Osmanlı’da Milletvekili Seçimleri Nasıl Yapılırdı

Osmanlı’da Milletvekili Seçimleri Nasıl Yapılırdı

Ülkemizde 7 Haziran Milletvekili genel seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, seçim meydanlarındaki konuşmalarda sıklıkla geçmişe atıflar yapıldığına şahit olmaktayız. Biz de bu atıflardan yola çıkarak seçimlerin Türk tarihinde ne zaman başladığı, nasıl ve ne şekilde yapıldığına dair geçmişe bir göz atmak istiyoruz. Acaba milletvekili seçimleri Türk tarihinde ilk defa ne zaman başladı? Çok partili seçimler nasıl gerçekleşti? Seçimlere halkın bakışı nasıldı? Yazımızda bu ve bunun gibi soruların cevabını bulmak istiyoruz.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Türkiye’de Milletvekili seçimleri sanılanın aksine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile değil, daha Osmanlı Devleti döneminde yapılmaya başlandı. Demokrasinin önemli ayaklarından birini temsil eden seçim, Osmanlı Devleti’nde ilk defa 1840 yılında Sancak idarî biriminde kurulan Muhassıllık Meclisleri ile oldu. Vergi toplamak amacıyla kurulan bu meclisler, Müslüman halkın seçimle ilk defa tanışmasına vesile olmuş, seçim sistemi zamanla halkın genel seçimlere katılması yönünde önemli gelişmeler göstermiştir. 1864 Vilayet Nizamnamesi halkın yönetime katılması yönünde ileri bir adımı temsil etmiş, asıl gelişme Kanun-ı Esasi-Anayasa’nın ilanı ile olmuştur.

Halkın parlamenter bir yönetime kavuşması 1876 Anayasası ile gerçekleşmiş ancak, Anayasanın ön gördüğü seçim sistemi tam olarak uygulanamamıştır. Buna da gerekçe olarak “zamanın yetersizliği” gösterilmiştir. 1876 Anayasası seçimlerin iki dereceli olacağını belirtmesine rağmen, Osmanlı Devleti’nde yaşanan Balkan krizi seçimin bir an önce yapılarak Meclis-i Mebusan’ın derhal açılmasını zorunlu kılmıştır. Nitekim Balkan sorununu görüşmek amacıyla İstanbul’da toplanan uluslararası Balkan konferansının açılış günü olan 23 Aralık 1876 tarihinde ilk Türk Anayasası-Kanun-ı Esasi ilan edilmiştir. Konferansın açılışında yaşananlar devlet adamlarının Kanun-ı Esasi’ye nasıl “kurtarıcı” olarak sarıldıklarını göstermektedir.  Ancak Anayasanın ilanı “kurtarıcı” olmak için yeterli değildir. Bir an önce Milletvekili seçimi yapılmalı ve Meclis yani Meclis-i Mebusan açılmalıdır. İşte bu nedenledir ki ilk Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın teşkili Anayasanın ön gördüğü sisteme uygun yapılmamış buna da bir çözüm yolu bulunmuştur.

Osmanlı Devleti’nde yapılan genel seçimler iki dereceli olarak gerçekleşmektedir. Belli şartları taşıyan erkek seçmenler, belirlenen günlerde sandık başına gitmekte ve milletvekillerini seçecek ikinci seçmenleri belirlemektedir. Seçimlerin nasıl yapılacağını “İntihab-ı Mebusan Kanun-ı Muvakkatı” düzenlemektedir. Buna göre ülkede seçimler sancak esasına göre yapılacak, sancakların nüfusuna göre milletvekili sayısı belirlenecekti. Yani Osmanlı döneminde milletvekili sayısını nüfus belirlemekte, dolayısıyla her seçim döneminde Meclis-i Mebusan’daki milletvekili sayısı değişiklik göstermektedir. Bugün bilindiği gibi milletvekili sayısı sabit olup, bu oran -ki 550 milletvekilidir- illerin nüfusuna bölünmektedir.

Milletvekillerinin sayısının belirlenmesinde 50.000 nüfus esas alınmış, sancakların çıkaracağı milletvekili sayısı buna göre belirlenmiştir. Buna göre nüfusu 25.000 ile 75.000 (74.999)  arasında olan sancaklarda 1, 75.000 ile 125.000 arasında olanlarda 2, 125.000-175.000 arası olanlarda 3 mebus seçilecek, nüfusu bundan fazla olan yerlerde seçilecek milletvekili sayısı bu orana göre arttırılacaktır. İkinci seçmenlerin sayısının belirlenmesinde nahiyeler esas alınacak; nüfusuna göre her 500 birinci seçmene 1 ikinci seçmen seçilecektir. Osmanlı Devleti’nde uygulanan bu iki dereceli seçim sistemi, Cumhuriyet döneminde de bazı değişikliklere uğrayarak 1946 seçimlerine kadar devam etmiştir. 1946 seçimleri ile tek dereceli seçim sitemine geçilmiştir.

1877 Seçimleri

1877 seçimleri yukarıda da belirttiğimiz gibi “zamanın yetersizliği” nedeniyle Anayasaya uygun olarak yapılamamış, seçim kanununun yapılması beklenmemiştir. Seçimler iki dereceli olmakla birlikte, birinci seçmenler sandığa gitmemiştir. Bu seçim için geliştirilen formüle göre; belediye meclis üyeleri ikinci seçmen sayılmış bu üyelerin milletvekillerini belirlemesine karar verilmiştir. Zira belediye meclisi üyeleri seçimle gelmektedir, dolayısıyla belediye meclisi üyelerini seçenler birinci seçmen sayılmış, böylece ikinci seçmenlerin belirlenmesi için zaman kaybedilmemiştir. Türk demokrasi tarihinin ilk milletvekili seçimlerinde, belediye meclisi üyeleri ikinci seçmen sıfatıyla milletvekillerini seçmişlerdir.

Bu seçimlerde Anayasaya aykırı olan bir uygulama da milletvekili sayısının ülkenin nüfusuna göre belirlenmemesidir. Balkan sorununu çözmek, halkın yönetime katılımı ile Devlete sahip çıkmasını sağlamak amacıyla açılması “elzem” olan bu ilk Meclis-i Mebusan’a, 80’i Müslüman, 50’si gayrimüslim olmak üzere 130 milletvekilinin girmesi uygun görülmüştür. 1877 seçimlerine baktığımızda özellikle gayrimüslimlerin milletvekili sayısı dikkat çekmektedir. Bu sayının yüksek olması azınlıkların nüfusunun çok olmasından değil, aksine temsilini arttırmakla Devlete bağlama düşüncesinden kaynaklanmıştır. Zira Anayasaya ve seçim kanununa uygun yapılan 1908 seçimlerinde azınlıkların milletvekili sayısı 280 kişi içinde yaklaşık 50 kişi olacaktır.

1877 seçimleri İstanbul hariç olmak üzere ülke genelinde, belediye meclisi üyelerinin ikinci seçmen sıfatıyla milletvekillerini belirlemesi şeklinde olurken; İstanbul’da iki dereceli olarak yapılmıştır. İstanbul’daki seçimler “Heyet-i Mebusan’ın Birinci Sene-i İçtimaiyyesi İçin Dersaadet ve Mülhakatından İntihab Olunacak Mebusların Suret-i İntihabına Dair” beyannameye göre iki dereceli olarak yapılmış, 10 milletvekili belirlenmiştir.

1908 Seçimleri

1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonrası Sultan II. Abdülhamid tarafından “tatil” edilen Meclis-i Mebusan, 30 yıllık bir aradan sonra 23 Temmuz 1908 tarihli Anayasanın yeniden yürürlüğe girmesi ve seçimlerin yapılması iradelerinin yayımlanması ile açılmıştır. 1908 seçimleri Anayasaya ve 1877 yılında kabul edilen ancak yasallaşmayan Geçici Seçim Kanununa göre yapılmıştır. II. Abdülhamid 17 Aralık 1908 tarihinde Meclis-i Mebusan’ı açarken, 1878 meclisini kapatma gerekçesi olarak “halkın eğitiminin yetersizliği”ni göstermiştir. Şimdi ise aradan geçen 30 yılda halkın eğitim seviyesi yükselmiş, milletvekillerini seçebilecek seviyeye gelmiştir. Burada şunu da belirtmekte fayda vardır: Sultan II. Abdülhamid’in gerekçesine benzer gerekçeleri Cumhuriyet döneminde de görmek mümkündür.  

1908 seçimleri Türk demokrasi tarihinde çok partili ilk seçimler olarak sayılabilir. Zira bu seçimlere İttihat ve Terakki’nin yanı sıra Ahrar Fırkası da katılmıştır. Anayasaya ve seçim kanununa uygun olarak yapılan bu seçimlerde İttihat ve Terakki Fırkası 1 kişi hariç milletvekillerinin tamamını kazanmıştır. 281 milletvekilinin yer aldığı 1908 Meclisi halkın yönetime katılımı bakımından önemli bir meclistir. Bu dönemde “hakimiyet-i milliye” yani millet egemenliği için Anayasal düzenlemeler yapılmış, padişah egemenliği yerine millet egemenliğinin sağlanmasına çalışılmıştır. Ancak 1910 sonrası meclis içinde yaşananlar millet egemenliğinin nasıl bir “parti egemenliğine” dönüştüğünü gösterecektir. 1912 seçimleri ve meclisi bu bakımdan son derece iyi bir örnek oluşturur kanaatindeyiz.

1912 Seçimleri

Türk demokrasi tarihi açısından 1912 seçimlerine gerçek manada çok partili ilk seçim denilebilir. Zira 1908 seçimlerine katılan Ahrar, henüz tam olarak teşkilatlanamamış, her yerde seçime katılamamıştır. İttihat ve Terakki karşısında yer alan Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise; büyük bir muhalefeti temsil etmekte, 1910 yılından itibaren kurulan partilerin neredeyse tamamını tek çatı altında toplamaktadır. İttihat ve Terakki karşısında güçlü bir konuma gelen Hürriyet ve İtilaf’ın daha fazla güçlenmemesi için 1908 meclisi normal süresinden önce fesih yoluyla kapatılmıştır. Aslında 1911 yılı içinde Meclis-i Mebusan’da “millet egemenliği” adı altında yaşanan iktidar kavgasının incelenmesi bize parti mi-millet mi konusunda çok önemli ipuçları vermektedir. Millet bu olayların farkında bile değildir. Zaten Balkan Savaşı’nın kaybedilmesindeki önemli etkenlerin başında parti kavgaları gelmektedir. Bu durum bilinmekle birlikte günümüzde bile bu konudan ders alındığı söylenemez.

Çok partili ilk seçim olma özelliğinin yanı sıra, ilk erken genel seçim olma özelliğine de sahip olan 1912 seçimleri, tarihte “sopalı seçimler” adıyla da anılır. Seçimlerde sopadan ziyade bazı ince taktikler kullanan iktidar partisi İttihat ve Terakki, muhalefetin meclise girmesine izin vermemiştir. Din konusu bu seçimlerde en fazla üzerinde durulan seçim malzemesi olmuştur. Dindar-dinsiz ithamlarının yaşandığı 1912 seçimleri sonucunda İttihat ve Terakki Fırkası seçimleri kazanmış, daha sonra kurulan mahkemelerle bu dinsiz ithamlarının cezaî müeyyedesi “sorumlulara” ödetilmiştir.

Her ne kadar tek başına iktidar olan İttihat ve Terakki Fırkası, meclise muhalefetin girmemesi için büyük çaba sarf etmiş olsa da, bu defa muhalefet meclis dışından özellikle subaylardan gelmiştir. Kendilerine “kurtarıcı subaylar” adını veren Halaskar Zabitan Grubu’nun da etkisiyle 4 yıl için seçildiklerini iddia eden milletvekilleri, meclisin açılışının henüz 3. ayında pes etmişlerdir. 18 Nisan’da açılan Meclis-i Mebusan’daki milletvekilleri, 5 Ağustos tarihinde daha önceki düşüncelerinden vazgeçerek 1908 meclisinin devamı olduklarını iddia ederek sürelerinin sona erdiğini söylemişlerdir. 1912 dönemi siyasi çekişmelerin doruğa çıktığı yıl olmuş, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ve 23 Ocak 1913 hükümet darbesi, seçim kültürümüze yeni unsurların katılımını sağlamıştır.

1914 Seçimleri

1912 Meclisinin kapatılması üzerine yeni seçimler araya Balkan Savaşlarının girmesi nedeniyle ancak 1914 yılında yapılabilmiştir. Ocak-Nisan 1914 tarihleri arasında yapılan bu seçimlere tek parti İttihat ve Terakki katılmıştır. 23 Ocak hükümet darbesi sonrası iktidarını kuvvetlendiren İttihat ve Terakki, karşısında hiçbir muhalefet bırakmamış, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı tasfiye etmiştir. Böylece 1914 seçimleri ile demokrasi tarihimizde uzun yıllar sürecek olan “tek partili seçimler” devri başlamıştır. Bu durum 1946 seçimlerine kadar devam edecek, 1946 seçimleri ile yeniden çok partili hayata geçilmiş olacaktır.

 

C:\Users\YBU_TOSHIBA\Desktop\seçim sandığı1912.jpg
                               Osmanlı seçim sandığı

Osmanlı Devleti döneminde yapılan seçimler halk tarafından bir “eğlence” olarak görülmüştür. Hatta seçim sandıkları bile bu eğlenceden nasibini almıştır. Seçimlerde süslü ve işlemeli sandıklar sıklıkla kullanılmış, halk seçimlerde oyunu bu sandığın içine atmıştır. Günümüz seçim sandığı anlayışından oldukça uzak olan bu sandıklar, görsel olarak da seçime bir güzellik katmaktadır.

Halkın seçimi bir eğlence olarak görmesine rağmen siyasiler bu düşüncede değildir. Siyasilerin seçime bakışı iktidar olma-olmama yönündedir. Bu düşünce dönemin karikatürlerine de yansımıştır.

Acaba Osmanlı dönemi siyasetçileri ile bugünkü siyasetçiler arasına fark var mıdır? Verdiğimiz birkaç örnekte de görüleceği gibi o günkü söylemler günümüzden de pek farklı değildir. Parti vaatleri, birbirini suçlama, seçim sonrası gelişmeler 1912 yılına yansıyan karikatürlerle çok benzerlik göstermektedir:

C:\Users\YBU_TOSHIBA\Desktop\Kopyası 01 (28).bmp.jpg

C:\Users\YBU_TOSHIBA\Desktop\Kopyası 01 (4).bmp.jpg

C:\Users\YBU_TOSHIBA\Desktop\Kopyası 01 (10).bmp.jpg


 

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun