Hareket Ordusu ve Sultan Abdülhamid'in Tahttan İndirilmesi

Hareket Ordusu ve Sultan Abdülhamid'in Tahttan İndirilmesi

15 Temmuz’daki başarısız darbe teşebbüsü, darbeler tarihimizdeki istikrar gerçeğini bir kez göstermiştir. Bu teşebbüs, darbeciler ve bunlara sempatiyle bakan çevreler hâricinde herkesi şaşırtmıştır. Zîrâ günümüz Türkiye’sinde darbelerin artık vuku’ bulamayacağı zannediliyordu. Yanıldık. Türkiye’de darbe geleneği devam ediyor. Bu gelişme, geçmişteki darbeleri bir kez daha akla getirdi. Osmanlı Devleti’nden başlayarak devam eden gelen yönetim ve hükümet karşıtı darbeleri/ihtilâlleri, 1876 öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme ayırmak mümkün. 1876’den itibaren başlayan “Modern Askerî Darbeler” altında, “Hareket Ordusu Darbesi” ve Sultan II. Abdülhamid’in (1843-1918; 1876-1909) tahttan indirilmesi de cereyan etmişti. Bu yazımızda ilgili darbeyi özetle hatırlatmak istiyoruz.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Jön Türk/İttihâdçı Karşıtı 31 Mart Vakʼası 

Hareket Ordusu Darbesi, 13 Nisan tarihinde patlak veren 31 Mart Vakʼası’nın finalidir. Avcı Taburlarının, 13 Nisan’da sabaha karşı kışlalarını terk ederek Ayasofya Meydanı’nda bulunan Meclis-i Mebûsân’ın önünde toplanmasıyla başlayan 31 Mart Vakʼası, kesinlikle meşrûtî ve anayasal yönetim karşıtı değildi. Nitekim isyan boyunca meclis açık kalmış; yasama ve yürütme görevlerini yerine getirmişti. Olayın birinci günü istifa eden Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa yerine Tevfik Paşa hükümeti kurmuş ve yönetimi ele almıştı. Bu arada vak’a, Jön Türk/İttihâdçı karşıtı olduğu için isyanın ilk günü meclise gitmekten korkan Edirne Mebûsu Talat Bey, Nâzım Bey ve Meclis-i Mebûsân Başkanı Ahmed Rıza Bey Vezneciler’de bir evde saklanmışlar ve üç maddelik şu eylem planını yapmışlardı: Meclis-i Mebûsân’ın İstanbul dışında toplanması, Sultan Hamid’in tahttan indirilmesi ve Selanik’ten bir ordunun İstanbul’a getirilmesi. Âsî askerler, 14 Nisan’dan itibaren kışlalarına çekilmişlerdi. İstanbul’da sükûnet sağlanmış ve hayat normale dönmüştü. Fakat Selanik’te tersine bambaşka bir heyecan ve hareketlilik vardı.

“Kâbe-i Hürriyet” Selanik, “Kahpe Bizans” İstanbul’a Karşı

Askerî isyanın patlak verdiği saatlerde Selanik’e telgraf çeken Yüzbaşı İsmail Canbulat Efendi, “Meşrûtiyet mahhvoldu!” diyerek şehirdeki İttihâdçıları harekete geçirmişti. Bunun üzerine toplanan İttihâdçılar, “askerî bir kuvvetin” İstanbul’a gönderilmesine karar vermişlerdi. Mason locaları gibi diğer gizli örgütler de bir araya gelerek “hürriyetin” ve “Kânûn-ı Esâsî’nin” tehlikede olduğu yönünde endişelerini dile getirmişlerdi. Aynı gün Selanik’te takriben 20.000 kişinin katıldığı büyük bir karşı gösteri yapılmıştı.

Sonuçta sözde meşrûtî ve anayasal yönetimi kurtarmak amacıyla İstanbul’a bir ordunun gönderilmesi kararlaştırılmış ve gerekli hazırlıklara başlanmıştı. Çoğunluğu Üçüncü Ordu askerlerinden; Arnavut, Bulgar ve Sırp komitacılardan ve Yahudilerden oluşan 20.000 kişilik Hareket Ordusu teşkil edilmişti. Hazırlanan askerler 15 Nisan’da tren yolu ile İstanbul’a nakledilmeye başlanmıştı. Selanik’teki askerî hazırlıklar yapılırken âsî askerlerin İstanbul’da kışlalarına çekildiklerini ve meşrûtî yönetimin kesintisiz olarak bütün kurumlarıyla devam ettiğini bir kez daha hatırlatalım.

Darbeciler İstanbul’u ve Yıldız Sarayı’nı İşgal Ediyor

Sevkiyât tamamladıktan ve Üçüncü Ordu Komutanı Mahmud Şevket Paşa’nın Ayastafanos’a gelip darbeci Hareket Ordusu’nun komutasını üstlenmesinden sonra 24 Nisan sabahı İstanbul saldırısına geçilmişti. Bu arada İstanbul’u gizlice terk eden mebûsların bir kısmının Ayastefanos’ta “Meclis-i Millî” adı altında 22 Nisan’da toplandıklarını ve iki gizli karar aldıklarını hatırlatalım: Hareket Ordusu’nu kendilerinin davet ettikleri ve Sultan Hamid’in tahttan indirilmesi gerektiği.

Darbecilerin İstanbul’u ve de Yıldız Sarayı’nı işgali 27 Nisan’da tamamlanmıştı. Bu arada Sultan II. Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nı savunmak isteyen paşalarına şu tarihi konuşmayı yapmıştır: “Paşalar, ben Halife-i İslâm’ım. Müslümanı Müslümana kırdırmam.” Sultan Hamid’in esir alındığı haberinin gelmesi üzerine aynı gün tekrar Meclis-i Mebûsân’da toplanan mebûslar, Sultan II. Adbülhamid’in tahttan indirilmesiyle ilgili hal’ fetvasını kabul etmişlerdi. Bu oylamayı, darbeci paşaların ve 200’e yakın subayın meclis localarından takip ettiklerini zikretmek gerek. Hal’ kararı kendisine tevdi edilen II. Abdülhamid o gece Selanik’e sürgüne gönderilmiştir.

Hâsıl-ı Kelâm

Bir, Hareket Ordusu subayların teşkil ettiği darbeciler topluluğudur; bunda görev yapan komutanlar ve subaylar darbecidir. Bu subayların hemen hemen tamamına yakınını İttihâdçılar teşkil etmekteydi. İki, darbeci subayların baskısı altında Meclis-i Mebûsân, meşrû hükümdârı ve halifeyi tahttan indirme yetkisi olmadığı hâlde, bu yetkiyi üzerine alarak anayasayı çiğnemiş ve darbecilere sözde meşrûiyet kazandırmıştır. Üç, Meclis-i Millî diye bir meclis yoktur, darbeyi meşrûlaştırmak için uydurulmuştur. Dört, uydurma Meclis-i Millî’nin Ayastefanos’ta gayr-i meşrû ilan ettiği hükümetin üyesi Şeyhülislâm’dan hal’ fetvası alınması da ayrı bir hukûkî garabettir. Meşrû olmayan bir Şeyhülislâm’ın verdiği fetva ise ne kadar meşrûdur? Daha da önemlisi, Meclis-i Millî’nin o günlerde aldığı karar bağlayıcı değilse, Hareket Ordusu’nun meşrûiyeti ne kadar sağlanmıştır? Bu durum dahi Hareket Ordusu’nu teşkil edenlerin darbeci; İstanbul’u ve Yıldız Sarayı’nı işgal etmelerinin ise darbe hareketi olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir.

Beş, Sultan Hamid’in hal’ fetvası tarihî hiçbir gerçekliği olmayan ve dinî olmaktan ziyâde siyasî bir metindir. İlgili maddelerin hepsi daha öncesinde Jön Türklerin yaptıkları propaganda yayınlarına dayanır. Siyaset dinî kendi amacı için kullanmıştır. Altı, Sultan II. Abdülhamid’in kritik bir karar vererek darbecilere karşı çıkmaması ve çıkmak isteyenleri engellemesi darbecilerin işini kolaylaştırmıştır. Bu darbenin başarılı olmasında Sultan Hamid’in bu kararının etkili olduğu söylenebilir.   

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun