Alim Bir Devlet Adamı: Lutfi Paşa

Alim Bir Devlet Adamı: Lutfi Paşa

Lutfi Paşa (ö. 971/1564) Arnavut kökenli bir devşirme olarak II. Bâyezid zamanında saraya alınmış, Enderun’da tahsil görmüş, sancak beyi, beylerbeyi ve vezir olmuş, Korfu seferinde Osmanlı deniz kuvvetlerine kumanda etmiş, Boğdan seferinde Mimar Sinan’ı padişaha takdim edip tanıtmış, iki yıl süreyle veziriazam olmuş, çeşitli idarî vazifeleri esnasında önemli görevler üstlenmiş bir devlet adamıdır. Veziriazamlıktan azledildikten sonraki hayatını telif ve araştırmayla geçirmiş, devlet adamlığının yanısıra yazdığı eserlerle de nam salmış bir şahsiyettir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Lutfi Paşa devletin en üst kademelerine kadar çıkmış bir devlet adamı olmasının yanısıra, medrese dışında kendini yetiştirmiş bir âlim olarak farklı bir portre çizer. Onun bu çift kimlikli şahsiyeti, hem kendi devrinde hem de sonraki asırlarda bir âlim olarak kabul görmesini zorlaştırmıştır.

Hayatı

Lutfi Paşa eserlerinde ismini genellikle “Lutfi bin Abdülmuîn” şeklinde verir. Devşirme kökenli devlet adamlarının baba ismi yerinde “abd” kelimesinden türeyen bir isim kullanmaları teamüldendir. Lutfi Paşa’nın hangi tarihte ve nerede doğduğu hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamakla birlikte, getirildiği görevlerden hareketle 1488 yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir. Arnavut kökenli olup II. Bâyezid’in ilk zamanlarında Avlonya yöresinden devşirildiği, bu padişahın saltanatı ortalarında saraya alındığı ifade edilir.1 Enderun’da iyi bir tahsil gören, saray hizmetlerinde fiilen görev alan Lutfi Paşa, Âsâfname adlı eserinde üstlendiği devlet görevlerini şöyle anlatır:

“Bu risâlenin müellifi ez‘af-ı ‘ibâdullah Lutfi Paşa bin Abdülmuîn vaktâ ki harem-i hass-ı sultâ­nîde bu hakîr merhûm ve mağfûrü’n-leh cennet-mekân u firdevs­-âşiyân Sultân Bâyezîd Han hazretleri zamânından beri per­verde-i ni’met-i sultânî olup bu Âsitâne-i ‘Osmâniyye’ye li’llâh hayrhâh olup ve harem-i hassda iken niçe zamân tahsîl-i ma’ârif idüp ve cülûs-ı Hazret-i Sultân Selîm Hân hayâtında çukadarlık­dan elli akçe müteferrikalık ile taşra çıkup ba’dehû çaşni­gîr-başılık, ba‘dehû kapucu-başılık, ba‘dehû mîr-i ‘alemlik, ba‘de­hû Kastamonu Sancağı, andan sonra Karaman Beğlerbeğisi, andan sonra Anadolu Beğlerbeğisi, andan sonra vizâret ‘inâyet olundu. Ba’dehû pâdişâhımız Sultan Süleymân Hân zamanında sadâret-i ‘uzmâ (‘inâyet) olundu. Bu hakîr-i kesîrü’t-taksîr taşra çık­dıkda niçe ‘ulemâ vü şu’arâ vü zürefâ ile musâhabet ve münâse­bet idüp ’alâ kadri’t-tâka niçe ma’ârif ü tahsîl-i ‘ulûm itmek­le taltîf-i ahlâk itmiş idim.”2

Sehî Bey Lutfi Paşa’nın Yavuz Sultan Selim’in terbiyesi ile yetiştirildiğini ifade eder, onun hakkında Sultan Selim’in “huzûr-ı şerîflerinde gâyet makbûlînden olmuştu.”3 diye yazar. “Seyyid Murâdî’nin Nova (Castelnuovo) Fetih-nâme’sinde, bir münasebetle ondan ‘yâdigâr-ı Sultan Selim’ olarak bahsetmesi (...) Yavuz Sultan Selim devrinde Lutfi Paşa’nın türlü hizmetler ile padişahın hemen muhitinde bulunduğuna bir delil sayılabilir.”4 Lutfi Paşa Tevârih’inin mukaddimesinde önce Sultan Bayezid’den ve meziyetlerinden bahseder, daha sonra Yavuz Sultan Selim devrinde onun yanından hiç ayrılmadığını, onun bütün seferlerine iştirak ettiğini şu ifadelerle anlatır:

“Bu hakîr-i zerre-i bî-mikdâr bunların [Âl-i Osman’ın] zamanında neşv ü nemâ bulub evvelâ Sultan Bâyezid (طاب ثراه و جعل الجنّة مثواه) âlem-i tufûliyette saraylarında olub nice zaman anda maʻârife saʻy olunub emekler çekildi. Tâ Sultan Selim gelüb tahta cülûs edinceye değin. Ve Sultan Bâyezid dahi her fende mâhir ve zû-fünûn ve kādir olub ʻale’l-husus ki yay çeküb ok atmakda bî-nazîr idi. Hatta zamanında ol çekdüği yayı kimse çekebilmezdi. Ve sâlih ve mütedeyyin ve muhibb-i ulemâ ve sulehâ idi. Andan sonra Sultan Selim Han (أكرم الله مابه و عطر بنسيم الخلد ترابه) pâdişah-ı âlem-güşâ olub bu hakīr dahi anların hizmetlerinden bir an hâlî olmayub bunca cenkler ve bunca savaşlar ve hadiseler ki diyâr-ı Rum’da ve cânib-i şarkda ve Arabistan’da ve Haleb’de ve Şam’da ve Mısır’da ve gayri yerlerdeki vâkiʻ olubdur. Bu hakīr anların küllîsine hâzır ve nâzır olmuşdu, tâ Sultan Selim âhirete nakl edinceye değin.”5

Sultan Selim, kendi devrinde çeşitli devlet kademelerinde görev vererek yetişmesini ve tecrübe kazanmasını sağladığı Lutfi Paşa’ya değer verir, zaman zaman kendisine fikirlerini anlatırdı.6 Kanuni Sultan Süleyman da, babasının yetiştirip tecrübeli bir devlet adamı haline gelmesini sağladığı Lutfi Paşa’ya çok riayet etmiş, onu daima yükseltmiş, kız kardeşi Şah Sultan’ı onunla evlendirmek suretiyle ona karşı olan itimadını ortaya koymuştur. 

Lutfi Paşa’nın Kanuni Sultan Süleyman’ın cülusunda Kastamonu sancakbeyi, daha sonra da Aydın sancakbeyi olarak tayin edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Rodos muhasarası (1522) sırasında Aydın sancakbeyi olduğu, Rodos’un ele geçirilmesinden sonra kalenin tamirine memur edilen dört sancak beyinden biri olduğu bilinmektedir.7 Bir müddet sonra Yanya sancakbeyi olan Lutfi Paşa bu vazifedeyken Viyana muhasarasına iştirak etti. 12 Ekim 1529 tarihinde Avlonya sancakbeyi Süleyman Bey ile birlikte kaleye hücum ettiği Feridun Bey’in Münşeât’ında kayıtlıdır.8 Lutfi Paşa kendisinin zikretmediği bazı sancaklarda da görev yaptıktan sonra 1533’de Karaman beylerbeyi oldu.9 Bu sıfatla Irakeyn seferinde Karaman eyaleti kuvvetlerini sevk ve idare etmiş, Tebriz civarındaki hareketlerde artçı olarak vazife görmüştür. Bu sefer sırasında Van gölü civarındaki harekatta mühim bir rol oynamış, Tatvan sahillerinde Mimar Sinan’a gemiler inşa ettirerek düşman hakkında malumat toplamıştır. Lutfi Paşa bir müddet Anadolu beylerbeyiliğinde bulunmuş, ardından Mustafa Paşa’nın yerine Rumeli beylerbeyiliğine (1536), ardından da üçüncü vezirliğe getirilmiştir.10  Lutfi Paşa 1537 Korfu seferinde donanma serdarı olarak Barbaros Hayreddin Paşa ile birlikte Akdeniz harekâtına memur oldu. Ertesi sene Mustafa Paşa’nın vefatı üzerine ikinci vezirliğe tayin edilen Lutfi Paşa (30 Mayıs 1538), Boğdan seferine ikinci vezir olarak iştirak etmiş, bu sefer sırasında Mimar Sinan’ı padişaha tanıtmış ve Prut nehri üzerinde kendisine bir köprü kurdurarak ordunun kısa zamanda buradan geçmesini mümkün kılmıştır. Ertesi sene Ayas Paşa’nın vefatının ardından veziriazam olmuş ve ilk işi, münhal olan hassa mimarlığına kabiliyetini pek takdir ettiği Mimar Sinan’ı getirmek olmuştur. Lutfi Paşa’nın en büyük hizmetlerinden birisi, Mimar Sinan’ı keşfedip onun önünü açmasıdır. Mimar Sinan genç bir yeniçeriyken onun kabiliyetini anlayıp padişaha takdim eden, mimarbaşı olmasını teklif eden kendisidir.

Lütfi paşa
Lutfi Paşa hakkında geniş bilgi için bk. Asım Cüneyd Köksal, 
Lutfi Paşa, İstanbul: İlke Yayınları, 2017

Devlet Adamı Olarak Lutfi Paşa

1539 yılında veziriazam olan Lutfi Paşa, azledildiği 948/1541 yılına kadar iki seneye yakın bir süre bu makamda kaldı. Bu vazifeyi yürütürken iç ve dış siyasette bazı önemli icraatları oldu.

941 (1534) yılında kubbealtı veziri olduğu zaman “Dîvân-ı Alîşânı hayli muhtell ü perîşân bul”duğunu, veziriazamlıktan azledildiği tarihe kadar yedi yıl boyunca mümkün mertebe bu düzensizliği gidererek divana nizam verdiğini anlatır. Bu süre boyunca devlet işleyişinde gördüğü nizamsızlıkları düzeltmeye çalıştı, rüşvet ile mücadele etti. Âsâfnâme’sinde sadaret makamındayken gelirinin bir kısmını biriktirerek tasarruf ettiğini anlatırken, kendisinden sonra bu makama gelecekler için üstü kapalı bir nasihatta bulunuyor olmalıdır. Devletin gelir-gider dengesini oturtmaya çalıştı. Vezirliğe geldiğinde devlet hazinesinde dengesizlik olduğunu, Sultan Süleyman’ın cülusu sıralarındaki gelir-gider dengesinin sonradan bozulup merkez hazinenin “taşrada mevcud eski hazineden” desteklendiğini görmüştü. Kendisi bu durumu düzelttiğini ve hazineyi tekrar denge durumuna getirdiğini anlatır.11

Kul hakkı ve bilhassa yetim hakkı konusunda çok hassas olan Lutfi Paşa, devletin haksız kazançlardan sakınması gerektiğini, padişahın halkın mallarına haksız yere el koymasının devletin zevâline alâmet olduğunu, terekelerin varisi çıkıncaya kadar bekletilmesi gerektiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında böyle terekelerin yedi yıl saklandıktan sonra varisi çıkmadığı takdirde hazineye intikal ettirildiğini söyler.12

Lutfi Paşa’nın icraatları arasında bahriye sahasında yaptığı hizmetlerin ayrı bir yeri vardır. Kendisi de bahriye işlerine fevkalade önem verdiğini belirtir. Üç kıtaya yayılan imparatorluğun şevketini devam ettirebilmesi için Akdeniz hakimiyetini ele geçirmesi gerektiğini gören Lutfi Paşa, Venediklilerin ve Şarlken’in donanmamıza üstünlüklerini gidermek için elinden gelen her şeyi yapmıştır.13

Lutfi Paşa’nın iç siyasetle ilgili icraatlarının en önemlisi olarak “ulak” âdetini kaldırması gösterilir. Türklerin haberleşmede kullandıkları ulak sistemine göre, ihtiyaç halinde rıza gözetilmeksizin başkalarına ait atlara el koyuluyor, bunlar yorulduğu zaman diğer menzillerde aynı şekilde başkalarına ait atlarla değiştiriliyordu.14 “İslâm devletlerinde bu ulak teşkilatının basit bir tarihçesini çizen Paşa, eski berîd usulünün Cengizîlerde ulak zulmüne tahavvül ettiğini”, Osmanlıların da bu usulü Moğollardan “güya saltanattan bir cüz” telakkî etmek suretiyle aldıklarını ileri sürer.15 Lutfi Paşa, Yavuz Sultan Selim’in (babası II. Bâyezid gibi) bu fena âdetten bîzar olduğunu, kendisine bu hususta yardımcı bulamadığı için bunu gidermeye kâdir olamadığını, bu hasretle dünyadan göçtüğünü söyler. Büyük işler başaran, Safevîleri ve Memlükleri alt eden büyük hükümdar Sultan Selim’in bu fena âdeti kaldırmaya kâdir olamadığını, bunun kendi vezirliği devrinde Sultan Süleyman’a nasip olduğunu ifade eder.16 Paşa, menzillerde beygirler beslenmesini sağlamış ve ihtiyacı bu şekilde karşılayarak sorunu çözmüştür.

Lutfi Paşa’nın sadareti sırasında halledilmesini sağladığı en önemli hâricî meseleler, Venedikliler ile barış anlaşmasını sağlamak ve Avusturya müzakerelerini maharetle idare etmekti.

 İdarî Prensipleri

Lutfi Paşa Âsâfnâme isimli eserinde hükümdara ve kendisinden sonra gelecek veziriazamlara birtakım nasihatlarda bulunur ki bunları onun idârî prensipleri olarak kabul edebiliriz. Bunlar arasında şunlar sayılabilir: Veziriazamların padişaha her meseleyi açık açık anlatması ve padişahla arasına başkalarının girmemesi, onun tarafından padişaha arz edilen hususların hemen tasdiki, padişahla kendisi arasındaki mühim müzakerelere hiç kimsenin, hatta diğer vezirlerin bile vâkıf olmaması, hizmeti geçen devlet adamlarının mal varlıklarının sebepsiz yere müsadere ettirilmemesi, hafif bir kabahat sebebiyle onların azl ve idam ettirilmemesi, devlet görevlilerinin birbirleri aleyhindeki isnad ve ihbarlarına gereğinden fazla önem verilmemesi, herhangi bir memurun tek bir kabahati sebebiyle azledilmeyip ilk hatasında kendisine ihtarda bulunulması, veziriazamın âlimler, sâlihler ve şahsı için bir gaye taşımayan art niyetsiz kimselerle zaman zaman sohbet ederek malumat edinmesi, narh işlerine özen gösterilerek memurların kendi nüfuzlarını kullanarak ticarete girişmelerinin engellenmesi, her sene tahakkuk edecek gelirlere göre masrafların ayarlanarak bütçe dengesinin sağlanması, halkın zulümlere maruz bırakılmaması, asker sayısının gereğinden fazla tutulmayıp az ve öz bir askerî kuvvet teşkilinin sağlanması (12 bin ulufeli yeniçerinin yeterince çok olduğunu ifade eder), askerin zabturabtına gücü yeten âmirlerin tayin edilmesi, kadim toplumsal statü anlayışının muhafaza edilmesi, reâyânın yönetici sınıfına karışmaması.17

Lutfi Paşa idareciliği döneminde bu prensiplere bağlı kalmış, bundan dolayı bazı çevrelerce inatçılık ve sertlik gibi ithamlara maruz kalmıştır. Mesuliyetini ve haysiyetini müdrik olan bu dürüst devlet adamına göre veziriazamlar azledilmekten çekinmemeli, azledilme korkusuyla uygunsuz ve yanlış bir iş yapmak zorunda kalmaktansa görevini bırakmayı yeğlemelidir. Fuat Köprülü’nün değerlendirmesine göre Lutfi Paşa İbrahim ve Rüstem paşalar gibi cevval bir zekaya sahip olmamakla birlikte, nüfûz-ı nazar sahibi, dürüst, idarenin bozuk noktalarını düzeltmeye azimli, saray entrikalarına alet olmayacak kadar müstakil tabiatlı bir zat idi.18

Azledilmesi

Lutfi Paşa 948 Muharreminin başlarında (1541), Avusturya ile harp kararının icrasına geçildiği ve Budin seferine çıkılacağı bir hengâmda görevinden azledildi. Lutfi Paşa hakkında genel olarak çok olumsuz bir lisan kullanan Gelibolulu Mustafa Âlî, Lutfi Paşa’nın veziriazamlık vazifesinden azledilmesinin sebebinin bir fahişeye verdiği ağır bir ceza sebebiyle eşi Şah Sultan’la kavga etmesi ve ona vurması olduğunu, “menkuldür ki” şeklindeki bir belirsizlik ifadesiyle nakleder.19 Gelibolulu’nun Lutfi Paşa’ya karşı olan menfî yaklaşımı ve aktardığı hadisenin kaynağının bir dedikodu olma ihtimali dikkate alındığında, bu bilgiye ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Nitekim bu azil hadisesinin o devirde birtakım aslı esası olmayan dedikodulara sebep olduğunu devrin şahitlerinden Luigi Bassano aktarmaktadır.20 Lutfi Paşa Âsâfnâme’sinde, bazı kesimlerin kendi aleyhindeki çabaları neticesinde görevden kendi isteğiyle ayrıldığını anlatır ve bu kararında ailevî bir problemin de dahli olduğuna üstü kapalı biçimde işaret eder.21 Azlin sebebi, Fransa’nın Venedik elçisi piskopos Pellicier’ye göre ise Paşa’nın zevcesine kötü muamelesinin yanısıra, Macar seferinden vazgeçirmeye çalıştığı için padişahın hiddetine maruz kalmasıdır.22

Lutfi Paşa azledildikten sonra, bir nevi sürgün olarak Dimetoka’daki çiftliğine çekildi. Hac vazifesini yerine getirdikten sonra Dimetoka’daki çiftliğinde uzlete çekilip kendini okuma-yazmaya verdi,23 bu uzlet yılları vefatına kadar yirmi yılı aşkın süre devam etti. Bu uzun mazuliyet hayatından sonra, 971/1564 yılında, Dimetoka’daki çiftliğinde vefat etti.

Eserleri ve Bazı Görüşleri

Lutfi Paşa uzun mazuliyet senelerinde çoğu İslâmî ilimlere dair olmak üzere irili ufaklı yirmi kadar eser kaleme aldı. Bunlar arasında belli başlıları şunlardır:

1. Zübdetü’l-Mesâil fi’l-İ‘tikādāt ve’l-ibâdât

Arapça olup kapsamlı ve mukayeseli bir ilmihal niteliğindedir. Ayrıca eserde devrin güncel tartışmalarına ışık tutabilecek nitelikte meselelere de temas edilir. İbadetlerle ilgili ayrıntılı hükümler dışında kitap emr-i maruf ve nehy-i münker, zındık ve ilgili kavramlar, toplumsal hayatta görülen bazı yanlış davranışlar, sûfilerin bazı uygulamalarının eleştirisi, çalışıp kazanmanın gerekliliği, irade hürriyeti gibi birçok meseleye temas eder.

2. Risâletü’l-Künûz fî Letâifi’r-Rumûz fi’l-ehâdîsi’l-erba‘în

Arapça olup kırk hadis şerhidir. Hadisler genellikle fıkhî yönden şerh edilmiştir.

3. Tenbîhü’l-Âkılîn ve Te’kîdü’l-Gâfilîn

Usûlü’d-dîn’e, yani akaid esaslarına dair Türkçe bir eserdir.

4. Tuhfetü’t-Tâlibîn

Yirmi beş bölümden oluşan Türkçe eserin muhtevası büyük ölçüde Zübdetü’l-Mesâil ile örtüşmektedir. Fakat bu eser Zübde’nin tercümesi değildir, zira müellif önce Tuhfe’yi kaleme almış, dört sene kadar sonra da daha geliştirerek Arapça olarak Zübde’yi yazmıştır.

5. Hayât-ı Ebedî

Ehl-i sünnet esaslarına ve bazı imânî konulara dair Türkçe bir eserdir.

Bu beş eser basılmamış olup yazma halindedir.

6. Tevârîh-i Âl-i Osman. Başlangıcından 961 (1553) yılına kadarki Osmanlı tarihini anlatan bir eserdir. Hâfızıkütüb Âlî Bey tarafından notlu ve açıklamalı neşri yapılmıştır (1341). Lutfi Paşa’nın bu eserin girişinde ortaya koyduğu tecdîd anlayışı dikkate değer bir mahiyet arz eder, zira müellifin müceddidler listesi tamamen hükümdarlardan oluşmaktadır.

7. Halâsü’l-Ümme fî Ma’rifeti’l-E’imme

Lutfi Paşa’nın Arapça kaleme aldığı bu risalesi hilâfet konusuna tahsis edilmiştir. Halâsü’l-Ümme imametin (devlet başkanlığının) şartları ve imamın vazifeleri gibi İslâm kamu hukukuna ait bazı meseleleri çeşitli kaynaklardan ve belirli bir sistematiğe tâbi olmaksızın aktarır. Risalenin amacı Osmanlı hanedanına mensup padişahların hem sultan hem halife olduklarını ve artık imametin Kureyşîliği şartının geçersiz olduğunu savunmaktır. Müellife göre halifenin/devlet başkanının Kureyşî olması şartı bir tarafa, onun Müslüman olması dahi şart değildir.

Halâsü’l-ümme risalesi Mâcide Mahlûf tarafından yayımlanmıştır (Dâru’l-Âfâki’l-Arabiyye, Kahire, 2001, 76 s.).

8. Âsafnâme

Lutfi Paşa’nın en çok bilinen, en çok istinsah edilen, ismi âdetâ kendisiyle özdeşleşen eseridir. 1910yılından itibaren çeşitli defalar basılan eserin son ilmî neşri Mübahat Kütükoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir.24 Âsafnâme daha sonra kaleme alınan birçok siyasetnameye kaynaklık eden bir eserdir. Lutfi Paşa’nın devlet görevindeki tecrübelerini ve tavsiyelerini samimi bir üslupla ortaya koyması itibarıyla çok alaka görmüştür.

Dipnotlar

Bursalı Tâhir Bey; “İşkodralıdır. Hammer Avlonyalı olduğunu yazıyorsa da mevsuk değildir.” (Osmanlı Müellifleri, III, 132) der. Köprülü ise ne kendi eserlerinde, ne de hayatını kaleme alan eserlerde Paşa’nın doğum yeri ve tarihine ait bir bir kayıt bulamadığını ifade eder (“Lutfi Paşa”, Türkiyat Mecmuası, İstanbul: Matbaa-i Amire, 1925, sy. 1, s. 120).
2 Lutfi Paşa, “Asafname”, (Kütükoğlu neşri), s. 1-2.
Sehî Bey, Heşt Bihişt, s. 122.
4 M. Tayyib Gökbilgin, “Lutfi Paşa”, İA, VII, “Lutfi Paşa”, s. 97.
5 Lutfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 1-2.
6 Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 122.
Feridun Bey, Münşeât, I, 539; Gökbilgin, “Lutfi Paşa”, s. 97.
8 Feridun Bey, Münşeât, I, 573; Gökbilgin, “Lutfi Paşa”, s. 97.
Ferdî, Tarih, vr. 147b; Gökbilgin, “Lutfi Paşa”, s. 97.
10 Gökbilgin, “Lutfi Paşa”, s. 97-98; Hammer, Devlet-i Osmaniyye Tarihi, V, 196-197; Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 121.
11 Lutfi Paşa, Âsâfnâme, s. 35; Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 133-134.
12 Lutfi Paşa, Âsafnâme, s. 10-11.
13 Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 134.
14 Lutfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 379.
15 Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 136; Lutfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 371-373.
16 Lutfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 374-375.
17 Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 138; Lutfi Paşa, Âsafnâme, s. 10-12, 23, 35.
18 Köprülü, “Lutfi Paşa”, s. 138-139.
19 Mustafa Âlî, Künhü’l-Ahbâr, 357b-358a.
20 Luigi Bassano, Kanuni Dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nda Gündelik Hayat, s. 61.
21 Âsâfnâme, s. 4.
22 Pál Fodor, “Macaristan’a Yönelik Osmanlı Siyaseti, 1520-1541”, s. 54.
23 Lutfi Paşa, Tevarîh-i Âl-i Osman, 3; 143.
24 Lutfi Paşa Âsâfnâmesi: Yeni Bir Metin Tesisi Denemesi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1991. Eserin yazma nüshaları için bu çalışmanın girişinde bilgi bulunmaktadır.
 

 

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun