18 Mart Zaferi’nde Fedakârlık ve Kahramanlık Gösterenlerin Madalya İle Ödüllendirilmesi

18 Mart Zaferi’nde Fedakârlık ve Kahramanlık Gösterenlerin Madalya İle Ödüllendirilmesi

Türk savaş tarihi üzerin bir sohbet yapacak olsak en çok zaman ayırmanız gereken savaşlardan biri şüphesiz ki Çanakkale Savaşı olurdu. Gerek stratejik önemi, gerek Birinci Dünya Savaşı'na olan direkt etkisi gerekse de dünya harp tarihindeki görülecek ender savaşlardan biri olması Çanakkale Savaşı'nı daha özel bir noktaya taşıyor. Tüm bu önem boyutlarıyla birlikte konuşulması gereken bir husus var ki duygulardan bağımsız olarak bahsetmek pek de mümkün değil. Ordunun gösterdiği genel mukavemet ile birlikte bireysel cesaret ve kahramanlık öyküleri de konuşulması gereken önemli bir husus.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Çanakkale Muharebeleri denince akla hiç şüphesiz 18 Mart Boğaz Harbi gelir. Bununla birlikte Çanakkale’de büyük fedakârlık ve kahramanlıklarla 250 bin kayıp verilerek kazanılan büyük zafer, 25 Nisan 1915’te başlayıp 8,5 ay devam eden kara muharebeleri neticesinde elde edilmişti. Dolayısıyla Çanakkale Muharebeleri denince iki safhalı bir savaş anlaşılmalıdır.

Birincisi 19 Şubat–18 Mart 1915 tarihleri arasında İngiliz-Fransız müttefik donanmasıyla Çanakkale Boğazı’nı savunan Osmanlı topçuları ve sahilleri muhafaza eden piyade birlikleri arasında cereyan eden “Boğaz Harbi”dir.

İkincisi ise, Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen müttefik donanmaya, deniz yolunu açmak için Gelibolu Yarımadası sahillerine asker çıkarılarak tabyaların ve istihkamların zapt edilmesini hedefleyen İngiliz-Fransız müttefik ordusunun başlattığı, 25 Nisan 1915–9 Ocak 1916 tarihleri arasında cereyan eden kara muharebeleridir.

Çanakkale Muharebeleri’nin kara ve deniz bütününe şamil olmak üzere, o günün hatırasını yaşatmak, şehit ve gazileri anmak için 18 Mart günü, 1916’dan beri törenlerin yapıldığı gün olmuştur.

Çanakkale’de 8,5 ay devam eden kara muharebeleri hiç şüphesiz verilen kayıplar, gösterilen fedakârlıklar ve elde edilen zaferle çok önemli ise de, düşman donanmasına Boğaz’ı kapayarak geçit vermeyen, kara muharebelerinin başlamasını zorunlu kılan Türk topçularının kazandığı 18 Mart Zaferi, ordu ve millete verdiği manevi güç, kazandırdığı özgüvenle kara muharebelerinin de kazanılmasında çok önemli etken oldu.

19 Şubat 1915’te Çanakkale Boğazı’na dayanan İngiliz ve Fransız donanmalarına mensup 20 savaş gemisinden oluşan filo kuşkusuz önemli bir deniz gücüydü. Bu filonun ateş gücü sayesinde Boğaz’ı müdafaa eden tabyalara üstünlük sağlayarak Marmara’ya geçme ihtimalinin büyük olduğunu Osmanlı Genelkurmayı ve Hükümeti de kabul etmişti. Zira Çanakkale’de muharebeler sürerken Boğaz’ın geçilmesi halinde İstanbul’un tahliyesiyle ilgili plan hazırlanmıştı bile.

İşte bu derece buhranlı ve kritik bir ortamda gerçekleşen Çanakkale Boğaz Muharebeleri neticesinde kazanılan 18 Mart Zaferi, fevkalade bir sevinç yaratmıştı. I. Dünya Savaşı’nın daha başında Sarıkamış’ta yaşanan felaketin hemen akabinde, İstanbul’u hedefleyen düşmana karşı kazanılan bu zaferle rahatlayan ve derin bir nefes alan Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa, muharebelerde gayret ve fedakârlığı görülenlerin taltifinde oldukça cömert davranmıştır.

Başta Mevki-i Müstahkem Kumandanı Cevad Paşa olmak üzere, Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı Yarbay Selahaddin Adil ve karargah subayları madalya ile taltif edilmişti. Bunun yanı sıra Enver Paşa, 19 Şubat–18 Mart tarihleri arasında gerek savaş gemileriyle mücadele eden topçulardan gerek Seddülbahir ve Kumkale’de karaya çıkarılan düşman müfrezeleriyle muharebe eden piyade subay ve erlerden cesaret, fedakârlık ve gayretleriyle öne çıkanları madalya ile ödüllendirmiştir.

Aşağıdaki verdiğimiz listede, subay, er ve erbaş olmak üzere 113 kişiye verilen çeşitli tipte madalyalar ve veriliş gerekçeleri bulunmaktadır.

Bu listede madalya olarak yarbay ve üzeri rütbelerdeki beş subaya Gümüş İmtiyaz Madalyası, geri kalan subay, erbaş ve erlere Gümüş Liyakat Madalyası verildiği görülüyor. (Sonraki aylarda savaşta başarı gösterenlere verilecek olan Harp Madalyası bu tarihte ihdas edilmiş ancak daha dağıtılmaya başlanmamıştı).

Bir istisna olarak çavuş rütbesinde tek bir askere Gümüş İmtiyaz Madalyası verilmiştir. Bu kişi 4 Mart 1915’te Seddülbahir’e çıkarılan İngiliz müfrezesine karşı koyan askerler arasında fevkalade cesaret ve kahramanlık gösterdiğinden özel olarak taltif edilen Bigalı Mehmed Çavuş’tur.

Subay ve erlerden madalya verilenlere bu madalyanın veriliş gerekçesinin anlatıldığı sütunda genel olarak; “vazifesini yerine getirirken göstermiş olduğu gayret ve fedakârlığına mükafat olarak”, “muharebede gösterdiği kahramanlık ve faaliyetine mükafat olarak” gibi ibareler yer almaktadır.

Şüphesiz listedeki isimlerin her biri bulundukları görevde fevkalade hizmet etmiş olmakla birlikte bazı isimlere dikkat çekmek yerinde olur:

Listenin 8. sırasında yer alan Nazmi Kaptan, Torpil Müfrezesi Kumandanı olarak 7/8 Mart 1915 gecesi Nusret mayın gemisinde görev almıştı.

9. sırada yer alan Yüzbaşı Ramazan Ağa Boğaz tahkimatında topların nakli ve yerleştirilmesinde üstün hizmeti görülmüş ve bu husus Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı Selahaddin Adil’in hatıratında ismen zikredilmişti:

 “Bu arada 65 yaşındaki okuma yazma bilmez Yüzbaşı Ramazan Ağa'dan bahsetmeden geçemeyeceğim: İmalat-ı Harbiye'den "manevra de fors" ustası olarak Müstahkem Mevki'ye gönderilmiş olan bu uzun kır sakallı –gençlerimiz kızmasınlar- ihtiyar, birkaç kalas ve birkaç metre halattan ibaret tezgâhı ve otuz kadar avanesi ile birçok ağır topumuzu ve özellikle Çimenlik Kalesi burcu üzerindeki 35,5 çapında, ağırlığı 100 tondan aşağı olmayan 35 cm'lik topu, 15 metre yükseklikteki eski kaleden aşağı indirmek ve bir şat üzerinde Anadolu Hamidiyesi'ne taşımak ve orada bataryadaki eşlerine kavuşturmak gibi hepimize örnek olacak bir gayret ve kudret göstermiştir.” (Selahaddin Adil, Çanakkale Cephesi’nden Mektuplar-Hatıralar, Yeditepe Yayınevi)

14. sırada bulunan Yüzbaşı Hilmi Efendi, Seyit Onbaşı’nın da bulunduğu Rumeli Mecidiye tabyasında, düşmanın ağır ateşi altında düşman donanmasına ve bilhassa batırılan Fransız Bouvet savaş gemisine isabetli atışlar yapmış, müttefik filonun ateşine en fazla maruz kalan tabyalardan biri olmasına rağmen vazifesini fevkalade bir şekilde ifa etmişti.

24. sıradaki Mülâzım-ı Evvel Ali Efendi 18 Mart günü çok yoğun bombardımana tutulan Dardanos Bataryası’nda, batarya kumandanı Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mevsuf Efendilerin şehit olması üzerine bataryayı idare etmişti. Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı Selahaddin Adil bu subay hakkında da hatıratında şu bilgiyi vermektedir:

“1 Aralık saat 14'te Dardanos bataryası sustu. Bu susuşu toplarının tahrip edilmiş olduğuna yorduk. Kumandan Paşa (Cevat Paşa) arkadaşlarımızdan kurmay yüzbaşı merhum Ali Bey'i bu işe memur etti. Pek kıymettar olan bu arkadaşımız Dardanos civarında birçok ateşlerin toplanmasına rağmen, yoğun ateşler içinde dörtnalla geçerek bataryaya erişti. Bataryadaki sessizlik, batarya kumandanı Hasan ve gözetleme subayı Mevsuf Efendilerin şehadetinden ileri geliyordu. Ali Bey arkadaşımızın Dardanos'a varışından on dakika sonra Dardanos yeniden ateş açtı”. (Selahaddin Adil, Çanakkale Cephesi’nden Mektuplar-Hatıralar, Yeditepe Yayınevi)

30. sırada yukarda zikredilen Dardanos Bataryası’nın 18 Mart günü şehit olan kumandanı Üsteğmen Hasan’a verilen madalya kaydı bulunmaktadır.

68-71. sırada yer alan 27. Alay 2. Tabur’a mensup dört asker, ilginç bir başarıdan dolayı ödüllendirilmiştir. Düşmanın Kabatepe-Kumtepe arasında sahile 1 km. mesafeye koydukları işaretleri (şamandıra) topladıkları için madalya almışlar. Bu şamandıra hususu gazilerin hatıralarında yer almış bir husustur. Daha çok kara çıkarmasının yerini tespit için düşmanın yerleştirdiği şamandıralar olarak anlaşılmış olan bu işaretlerin, çıkarmadan çok önce 19 Şubat 1915 bombardımanından sonra olduğu buradan anlaşılıyor. 27. Alay 2. Tabur’da bulunan Çanakkale’nin Haliloğlu köyünden Halil Koç bu şamandıra vakasını şöyle anlatır:

 “Kabatepe’ye keşif koluna gittik. Kabatepe’de İngiliz gemileri geldiler. Şamandıra bıraktılar. Bizimkiler kayalıklara(?) şamandıraları topladılar.”(Cahit Önder, Yaşayan Çanakkaleli Muharipler, s. 85).

91. sırada Çanakkale Muharebeleri’nin en meşhur askerlerinden biri olan Mehmed Çavuş bulunmaktadır. 4 Mart 1915 günü Seddülbahir’e çıkan İngiliz müfrezesini beraberindeki arkadaşlarıyla karşılayan ve bozulan tüfeğini atıp düşmana istihkam küreği ile saldıran ve bu sırada başından ve göğsünden yaralanan Mehmed Çavuş’un madalya ile taltif edilmesini Mustafa Kemal teklif etmişti. Fevkalade cesaret ve kahramanlığı sabit olan Mehmed Çavuş, bizzat Enver Paşa tarafından takılan Gümüş Muharebe İmtiyaz Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Listede binbaşı ve alt rütbedeki subaylar ile er ve erbaşlar içinde Gümüş Muharebe İmtiyaz Madalyası alan tek askerdir. Mehmed Çavuş’la ilgili enteresan bir diğer husus, bu listede yer alan kaydında alay ve bölük numaralarının yanlış yazılmasıdır. Esasında “27. Alay 3. Tabur 2. Bölük, 10. Manga” çavuşu olan Mehmed Çavuş, bu listede “26. Alay, 3. Tabur, 3. Bölük, 10. Manga” olarak yazılmıştır. Bu yanlışlık fark edilince düzeltilerek yeniden berat verilmesi için 9 Ağustos 1915 tarihinde şahsına özel bir irade çıkarılmıştır. (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İ. TAL, 1333. N/4)

arşiv

arşiv2
Çanakkale Muharrebeleri sonrası madalya verilecek kişilerin bilgilerine dair

Aşağıda bulunan liste, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde İ.TAL, 500/41 referans numarası ile kayıtlı olup, Osmanlıca’dan çevrilerek verilmiştir. Listenin sol başında bulunan sıra numarası sütunu tarafımızdan ilave edilmiştir.

 

aqwert

çana22

çana3

çana4.4

çana5

çana6

çana77

çana8

çana9

Çana10

Çana11

Çana12

Çana13

çana14

Çana15

Çanakkale Muharebatında ibraz-ı şecaat ve hüsn-i hizmet etmiş olan bâlâda esamisi muharrer, erkân ve ümera ve zâbitan ve efrad-ı askeriyeden Karargâh-ı Umumî Murahhası Ferik Merten Paşa ile Bahr-i Sefid Boğazı Mevki-i Müstahkem İkinci Liva Kumandanı Miralay Talat ve Mevki-i Müstahkem İstihkâm Zâbiti Miralay Şükrü ve Ağır Obüs Sekizinci Alay Kumandanı Kaymakam Verle [Wehrle] ve Muallim Kaymakam Vosidlo [Wossidlo] Beylere Gümüş İmtiyaz Muharebe ve iki binbaşı, bir kıdemli yüzbaşı, yedi yüzbaşı, on mülâzım-ı evvel, altı mülâzım-ı sânî, beş serçavuş, altı ihtiyat çavuşu, dokuz onbaşı, altmış nefer ve iki ihtiyat neferine birer kıt’a Gümüş Liyakat Muharebe Madalyaları ita kılınmıştır.

İşbu irade-i seniyyenin icrasına Harbiye Nazırı memurdur.

27 Cumâdelûlâ sene 1333 / 30 Mart [12 Nisan 1915]

Çana16

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER MAKALELER
18 Mart Zaferi’nde Fedakârlık ve Kahramanlık Gösterenlerin Madalya İle Ödüllendirilmesi
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun