Bitmeyen Rekabet: Tarih Boyunca Osmanlı - Rus İlişkileri

Bitmeyen Rekabet: Tarih Boyunca Osmanlı - Rus İlişkileri

Osmanlı Devleti kuruluşlundan itibaren pek çok devletle karşılaşmış ve onlarla askerî, siyasî, ticarî ve diplomatik münasebetlerde bulunmuştur. Fetih politikasını batı yönünde belirleyen devletin karşısına çıkan önemli rakiplerden biri de Rusya’dır. İlk kez XV. yüzyılda başlayan iki ülke arasındaki münasebetlerde, ilk dönemlerde yükselme dönemini yaşayan Osmanlılar, Ruslara göre her açıdan üstün durumdadır. XVI. ve XVII. yüzyıllarda bu üstünlüğünü koruyan ve yaptığı savaş ve antlaşmalara yansıtan Osmanlılar, XVIII. yüzyıldan itibaren eski güç ve otoritesini kaybetmeye başlamıştır. Bu çalışmada iki devlet arasında ilk kez XV. yüzyılda başlayan ilişkiler sürecinde taraflar arasında XIX. yüzyıla kadar yaşanan siyasî, askerî ve diplomatik ilişkilerin ne şekilde olduğu cevaplanmıştır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilk siyasî münasebetler XV. yüzyılın başlarında III. İvan zamanında ve Kırım Hanı Mengli Giray’ın tavassutu ile 1492 yılında ticarî nedenlerle başladı. Bu tarihten sonra dikkatten uzak bir şekilde siyasî, askerî ve ekonomik yönlerden giderek güçlenmeye başlayan Rusya, ilişkilerini Kırım Hanlığı ve Kefe Beyliği aracılığıyla yürüttüğü Osmanlı Devleti ile münasebetlerini bozmamaya gayret gösterdi.  Ardından Kırım Hanı’nın aracılığıyla gönderilen Rus elçisinin İstanbul’da kabul edileceği bildirilince, III. İvan 1497‘de Miçhail Pleşçeyev adlı birini elçi olarak gönderdi. Ancak elçinin padişah huzurundaki uygunsuz davranışları sebebiyle Kefe ve Azak’ta artan Rus ticaret faaliyetlerindeki diplomatik temaslara Kefe valisi Bayezid’in oğlu Mehmet görevlendirilirken, daha sonraları bu iş Kırım Hanlarına bırakıldı.

XVI. Yüzyılda Osmanlı-Rus Münasebetleri

XVI. yüzyıla gelindiğinde Moskova Büyük Knezi III. İvan’ın Bizans Prensesi Sofya Paleolog ile evlenmesi üzerine, Moskova Knezi çevrelerinde Moskova’nın Bizans’a “halef” olacağı görüşü ortaya çıktı. Ardından bu görüş “Moskova Üçüncü Roma” tarzında tamamen siyasî bir inanç haline geldi. Buna göre “Evvela dünya hâkimiyetinin merkezi Roma idi. Sonra yeni Roma (İstanbul) oldu. Her iki Roma da düştü. Ayakta kalan üçüncü Roma, Moskova’dır. Hıristiyanlıktaki “kutsal üçleme” (Kutsal ruh, Meryem ve onların oğlu İsa üçlemesi) gereğince dördüncü Roma olmayacaktır. O halde dünya hâkimiyetinin yeni merkezi Moskova’dır. Moskova hükümdarı böylece Bizans İmparatoru’nun halefi ve Ortodoksluğun yüksek hamileridir”. Bu dinî kaynaklı “Moskova Üçüncü Roma” görüşü daha sonra Rusya’nın siyasî ve ekonomik hedefleriyle birleştirilerek sistemleştirildi ve Türk-Rus ilişkilerinin ağırlık merkezi oldu.

Ardından Ruslar, XVI. yüzyılda Karadeniz’in kuzeyindeki siyasî yapıyı iyi değerlendirerek, IV. İvan zamanında 1552’de Astrahan ve 1556’da Kazan Hanlıklarını topraklarına kattı. Bu gelişme Türk dünyası için büyük bir yıkım oldu. Çünkü bu durum Rusya’nın uzun yıllar sürecek Asya İmparatorluğu’nun kurulmasında önemli bir başlangıç noktası oldu. Bundan sonra Rus knezleri Altınordu hükümdarlarınca kullanılan “Çar” unvanını kullanmaya başladılar.

Rusların Kazan ve Astrahan Hanlıklarını alarak Osmanlı ülkesine yaklaşmaları ve aynı zamanda Türkistan’dan gelen tüccarlar ve hacılara Astrahan yolunun kapatılması, İstanbul’da Rus emelleri hakkında endişelere yol açtı. Yaşanan gelişmeler 1569’da Ejderhan Seferi denilen ilk Rus-Türk mücadelesine neden oldu. Sokullu Mehmet Paşa’nın emri ile hazırlanan projeye göre Don ve İdil nehirleri bir kanal ile bağlanacak, böylece Azak denizinden, Hazar denizine asker sevk edilerek, İran arkadan vurulabilecekti. Ancak kötü organize edilen bu seferde Osmanlı orduları yenildi ve Astrahan Kalesi ve Kazan Hanlarının kurtarılması gerçekleştirilemezken, Rus kuvvetleri Terek boyundan çekilmeye zorlanarak Terek üzerindeki Rus kalesi yıktırıldı.

XVII. Yüzyılda Osmanlı-Rus Münasebetleri

Bu tarihlerden itibaren bir önceki döneme göre daha farklı bir sürece giren Osmanlı-Rus ilişkilerinde Rusya, Osmanlı Devleti ile askerî alanda boy ölçüşebilecek güce erişememekle birlikte, Osmanlı Devleti’nin askerî gücünün niteliğini öğrenmeye yönelik davranışlar içerisine girdi. Bu suretle Dinyeper nehrinin sol sahilindeki geniş bir ülke zahmetsiz bir şekilde Rusların eline geçerken, Rusya Lehistan, Kırım ve Osmanlılara karşı büyük bir stratejik üstünlük ede etmiş oldu.

Bu duruma karşı harekete geçen Bab-ı âli Rus Çarı’na karşı ayaklanan Ukraynalıları destekledi. Hetman Doreşenko’nun Osmanlı himayesini kabul etmesi yeni bir Osmanlı Rus savaşına zemin hazırladı. Bunun üzerine, Rus Çarı ile Leh Kralı Osmanlılara karşı 1667’de Andrusova’da bir antlaşma imzaladılar. Buna göre, Ukrayna bölüşüldü, Kief Rus işgali atına girdi ve Zaporoğlu Kazakları üzerinde Rus hâkimiyeti kuruldu. Bu antlaşma ile Rusya Lehistan’a karşı üstünlük elde ederken Doğu Avrupa’daki üstünlük Moskova’ya geçti.

Rusya ile Lehistan arasında yapılan bu antlaşmanın ardından iki devlet Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ittifak ederek savaşa girdiler. Türkler, Leh Kralı Jan Sobieski’yi 200 bin kişilik ordusuyla beraber kuşatınca, 1672’de Lehliler Bucaş Antlaşması’nı yapmak zorunda kaldılar. Ardından Hetman Doroşenko’nun tekrar Moskova himayesine geçmesi üzerine Sadrazam Kara Mustafa Paşa kumandasında bir Türk ordusu, Kırım Hanı’nın kuvvetleriyle birlikte, Çehrin üzerine 1677 ve 1678’de iki sefer daha düzenledi. Rusların da yardıma gelmesi ile ilk kez Ukrayna’da Rus ve Türk kuvvetlerinin karşılaştıkları bu savaşta, Ruslar ve Kazaklar yenilerek, Dinyeper nehrinin doğusuna çekildiler. Çehrin kalesi de Türkler tarafından tahrip edildikten sonra, Kara Mustafa Paşa ordusunun başında geri döndü. Bu sefer bir Osmanlı Sadrazamının komutasında Ukrayna illerinde Dinyeper nehrine kadar bir Türk ordusu tarafından yapılan ilk ve son seferdir. Yine Çehrin Kalesi’nin geri alınması amacıyla yapılan bu 1677-1678 yılı seferleri ile Osmanlı-Rus ilişkileri uluslararası diplomasi de farklı bir boyut kazandı.  Bu olaydan sonra Moskova hükümeti Osmanlı Devleti ile bir anlaşma için müzakerelere başladı ve Bahçesaray’da Kırım Hanı ile 11 Şubat 1681 tarihinde ilk Türk-Rus Barışı olacak olan Bahçesaray / Edirne Antlaşması imzalandı. Böylece bu antlaşma ile ilk kez Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında ortak bir sınır oluşturuldu.

1684 yılında Leh Kralı Jan Sobieski’nin ısrarı üzerine Lehistan, Avusturya ve Venedik devletleri arasında Osmanlı Devleti’ne karşı kurulan “Mukaddes İttifak”a Ruslar da katıldı. Bunda sonra verdiği taahhüt gereği Ruslar, Mayıs 1689‘da kalabalık bir ordu ile Kırım ve Kefe’ye saldırdılarsa da Kırım kuvvetleri tarafından mağlup edilerek, geri çekilmek zorunda kaldılar. Ancak daha sonra 1695 yılında iki yüz bin kişilik kuvvetle Azak’a saldıran Rus ordusunun bir kısmı da Kazakların desteği ile Özi tarafına saldırdı. İlk muhasarada geri çekilen Ruslar 3 Haziran 1696’da tekrar saldırıya geçtiler ve iki aylık bir kuşatmadan sonra 26 Temmuz 1696’da Azak kalesini aldılar. Fakat Venedik, Avusturya ve Lehistan’ın Osmanlı Devleti ile barış için müzakereye başlamaları Rusların plânlarını bozdu.

Mukaddes ittifak devletlerinin Osmanlı Devleti ile yapılan barış görüşmelerini engelleyemeyen Ruslar da Karlofça müzakerelerine çağırıldı ise de, Kerç kalesini almada ısrar ettiklerinden bir netice elde edilemedi. Bunun üzerine Rusya Osmanlı Devleti ile iki yıllık bir mütareke imzaladı ve bir yıl 13 Haziran 1700 tarihinde 14 maddelik İstanbul Antlaşması imzalandı.

 XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Rus İlişkileri

Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan İstanbul Antlaşması Rusya’nın Osmanlılara karşı kazandığı ilk zaferin belgesidir. Bu barışta Osmanlı Devleti Azak gibi önemli bir kaleyi, Don nehri kıyısındaki 100 km. kadar sahili ve Kuban tarafında da geniş bir alanı Rusya’ya bırakmak zorunda kaldı. Yine bu antlaşma ile ilk defa İstanbul’da daimî bir Rus elçisinin bulundurulması kabul edildi. Rusya’dan gelen bu ilk elçi 1702-1710 yılları arasında İstanbul’da kalan R. A. Tolstoy’dur. Bu şekilde XVIII. yüzyıla kadar sadece ticaret ve savaş etrafında dönen Osmanlı-Rus ilişkilerin de ilk kez diplomatik ilişkiler kuruldu.

XVIII. yüzyılda taraflar arasındaki ilk savaş İsveç Kralı yüzünden çıktı. Bab-ı Ali tarafından 20 Aralık 1710’da yapılan toplantıda Rusya’ ya savaş ilan edildi. Savaşta Rus kuvvetleri Prut boyundaki bataklıkta kuşatıldı. Açlıktan ve susuzluktan oldukça zor durumda kalan Ruslar da Çariçe Katerina’nın da katıldığı askerî toplantı sonucu sulh teklifine karar verildi. Ruslardan gelen bu sulh teklifi, Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa, ordu erkânı ve Kırım Hanı ile değerlendirildikten sonra, İsveç kralı temsilcisi ve Kırım Hanının itirazlarına rağmen Rusya ile barış yapılmasına karar verildi. Bunun sonucunda 21 Temmuz 1711 tarihinde Prut Antlaşması imzalandı ve Çar I. Petro ordusuyla birlikte serbest bırakıldı.                          

1711 tarihinde Rusya ile imzalanan bu anlaşmanın en önemli kazancı Azak kalesinin Osmanlı Devleti’ne teslim edilmesi ve Lehistan’ın Rus nüfuzundan kurtulmasıdır. Ancak Rus ordusunun Prut’ta tamamen imhası mümkün iken sadrazamın bu fırsatı değerlendirememesi ve büyük askerî kazanca rağmen anlaşma imzalanması Rus ordusunu imhadan kurtardı. Ardından Ruslarla 1713 yılında 11 maddelik Edirne Antlaşması imzalandı Antlaşma ile Lehistan işi geçici de olsa halledilirken, İsveç kralı ülkesine döndü. Bundan sonra Osmanlılar ile yeni bir savaşı göze alamayan Ruslar, Baltık denizine ulaşmak için İsveç harbine hız verdiler ve uzun süren savaşlar sonucunda Fransa’nın aracılığı ile İsveç ile Niştat Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Rusya Baltık sahillerine ulaşırken, Avrupa devletleri arasında güç kazandı ve Doğu Avrupa’nın en güçlü devleti oldu. Aynı yılın 3 Kasım tarihinde Çar I. Petro “İmparator” lakabını almak suretiyle İsveç’e karşı bu zaferini bütün dünyaya ilan etti. İlerleyen yıllarda Osmanlı-Avusturya savaşından sonra imzalanan Pasarofça Antlaşması’ndan sonra Rusya İstanbul’a gönderdiği elçi aracılığı ile Edirne Antlaşması’nın yenilenmesini ve ebedi sulh yapılmasını istedi. Bu durum üzerine 1713 İstanbul’da Edirne Antlaşması günün şartlarına göre yapılan düzenlemelerden sonra sekiz tanesi antlaşma metnindeki gibi aynen kalmak suretiyle 13 madde şeklinde 16 Aralık 1720 tarihinde yenilendi

Bu şekilde Çar I. Petro 23 Temmuz 1711 Prut Antlaşması, 24 Haziran 1713 Edirne Antlaşması ve 16 Aralık 1720 tarihli İstanbul Antlaşmaları ile geçerliliğini koruyacak olan ve çıkarlarına uymayan antlaşmaları kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra Fransa elçisinin tavassutu ile 24 Haziran 1724 yılında altı maddelik İran Mukasenamesi imzalandı. Bu şekilde Rusya ile İran topraklarının bölüşümü anlaşmasından sonra Osmanlı-İran savaşları aralıklarla devam etti Bu arada Çar I. Petro’nun 1725 yılında ölümü Osmanlı Devleti’ne rahat bir nefes aldırdı. Dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın oluşturmaya çalıştığı sulh ve sükûn devri bu savaşlar nedeniyle halk arasında büyük hoşnutsuzluklara neden oldu. Osmanlı Devleti’nde “Lale Devri” olarak adlandırılan bu dönem 1730 tarihindeki Patrona Halil İsyanı ile neticelenirken dönemin padişahı III. Ahmed tahttan indirildi ve yerine I. Mahmud padişah oldu.

Osmanlı Devleti’nde I. Mahmud’un tahta çıktığı bu sıralarda Ruslar da 1725 yılında ölen Çar I. Petro’dan sonra I. Katerina (1725-1727) ve II. Petro (1727-1730) onun ölümünden sonra da yerine 1730 yılında Petro’nun kızı Anna tahta geçti. Rusya’nın yeni politikaları Osmanlı Devleti’nin 1739-39 yılları arasında Avusturya ve Rusya ile yeni bir savaşa girmek zorunda kaldı.

XVIII. yüzyıla ait bu ilk Osmanlı-Avusturya ve Rusya harbinin temel sebebi Rusya’nın uyguladığı politikalardır. Nitekim Avusturya ile birleşen Rusya, Prut ve Edirne muahedelerine uymayarak Lehistan Krallığı meselesine askerî müdahalede bulundu ve Mareşal Münnich komutasındaki ordularını Lehistan’a sokarak kendi adayları olan III. Ogüst (Augustos)’u kral olarak seçtirdi. Ayrıca Rusların Azak kalesine taarruzları ve Don nehrinde asker bulundurmaları ve yine İran savaşları sırasında Osmanlı kuvvetlerinin Rusların protestosu üzerine geri dönmek zorunda kalması iki devlet arasındaki gerginliği daha da arttırdı. Rusya Tuna ağzına kadar Karadeniz’in kuzeyi ve Kırım’ı ele geçirerek, Karadeniz’e çıkmak ve burada donanma oluşturarak Boğazlardan serbestçe Akdeniz’e geçmek istiyordu.

Ruslar bir müddet sonra bu hedeflerini gerçekleştirmek için Or-kapu’yı teslim alarak, Kırım’a saldırdılar. Ardından Rusların Bahçesaray’ı yakmaları ve Azak’ı almaları üzerine durumdan istifade eden Fransa’nın İstanbul sefiri Marguis de Vilenuvve’nin teşvikleri sonucunda Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş açtı. Ardından yapılan antlaşma gereği Avusturya’da saldırıya geçti. Avusturya ve Rusya’nın bu saldırılarına karşı harekete geçen Osmanlı Devleti Avusturya’ya karşı önemli başarılar kazanarak, işgal edilen yerleri geri aldı. Bu durum üzerinde Avusturya’nın barış talebi Fransa’nın araya girmesi ile kabul edildi.   Yalnız kalan Ruslarında antlaşmayı kabulüyle 1739 yılında Belgrad Antlaşması imzalandı ve taraflar arasında 1768 yılına kadar uzun bir barış dönemi yaşandı.

Ancak 8 Ekim 1768’de Lehistan’ı himaye maksadıyla Rusya’ya savaş açıldı.  6 Temmuz 1770’de Rus savaş gemileri tarafından “Çeşme Faciası” ile Osmanlı donanması tamamen yakıldı. Çeşme’den sonra Ege adalarına saldıran Ruslar hedeflerine ulaşamayınca, Mart 1770’de Kırım’a saldırmaya başladılar ve Kırım Rusların istilasına uğrayarak Han Selim Giray İstanbul’a kaçtı. Kırım’da herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan içeriye doğru ilerleyen Ruslar, Kefe, Kerç ve Yenikale gibi şehirleri de ele geçirdiler.

Karada ve denizde üst üste alınan yenilgiler üzerine Bab-ı âli sulh teklifinde bulundu. Nihayet Tuna nehrinin güney kıyısındaki Küçük Kaynarca köyünde yedi saatlik bir müzakereden sonra 17 Temmuz 1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı.

Bu şekilde yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti tarafından pek dikkate alınmayan ve diplomatik protokolde XVIII. yüzyılın başlarına kadar eşit hakları haiz muhatap kabul edilmeyen Rusya, bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’ne büyük üstünlük sağlamış ve müzakere pozisyonu daha güçlü bir seviyeye ulaştı. Ancak Rusya ile savaşlar bununla sınırlı kalmadı 1780 yılında Avusturya hükümdarı II. Joseph ile anlaşan Rus Çariçesi II. Katerina Osmanlı Devleti üzerinde yeni bir saldırı hareketine geçti. Bu şekilde başlayan 1787-1792 savaşlarında Osmanlı Devleti ağır yenilgiler aldı. Ancak Avusturya’nın 4 Ağustos 1791 yılında Ziştovi Antlaşması ile savaştan çekilmesi, Rusları yalnız bıraktı. Bu durum üzerine 9 Ocak 1792’de Yaş Antlaşması’nı imzaladı. Böylece 1787’de I. Abdulhamid zamanında başlayan savaş 1792’de III. Selim döneminde noktalandı.

Artık bu tarihten sonra Rusya siyasî ve askerî açıdan üstün bir konuma yükselmiştir. Bu yüzyılın sonuna gelindiğinde Osmanlı devlet adamları Rusya’nın yanında diğer Batılı devletlerden yediği darbeler sonucu ittifaklar ile ömrünü devam ettirmek için çalışmalara girecektir. Bu şekilde ve bu zamana kadar hiçbir Avrupa devletini eşit hakları haiz muhatap kabul etmeyen Osmanlı Devleti, artık yaşayabilmek için Avrupa’dan müttefik aramak zorunda kalacaktır.

Sonuç olarak Rusların sıcak denizlere inmek amacıyla başlattıkları politikalar iki devlet arasında yüzlerce yıllık bir mücadelenin yaşanmasına neden olurken, ilk zamanlarda üstün durumda olan Osmanlılar özellikle XVII. yüzyıldan sonra bu üstünlüklerini kaybetmeye başladılar. XVIII. yüzyılda Karadeniz’i hâkimiyet altına alan Rusların baskıları XIX. yüzyılda giderek arttı ve XX. yüzyılda Bolşevik İhtilali ile Çarlık Rusya’sının yıkılması ile sona erdi.

KAYNAKÇA
KURAT, Akdes Nimet, Rusya Tarihi: Başlangıçtan 1917’ye Kadar, TTK. Yayınları, Ankara 1948.
KURAT, Akdes Nimet,  Prut Savaşı ve Barışı, II, TTK. Yayınları, Ankara 1953.
KURAT, Akdes Nimet,  Türkiye ve İdil Boyu, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1970.
KURAT, Akdes Nimet,  Türkiye ve Rusya, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1970.
ERBAKAN, Cevat,  1736-1739 Osmanlı Rus ve Avusturya Savaşları, Askeri Matbaa, İstanbul 1862.
DEFTERDAR SARI MEHMED PAŞA, Zübde-i Vekâyiat, (Haz. Abdülkadir Özcan),TTK. Yayınları, Ankara 1995.
DUKAKİN-ZÂDE FERİDUN, 1736-1739 Türk-Avusturya Rus Seferi, Askeri Matbaa,  İstanbul 1278.
KURTOĞLU, Fevzi, 1736-1737 Seferine İştirak Eden Bir Türk Denizcisinin Hatıraları, Deniz Matbaası,  İstanbul 1935.
GÜRSEL, Halûk F., Tarih Boyunca Türk-Rus İlişkileri, Ak Yayınları, İstanbul 1968.
ÇAPRAZ, Hayri, “1740-1792 Osmanlı-Rus Münasebetleri (Siyasî ve Ticarî)”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta 1997.
DANİŞ, İlhami, “1736-1739 Savaşlarında Karadeniz’de Osmanlı Donanması”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,  İstanbul 2007.
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, II-V, TTK. Yayınları, Ankara 1983.
DANİŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, II-IV, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971.
HAMMER, J. V., Büyük Osmanlı Tarihi, II, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1991.
BEYDİLLİ, Kemal 1790 Osmanlı- Prusya İttifakı Meydana Tatbiki ve Tahlili, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1984.
MERAM, Ali Kemal, Türk-Rus İlişkileri Tarihi, Kitaş Yayınları, İstanbul 1969.
AKTEPE, M. Münir,  Mehmed Emin Beyefendi (Paşa)’nin Rusya Sefareti ve Sefaretnâmesi, TTK. Yayınları, Ankara 1989.
SÜREYYA, Mehmet,   Sicill-i Osmanî, III, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996.
SERTOĞLU, Mithat, Mufassal Osmanlı Tarihi, V, Güven Yayınevi, İstanbul 1962.
MUAHEDAT MECMUASI, III, İstanbul 1297.
MUSTAFA NURİ PAŞA, Netayicü’l Vukuat, III, Uhuvvet Matbaası, İstanbul 1327.
ERENDİL, Muzaffer, Tarihte Türk-Rus İlişkileri, Genel Kurmay Basımevi, Ankara 1975.
JORGA, Nicolai, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, IV, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2007.
RAŞİD MEHMED EFENDİ, Tarih, I, İstanbul 1282.
SİLAHDÂR FINDIKLILI MEHMED AĞA, Silahdar Tarihi, I, Orhaniye Matbaası, İstanbul 1928.
ERİM, Nihat, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri,  I, TTK. Yayınları,  Ankara 1953.
KOCABAŞ, Süleyman, Kuzeyden Gelen Tehdit Tarihte Türk-Rus Mücadelesi, Bayrak Yayınevi, İstanbul 1989.
ŞEMDANİZÂDE FINDIKLILI SÜLEYMAN EFENDİ,  Mür’it-Tevarih, I, (Haz. M. Münir Aktepe), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1974.
KUMKALE, Tahir Tamer, Tarihten Günümüze Türk Rus İlişkileri, İrfan Yayınları, İstanbul 1997.
POLATÇI, Türkan, “Şehdi Osman Efendi’nin Rusya Sefâreti ve Sefâretnâmesi (1757-1758)”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tokat 2003.
VAKANÜVİS MEHMET SUPHİ EFENDİ, Suphi Tarihi, (Haz. Mesut Aydıner), Kitabevi Yayınları, İstanbul 2007.
MUSTAFA HATTİ EFENDİ, Viyana Sefaretnâmesi, (Haz. Ali İbrahim Savaş), TTK. Yayınları,  Ankara 1999.
KÖSE, Osman, “XVIII. Yüzyıl Osmanlı-Rus Münasebetleri”, Osmanlı, I, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.256-265.
PRİTSAK, Omeljan, “1491-1532 Yıllarında Osmanlı-Moskova İlişkileri”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s. 119-129.
OSTOPCHUK, Victor, “1648-1681 Yılları Arasında Doğu Avrupa’da (Ukrayna, Rusya, Polonya, Türkiye) Yeni Bir Düzen Kurulma Yolunda Yapılan Mücadeleler”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s. 99-111.
İNALCIK, Halil, “Osmanlı-Rus İlişkileri 1492-1700”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s.25-39.
NEKROSOV, M., “XVI. Yüzyılda Rus-Osmanlı Ekonomik İlişkileri”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s.91-99.
BİNARK, İsmet, “Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Mevcut Nâme-i Hümayûn Defterlerine Göre Osmanlı-Rus Münasebetleri”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s.197-211.
NOVOSELTSEV, A. P., “XV. Yüzyıl İle XVI. Yüzyılın İlk Yarısında Rus-Türk İlişkileri”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s.73-81.
SERÇELİK, Seyit, “Rus İmparatorluğu’nun Avrupa Yakasında Yaşayan Türklerin Demoğrafik Dağılımı ve Çarlık Rusyası’nın Türklere Yönelik Politikaları, Türkler, XVIII, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.385-399.
BUDAK, Mustafa, “Rusya’nın Kafkasya’da Yayılma Siyaseti”, Türkler, XVIII, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.488-515.
KÖSE, Osman,  “Kırım’ın Ruslar Tarafından İşgal ve İlhakı”, Türkler, XVIII, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 349-360.
KAZIYEV, Shapı, “Ekonomik Çekişmenin Neticesi Olarak Türk-Rus Savaşları”, Osmanlı, I, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 77-98.
MOLNOR, Monika, “Karlofça Antlaşması’ndan Sonra Osmanlı Habsburg Sınırı (1699-1701), Osmanlı, I, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 472-479.
ORESHKOVA, Svetlana, “1683-1737 Yılları Arasında Rus-Türk İlişkileri”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s. 121-125.
ORTAYLI, İlber, “XVIII. Yüzyıl Türk-Rus İlişkileri”, Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl 1491-1992, TTK. Yayınları, Ankara, 12-14 Aralık 1992, s. 25-39.
GÜLER, Mustafa, “1737 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Özi’nin Elden Çıkması”, Tarih İncelemeleri Dergisi, S. 1, XXIII, İzmir 2008, s. 137-156.
AKTEPE, M. Münir,  “Mahmud I”, İA, VII, İstanbul 1989, s. 162-163.
SAVAŞ, Ali İbrahim, “Takrir-i Ahmed Merami Efendi (Azak Muhaddidi Ahmed Merami Efendi’nin 1740-1741 Sınır Tespit Çalışmaları”, Belgelerle Türk Tarih Dergisi, XVI, Sayı 20’den ayrı basım, Ankara 1996, s. 219-253.
ÖZCAN, Abdülkadir,  “Mahmud I”, DİA, XXVII, İstanbul 2000, s. 348-352.
İLGÜREL, Mücteba, “III. Osman, III. Mustafa”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, XI, İstanbul 1993, s. 83-95.
SAVAŞ, Ali İbrahim, “Genel Hatlarıyla Osmanlı Diplomasisi”, Osmanlı, I, (Ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları,  Ankara 1999, s. 643-659.
BOZKURT, Rıza, “1787-1792 Osmanlı-Avusturya ve Rus Savaşları Ziştovi ve Yaş Antlaşmaları İle Bu Savaşlardan Alınan Dersler”, Askeri Tarih Bülteni, Sayı: 20, Ankara 1986, s. 45-58.

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun