Osmanlı Devleti'nin 28 Şubat'ı: Halaskar Zabitan

Osmanlı Devleti'nin 28 Şubat'ı: Halaskar Zabitan

Ülkemizde yaşanan 28 Şubat’ın bir benzeri, Osmanlı Devleti’nde de yaşanmıştır. Osmanlı'nın post modern 28 Şubat darbesinin gelişim süreci ve yaşanan olayları Prof. Dr. Kenan Olgun yazdı.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Tarihler bundan tam 20 yıl önce 28 Şubat 1997’yi gösterirken, olağanüstü toplanan Milli Güvenlik Kurulu kararları gündeme damgasını vurmuştu. O gün iktidarda bulunan Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakanı olan rahmetli Necmettin Erbakan’ın görüntüleri akşam haberlerinde ekrana yansımış, ne kadar zor bir durumda olduğu görülmüştü. O gün Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülen ve alınan kararlar günlerce ülke gündemini meşgul etmişti. Erbakan Hükümeti bizzat “irticanın kaynağı“ olarak değerlendirilmiş, medya aracılığıyla ülkedeki “irtica olayları” günlerce haber sütunlarında yerini almıştı.

Post modern darbe olarak değerlendirilen 28 Şubat sürecine bakıldığında; Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası “askerler”, seçimler sonrası kurulan Refah-Yol Hükümeti’nin istifasını sağlamıştır. Başbakanlıktan istifa eden Erbakan’ın yerine gelmesi düşünülen Tansu Çiller başkanlığındaki Refah Partisi ile birlikte kurulacak yeni koalisyonu da engellenmişlerdir. Refah-Yol Hükümeti yerine bu partileri dışlayan CHP’nin dışarıdan desteklediği azınlık Anasol-D Hükümeti kurulmuştur. Ülkedeki sıkıntıların başlıca sorumlusu görülen Refah-Yol Hükümeti yerine kurulan Anasol-D hükümeti döneminde ülkede “huzur” beklenirken “huzursuzluk” iyice artmıştır. Yaklaşık 2 yıl süren bu döneme siyasi, sosyal ve ekonomik krizler damgasını vurmuş, 1999 yılında yapılan erken genel seçimler de bu istikrarsızlığa çözüm getirememiştir. Bu istikrarsız dönem 2002 yılında yapılan erken genel seçimler sonucunda tek başına iktidara gelen Ak Parti dönemi ile sona ermiştir.

Yukarıda kısaca değindiğimiz 28 Şubat’ın bir benzeri, Osmanlı Devleti’nde de yaşanmıştır. Osmanlının post modern 28 Şubat darbesi nedir ve nasıl gelişmiştir?

Osmanlı Devleti’nde 1912 seçimleri sonrası yaşanan süreç tıpkı 28 Şubat sürecine benzemektedir. Seçimler sonrası oluşan İttihatçı meclisin karşısına, meclis içinden değil meclis dışından, adına Halaskar Zabitan Grubu denilen ve gizli olarak örgütlenen bir grup subay çıkmış, yaptığı faaliyetler sonucunda önce hükümetin istifasını sağlamıştır. Ardından “tarafsız” hükümet kurulmuş, kısa bir süre sonra da meclis feshedilmiştir. Bu dönemde iyice artan askerlerin siyasete müdahalesi ülkenin başına felaketler açmış, 1912 sonunda başlayan Balkan Savaşı ile bu durumun feci sonuçları gözler önüne serilmiştir.

Tarihe “sopalı seçimler” olarak da geçen 1912 seçimleri sonrasında iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Fırkası, iktidar olmanın avantajlarını çok iyi kullanmış, seçimlerde yaptığı “ince taktikler” sonucunda 1912 meclisine muhalefetin yok denecek kadar az bir katılımını sağlamıştır. Bu durum zaten var olan Meclis dışı güçlerin devreye girmesinde etkili olmuştur. Askerlerden oluşan Halaskar Zabitan Grubu bu muhalefetin en şiddetlisini temsil etmiştir.

Kurtarıcı Subaylar Grubu olarak ortaya çıkan Halaskar Zabitan Grubu, gizli olarak kurulmuş, askerlerin siyasete karışmaması ilkesi ile ortaya çıkmıştır. Ancak bu grubun yaptıklarına baktığımızda; söylemleri ile yaptıklarının bir olmadığını, askerin siyasete karışmaması isteğine rağmen tam tersi olarak askerin siyasetin içine iyice bulaştığını, isteklerini zorla elde ettiğini görüyoruz.

Halaskar Zabitan Grubu; Erkan-ı Harp Binbaşısı Gelibolulu Kemal (Şenkıl) başkanlığında, rütbesi orta dereceli subaylardan kurulmuştur. Yüksek rütbeli bazı subayların da bu gruba dahil oldukları söylenmektedir. Grup, Harbiye Nazırı Nazım Paşa ile de iyi ilişkiler içinde olmuş, Prens Sabahaddin Bey tarafından da desteklenmiştir. Halaskar Zabitan Grubu, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile doğrudan irtibat kurmamış ancak, Kemal Mithat, Mahir Sait ve Rıza Nur gibi önemli şahıslardan yardım görmüştür. Ayrıca Bahriye Nazırı Hurşit Paşa’nın da bu gruba dahil olduğu söylenmektedir.

Halaskar Grubu’nun amacı ifade ettiklerine göre; askeri siyasetten uzak tutmak, siyaseti siyasetçilere bırakmaktır. Grup bunu kısaca “Yakamızı bırakın bizi iç siyasete alet etmeyin” şeklinde ifade etmiştir. Grup üyeleri, ülkeyi yıkıma götürdüğüne inandıkları İttihat ve Terakki iktidarının yıkılması ve ordunun siyasetten çekilmesi için çaba sarf edeceklerdir. Seçimlerde meydana geldiğini iddia ettikleri bazı olaylar nedeniyle “gayr-ı meşru” olarak değerlendirdikleri Meclisi ve hükümeti dağıtıp, sonra kanuni yollardan yeniden kuracak ve kışlaya geri döneceklerdir. Hareket başarılı olduğu takdirde grup üyeleri, memuriyet kabul etmemeyi prensip olarak benimsemişlerdir.

Halaskar Zabitan Grubu, amacına ulaşmak için ilk olarak, İttihatçı gördükleri Sait Paşa hükümeti ve mebuslarını baskı altına almaya çalışmıştır. Manastırda çıkan isyan hükümete karşı yapılmış gibi lanse edilmiş, ayrıca çeşitli kurum ve kişilere de tehdit mektupları gönderilmiştir.

Manastır’da isyan edenlerin istekleri, hareketin ordunun bir kısmı tarafından desteklendiği bilen hükümette, büyük bir telaş ve endişeye sebep olmuştur. İttihatçılara göre Halaskara mensup subaylar sadece Rumeli’de değil, diğer yerlerdeki askeri birlikler arasında da vardı. Hükümet, bu olayların sebebini, askerin siyaset yapmasına bağlamış, buna engel olmak amacıyla ordu mensuplarının siyasi partilere girmelerini, siyasi toplantılara ve gösterilere katılmalarını yasaklayan kanun maddesini 26 Haziran’da meclise göndermiştir. Askerin siyaset yapmaması aslında İttihatçıların da işine gelmemekteydi. Zira İttihat ve Terakki’nin grup başkanı olan İzmir milletvekili Seyit Bey’in de dediği gibi; “İttihat ve Terakki Fırkası, doğrudan doğruya ordudan doğmuştur. Ordu baştan başa İttihat ve Terakki Fırkasıdır”. Askerin siyaset yapmaması ile ilgili kanun tasarısı mecliste kabul edilmesine rağmen İttihatçılar arasında, sert tartışmalara sebep olmuş, bu tartışmalar kanunun en fazla savunucusu olan Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın kabineden istifası ile sonuçlanmıştır. Bu istifayı Bahriye Nazırı Hurşit Paşa’nın ve Maliye Nazırı Nail Bey’in istifaları izlemiş, kabinede yaşanan bu istifalar hükümeti zor durumda bırakmıştır. İttihatçı olan Sait Paşa, Manastır olaylarının etkisi ve kabinede meydana gelen istifalar üzerine 15 Temmuz 1912 tarihinde güvenoyuna gitmiştir. 4 ret oyuna karşın 194 kabul ile güvenoyu almasına rağmen 16 Temmuz günü istifa etmiştir.

Sait Paşa’nın istifasında “İttihatçılara güvenmemesi” ve Halaskar Grubu’nun faaliyetleri etkili olmuştur. Sait Paşa’nın istifası üzerine Padişah V. Mehmet Reşat, Ayan Meclisi Başkanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa ile Mebusan Meclisi Başkanı Halil Bey’i Saraya davet ederek kurulacak yeni kabine hakkında görüşlerini almıştır. Her iki devlet adamı da tarafsız bir kabine isterken, Osmanlı hanedanından bazı şehzadeler ile başta Halaskar Zabitan Grubu olmak üzere İttihat ve Terakki karşısındaki muhalefet, iktidara Kamil Paşa’nın getirilmesinden yana tavır sergilemişlerdir. Kamil Paşa’nın iktidara gelmesi “İttihatçılardan intikam alacağı “ düşüncesi ile kabul görmemiş, sonuçta kabine “tarafsız” olan Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından 22 Temmuz’da kurulmuştur.

Sait Paşa Kabinesi’nin istifası ve yerine Gazi Ahmet Muhtar Paşa Hükümeti’nin kurulmasına kadar geçen sürede Halaskar Zabitan Grubu, İttihatçı hükümeti iktidardan uzaklaştırmakla birlikte amacına tam ulaşamadığı için çalışmalarına devam etmiş, hükümet değişikliğindeki başarısından cesaret alarak çeşitli yerlere tehdit mektupları göndermiştir. Bunlardan ilki 18 Temmuz’da Askeri Şura toplantısına gönderilmiş, askerin siyasetten uzak tutulması istenmiştir. Bu mektupta; isteklerinin yerine getirilmemesi halinde meydana gelecek olaylardan sorumluluğun Askeri Şura’ya ait olacağı belirtilmiştir.

Halaskarın bu hamlesine karşılık istifa etmekle birlikte daha hükümeti devretmemiş olan Sait Paşa, Padişaha giderek askere hitaben bir beyanname yayınlanmasına muvaffak olmuştur. Orduya hitaben yazılan, askerin siyasete müdahale etmemesi ve kendi vazifeleri ile meşgul olmalarını isteyen beyanname 19 Temmuz’da yayınlanmıştır. Bu beyannamede askerin isteklerinin göz önünde bulundurulduğu belirtilmiş, askerin bu tavrının askeri disipline aykırı olduğu ve bu nedenle “ihanet” sayılacağı ifade edilmiştir.

Halaskar Zabitan Grubu bu beyanname karşısında gizli bir toplantı yaparak, izlenecek stratejiyi görüşmüştür. Görüşme sonrası gazetelerde Padişahın bildirisine cevap verilmesi, isteklerinin yayınlanması ve tehdit mektuplarına devam edilmesi kararları alınmıştır. Toplantı sonrası alınan kararlar gereğince Grup isteklerini 19 Temmuz’da gazeteler aracılığıyla kamuoyuna duyurmuştur. Yayınladıkları bildiride ayrıca, Padişahın beyannamesine uyacakları ancak Padişahın çevresi tarafından “yanıltıldığı” da belirtilmiştir.

Alınan kararlar gereğince Grup, Padişah V. Mehmet Reşat’ı yanılttığını iddia ettikleri Padişahın Mabeyn Başkatibi olan Halit Ziya (Uşaklıgil) Bey’e 24 Temmuz’da bir tehdit mektubu göndermiştir. Bu mektupta Halit Bey’e, “padişah nezdinde” yaptıklarından haberdar oldukları, cezalandırmayı düşündükleri ancak, “edebiyattaki eserlerinden dolayı” cezalandırılmak yerine istifa etmesini telkin etmişlerdir.

Grup yine aynı şekilde Meclis Başkanı Halil Bey’e (Menteşe) de bir tehdit mektubu göndermiştir. 24 Temmuz 1912 tarihinde Meclise hitaben Meclis Başkanı Halil Bey’e gönderilen ve içinde yer alan ifadelere daha ürkütücü bir hava vermek amacıyla kırmızı mürekkeple yazılan bu tehdit mektubu 25 Temmuz’da mecliste okunmuştur. Mektupta Halil Bey’e ağır hakaretler edilmekte, cezalandırmayı düşünmekle birlikte “pis kanlarla lekelenmek arzu etmediğimizden ihtara lüzum görüyoruz” denilmektedir. Mektubun devamında “fındıklı tiyatrosu”na benzetilen Meclisin 48 saat içinde feshedilmesi istenmektedir.

Mektubun mecliste okunmasından sonra milletvekilleri heyecanlanmışlar, milletvekillerinden Talat Bey “alçaklar” derken, Hacı Mustafa Efendi’de “ölmeye hepimiz hazırız” diye bağırmıştır. Bu atmosfer içerisinde mecliste birçok milletvekili söz almış ve her konuşmanın ardından şiddetli tezahürat meydana gelmiştir. Bu konuşmaların birinde İttihatçı Seyit Bey, arkadaşları adına “vatana vazife uğruna ölmek de varsa, hiçbir vakit çekinmeyeceklerini” heyecanlı bir şekilde ifade etmiştir. Milletvekillerinin “ölmeye hazırız” “onlarda silah varsa bizde de sine var” gibi sözlerine rağmen, Meclis-i Mebusan Halaskarın tanıdığı 48 saatlik süre sonunda feshedilecektir. Halaskar Grubu böylece başından beri hedeflediği kabinenin istifası, meclisin feshi ve seçimlerin yenilenmesi amaçlarına ulaşmıştır. Ancak seçimlerin yenilenmesi amacı Balkan Savaşı’nın başlaması nedeniyle hemen gerçekleşmemiş, yeni seçimler 1914 yılına kadar yapılamamıştır. Balkan Savaşı’nın ayak seslerinin duyulduğu o günlerde Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümeti de çok fazla dayanamayarak istifa etmiş ve yerine baştan beri Halaskar’ın istediği Kamil Paşa hükümeti 29 Ekim 1912 tarihinde kurulmuştur.

Askerin siyasete müdahalesinin sonuçlarının neler olabileceğini yaşanan Balkan Savaşı bizlere çok acı bir şekilde göstermiştir. Savaşın başlamasıyla birlikte çok kısa bir sürede koskoca Balkanları kaybetmek yetmemiş, İstanbul dahi tehlikeye girmiştir. Savaş sonucunda “devlet-i ebed müddet olan” Osmanlı’nın itibarı zedelenmiş, Balkanların kısa sürede elden çıkması Devletin geleceğinin de sorgulanmasına sebep olmuştur.

Askerin siyasete müdahalesi bununla da sınırlı kalmamış 23 Ocak 1913 tarihinde Kamil Paşa kabinesine karşı İttihatçılar Babı Ali Baskını’nı gerçekleştirerek iktidarı zorla ele geçirmiştir. Kamil Paşa’nın yerine Mahmut Şevket Paşa getirilmiş, ülkede Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensupları ile birlikte Halaskarcı olanların tasfiye süreci başlamıştır. Balkan Savaşı’nın devam ettiği günlerde iktidar kavgasının son halkasını İttihatçıların Başbakanı olan Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913’de suikasta kurban gitmesi izlemiştir.

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun