Bozkır'ın Efendisi: Cengiz Han

Bozkır'ın Efendisi: Cengiz Han

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri oldular. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetti. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmış oldu. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. XIII. yüzyılda Cengiz Han, dağınık halde yaşayan Moğol boylarını bir çatı altında toplayarak güçlü bir Moğol İmparatorluğu oluşturdu. Cengiz Han’ın pek çok devletin yok olması pek çok köklü şehrin harap olmasıyla sonuçlanan askeri harekâtları neticesinde neredeyse Asya’nın tamamına hâkim olan büyük bir imparatorluk kuruldu. Anadolu’dan Pekin’e kadar uzanan geniş coğrafyada farklı kültürleri bir çatı altında toplayan siyasi bir yapının ortaya çıkması hem bölgede güç ve istikrar getiren bir canlanmayı sağlamış hem de farklı kültürlerin tek siyasi gücün yönetiminde olması bu kültürlerin birbirlerini etkileme imkânını yaratmıştır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

1162 yılının Ocak ayında, Onon nehrinin sağ kıyısında bir erkek çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk büyüdüğünde bütün Asya’yı hakimiyeti altına alacak olan bir hükümdardı. Çünkü Moğolların Kıyat kabilesine bağlı Borçigin ailesinin reisi Yesügey Bahadır’ın oğlu olan bu çocuk, Moğolların Gizli Tarihi’nde belirtildiğine göre, avucunun içinde bir parça kan pıhtısı ile dünyaya gelmişti. Eski dünyada herkes tarafından iyi bilinirdi ki bu Tanrının bildirdiği bir hükümdarlık işaretiydi. Anne tarafından Türk olduğu da bilinen Yesügey, bir seferinde göç esnasında unutarak geride bırakmasına bakılırsa çok değer vermediği oğluna, Tatarlarla yapılan bitmez tükenmez savaşlardan birinde esir alıp öldürdüğü bir düşmanının, Timuçin’in adını verdi.

Gençliği

Cengiz Han’ın çocukluğu ile fazla bir bilgiye ulaşılamamaktadır. Onun hakkında ilk ciddi bilgiler oldukça genç yaşında gerçekleştirdiği eş seçimiyle ilgili bilgilerdir. Bu bilgiye göre, Cengiz Han daha dokuz yaşlarındayken babası ile birlikte ileride hayatını birleştireceği eşini seçmek üzere bir yolculuğa çıktı. Baba ile oğulun çıktığı bu yolculuğun amacı, annesi Höelün’ün kabilesini bularak bu kabileye mensup bir kızı eş olarak seçmekti. Fakat işler planlandığı gibi gitmedi. Uzun yolculukları sırasında kendilerine eşlik eden ve Börte isimli bir kızı olan Ongirat kabilesinden Dayseçen ile yakınlaşan Yesügey, iki çocuğun birbirlerinden hoşlanmasını da fırsat bilerek kararını değiştirdi ve oğluna Börte’yi istedi. Taraflar arasında söz kesildikten sonra Moğol adetlerine göre bir süre müstakbel eşinin ailesine hizmet etmesi gereken oğlu Timuçin’i orada bırakan Yesügey, obasına gitmek üzere geri döndü. Dönüş yolunda Yesügey’in başına bir felaket geldi. Aralarında daha önceden husumet bulunan Tatarlarla karşılaştı. Onların düzenlediği şölene katılmak zorunda kalan Yesügey burada zehirlendi ve son anda bunu fark ederek kaçıp sağ sağlim dönmeyi başarsa da aldığı zehirin tesirinden kurtulamayarak kısa bir süre sonra öldü.  Yaşanan bu acı olay üzerine Timuçin eşi Börte’yi bırakarak obasına geri döndü. Babasının ölümüyle zor dönemlere giren ailesini zorlu ortamdan çıkarmak için mücadele etmeye başladı. Bu zorlu koşullar ile mücadelesi onu Cengiz Han yapacaktı. 

Timuçin’in babası Yesügey’in ardında iki eş ve yedi çocuk kaldı. Onlar bu dönemde Onon nehri civarlarında bulunan Tayciyutlarla birlikte, onların kontrolü altında yaşamaktaydı. Fakat onun ölümünün ardından oldukça kalabalık ve topluluğa herhangi bir katkısı olmayan ailesinden kurtulmak isteyen Tayciyutlar, bir gece vakti onları ölüme terk ederek gittiler. Bu gelişme aileyi oldukça zor bir duruma soktu. Bu olay yaşandığında daha yirmili yaşların ortalarında bir kadın olan Höelün, ailesinin yok olmasına izin vermeyecek kadar güçlü ve iradeli bir kadındı. Çocuklarının karınlarını doyurmak ve onları korumak için gece gündüz durmadan yiyecek arayan, onlara farklı farklı meyveler, otlar ve ağaç kabukları ya da kökleri getiren Höelün’ün gayretleri karşılıksız kalmadı ve nihayetinde aile, soğuk kış aylarında fare ve köpek gibi hayvanların derilerinden elde edilen basit kıyafetler giyerek hayatta kalmayı başardı.

Timuçin ve Camuka

Bazı ağaçların uçlarına sivri kemikler yerleştirdiği oklar, dikiş iğnelerinden oltalar yapan ve bu silahlarla avlanmaya çıkan Timuçin, bu zorlu süreçte birçok kimse ile tanışarak sıkı dostluklar kurdu. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz onun hayatında çok önemli yere sahip olan ve kabileleri arasında uzaktan akrabalık da bulunan Camuka idi. Onon nehri civarında pek çok kabile yaşamaktaydı ve bunlardan biri de Cacirat kabilesiydi. Camuka’da bu kabileye mensuptu. Camuka ile Timuçin tanıştıklarında henüz on yaşındaydılar. Birlikte ava çıkıyor, oyunlar oynuyor ve geleceğe dair planlar yapıyorlardı. Beraber geçirdikleri süre boyunca çok iyi anlaştılar. Birbirlerine hediyeler vererek kardeşlik andı içtiler ve kan kardeşi oldular. Bu, bir anlamda birlikte bir tercihte bulunarak kurmuş oldukları bir kardeşlikti ve kişinin tercih hakkına sahip olmadığı soya bağlı kardeşlikten daha güçlüydü. Yapmış oldukları bu kardeşlik andına göre, Timuçin ile Camuka birbirlerine hep destek olacak, büyüdükleri zaman da bu kardeşliği yaşatmaya devam edeceklerdi. Bununla birlikte, bir süre sonra bölgeden ayrılan Cacirat kabilesinin sonraki kış mevsiminde kışlamak üzere geri gelmemesi üzerine iki arkadaş arasındaki bağ zorunlu olarak koptu. Fakat Timuçin ile Camuka’nın yolları sonraki yıllarda yine kesişecekti.

Timuçin’den Cengiz Han’a

Timuçin daha çocukluğundan itibaren gelecekte iyi bir savaşçı ve kudretli bir hükümdar olacağının işaretlerini vermekteydi. Onun ilk ciddi askeri başarısı ise üvey ağabeyi Begter’i öldürmesiydi. Timuçin’in babasının ölümünden sonra ailenin reisi üvey kardeşi oldu. Yaşça aralarında pek fazla fark olmadığı düşünülen üvey kardeşi Moğol geleneklerine göre büyüyünce Timuçin’in annesi Höelün ile evlenecek ve aileyi idare edecekti. Höelün’ün de bu evliliğe hazır ve razı olduğu yaşananlardan anlaşılıyordu. Çünkü üvey kardeşler arasında ne zaman sorun çıksa Höelün Begter’i tutuyordu ve Timuçin’de bu durumdan oldukça rahatsızdı. Bu duruma daha fazla dayanamayan Timuçin kendi öz kardeşi Kasar ile bir plan yapmış ve  Begter’i oklayarak öldürmüşlerdi. Onların bu tavrına anneleri çok sert tepki verdi. Timuçin bu hareketi ile aile reisliğini ele geçirmiş fakat başına çok daha büyük dertler almıştı. Begter’in akrabaları yani Tayciyut kabilesi kendilerini Onon Nehrinin seçkinleri olarak kabul ederledi. Mensuplarına yapılan bu saldırıyı kendileri açısından büyük bir tehdit olarak algıladılar ve dolayısıyla Timuçin’i cezalandırmaya karar verdiler. Kaçmayı başaramayarak yakalanan Timuçin tahta bir boyunduruğa bağlanıp gözetim altına alındı. Boynuna geçirilen ve iki tarafında ellerinin geçirildiği delikler olan boyunduruktan dolayı hareket edemiyor, yardım almadan yemek bile yiyemiyordu. Tayciyutların kendisini gözaltında muhafaza etme görevini verdikleri ailenin şefkatli davranışları ile daha katlanılabilir hale geldiği anlaşılan bu esaretin ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz. Fakat Timuçin tarihî bir aktör olarak bir kez daha sahneye çıktığında takvimler 1178 yılını gösteriyordu ve henüz onlu yaşlarının ortalarındaydı.

Börte’ye Geri Dönüş

Tayciyutların esaretinden kurtulduktan sonra ailesinin yanına dönen Timuçin’in ilk işi, uzun yıllardan beri kendisinden haber alamadığı eşi Börte’yi aramaya çıkmak oldu. Üvey kardeşi Belgütey ile birlikte gittiği Dayseçen’in obasında onu kendisini beklerken buldu. Evlilik yaşı geçmeye başlasa da Börte inatla onu beklemeyi sürdürmüş, gelmesini beklemişti. Sevgili eşi Börte’yi de alarak geri dönen Timuçin’in, Moğol adetlerine göre evlendiği zaman babasına bir elbise hediye etmesi gerekiyordu. Fakat babası öleli uzun yıllar olmuştu. Bu durumu fırsat olarak değerlendiren Timuçin, babası ile eskiye dayanan bir dostluğu olan Türk kökenli Hıristiyan Kereyit kabilesinin güçlü lideri Tuğrul Han’ın yanına giderek elbiseyi ona takdim etti. Bu hareketiyle bir anlamda ondan babası olmasını talep ediyor, böylece bir yandan çok sayıda Moğol kabilesini bir araya getiren ve hatırı sayılır büyüklükte bir kuvvete hükmeden Kereyitlerin korumasını temin etmeyi, diğer yandan ailesini güvence altına alarak düşmanlarının saldırıları karşısında onları koruyabilmeyi umuyordu. Kardeşleri Kasar ve Belgütey’i alıp yanına gittiği Tuğrul Han tarafından coşkuyla karşılanan Timuçin, kendisini oğlu olarak kabul eden bu hükümdarın teklif ettiği komutanlık önerisini kabul etmeyerek obasına dönse de, Han’a tabî olarak ne kadar isabetli bir karar aldığı bir süre sonra anlaşıldı. Annesi Höelün’ün kabilesi olan ve yıllar önce babasının annesini kaçırmasının intikamını almaya karar verdikleri görülen Merkitlere karşı mücadelesinde en büyük destekçisi Kereyitler olacaktı.                              

Bir Gücün Ortaya Çıkışı: Moğollar

On sekiz yıl önce yaşananların intikamını almak amacıyla bir şafak vakti Yesügey’in obasını basan Merkit savaşçıları, kendilerine karşı koyabilecek güce sahip olmadığı için kaçıp günümüzde Kentey dağı denilen Burhan Haldun dağına saklanan Timuçin’in ağırlıklarını yağmaladıktan sonra karısı Börte’yi kaçırdılar. Yaklaşık iki bin üç yüz elli metre yüksekliğe sahip olup Moğollar tarafından kutsal kabul edilen bu heybetli dağda üç gün dua edip bir çıkış yolu arayan ve ne yapacağına karar vermeye çalışan Timuçin, sonunda manevi babası Tuğrul Han’a başvurmaya karar verdi. Hem ailesini kurtarabilmesi hem de intikamını alabilmesi için kendisine yardım edebilecek tek kişi olarak Tuğrul Han’ı görüyordu. Merkitlerle kendi kabilesi arasında eski bir kan davası olan Han, Timuçin’in onlara saldırma teklifini hiç düşünmeden kabul etti ve derhal harekete geçtiler. 

Tuğrul Han’ın kendisine destek olarak verdiği askerî birliklerin başında ise Timuçin’in çocukluk arkadaşı ve kan kardeşi Camuka bulunuyordu. Timuçin ve Camuka Selenge nehri civarlarında bulunan Merkit obasına yürüdüler. Ani bir baskınla hezimete uğrattıkları Merkitler bozgun halinde kaçarken karısı Börte’yi bulan Timuçin’i bir sürpriz bekliyordu. Börte hamileydi. Kaçırıldıktan sonra bir Merkit’e eş olarak verilen Börte’nin 1179 yılında dünyaya getirdiği oğlan çocuğa “aniden ortaya çıkan ve ansızın dünyaya gelen” gibi anlamlara gelen Cuci adını veren Timuçin, onu diğer çocuklarından hiçbir zaman ayırmayacak, kendi soyundan gelen bir hanedan mensubu gibi yetiştirecekti.

Merkitleri mağlup ederek karısı Börte’yi kurtardıktan sonra kan kardeşi Camuka ile aralarında olan kardeşlik akdini yenileyen Timuçin, kendi küçük obasını Camuka’nın büyük ve güçlü obası ile birleştirmeyi kabul etti. Bu durum, o zamana kadar dağlarda yaşayan Timuçin ve ailesi için bozkırlara inerek yeni bir hayat tarzını benimseme anlamına geliyordu. Ayrıca bu gerekliydi. Çünkü küçük bir oba olarak varlıklarını devam ettirebilme imkanları giderek azalmaktaydı. Her gün yeni bir tehlike ile karşılaşıyorlardı. Küçük kalmak Moğollar gibi konar-göçer yaşam süren bir topluluk için hiç uygun değildi. Kendilerini koruyabilmek için güçlü olmak zorundaydılar. Bunun yolu da ancak başka bir oba ile birleşmekten, yeni ve büyük bir obanın üyesi olmaktan geçiyordu. Fakat oldukça makul gibi görünen bu seçenek, Timuçin ve ailesi için yeni sorunların ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Aradan fazla zaman geçmeden kan kardeşi ve dostu Camuka ile anlaşmazlığa düşen Timuçin, ondan ayrılarak kendi yolunu çizmek zorunda kamıştı.

Timuçin ile Camuka’nın aralarının açılmasının nedeni, taraflar arasında bir süre sonra kaçınılmaz olarak ortaya çıkan iktidar çatışmasıydı. Görünüşte, Timuçin, kan kardeşi Camuka ile birlikte olmaktan son derece memnun gibi görünüyordu. Birlikte seferlere çıkıyor, av yapıyor ve hâkimiyetleri altındaki Moğol kabilelerini idare ediyorlardı. Fakat göz önünde olmayan ve Timuçin’i içten içe rahatsız eden bir sorun vardı o da Camuka, Timuçin’e küçük kardeşi gibi davranmasıydı. Üvey ağabeyini dahi kendisine rakip görüp öldüren Timuçin için bu çok katlanılacak bir durum değildi ve buna uzun süre dayanabilmesi mümkün görünmüyordu. Camuka da bunun farkındaydı ve bir an önce Timuçin’den kurtulmanın kendisi için daha iyi olacağını düşünmeye başladı. Kan kardeşler arasında devam eden örtülü anlaşmazlık, 1181 yılının bahar aylarındaki göç esnasında su yüzüne çıktı. Ailesi ve kendisiyle hareket edenlerle birlikte bir gece vakti Camuka’nın yanından kaçan on dokuz yaşındaki Timuçin, bu tarihten sonra kendi yolunu çizecek, yanına topladığı ve iradesi etrafında bir araya getirdiği Moğol topluluklarıyla kan kardeşine karşı mücadeleye girişecekti. İki eski dost arasındaki bu mücadele uzun soluklu olacak ve yaklaşık yirmi yıl devam edecekti.

Timuçin’in Cengiz Han Oluşu       

Camuka’dan ayrıldıktan sekiz yıl sonra, 1189 yılında Mavi Göl yakınlarındaki bozkır alanda taraftarlarını bir araya toplayan Timuçin, burada düzenlediği kurultayda han unvanını aldı. Henüz yirmi yedi yaşında olan ve han unvanını almakla Camuka’nın etrafında toplanan Moğolları da kendi yanına çekebilmenin hesabını yapan Timuçin, bir yandan da Tuğrul Han’a elçiler göndererek kendisine olan tâbiyetini yineledi. Bu şekilde Tuğrul Han’ın da onayını alan Timuçin, ileride inşa edeceği devasa imparatorluğun ilk adımı olan hanlığının temellerini oluşturmaya başladı. Yaklaşık on yıldan beri kendisine sadakatle hizmet etmekte olan iki has adamı Burku ile Celme’yi özel yardımcılığına tayin eden ve kardeşi Kasar’ı obanın ikamet ettiği kampın korunması, üvey kardeşi Belgütey’i de oba hayvanlarının muhafaza edilmesi gibi görevlere getiren Timuçin, bir de özel muhafız birliği oluşturdu. Yüz elli usta savaşçıdan meydana gelen bu birlik gece ve gündüz obanın korunmasından sorumluydu.  

Timuçin’in giderek daha güçlü ve sistematik bir yapıya bürünmeye başladığı anlaşılan hanlığı karşısında Camuka’da kayıtsız kalmadı. Sonuçta Timuçin’in kendisini han seçtirmesinin üzerinden bir yıl bile geçmeden eski dostunu savaşmaya çağırdı. Görünen neden, bir sığır hırsızlığı esnasında Timuçin yanlılarından birinin Camuka’nın akrabalarından birini öldürmüş olmasıydı. Aslına bakılırsa oldukça sık rastlanan bu olay iki kabilenin karşı karşıya gelmesini gerektirecek kadar önemli değildi. Burada Camuka’nın esas derdi katledilen akrabasının kanının peşine düşmekten ziyade, gün geçtikte daha güçlü hale geldiği açık bir biçimde görülen Timuçin’i safdışı bırakmaktı. Küçük bir aşiret reisi olarak kendi hükmünü tanıdığı günlerin üzerinden daha on yıl bile geçmemişti. Fakat o şimdi han unvanını alarak kendisini Moğolların büyük liderlerinden biri olarak görmeye başladı. Eğer durdurulmazsa, başta kendisi olmak üzere bütün Moğol beylerini hükmü altına alması ve bütün Moğolların hanı olması kaçınılmaz sondu.  Bu sebepten Camuka derhal harekete geçti. Timuçin ile karşı karşıya geldiği ilk savaşta onu ağır bir yenilgiye uğratsa da, bu zaferi iyi kullanamadı. Savaşın ardından esir aldığı liderlerden birinin başını kesip atının kuyruğuna bağlaması ya da yetmiş erkek esiri büyük kazanlar içinde canlı canlı kaynatması gibi zalimane davranışları, onun Moğollar içerisindeki itibarını zayıflatacak, insanların kendisinden uzaklaşmasına neden olacaktı.

Yapılan savaşta galip gelemese de eski dostu Camuka’nın itibar kaybına paralel olarak Moğollar arasında çekim merkezi haline gelen Timuçin, 1195 yılında Moğol toplulukları arasındaki gücünü daha da artıran bir fırsat yakaladı ve bu fırsatı kullanma konusunda son derece başarılı oldu. Gobi çölünün güneyinde bulunan ve Tatarlara karşı Tuğrul Han ile ittifak eden Curcetler ile birlikte Tatarlara karşı savaştı ve o günlerde hayalini bile kuramayacağı ganimetler elde etti. Kuşkusuz elde ettiği servetin de etkisiyle taraftarlarının sayısı hızla artan Timuçin, bir yandan savaş yoluyla bir yandan da giderek daha etkili hale gelmeye başlayan karizmasıyla daha fazla insanın ilgisini çekmeye başladı. O, ilk başlarda kendisine tabî olmakla birlikte daha sonra otoritesini sorgulama yoluna giden Curkinleri 1197 yılında kesin olarak konrol altına aldıktan sonra, Moğolistan’da doğarak dünyanın doğu kısmının tamamını etkisi altına alacak olan büyük Moğol ulusunun da temellerini attı. Curkinleri mağlup ettiği savaştan sonra onları yağmalamak yerine bir kurultay toplayan ve mağlup kabilenin liderlerini yargılayarak idam ettiren Timuçin, kabile mensuplarını kendi kabile mensuplarının arasında dağıtarak daha önce benzeri görülmemiş bir sosyalleşme projesinin de ilk taşını koydu. Timuçin’in böylece kurma yolunda ilk adımları attığı Moğol ulusu, birbirlerine eklemlenen ve giderek daha büyük ve güçlü bir kabileye dönüşen, bununla kalmayarak liderlerinin kendilerine çizdiği yolu arşınlayıp aynı potada eriyen Moğol kabilelerinden meydana gelecekti.                          

Curkinleri mağlup eden Timuçin artık iyice kalabalıklaşmış kabilesini Kerulen ve Tsenker nehirlerinin birleştiği yerin yakınında bulunan Avarga’ya getirerek bu bölgeye yerleştirdi. Kutsal Burhan Haldun dağının bulunduğu, Timuçin’in hayatı boyunca ulusunu idare edeceği merkez olan bu bölge, Moğolların yaşamlarını kolayca sürdürebilmeleri açısından uygun bir yerdi. Timuçin, bolluk ve bereket içerisinde yaşadıkları bölgede yaklaşık dört yıl boyunca kabile üyelerinin sayılarını artırmış, etki alanını genişletmiş ve bozkırdaki kabileler üzerindeki otoritesini güçlendirmişti. Fakat eski dostu ve düşmanı Camuka, onun gün geçtikçe artmakta olan kuvvetini hazmedemiyordu. 1201 yılında Timuçin’in yükselişini pek de hoş karşılamadıkları görülen soylu ailelerin de desteğiyle bir kurultay toplayarak yeni bir siyasî perspektif  benimsedi. Toplanan kurultayda “hanlar hanı” anlamına gelen “Gürkan” unvanını alan Camuka, bu şekilde bütün Moğol kabilelerinin liderliğini ele geçirmek amacıyla hem Tuğrul Han’a hem de Timuçin’e meydan okumuş oluyordu.

Tayciyutlar gibi birçok soylu kabilenin desteğini de almış olan Camuka, Tuğrul Han tarafından görevlendirilen askerî birliklerin de katılımıyla sayıca kendi ordusundan fazla olan Timuçin’in askerleriyle karşı karşıya geldiğinde, düşmanını mağlup edeceğinden hiç kuşku duymuyordu. Hatta günlerce devam eden savaşlar esnasında Timuçin boynuna isabet eden bir ok ile yaralanmış ve yanında bulunanlar büyük bir korkuya kapılmışlardı. Fakat yarası çok derin ve tehlikeli değildi. Nitekim kısa süre içerisinde toparlandı ve düşmanlarını darmadağın etti. Bu sırada Tuğrul Han’ın birlikleri tarafından sıkıştırılan Camuka kaçmayı başarmış olsa da, bu savaşın sonucunda Timuçin konumunu daha da güçlendirmiş, bu şekilde bir anlamda hem kan kardeşi hem de can düşmanı olan rakibi karşısındaki üstünlüğünü tescillemişti. Bu büyük zaferinin ardından halen kendisine tabî olduğu Tuğrul Han’ın emriyle Tatarlar üzerine yürüyen Timuçin, onlara karşı büyük bir zafer elde etti. 

Timuçin’in Tatarlar karşısında elde ettiği zafer, yalnızca askerî bir başarı değil, aynı zamanda kurmak istediği büyük ulusun temellendiği ilkelerin de sınandığı bir sınav oldu. Moğollar, kazandıkları zaferin ardından ganimeti yağmalamak için ilk kez acele etmediler. Hanlarının emriyle, bundan böyle savaşlardan elde edilen ganimetler önce tek bir merkezde toplanacak, dağıtım işlemi tek elden yapılacaktı. Yeni koyduğu ganimet paylaşımı ilkelerine uymakta isteksiz olan ve savaş esnasında ganimetleri yağmalayarak efendilerinin emirlerine isyan eden adamlarını en ağır şekilde cezalandıran Timuçin, bu konu ile ilgili başka kurallar da koydu. Her asker, ganimetten aldığı payı savaşta ölen bir askerin dul eşi ve yetimleri ile paylaşacaktı. Bu uygulama, Moğollar içerisinde güçlü bir sosyal denge kurulmasını temin edecek ve orduda bulunan askerler geride bıraktıkları aileleri için kaygılanmadan, öldükleri takdirde yüzüstü kalmayacaklarının bilinciyle daha cesur ve kahramanca savaşacaklardı.

Timuçin’in Moğollar için yeni ve alışılmış olmayan bu uygulamaları kimi taraftarları tarafından hoşnutsuzlukla karşılanıp bunların bazıları tepkilerini Camuka’nın safına geçerek ortaya koymuş olsalar da, onun toplumsal sınıfların oluşumunu engellemeye yönelik bu güçlü tutumu ağırlıklı olarak iyi karşılandı. Daha önce Curkin ve Tayciyut topluluklarına yaptığı şeyi Tatarlara da uygulamak isteyen Timuçin, liderlerini ve savaşacak erkeklerini katlettiği Tatarların kadın ve çocuklarını kendi kabilesine dâhil etti. Bizatihî bir Tatar çocuğu evlatlık alarak öncülük ettiği bu uygulama, Tatarların bölgedeki bozkır toplulukları içerisindekilerin en kalabalıklarından biri olmalarından dolayı Moğolların sayısını daha önce hiç olmadığı kadar artırmıştı. Uzun vadede bu durumun nimetlerinden istifade edecekleri görülen Moğollar ile Tatarlar arasındaki kaynaşma zamanla o dereceye ulaşacaktı ki, Moğollar gerek İslâm dünyasında gerekse Batı’da yüzyıllar boyunca Tatarlar olarak anılacaklardı.

Bir Düzen Kurucu Olarak  Cengiz Han ve Düzeni

Timuçin, Tatarların katılımı ile ulusunun sayıca daha önce hiç olmadığı kadar artması üzerine 1203 yılında hükmü altındaki insanları birleştiren bağları daha güçlü kılmak amacıyla yeni sosyal ve askerî düzenlemelere gitti. Geleneksel Türk askerî sisteminin bir parçası olan onluk sistem doğrultusunda ordusunu ve ulusunu yeniden yapılandıran Timuçin, birbirleri ile kardeş sayılan ve içlerinden en yaşlısının doğal lider olarak kabul edildiği on kişilik gruplar (arban) oluşturdu. Bunların on tanesinden yüz kişilik bir bölük (zagun), on bölükten bin kişilik bir tabur (mingan), on taburdan da on bin kişilik bir tümen meydana geliyordu. Bu şekilde sosyal yapı askerî bir hat üzerinden toplumun bütün katmanlarına yayılan bir şekle büründürülüyor ve bu yapı içerisinde herkes kendisine yer buluyordu. Herkesin yetenekleri ölçüsünde dâhil edildiği bu yeni toplumsal şema ile toplum içerisindeki sınıfsal farklılıklara bütünüyle son veriliyor, yeni ve etnik ya da dinî bir temeli olmayan bir ulus inşâ ediliyordu. Timuçin’in Keçe Duvarlarının İnsanları adını verdiği ulus, gerek üzerine kurulduğu ilkeler, gerekse sahip olduğu biçimsel özellikler açısından ne bölgede ne de dünyanın başka yerinde o zamana kadar oluşan sosyal yapılara benzemiyordu. Kendine özgü bir birlik anlayışına sahip olan bu ulus yaklaşımı, belli ölçüde modern vatandaşlık kavrayışını andırıyordu.

İnşâ etmiş olduğu yeni ulus anlayışı ile bütün bozkır halklarını tek bir çatı altında bir araya getirme gayreti içerisinde olan Timuçin, bu idealini gerçekleştirebilmek için bozkırın en kudretli hükümdarı olması gerektiğini biliyordu. Fakat yıllardan beri Tuğrul Han’a tabî idi ve onun kontrolü altındaydı. Bir şekilde Tuğrul Han’ın hâkimiyet sahasını kontrol altına almalı ve Kereyitleri de tıpkı daha önceki başka topluluklar gibi kendi kabilesine dâhil etmeliydi. Kurduğu yapının ideallerini gerçekleştirmek için yeteri kadar güçlü olduğuna kanaat getirmiş olmalı ki, 1203 yılında Tuğrul Han’a haber gönderip kızını büyük oğlu Cuci ile evlendirmek istediğini bildirdi. Yıllardan beri efendisi olduğu Timuçin’in şaşırtıcı cüretkârlığı karşısında öfkelendiği anlaşılan Tuğrul Han önce onun talebini sert bir dille reddetse de, daha sonra fikir değiştirdi. Eğer Timuçin’i saf dışı bırakmak istiyorsa, onu ortadan kaldırmalıydı. Aksi halde yıllardan beri bozkır halklarını bir araya getirerek büyük ve güçlü bir ulus kurmayı başaran bu adam ile baş edemeyebilirdi. Kendisine tuzak kurduğu Timuçin’e haber göndererek teklifini kabul ettiğini bildirdi ve düğün ile ilgili meselelerin görüşülmesi için onu yanına çağırdı. Öte yandan bu tuzak amacına erişmedi. Kereyit hükümdarı Tuğrul Han, hiç beklemediği bir anda yeni düşmanı ile karşı karşıya geldi. Daha Timuçin’den kurtulmanın sevinciyle düzenlediği şölenler sona ermemişken, bozkırların bu yeni efendisinin baskınına uğradı. Askerlerini yeniden toparladıktan sonra sessizce ve hiç hissettirmeden Kereyit obasına yaklaşan Timuçin, üç gün süren şiddetli çatışmaların ardından düşmanı ağır bir mağlubiyete uğratmayı başardı. Tuğrul Han ve oğlu can havliyle çıktıkları kaçış yollarında hayatlarını kaybederken, eski dost Camuka, Timuçin’in henüz kendileri ile hiç karşılaşmadığı bozkır halklarından Hıristiyan Naymanların yanına kaçtı. Fakat Timuçin başladığı işi bitirmeye kararlıydı. Bütün bozkır halklarını kontrolü altına alacaktı. 

Kereyitlere karşı kazandığı zaferin hemen ardından yeniden harekete geçen Timuçin, 1204 yılında Naymanlar üzerine yürüdü ve Burhan Haldun dağının batısında karşı karşıya geldiği Nayman hükümdarı Tayang Han’ı ağır bir mağlubiyete uğrattı. Han’ın oğlu Küçlüg Kara Hıtay bölgesindeki Tian-şan dağlarına kaçarken, Camuka da ormanlık bölgelere giderek izini kaybettirdi. Fakat Camuka’nın kaçışı sonsuza kadar devam etmeyecekti. Yaklaşık bir yıl ormanlık arazilerde perişan bir halde dolaşan Camuka, adamları tarafından ihanete uğrayıp Timuçin’e teslim edildi. Kendisine ihanet eden adamlarını idam ettiren eski dostunun yanında yaptığı hataları itiraf eden ve ona yaptıklarından dolayı üzüntülerini dile getiren Camuka, bu hareketine karşılık merhamet talebinde bulunmadı. Hayatına son verilmesini diledi. Tek şartı kanının dökülmemesi ve cesedinin yüksek bir yere defnedilmesiydi. Camuka’nın son dileğini yerine getiren Timuçin, eski dostunu idam ettirdikten sonra onu istediği gibi yüksek bir yere defnettirdi.

Camuka’nın ölümü ile birlikte artık bozkır coğrafyasının tek hâkimi durumuna gelen Timuçin, geniş bir sahanın efendisi olmuştu. Doğu Türkistan’ın bir kısmını da içerisine alan Gobi Çölü’nden Kuzey Kutbu’na uzanan tundralara ve Mançurya’dan Altay dağlarına kadar yayılan geniş bir coğrafya Timuçin’in kontrolü altındaydı. Şimdi sıra bu geniş sahada yer alan halkları merkezî bir siyasî yapının etrafında bir araya getirme ve onları müşterek bir varoluşa sahip bir ulus haline getirerek büyük Moğol imparatorluğunu kurmaya gelmişti. 1206 yılında Burhan Haldun dağı yakınlarında, Onon ırmağı kıyısında “dokuz parçalı ak tuğ” dikildi ve o güne kadar bozkır halklarının şahit olmadığı büyüklükte bir kurultay toplayan Timuçin, soy, kabile ve aşiretlerden kaynaklanan unvanları ve kişiler ya da gruplar arasında hiyerarşik ilişki meydana getiren imtiyazları kaldırdı. Kendisi de “haşin, sert tabiatlı, cihan hükümdarı, göklerin oğlu, güçlü, gözüpek ve mükemmel savaşçı” gibi anlamlara geldiğine dair çeşitli değerlendirmeler bulunan Cengiz Han unvanını aldı. Şecere-i Terâkime müellifi Ebû’l-Gâzî Bahadır Han’ın kayıtlarına bakılırsa, söz konusu kurultaya on dokuzu Türk ve yedisi Moğol olmak üzere toplam yirmi altı kabile iştirak etti.

Cengiz Han, büyük kurultayın ardından bir rivayete göre yeni devletinin merkezini, o sırada aynı zamanda doğum yeri de olan Dölün Boldak’tan, aslında bir şehir olarak daha sonra geliştiğini bildiğimiz Karakurum’a nakletti. En güvendiği adamları Altan, Hucar, Saçıya-Beği ve Darıya’dan oluşan bir danışma meclisi oluşturdu. Sayı olarak yaklaşık bir milyon kişiye ulaştığı tahmin edilen halkına Yeke (Büyük) Moğol Ulusu adını verdi ve bu tarihten itibaren altı yıl boyunca çeşitli etnik gruplardan meydana gelen ulusunu tek bir millet haline getirecek faaliyetlere yoğunlaştı. Cengiz Han Yasaları olarak bilinen bir dizi kanun ile biçim verdiği, dünya tarihinde daha önce benzeri görülmemiş bir sosyal ve siyasal yapı inşâ eden Cengiz Han, kendisi olan bitenin farkıda mıydı bilinmez ama bu şekilde yaklaşık bir yüzyıl içerisinde Orta Asya ve Yakındoğu, hatta Doğu Avrupa’nın tarihini bütünüyle değiştirecek olan bir tarihî süreci de başlatmış oluyordu.

KAYNAKLAR
Alican, Mustafa, Bir Ortaçağ Şehri Olarak Meyyâfârikîn (Silvan), Yayınlanmamış doktora tezi, Dan. Mehmet Ersan, İzmir 2012.
Alican, Mustafa, Moğollar, Tarihin Kara Yazgısı, İstanbul 2016.
Alinge, Curt, Moğol Kanunları, çev. Coşkun Üçok, Sevinç Matbaası, 1967.
Altınkaynak, Erdoğan, “Cengiznâme Hakkında Bazı Değerlendirmeler,” Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, VII/1, Yaz 2007, s. 1-20
Arslan, İhsan, “Büyük Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın Din Algısı,” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8-38, Haziran 2015, s. 1011-1027.
Bademci, Ali, Cengiz Han ve Yasası, Timur ve Tüzükâtı, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2012.
Devlet, Nadir, Liderliğin Efendisi Cengiz Han, Güzeldünya Kitapları, İstanbul 2007.
Devlet, Nadir, Liderliğin Efendisi Cengiz Han, Güzeldünya Kitapları, İstanbul 2007.
Ebu’l-Gazi Bahadır Han, Türk’ün Soy Ağacı, Çağatay şivesinden Türkiye şivesine çev. Doktor Rıza Nur, Sadeleştiren: Yunus Yiğit, İlgi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2009
Gülensoy, Tuncer, “Moğolların Gizli Tarihi, Altan Topçi, Defter-i Çingiz-Nâme, Cengiz-Nâme ve Anonim Şibanî-Nâme’ye Göre Cengiz Han’ın Soykütüğü,” Turkish Studies, 2/2, Sonbahar 2007, 257-275.
İzgi, Özkan, “Tatar Adı Hakkında,” Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları, Yay. haz. Erkin Ekrem, Serhat Küçük, TTK Yayınları, Ankara 2014
Kafalı, Mustafa, “Batu Han,” DİA, V, 1992, s. 208-210. 
Kafalı, Mustafa, “Cengiz Han,” DİA, VII, 1993, s. 367-369.
Kafalı, Mustafa, “Cuci Han,” DİA, VIII, 1993, s. 78-79.
 Kalan E., "Against a Common Enemy: Jungar-Kazakh Political Relations and the Emergence of Kazakh Khanate (17th - 18th Centuries)", A.Ü. D.T.C.F. Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, vol. XXX, pp.137-150, 2011
Kalan E., "İvolga Örneğinde Hun Kent Kültürüne Genel Bir Bakış", Türkbilig, ss.1-19, 2012
Kalan E., "Moğolların Gizli Tarihçesi’ne Göre Moğollar’da Kız İsteme ve Evliliğe Dair Bazı Deyimler ve Gelenekler", Yalımkaya Bitigi Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya Armağanı, Hatice Şirin User, Bülent Gül, Ed., Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, ss.373-382, 2013
Kalan E., "Tarihi Kaynaklara Göre Cüçi Adının Kökeni ve Cengiz Kağana Oğul Olma Sorunsalı", Tarih İncelemeleri Dergisi, cilt.XXVII, ss.119-130, 2012
Kalan E., Ed., "Moğol Tarihi", IQ Kültür Sanat ve Yayıncılık,, İSTANBUL, 2014
Moğolların Gizli Tarihçesi (Moğolların Kırmızı Kitabı), çev. Mehmet Levent Kaya, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2011.
Özcan, Altay Tayfun, “Chronica Maiora’da Moğol İmajı,” Tarih İncelemeleri Dergisi, XXVII/2, Aralık 2012, s. 427-458.
Özdemir, H. Ahmet, “Cengiz İstilası,” Türkler, VIII, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 312-323.
Özdemir, H. Ahmet, “Moğol İstilasının Sebepleri,”  Türkler, VIII, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 298-311.
 Özdemir, H. Ahmet, “Tâhirü’l-Mevlevî ve CENGİZ VE HÜLÂGÜ MEZÂLİMİ Adlı Eseri,” Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 11, Sakarya 2005, s. 135-169.
Özdemir, H. Ahmet, “Tatarların Kökeni Meselesi,” Türkler, VIII, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 434-440.
Özdemir, H. Ahmet, Moğol İstîlâsı ve Abbâsî Devleti’nin Yıkılışı, İz Yayıncılık, İstanbul 2005.
Özgüdenli, Osman Gazi, “Moğollar,” DİA, XXX, 2005, s. 225-229.
Özgüdenli, Osman Gazi, “Olcaytu Han,” DİA, XXXIII, 2007, s. 345-347. 
Özgüdenli, Osman Gazi, “Ögedey Han,” DİA, XXXIV, 2007, s. 21-22.
Özmenli, Mehmet, “Çingiz Han’ın Komutanlarının Kars Şüregel’deki Egemenliği,” Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 6, Sonbahar, Kars 2010, s. 89-99.
Polo, Marco, Marco Polo Seyahatnamesi, I-II, Yay. haz. Filiz Dokuman, Tercüman 1001 Temel Eser, Basım yeri ve tarihi yok.
Rásonyi, László, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1993.
Reşîdüddin Fazlullah, Camiu’t-Tevarih (İlhanlılar Kısmı), çev. İsmail Aka, Mehmet Ersan, Ahmed Hesamipour Khelejani, TTK Yayınları, Ankara 2013.
Roux, Jean-Paul, Moğol İmparatorluğu Tarihi, çev. Aykut Kazancıgil, Ayşe Bereket, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2001.
Roux, Jean-Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, çev. Aykut Kazancıgil, İşaret Yayınları, Ankara 1994. 
Spuler, Bertold, “Doğu’da Hilâfetin Çöküşü,” çev. Hamdi Aktaş, İslâm Tarihi Kültür ve Medeniyeti, Ed. P. M. Holt, A. K. S. Lambton, B. Lewis, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997, s. 151-182
Spuler, Bertold, İran Moğolları, Siyaset, İdare ve Kültür, İlhanlılar Devri, 1220-1350, çev. Cemal Köprülü, TTK Yayınları, Ankara 2011.
Temir, Ahmet, “Moğol (Veya Türk-Moğol) Hanlığı,” Türkler, VIII, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 256-264.
Togan, A. Zeki Velidi, Çengiz Han (1155-1227), 1969-70 Kış Sömerstresi ders notları.
Togan, İsenbike, “Çinggis Han ve Moğollar,” Türkler, VIII, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 235-255.
Togan, Zeki Velidi, “Moğollar, Çingiz ve Türklük,” Cengiz Han’ın Kimlik Şifresi, (Reha Oğuz Türkkan), Birharf Yayınları, İstanbul 2007, s. 69-105.
Togan, Zeki Velidî, Umumî Türk Tarihine Giriş, C. I, En Eski Devirlerden 16. Asra Kadar, Hak Kitabevi, İstanbul 1946.
Turan, Osman, “Çingiz Adı Hakkında,” Makaleler, Haz. Altan Çetin, Bilal Koç, Kurtuba Yayınları, Ankara 2010, s. 51-60.
Turan, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2003.
Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2004.
Turnbull, Stephen, Cenghis Khan & the Mongol Conquests, 1190-1400, Osprey Publishing, 2003.
Uyar, Mustafa, “İlhanlı (İran Moğolları) Ordusunda Hiyerarşi: Askeri Yetkililer ve Nitelikleri,” Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 49, 1, 2009, s. 33-47.
Vartan, “Ermeni Müverrihine Göre Moğollar,” Türkiyat Mecmuası, 5, İstanbul 1936, s. 27-48.
Von Rubruk, Wilhelm, Moğolların Büyük Hanına Seyahat (1253-1255), çev. Ergin Ayan, Ayışığı Kitapları, İstanbul 2001.
Weatherford, Jack, Cengiz Han ve Modern Dünyayı Anlamak, çev. Sermin Karakale, İnkılâp Yayınları, İstanbul 2009.
Willey, Peter, Alamut Kalesi, Haşhaşiler, Hasan Sabbah ve Fedaileri, çev. İlhan Kaya, Nokta Kitap, İstanbul 2007.
Woods, John E., “İsfahan’ın Moğollar Tarafından Ele Geçirilmesi Üzerine Bir Not,” Tarih Okulu Dergisi, II, çev. İlcan Bihter Barlas, Kış 2009, s. 137-141.
Yapp, M. E., “Altınordu ve Halefleri,” çev. Kemal Kahraman, İslam Tarihi Kültür ve Medeniyeti, Haz. P. M. Holt, A. K. S. Lambton, B. Lewis, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997, s. 38-45.
Yıldız, Hakkı Dursun, “Tatarlar,” Makaleler, 2, Yay. haz. E. Semih Yalçın, Selçuk Duman, Berikan Yayınevi, Ankara 2006, s. 151-154.  

 

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun