Yok Edilen Osmanlı'dan Tasfiye Edilmek İstenen Türkiye'ye

Yok Edilen Osmanlı'dan Tasfiye Edilmek İstenen Türkiye'ye

Dünyayı kasıp kavuran ulusallaşma hareketleri etrafında gelişen olaylar diğer ülkelere kıyasla en çok Osmanlı Devleti'ni etkiledi ve iç unsurları üzerinden politik çatışmaları tetikledi. Osmanlı Devleti'nin sonunu getiren siyasi mücadeleler sınırların baştan sona değişmesini, iç savaşların başlamasını ve sonu gelmez krizlerin yaşanmasını da beraberinde getirdi. Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu bu tarihsel tecrübeden yola çıkarak günümüzde Ortadoğu genelinde Türkiye üzerinden oluşturulan siyasi dengeleri kaleme aldı; Yok Edilen Osmanlı'dan Tasfiye Edilmek İstenen Türkiye'ye...

BEYAZ TARİH / MAKALE

Bu konuda ilk hatayı Lehistan yaptı. 1683 yılında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana’yı kuşatmış ve alacak üzereyken, 70 bin kişilik ordusuyla, Merzifonlu’yu arkadan kuşatıp Osmanlı Ordusunun mağlubiyetine birinci derecede sebebiyet vermekle Lehistan ordusu komutanı Jan Sobieski, hem Lehistan adına hem de kendi adına tabiri caizse hayatının hatasını yaptı. Hayatının hatası çünkü, kendisini ve Lehistan’ı Avusturya ve Rusya’nın paylaşma teşebbüslerinden, içişlerine müdahalelerinden sürekli koruyan hamisi Osmanlı’yı zayıflattı. Artık onu, bu iki devletin saldırılarından koruyacak güçlü bir Osmanlı kalmadı ve nihayet kısa bir süre sonra da Lehistan’ın, 3 aşamada Avusturya ve Rusya arasında paylaşılmasına mani olunamadı(1772-1795). Çünkü Osmanlı güçlü bir şekilde kalmaya devam etseydi, yüzyıldan fazla olduğu gibi Polonya’yı korumaya devam edecekti. Zayıflatılınca da kendisini kurtarmaya gittiği Avusturya ve Rusya’nın onu paylaşmasından kendini kurtaramamıştı.

Yine öncesinde de olduğu gibi tarih, tekerrür etmeye devam etmiş, Osmanlı’yı zayıflatanlar, sonunda başlarına gelecek olan ACI SON’dan kendini kurtaramamışlardı. Bundan sonra ilk önce Yunanlılar, 1827 yılında Osmanlı’yı zayıflatarak 500 yıl huzur içinde yaşadığı yapıdan kopmuş ve ondan sonra da bağımsızlığını kazanmış görünse de 200 yıl boyunca başını sıkıntılardan kurtaramamıştı. Bugün de AB tarafından kendisine uygulanan EKONOMİK ABLUKA altında inim inim inlemektedir. Halbuki Osmanlı döneminde milyonlarca kilometrekare toprağa ve uçsuz bucaksız denizlere sahip Osmanlı’nın en zengin deniz tacirleri olarak hem müreffeh bir şekilde yaşıyor hem de dini inançlarını yerine getirebiliyor ve kimliklerini de muhafaza edebiliyorlardı. Eğer Yunanlılar kimliklerini ve dillerini muhafaza edemeselerdi, Osmanlı İdaresinde geçirdikleri 500 yıl içinde rahatlıkla hem dillerini, hem inançlarını rahatlıkla unutur ve aynı rahatlık içinde sorunsuz bir şekilde asimile edilebilirlerdi. 500 yıl, bütün bunları yapmak için yeterli bir süre idi, ama Osmanlı bu fırsatçılığı yapmadı.

Yine aynı şekilde Osmanlı zayıflatılıp Devlet haline gelen Karadağ(1878), Sırbistan(1878), Romanya(1878), Bulgaristan(1908) gibi devletler de kâh Alman, kâh Rus işgalleri dönemlerinde kâh topraklarının savaş alanı haline döndüğü I. ve II. Dünya savaşları dönemlerinde aradıkları ve Osmanlı ile 500 yıl birlikte yaşadıkları huzuru bir türlü bulamadılar, dönemin küresel güçlerinin kışkırtmaları ve onların sinsice politikaları uğrunda, Osmanlı tebaası iken bu kayıplarının % 1’ini bile yaşamamışken, ülkeleri savaş alanı olmuş, 100 binlerce gencini savaş meydanlarında kaybetmişlerdi. Şimdi de yukarıdaki Devletlerin hepsi şu an BARIŞ PROJESİ adı altında Avrupa Birliği görünümlü Alman işgali altına girdi. Hepsi AB içinde hayat standartlarını yükseltmeye, insan gibi yaşamaya çalışır. Bunların içinden Yunanistan ise borçları nedeniyle adaları ve limanları başta olmak üzere gelir getiren kurumları satışa zorlanmakla ekonomik görünümlü bağımsızlık savaşı veriyor. Çünkü bu Slav ve Ortodoks devletleri vakti zamanındaki Katolik baskıları karşısında sonuna kadar savunan güçlü bir Osmanlı kalmadı ve bu devletler de bu şekilde koruyucusuz kaldılar.

Bu devletler Hıristiyan devletlerdi ve bunların Müslüman Osmanlı’dan koparılışı belki zorunlu bir sonuç olarak görülebilirdi. Burada önemli olan bu devletlerin Osmanlı’dan koparılırken bekledikleri huzuru, sükûneti bulup bulamadıklarıdır. Bu devletler aradıkları sükûneti bulamamışlardır ve kendi iç kamuoyularında, aleyhte yazanlar çoğunlukta olmakla birlikte, bugün bile Osmanlı dönemindeki barışa özlem duyarak yazılar yazan tarihçilerinin, aydınlarının sayıları az değildir.

Hıristiyan olan bu bölgelerden sonra sıra, halkı Müslüman olan Arnavut, Boşnak, Arap bölgelerin kopartılmasına gelir. Buraların kopartılması Hıristiyan bölgelerin kopartılmasından daha dramatik oldu. Arnavutları, tıpkı Hıristiyanları kışkırttıkları gibi bağımsızlık adı altında kışkırttılar, fakat çok az bir kısmının bağımsızlığa ulaşmasına izin verdiler. Onları Osmanlı’dan kopartıp, Osmanlı Döneminde tek bir parça halinde yaşayan, bir Arnavut bölgesinden diğerine vizesiz gidilen Arnavut topraklarını, 4 devlete yem olacak şekilde parçaladılar. Bağımsızlık adı altında Osmanlı’dan kopartılan Arnavutlar, aslında Osmanlı vatandaşı iken, kendilerine vaat edilen bağımsızlık yerine kendilerini bir anda Yugoslavya içinde Karadağ, Sırbistan, Makedonya ve Yunanistan vatandaşları olarak buldular. Kendilerine devlet olarak kurulması izni verilen Arnavutluk ise Arnavutların en fazla 1,5 milyonluk kısmına ev sahipliği yapabildi(1912) ancak o da önce İtalyan ve daha sonra Almanya işgalinden kurtulamayarak bu şekilde bağımsızlık peşine giderken bir anda başka devletlerin vatandaşı haline geliverdi. Sırbistan’a, Karadağ’a, Romanya’ya, Yunanistan’a görece bağımsızlık verilirken, Osmanlı’dan kopartılana kadar vaat ettikleri bağımsız devlet olma hakkı, Müslüman Arnavutlara fazla görülüyor, onların nasiplerine işgal edilmek düşüyordu. Osmanlı Devleti’nde tek parça halinde yaşayan Arnavutlar, Osmanlı’dan kopartılıp 5 ayrı devlete dağıtılacak şekilde, parça parça hale getirildi ve şu an itibariyle 100 yıldır bu 5 parçalı halde yaşamaya mecbur bırakıldılar. Tabi, durum sadece bundan ibaret değildi.

Osmanlı’dan kopartılan Müslüman Arnavutların ülkeleri bu yukarıda sayılan ülkelerce işgal edilme sürecinde yüzbinlercesi öldürülmüş, yenildikten sonra milyonlarcası da yeni işgalciler tarafından sürgüne zorlandı. Çok garip! Batılılarca bağımsızlık adı altında kışkırtılıp Osmanlı’dan kopartıldıktan sonra, bağımsızlık bir yana yine Batılılarca işgal edilen Arnavutlar, yine işgalci Batılılarca sürgüne zorlandılar. Çünkü, bağımsızlık adı altında parçalanıp zayıflatılan güçlü bir Osmanlı diye bir koruyucuları kalmamıştı. Sadece yaşayabilecekleri toprakları olan ve onlara bağrını açan bir Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti vardı. Yine Müslüman Arnavutlar, çareyi bağımsızlık adına kendilerinden kovdukları Osmanlı’ya, Türkiye’ye sığınmakta bulmuşlardı. Bağımsızlık beklerken, 5 parçaya ayrılmış bir Arnavut bölgeleri, yüzbinlerce ölümler, ya da yönü Türkiye’ye olan milyonlarca sürgün olma mecburiyeti karşılarına çıktı. Ne yazık ki bu da doğaldı çünkü; işgali, ölümleri ve sürgünü önleyecek güçlü bir Osmanlı kalmadığı gibi zayıflatılarak bu zulümlere müdahale edemeyecek hâlde bırakıldı. Osmanlı’yı zayıflatan başta Batılılardı ancak diğerleri ise bir zamanlar kendi halkı olan bağımsız olma düşüncesiyle kışkırtılan Balkan halklarıydı.       

Büyük Osmanlı’nın Balkanlardan tasfiyesi, Batılılar için yetecek bir sonuç değildi. Ortadoğu topraklarından da tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bunun için de Balkanlarda yapılanların bu kez Ortadoğu’da yapılmasına başlandı. Bu kez Araplar, bağımsızlık sürecine sokulmak için kışkırtıldı, tahrik edildi ve teşvik edildi. Tıpkı Osmanlı topraklarında tek parça halinde yaşayan Arnavutlarda olduğu gibi tek parça yaşayan Araplar da bağımsızlık peşine sürüklendi. Fakat yine Arnavutların olduğu gibi, Arapların da tek parça bir devlet olmalarına izin verilmedi. Önce yine Arnavutlarda olduğu gibi işgal, katliam dönemleri yaşadılar, fakat bir süre sonra bağımsız olmalarına izin verildi ancak başlarına iki yeni bela çıkarıldı. Mikro Milliyetçi Merkezli daha fazla Arap Devleti ve İsrail.

Batılılarca, Milliyetçilik duygularının körüklenmesiyle Osmanlı’dan koptuktan sonra kendi başlarına bırakılmayıp bu kez yine Batılılarca içinde mikro milliyetçilik duygularının körüklenmesiyle hepsi Arap olan devletler onlarca parçalara ayrıldı. Osmanlı Döneminde tek parça yaşayan Araplar bu kez mikro milliyetçilik fitnesiyle, kimileri adeta bir bahçe kadar küçük olacak şekilde onlarca devlete ayrılarak, onlar da zayıflatıldılar. Öte yandan Osmanlı’nın bölgeden çıkarılmasıyla (kovulmasıyla) üretilen İsrail, onların başlarına bela oldu. Çünkü onları koruyacak güçlü bir Osmanlı, bir Abdülhamit yoktu artık. Güçlü Osmanlı’nın zayıflatılıp bölgeden sürülmesiyle, bölgeye yerleşen mikro milliyetçilik fitnesi Arap topraklarınu kavurarak yüzyıldır İsrail zulmü altında inim inim inletiyor. Balkanlarda olduğu gibi burada da Osmanlı’nın kolu kanadı budandı ve Ortadoğu’yu koruyamaz hale getirildi. Ancak Arnavutları koruyamadığı gibi ne yazık ki Arapları da bu katliam ve zulümlerden koruyamadı ancak Araplara da bağrını açıp onları da Anadolu topraklarında misafir etti

Balkanlar ve Ortadoğu’yu parçalayan Batı bu kez gözünü Anadolu’ya dikti. Bu kez kurban seçilen de bin yıldır birlikte yaşadığımız ve şu an Osmanlı’dan değil de Türkiye’den kopartılmak istenen Kürt kardeşlerimizdir. Küresel sistem şimdi Kürt kardeşlerimizi hedefine koydu. Arnavutlara, Araplara yaptığı bağımsızlık kışkırtmasında olduğu fakat şu an tüm Dünyanın gözünün önünde olduğu şekliyle, hiçbir zaman tek başına bağımsız yapmadığı gibi, Kürt kardeşlerimizi de tek başına bağımsız yapmayacaktır. Onlara vaat ettikleri ve 100 yıldır hala gerçekleşmeyen ve Batı’nın asla gerçekleşmesine izin vermediği bir türlü kurulamayan Büyük Arnavutluk, Büyük Arabistan gibi, Büyük Kürdistan’ın da kurulmasına asla izin vermeyecekler. Zaten izin vermiş olsalardı, Osmanlı’dan kopardıkları 1912’den bu yana Büyük Arabistan veya Büyük Arnavutluk’un kurulmasını çoktan gerçekleştirmiş olmaları gerekirdi. Hatta Büyük Arabistan veya Büyük Arnavutluk’un kurulmasına izin vermeleri bir yana, Osmanlı egemenliğinde de olsa tek parça halinde olan Arnavutluk ve Arabistan topraklarını daha bağımsızlık süreçlerinin başında, parçalamalarından anlaşılması icap ederdi.

2015’in yarısında olduğumuz bugünlerde de, Büyük Kürdistan idealleriyle Kürt kardeşlerimiz, Müslüman Arap kardeşleriyle savaştırılıyor Silahları satan Batı, Kürt ve Arap Müslümanlarını birbiriyle savaştırıyor. İşte bu Batı, Büyük Kürdistan’ın kurulmasına asla izin vermeyecektir. Büyük Kürdistan’ın 4 parçasından biri diye tanımlanan Kuzey Suriye şeklinde, Kuzey Irak’ta olduğu gibi bir devlet ürettirmeye çalışan Batı, Arap topraklarında olduğu gibi, kürtleri de bu haliyle yüzyıldan daha fazla sürecek bir savaşın içine atmış durumdadır. Kuzey Suriye’de, Türkmen ve Arapları sürerek kendine alan açmaya çalışan PYD, bunu kursa bile, savaşın biteceğini mi sanmaktadır?

Zorla sürülen Araplar ve Türkmenler sebebiyle PYD’ye bir karşılık verilmeyecek mi? Elbette karşılık verilecek. Peki karşılık verildiği zaman, bu kez PYD’de buna  elbette karşılık verecek ve böylece 1917’den beri Arap topraklarında devam eden savaş gibi, bu topraklarda da yüzyılı aşkın bir savaş sürüp gidecek. Öte yandan Kuzey Suriye’de oluşacak bir devlet, şu an bile sorunlu oldukları Barzani ile geçinebilecek mi? Kopartılması planlanan Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki Kürtler, Barzani egemenliğini kabul edebilecek mi? Şu an Kuzey Irak’ın kendi içinde bile tek parça olunamayan günümüzde, Kürdistan’ın parçası diye tanımladıkları bölgede bütünlük nasıl sağlanacak? Bugün bile zaman zaman nükseden çatışmalar, o zaman savaşa dönüşmeyecek mi? Çıkacak savaşta Kürt gençleri ölmeyecek mi?

Türkiye’nin egemenliğinden çıkarak antidemokratik PKK, PYD gibi yapıların egemenliğinde Barzani ve daha başka Kürt guruplarla, bugün Arapların kendi arasında olduğu gibi yüz yılı aşkın savaşa girilecektir. Eğer sükûnet hakim olup, Kürdistan’ın 4 parçası diye tanımlanan bölgede barış ihtimali olacaksa, bu ihtimal Batılılar tarafından ortadan kaldırılacaktır. Yoksa, Irak’ı, Suriye’yi bile tek parça tutmayıp şu an fiilen bölen Batı, karşısına tek parça bir Kürdistan’ın kurulmasına izin vereceğine mi inanılıyor? Yoksa Batı, Bazen bu şekilde parça parça devletler halinde de olsa, karşısına dikilen liderleri tek tek ortadan kaldırmadı mı? Saddam ve kendisinden önceki (bir önceki hariç) tüm liderleri suikastla öldürmedi mi? Kendisine petrol ambargosu uygulayan Suud Kralı Suud Bin Abdülaziz’i 1975’te suikastla öldürmedi mi? Suveyş Kanalını millileştirdiğini ilan eden Cemal Abdunnasır’a İngiltere, Fransa, İsrail birlikte savaş açmadı mı? İran petrollerini millileştiren Başbakan Musaddık’ı bir günde devirmedi mi? Süveyş’te Mısır’ın çıkarlarını gözeten Mursi’yi devirmedi mi? Brezilya’lı ve Rus şirketlerle anlaşan Kaddafi’yi Libya sokaklarında sürüklete sürüklete öldürmedi mi? Saddam’ı üstelik Bayram günü kafasını kopartarak idam etmedi mi? Bunları yapan Batı, Musul-Kerkük petrollerini tek başına kullanmaya kalkışan Kürdistan’a razı mı olacaktır?

Ülkesinin milli çıkarlarını düşünerek, kendisine itiraz eden Arap liderlerini ortadan kaldıran Batı, kurulacak bir Kürdistan’ın büyük olmasına ve kendi çıkarları doğrultusunda devleti yönetmesine izin mi verileceği zannediliyor? Nasıl tüm Arap ülkelerini parça parça etmiş ve söz vermesine rağmen Büyük Arabistan’ı kurmamışsa, Büyük Kürdistan’ı da kurdurmayacaktır. Irak ve Suriye’yi bile parçalayan Batı’dan yeni bir Irak veya Suriye benzeri Kürdistan adında bir devlet mi kurması beklenmektedir? Bunu asla kurdurmayacak, ancak kurulacakmış gibi bu uğurda savaşı en az yüzyıl sürdürmeye de devam edecektir. İşte bu noktada Kürt bölgelerinde binlerce ya da onbinlerce Kürt genci ölecektir. Bugün Suriyeliler’e, Özal zamanında da Peşmergelere olduğu gibi belki de milyonlarca Kürt, göçmen olarak Türkiye’ye gelecektir. Ve Türkiye, Kürt kardeşlerini yine bağrına basacaktır. Ancak Güneydoğu kendisinden kopartılmış Türkiye, Kürt kardeşlerine içi kan ağlasa da, onları Türkiye’ye göçmen olarak kabul etmenin dışında yardım edemeyecektir. Bugün Suriye’ye yağan bombaların aynısı, o zaman kürtlerle meskûn bölgelere yağacaktır. Türkiye, Balkan ve Arap bölgelerinin kopuşuyla olduğu gibi, olası bir Güneydoğu’nun kopuşunda, kopan bölgeler bağımsız bir devletin toprağı olacağı için oraya müdahale edemeyecektir. Bugün bağımsız devlet olduğu için müdahale edemediği Suriye’ye içi parça parça bir halde yardım edemediği gibi, birbirleriyle ya da Araplarla savaşan Kürt kardeşlerine de yardım edemeyecektir. O zaman bu sıkıntılara bir şekilde şahit olan, duyan, Batıda yaşayan Kürtler de olsa hiçbir Kürt huzur bulamayacak. Kuzey Suriye’de bir Kürt devleti ortaya çıkma ihtimali üzerine oluşan sevinç ortamı tıpkı Arap ve Arnavut topraklarında olduğu gibi yerini hüzüne, kana, gözyaşına ve işgale bırakacak.     

Ayrıca öte yanda binlerce yıllık devlet ve demokrasi geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrılıp Barzani veya PKK’nın kontrolündeki yapıların kuracağı yapılar ne derece demokratik olacaktır? Bugün, Osmanlı’dan ayrılan Araplar çok mu demokratik yönetiliyor? Ya da zengin petrol yataklarına sahip Suudi Arabistan petrollerinin halkına bir faydası var mıdır? Yoksa onlar da ekonomik sıkıntılar içinde kavrulmuyor mu?Osmanlı’dan ayrıldıkları 1917’den bu yana huzura mı ermişler, yoksa hala Arap ülkeleri ateş altında mı? Bunu bütün Dünya görmektedir ki Osmanlı’dan ayrılan bölgeler yanarken, Türkiye’de, Türk vatandaşları savaşsız ve saldırısız bir şekilde Allah'a şükür huzur içinde yaşıyor. Bosna’da 1992’de yaşanan soykırımın benzeri bir hadise Türkiye’de yaşanmış mı? İsrail, 1917’den beri Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Filistin’e yaptığı saldırılardan bir tanesini Türk topraklarına yapabilmiş mi? İşid ve benzeri terör organizasyonları, Irak ve Suriye’de yaptığı toplu saldırıları Türkiye’ye yönetebildi mi? Hiç biri bunları güçlü Türkiye’ye yapamaz. Ancak Arnavutlara, Araplara ve Allah korusun Kürtlere olduğu gibi, küçük parçalar kopartır ve onlara yaparlar. Allah korusun Kürtler koparsa zayıf kalacakları için aynısı olacak, bu kez ateş onların bölgesine de taşınacak. Batılılar güçlü Türkiye’nin sınırları içinde yapamadıklarını, Türkiye’den kopardıkları Kürt bölgelerinde yapacaklardır.

Bugün ne Türkler ne Araplar ne de Kürtler ayrı yapılar halinde olmamalıdır. Tıpkı Batılıların AB yapılanmaları gibi aynı Uluslararası kurumsal yapılar içinde olmalıdırlar. Gerçek şu ki; Türk, Kürt ve Arapların AB türü yapılanmalarla güçlerini birleştirme mecburiyetleri kendini daha fazla hissettirmektedir.  

DİĞER MAKALELERTÜMÜ

BİZİ TAKİP EDİN

KELÂM

“Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.”

İbn Haldun