatürk, M. K. (1990). Anafartalar Muharebatı’na Ait Tarihçe. (2. Baskı). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 26.

45Belen, a.g.e., 316.

46Özdemir B., Mutaf, A. (Editörler). (2012). Çanakkale Muhârebâtı, Cihan Harbinde Osmanlı Harekâtı Tarihçesi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 56.

47Belen, a.g.e., 317.

48Nizamoğlu, a.g.t., 213-215.

49Yılmazer, T. (2006). Alçıtepe’den Anafartalar’a Çanakkale Kara Muharebeleri. (3. Baskı). İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 208. Erickson, E. J. (2015). Gallipoli: Command Under Fire. Oxford: Osprey Publishing, 230

50Moorehead, A. (1997). Gallipoli. Hertforshire: Wordsworth, 285-289.

 

 

Kaynakça

Field Marshall Lord Carver. (2004). The National Army Museum Book of the Turkish Front 1914-1918. Londra: Pan Books

Toker, H., Demireğen, Ö., Sayın, B. (Editörler). (2014). Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesi Harekâtı (Haziran 1914-Ocak 1916). Ankara: Genelkurmay Basımevi

Görgülü, İ. (2014). On Yıllık Harbin Kadrosu 1912-1922. (2. Baskı). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları

Uyar, M., Erickson, E. J. (2014). Osmanlı Askeri Tarihi(çev. Mesut Uyar). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

 Von Sanders, L. (2010). Türkiye’de Beş Sene. (çev. Osmanlı Genelkurmayı Askeri Tarih Encümeni Tercüme Heyeti). (4. Baskı). İstanbul: Yeditepe Yayınevi

Ertuna, H. (1983). Yanya Savunması ve Esat Paşa. Ankara: Genelkurmay Basımevi

Uyar, M. (2016). Ottoman Third Corps in Crisis, Esat Pasha. Crawford, J., Littlewood, D., Watson, J. (Editörler). Experience of a Lifetime, People, Personalities and Leaders in the First World War. Auckland: Massey University Press

Ilgar, İ., Uğurlu, N. (Editörler). (2004). Esat Paşa’nın Çanakkale Savaşı Hatıraları. (2. Baskı). İstanbul: Örgün Yayınları

Martı, M. (Editör). (2002). Çanakkale Hatıraları, 2. Cilt. İstanbul: Arma Yayınları

Belen, F. (2016). 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti. İstanbul: Yeditepe Yayınevi

Belen, a.g.e., 293. Toker H., Toker, M. (2015). Çanakkale Muharebeleri Kronolojisi. İstanbul: Alfa Yayınları.

Belen, F. (2009). Çanakkale Savaşı’ndan Alınan Dersler. (Editör: Tuncay Yılmazer). İstanbul: Yeditepe Yayınevi

Gencosman K. Z., Banoğlu, N. A. (1971). Atatürk Ansiklopedisi, Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Tarihi Cilt 2. İstanbul: May Yayınları

Turfan, N. (2013). Jön Türklerin Yükselişi. İstanbul: Alfa Yayınları

Nizamoğlu, Y. (2010). Vehip Paşa (Kaçı)’nın Hayatı ve Askeri Faaliyetleri, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul

Atacanlı, S. (2015). Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Görgülü İ. (1983). Türk Harp Tarihi Derslerinde Adı Geçen Komutanlar. İstanbul: Harp Akademileri Basımevi, 233.

Lupfer, T T.  (1981). The Dynamics of Doctrine: The Changes in German Tactical Doctrine During the First World War, Fort Leavenworth: U.S. Army Command and General Staff College

Citino, R. M. (2005). The German Way of War: From Thirty Years War to Third Reich. Kansas: University Press of Kansas

Erickson E. J. (2013). Mustafa Kemal Atatürk. Oxford: Osprey Publishing

Atatürk, M. K. (2011). Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler. (3. Baskı). Ankara: Genelkurmay Basımevi

Atatürk, M. K. (1990). Anafartalar Muharebatı’na Ait Tarihçe. (2. Baskı). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları

Özdemir B., Mutaf, A. (Editörler). (2012). Çanakkale Muhârebâtı, Cihan Harbinde Osmanlı Harekâtı Tarihçesi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları

Yılmazer, T. (2006). Alçıtepe’den Anafartalar’a Çanakkale Kara Muharebeleri. (3. Baskı). İstanbul: Yeditepe Yayınevi

Erickson, E. J. (2015). Gallipoli: Command Under Fire. Oxford: Osprey Publishing

Moorehead, A. (1997). Gallipoli. Hertforshire: Wordsworth

 

DİĞER MAKALELER
Çanakkale Harekatı'nda Operasyonel Seviyede Sevk ve İdare
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun