İlk Müslüman Türk Devleti: İdil Bulgarları

İlk Müslüman Türk Devleti: İdil Bulgarları

Dünya tarihinin en etkin ve dinamik milletlerinden olan Türklerin Müslüman olması sadece kendi kültür tarihlerinde yahut İslam tarihinde değil genel dünya tarihinde büyük değişimlere yol açmış büyük bir olaydır. Türklerin Müslüman olması İslam kültürüne ve siyasetine taze ve dinamik bir güç kazandırdığı gibi yayılma hızı duraklamış olan İslamiyet Türklerin Müslüman oluşuyla çok daha uzak coğrafyalara yayılma imkanı bulmuştur. Tarihi açıdan bu derece önemli bir olay olan Türklerin Müslüman oluşu Türklerin kalabalık ve geniş bir coğrafyaya yayılmışlıklarını düşünüldüğünde bir anda gerçekleşemeyeceği görülür. Türkler uzun bir zaman zarfı içinde Müslümanlaşmışlardı. Bu uzun sürecin ilk temsilcilerinin başında ise İdil Bulgarları gelmektedir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Türklerin Müslüman Oluşu

Dünya tarihinin önemli olayları arasında yer alan Türklerin Müslüman oluşu bir anda olup biten bir hadise değildi. Bir iki asra yayılan bir süreç sonunda Türkler genel manada Müslümanlaşmışlardı. Hz. Osman döneminden itibaren Türkler ile Müslümanlar arasında bir irtibatın başladığından bahsedilir. Hz. Ömer döneminde ise artık Türkler ile Müslümanlar komşu olmuşlardı. Bu dönemden itibaren başlangıçta zayıf olmak ile beraber Türkler ile Müslümanlar arasında her geçen gün yoğunluğu aratacak olan ilişkiler başlamış oluyordu. Emeviler dönemine gelindiğinde ise artık Türkler ile Müslümanlar arasında çok yoğun ilişkiler yaşanmaktaydı. Bu ilişkilerin büyük oranda çatışmalara dayanıyor olmasına rağmen Türkler arasında İslamiyet de yavaştan yavaşa yayılma eğilimine girmişti. 750’de Abbasilerin iş başına geçmesi onların bu başarılarında Türklerin büyük desteğinin olması Abbasiler ile birlikte İslam İmparatorluğunun çevre unsurlara karşı politikasında ciddi değişimlerin yaşanması gibi faktörler sonucunda Türkler arasında İslamiyet hızlı bir biçimde yayılma sürecine girmişti. Fakat uzun bir hazırlık safhasından sonra ciddi manada İslamlaşma süreci X. Yüzyılda yaşanmaya başlayacaktı. Bu tarihe kadar münferit manada bireylerin ve küçük küçük boyların Müslümanlığından söz edilebilmekteydi. Fakat X. Yüzyılda artık Türk Devletlerinin siyasi teşekküller olarak Müslüman olduklarını görülmektedir. Bu siyasi teşekküllerin başında da İtil-Bulgar Devleti yer almaktadır.

İdil Bulgarları Kimdir?

Bulgar Türklerinin önemli bir koludurlar. İtil (Volga) Nehri’nin orta havzasında kurulduklarından dolayı diğer Bulgar Türklerinden ayırmak amacı ile “İtil” sözcüğünün yaygın kullanımı olan İdil ifadesi ile birlikte anılmışlar böylece “İdil Bulgarları” adı ortaya çıkmıştır. Bu bölgede kurulan ve uzun yıllar varlığını devam ettiren bir Türk hakanlığı idiler. Bulgarlar’ın en eski ataları, Ogur (Ugur) adıyla anılan Batı Türk boylarının bağlı olduğu kitlelerdi. Büyük Hun imparatorluğu zamanında Ural dağlarının doğusunda yaşayan bu kitlelere eski Çinliler Ting -Ting diyorlardı. Bu kelimenin Türkçe "Tiyinli" (sincaplı) manasına geldiği ileri sürülmektedir. Nitekim bu bölge tarih boyunca sincap, samur, kakım gibi av hayvanları ile meşhur olmuştur.

Bulgarların Devlet Olma Süreci

Batı Hun Devleti zamanında yani 4. İle 5. Yüzyıllar arasında Bulgar boyları Karadeniz’in kuzeyinde yaşamaktaydılar. Batı Hun Devleti yıkılınca da Attila’nın küçük oğlu İrne Han kendisine bağlı Hun boyları ile birlikte Orta Avrupa’dan Kardeniz’in kuzeyine dönmüştü. Onun bu seferinin tarihi bir sonucu olmuştu. Bu Hun boyları buralarda yaşayan Ogur boyları ile karışmışlar ve Bulgar adını almışlardı. Bulgar adı ile buraya yerleşen ve faaliyetlerine devam eden bu Türk zümresi sonraları Batı Göktürk Devletinin hakimiyeti altına girdiler. Göktürk Devleti’nin yıkılmasından sonra da 630 senesinde başbuğları Kurt (Kuvrat) liderliğinde Büyük Bulgar Krallığını kurmuşlardı. Bizans ve Ermeni kaynaklarında Magna Bulgaria (Büyük Bulgaristan) veya muhtemelen eski adlarından dolayı Patria Onoguria (On Ogur yurdu) diye adlandırılan bu devlet uzun ömürlü olamamış, kurucusu Kurt'un 665'te ölümünden sonra Hazar Hakanlı­ğı’nın saldırıları sonucu  Bulgar Krallığı yıkılmıştır. Kurt’un oğullarından Bat-Bayan’ın liderlik ettiği bir kısım Bulgarlar ise  Kafkasya'nın kuzeyinde kalarak Hazar Hakanlığı'na tabi olmuşlardı. Bugün Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan Bolkarlar’ın onların devamı olduğu bilinmektedir. Kurt’un diğer oğlu Asparuh ise kendisine bağlı boylarla birlikte batıya yönelerek Tuna nehri kıyılarına gelerek buraya yerleşmişti. Burada güçlenen Asparuh, Balkanlar’ın büyük bir kısmını ele geçirerek 681 yılında Tuna Bulgar Devleti'ni kurdu. Yaklaşık iki yüzyıl Türk karakterini koruyarak varlığını devam ettiren Tuna Bulgar Devleti, zaman içinde Slavlar arasında milli benliğini korumakta zorlandı ve kalabalık Slav nüfusunun içinde eriyerek hem Slavlaştı hem de Hrstiyanlığın etkisi altında kaldı. Nihayet 864 yılına gelindiğinde ise hükümdarları Boris (Pars) Han’ın Hıristiyanlığı resmen kabul etmesinden sonra tamamen Türk özelliğini yitirdiler.

Bir diğer Bulgar topluluğu ise kuzeye doğru yani bugünkü Kazan bölgesine çekilerek İdil Bulgarlarını oluşturmaktaydı. Otuz-Ogurlar adıyla anılan bu Bulgar topluluğu İtil ile Kama nehirleri sahasına geldiklerinde bu bölgede yaşayan bazı Fin-Ogur kavimleri bulunmaktaydı. Bulgarlar burada güçlenerek bu yerli toplulukları itaatleri altına aldılar. III. Yüzyıldan itibaren Hunlardan başlayarak pek çok Türk kavminin göçüne sahne olan bu coğrafya hem Türklere aşina idi hem de buralarda yaşayan bu göçlerin artığı Türk unsurları bölgede bulunmaktaydı. Oldukça sulak bir alan olan bu havza Türkler açısından yaşama oldukça elverişliydi. Bu sebeple Türk boylarının önemsediği ve yöneldiği bir coğrafya olma özelliğindeydi. Kama ırmağının kollarından Şuşma ve Zey havzaları ve kuzey kısmı geniş ormanlarla kaplıydı. Bu ormanlarda derisi ve kürkü çok kıymetli hayvanlar avlanırdı. Nehirlerde balık bol olduğu için su ürünleri ülkeye ayrı bir zenginlik getiriyordu. Arazi düz ve verimliydi. Ayrıca İskandinavya - İran ticaret yolu sayesinde İdil Bulgar Devleti canlı bir ticaret merkezi haline gelmişti. İdil Bulgar ülkesi, Hazar denizine akan İdil nehrinde yapılan deniz taşımacılığı sayesinde Harizm, Türkistan, Çin, İran ve Kafkasya'ya bağlanmaktaydı. İşte bu tarım ve ticaret canlılığı sayesinde İdil Bulgarları öteki Türk devletlerinden farklı bir biçimde oldukça kısa bir zaman zarfında yerleşik hayata geçmişlerdi. Yerleşik hayata geçmenin neticesinde Bulgarlar yoğun olarak tarımla uğ­raşmaya başlamışlardı. Bununla beraber üzerinde bulundukları ticaret yollarının avantajını da kullanarak; Siler, Suvar, Cüke-Tav, Saksin, Oşal, Tetiş, Züye, Kazan, Kermencük gibi şehirleri kurarak ticaret yapmaya başladılar. Son zamanlarda yapılan arkeoloji ve toponomi araştırmaları neticesinde İdil Nehrinin kollarının İdil Bulgar Devleti’nin tabii sınırlarını teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Doğuda Çirmişen, Şuşma ve Zey sularının başlangıç noktaları, kuzeyde Kazan ırma­ğı ile Vyatka suyu, batıda Sura suyuna kadar Züye suyu, güneyde Çirmişen ile Samar suyuna kadar olan bölge İdil Bulgar Devleti'nin sınırlarını oluşturmaktaydı. Ural dağlarının güney kısmında ve Ak-İdil kolunda yaşayan Başkırt (Başkurt) Türkleri İdil Bulgar Devleti’nin doğu, etnik menşeleri bilinmeyen Surtas kavmi batı, Hazar Hakanlığı güney ve Doğu Slavları da kuzey komşularını oluşturmaktaydı. Bölgenin yerli ahalisi Fin-Ogur kavimleri kısa zamanda İdil Bulgar kültürünün etkisine girerek Türkleşmişti. Hunlar ve Sabarlar zamanında bölgede başlayan Türkleşme süreci VIII. yüzyılın başlarında İdil Bulgarları’nın gelip burada güçlü bir devlet kurmalarıyla daha da hızlanmış ve tamamlanmıştır.

İdil Bulgarlarının Müslüman Oluşu

Orta Asya Bozkırına dayanan eski Türk inançlarını benimseyen ve devam ettiren İdil Bulgarları yoğun Slav ve Hristiyan sahasında yaşamalarına rağmen bu kültüre karşı milli benliklerini korumayı başararak bir müddet sonra İslam kültürünün tesiri ile İslamiyet’e meyletmeye başlamışlardı. Hatırlanacağı üzere İslamiyet’in yayılmasında en büyük etki Müslüman tüccarlara aitti. İdil havzasının da yoğun bir ticaret bölgesi olduğu hatırlandığında Müslüman tüccarların bu bölgeye de ulaşmamış olmaları elbette düşünülemezdi. Avrupa-İran ticaret yolunun önemli aktarım alanlarından olan İdil Havzası yoğun bir ticari canlılığa sahne olmaktaydı. Özellikle IX. yüzyılda bu saha Müslüman tacirlerin önemli uğrak alanları arasında yer almaya başlamıştı. İdil havzasına Müslüman tüccarların kervanlarının biri geliyor biri gidiyordu. Müslüman tüccarlarla kurulan bu ilişki ve Müslüman tüccarların Bulgarlar arasındaki varlığı sayesinde İdil Bulgarları İslamiyet’i tanımışlardı. Tanıdıkları bu yeni inancın etkisine kapılan İdil Bulgarları yavaş yavaş Müslüman olmaya başlamışlardı. Artık İdil Havzasında Türkler eli ile İslamiyet temsil edilmeye başlanmıştı. 

İdil Bulgarlarının güneyde güçlü bir tehdidi bulunmaktaydı. Bir başka Türk devleti olan Hazar Hakanlığı İdil Bulgarlarının hem güneye inmelerine fırsat vermiyor hem de güçlü varlığı ile İdil Bulgarlarını tehdit ediyordu. İdil Bulgar Hakanı Almış Han içinde bulunduğu bu siyasi kıskaçtan kurtulmak için kendine müttefik aramaktaydı. Bu koşullar altında hem İdil Bulgarlarının büyük çoğunluğunun Müslüman olması hem de Müslümanlar ile yoğun ve iyi ticari ilişkilerinin olması sebebi ile güneyde güçlü bir devlet olan İslam İmparatorluğu oldukça iyi bir müttefik olarak Almış Han’ın karşısında durmaktaydı. Bu koşulları değerlendiren Almış Han Babası İlteber’in de sözünü dinleyerek Abbasi Halifesi Muktedirbillah ile iyi ilişkiler kurma yoluna gitti. Bu çerçevede halife Muktedirbillah’a bir mektup gönderdi. Bu mektupta Almış Han Müslüman olmak istediğini ve ülkesine kendine İslamiyet’i anlatacak din adamlarının gönderilmesini istemekteydi. Bu mektubun halifeye varmasının hemen ardından Halife, harekete geçmişti. Bu bağlamda Er-Ressî başkanlığında bir heyet İdil Bulgarlarına doğru yola çıkmıştı. Bu heyet 12 Muharrem 310'da  yani 12 Mayıs 912’de  Bulgar hanının İdil boyundaki karargahı­na ulaşmıştı. Almış Han ve devletin ileri gelenleri elçi heyetini büyük hürmet ve itibar ile karşıladılar. Burada ihtişamlı bir tören düzenlendi. Almış Han ve mahiyeti resmen İslamiyet’i kabul etti. Almış Han'ın resmen Müslüman olması neticesinde İdil Bulgar devleti inanç bağları dolayısıyla Abbasi halifesine tabi bir devlet haline gelmişti. İdil Bulgar Devleti artık İslamiyet’in Doğu Avrupa'daki temsilcisi durumuna gelmişti. Bu durumu daha da güçlendirmek adına Abbasi halifesi ve Bulgar hanının birlikte darp edildiği sikkeler basıldı. İslam kültürünü yansıtan camiler ve saraylar inşa edildi, İslam hukukunun cari hale gelmesini sağlamak adına kadılık müessesesi kuruldu. Bölgeye gelip yerleşmelerinden itibaren Hazar Hakanlığı'nın siyasi üstünlüğünü kabul eden İdil Bulgarları, bu hakanlığın doğudan gelen Peçenek ve Kuman-Kıpçak akınları ve Ruslar’dan yediği ağır bir darbe neticesinde zayıflaması üzerine 965 yılında tam olarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Artık Doğu Avrupa’da İslamiyet’in temsilcisi bağımsız bir Türk devleti bulunmaktaydı. 

İdil Bulgarlarının Sonu

Hazar baskısından kurtulan ve İslamiyet’in etkisi ile dahada dinamik bir hale gelen İdil Bulgarları X. Yüzyılda adete altın çağlarını yaşamaktaydılar. Fakat İdil Bulgarlarının bu altın çağı çok uzun sürmeyecekti. Kuzeyden günden güne güçlenen Rus Knezliği güneye ve batıya inmenin yollarını aramaktaydı. Bu bağlamda önlerindeki önemli engeli İdil Bulgarları oluşturmaktaydı. Bu çerçevede İdil Bulgarlarının yeni tehdidi Ruslardı. Kiev Rus Knezliği 964 senesinde İdil Bulgarlarına saldırıya geçmişlerdi. İdil Bulgarlarını oldukça sıkıntıya sokmuş olsa da bu saldırı İdil Bulgarlarınca püskürtülmüştü. Toparlanan Ruslar yaklaşık yirmi yıl sonra 985 yılında İdil Bulgar ülkesine tekrar saldırıya geçtiler. İdil Bulgarları saldırıyı da bertaraf etmeye muvaffak oldular.  Askeri başarı sağlayamayacaklarını düşünen Ruslar bu defa diplomatik ilişkiler kurma yoluna gittiler. Bu bağlamda 1006 yılında Kiev Rus Knezliği ile İdil Bulgar Hanlığı arasında ticaret antlaşması imzalanmıştı. İdil nehrinin havzası zaten canlı bir ticaret havzası durumundaydı Hazar Hakanlığının zayıflaması  ile Hazarların şehri önemini kaybetmeket bunların oluşturduğu boşluğu İdil Bulgarlarının şehirleri almaya başlamıştı. Bu bölge kısa bir süre sonra Rus tüccarların önemli bir ticaret merkezine dönüştü. Bu canlı ticaret bölgeye karşı Rusların iştahını daha da arttırmaktaydı. Bunun sonuncunda XII. Yüzyılın başından beri İdil Bulgarları ile Ruslar arasında yoğun mücadeleler yaşanmaya başlamıştı.  1183 ve 1205'te Rus Prensi Vsevolod, İdil Bulgar topraklarına ordular gönderdi. Onun oğlu Yuri de 1221 'de Nüni Novgorod (Gorki) Kalesi’ni inşa ettirdi.  Fakat Ruslar bütün bu mücadelelerine karşı İdil Bulgarlarına karşı başarı sağlayamadılar. İdil Bulgarları için daha büyük tehlike Asya bozkırlarının içinden gelmekteydi. Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluğa dönüşen Moğollar bütün Avrasya’ya saldırmışlardı. Moğol akınların bir koluda kuzeye yönelmişti. Moğol orduları 1223 yılında Rus ve Kuman-Kıpçak ordularını Kalka Savaşı’nda bozguna uğratmıştı. Aynı Moğol ordusu İdil Bulgarları tarafından imha edildi. İdil Bulgarlarının Moğollar karşısındaki bu başarısı Batu Han’ın ilgisini İdil Bulgarlarına yöneltmişti. Batu Han bu yenilginin intikamını almak için kalabalık bir ordu ile 1236 tarihinde İdil Bulgarları’nın üzerine sefere çıkmıştı. Bu sefer başarı elde eden Batu Han bütün İdil ülkesini baştan sona kadar zapt etmiş ve yakıp yıkmıştı.

Yıkılmasa bile büyük bir tahribe uğrayan İdil Bulgarları Batu han iki sene sonra 1238-1239 yıllarında bir defa daha sefer düzenlediği Kuman-Kıpçaklarının sığınağı olmuştu. Batu Han’dan darbe yiyen Kuman-Kıpçaklar’ın bir kısmı İdil Bulgarları’nın ülkesine gelmişti. Bu iki unsur arasında yaşanan kaynaşma neticesinde sayıca çok olan Kuman- Kıpçak Türkleri’nin dil unsurları üstün gelmişti.

Nihayetinde Moğol akınlarına dayanamayan İdil Bulgarları Moğol hakimiyetine teslim olmak zorunda kaldılar. İdil Bulgarları, Batu Han öncülüğünde burada kurulan Altın Orda devletine yarı bağlı bir devlet olarak varlıklarını bir müddet daha devam ettirdiler. XIV. Yüzyılın ikinci yarsında Moğol devletlerinin zayıflama çağında yaşanan bu zayıflama İdil Bulgar hanlarını heveslendirmiş yeniden bağımsızlıklarını kazanma arzusu uyandırmıştı. Bu çerçevede bazı kımıldanmalar gösteren İdil Bulgar hanları üzerine Altın Orda hükümdarı Pulat Timur’un saldırısıyla hem hanların bu arzusu hem de yar bağımsız da olsa süre siyasi varlıkları sona ermiş oluyordu. Bu saldırı ile İdil Bulgar ülkesi yine tahrip edilmişti.  Bu hadiseden sonra İdil Bulgarlarının bir kısmı Kazan nehri kıyısına giderek burada Kazan şehrini kurdular. 1391 yılında Toktamış Han ile Timur’un yaptığı savaş esnasında İdil  Bulgar ülkesi yeniden tahribe uğradı. Halkın büyük bir kısmı Kazan nehri boyuna daha önce gidenlerin yanına göç etti. Kazan civarında toplanan Kuman- Kıpçak- Bulgar karışımı Türkler Kazan Hanlığı'nın ahalisini oluşturmuştu. Daha sonrasında ise 1437 tarihinde Altın Orda hanlarından Uluğ Muhammed’in Kazan Hanlığı’nı kurması neticesinde İdil Bulgar Hanlığı halkıyla birlikte tarihe karışmış olmaktaydı.

Beş buçuk asır boyunca İdil havzasında Türklüğün temsilcisi olan İdil Bulgarları burada hem Türklüğün hem de İslamiyet’in önemli bir temsilcisi olmuşlardı. Doğu-batı, kuzey-güney ticaretinde oldukça önemli bir coğrafya kurulan İdil Bulgarları, ticari hayatta da önemli izler bırakmışlardı. Sulak arazide yerleşmelerinin neticesinde en az ticaret kadar ziari alanda da etkşleri olmuştu. İdil Bulgarlarının Türk tarihindeki en önemli etkileri, kuşkusuz devlet olarak Müslüman olan il Türk devleti olmalarıydı. Fakat Türklerin ana ve yoğun yerleşim alanı olan Orta Asya’nın uzağında olmaları ve diğer Türk boylarının göç güzergahlarının dışında kalmaları neticesinde Onların İslamlaşmasının  Türlerin asli ve yoğun coğrafyasındaki İslamlaşma sürecine doğrudan bir katkısının olduğunu söylemek güçtür. İslamiyet’in etkileyici yayılımı Doğu Avrupa’ya vardığı gibi Türkistan coğrafyasına da ulaşmıştı. Bu etki neticesinde Karahanlı hükümdarı Saltuk Buğra Han İslamiyet’i benimsemiş ve Abdülkadir adını almıştı. Karahanlılar’da yaşanan bu gelişme Türklerin ciddi manada İslamlaşması olarak kabul görecektir. Çünkü Türk kültür çevresindeki kültürel ve fikri manada köklü ve yaygın değişimler bu hadisenin ardından gerçekleşecekti bu itibar ile İlk Müslüman Türk devleti tanımı tarihçiler tarafından daha ziyade Karahanlılara layık görülmüştür. Bu haklı tanımlamaya karşın İdil Bulgar Türkleri de İlk defe devlet nezdinde Müslüman olmuş bir yapı olarak tarihteki yerlerini korumaktadırlar. İdil Bulgarlarının bir önemli etkisi ise kendilerini zapteden Moğolların yani Altın Orda devletinin Müslümanlaşmalarını ve Türkleşmelerini sağlamış olmalarıdır. Böylece İdil Bulgarları,  İslam medeniyetine büyük hasarlar veren Moğollar içinde en erken tarihte Müslümanlaşan Altın Orda’nın Müslümanlaşmasını sağlayarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir.

Kaynakça
Ahmerov,  Ayneddin, Bulgar Tarihi, Kazan 1991.
Barthold W., Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Haz. Kâzım Yaşar Kopraman-Afşar İsmail Aka, Ankara, 1975.
Erşahin,  Seyfettin, Kırgızlar ve İslâmiyet Göçebe Bir Türk Boyunun İslâmlaşma Tarihi Üzerine Bir Deneme, Ankara 1999.
Feher, Geze, Bulgar Türkleri Tarihi, Ankara 1999.
Genç, Reşat, Kaşgarlı Mahmud'a Göre XI. Yüzyılda Türk Dünyası, Ankara, 1997.
Heyd,  W., Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, Çev. Enver Ziya Karal, Ankara, 1975.
İbn Fazlan, İbn Fazlan Seyahatnamesi,  trc. Ramazan Şeşen, İstanbul 1975.
İnan, Abdülkadir, "Sibirya'da İslâmiyetin Yayılışı", Necati Lugal Armağanı, Ankara, 1968.
Kafesoğlu, İbrahim, Bulgarların Kökeni, Ankara, 1985.
Kafesoğlu, İbrahim, Türk Millî Kültürü, Ankara, 1977.
Kurat, Akdes Nimet, Bulgaristan, İA., c. II, s. 796-799.
Kurat, Akdes Nimet, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972.
Mercânî, Müstefâdü’l-ahbâr fî ahvâli,  Kazan ve Bulgar, Ankara 1997.
Şerif Baştav, "İtil (Volga) Bulgar Devleti", Tarihte Türk Devletleri, c. I, s. 187, 189, 191.
Taşağıl, Ahmet, İdil Bulgar Hanlığı, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 21. s. 473.
Togan, Zeki V., Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul, 1981.
Togan, Zeki Velidi, Umumî Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1970.
Ünver Günay-Harun Güngör, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dinî Tarihi, Ankara, 1997
Yakubovskiy,  A. J., “IX-X. Asırlarda İtil ve Bulgar'ın Tarihî Topografisi Meselesine Dair”, TTK. Belleten, c. XVI, S. 62 (Ankara Nisan 1952), s. 274-287.

 

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun