İslam İnancında Kudüs

İslam İnancında Kudüs

Vahye dayanan üç semavi dinin buluşma noktası olan Kudüs şehri, bu üç din için de ayrı öneme sahiptir. Tevhit inancının önderleri olan peygamberlerin yollarının bu şehirde kesişmesi ve hayatlarının en az bir bölümünü burada geçişmiş olması, şehrin kutsaliyetini ve insanlar nezdindeki değerini daha da arttırmıştır. Serinin bu son yazısında ise Kudüs şehrinin Müslümanlar açısından ne anlam ifade ettiği detaylıca ele alınarak, şehrin üç semavi din açısından önemini ifade eden yazı serisi tamamlanacaktır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Şehrin kutsallığını ifade eden el-Kuds ve buradaki mabedi ifade eden Beytü’l-Makdis veya Beytü’l-Mukaddes gibi isimler, İslam kaynaklarında şehrin adını ifade etmek için kullanılan en yaygın isimlerdir. Süleyman Mabedi’nin zemininde inşa edildiğine inanılan Mescid-i Aksa ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mirac gecesinde yükselirken ayağını bastığı taşın üzerinde inşa edilen Kubbetü’s-Sahra Mescidi’nin yer aldığı etrafı surlarla çevrili kısım, Harem-i Şerif olarak bilinir.

Kudüs şehri, İslam’da özel bir konuma sahiptir ve kutsal sayılır. Müslümanların ilk kıblesinin burası olması, şehrin Hz. Peygamber’in (s.a.v.) İsra ve Mirac mucizesine şahit olması bu üstünlüğünün en temel sebebidir. Müslümanlar, hicretin 16. ayına kadar bu şehre dönerek namazlarını kılmışlardır. Kuran’da pek çok ayette işaret edilen Kudüs, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından övülmüş, “ziyaret edilecek üç mübarek mekândan biri” olarak nitelendirilmiştir. Bereketli kılınan bu bölgenin mübarek olarak kabul edilmesinin nedeni Cenabı Allah’ın hikmetiyle buradan pek çok peygamberin gelip geçmesi ve burada vefat edip defnedilmesi veya meyve ve sebzelerle etrafının bereketlendirilmiş olmasından ileri gelmektedir. İslam Tarihi boyunca Kudüs önemli bir ilim ve maneviyat merkezi olmuştur. Abdurrahman Evzâi, Süfyânı Sevrî, Leys b. Sa’d ve Muhammed b. İdris eş-Şâfiî gibi mezhep imamları Kudüs’te ders okutmuş, talebe yetiştirmişlerdir. Yine İmam Gazâli, İbn-i Kayserâni, Ebû Bekir İbnî Arabî gibi âlimler burada kalmış, ders vermişler. Râbiatü’l-Adeviyye, Bişr-i Hafi, Seriyyü’s-Sakatî gibi devrin kutupları bu şehirde ikamet etmiş ve burayı ihya etmişlerdir.

Kuran ve Hadislerde Kudüs

Kuran-i Kerim’de Kudüs şehri ismen geçmemektedir. Ancak işaret yoluyla 10’dan fazla ayette Kudüs’ten bahsedilir. İlaveten, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) pek çok hadisinde de Kudüs konu edinilmiştir. Hem ayetlerde hem hadislerde Kudüs’ün kutsallığının, bu şehirdeki mabetten kaynaklandığı görülmektedir.

Kuran-i Kerim’de Kudüs’e işaret bağlamında en başlarda gelen ayet, “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız el-Mescidü’l-Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra, 1) ayetidir. Bu ayet, müfessirler tarafından İsra ve Mirac olaylarına delil olarak yorumlanır. Kuran-i Kerim’de Kudüs şehrine işaret eden ayetlerden birkaçını zikretmekte fayda vardır. Örnek olarak “Bunun üzerine Zekeriya, mihrabdan kavminin karşısına çıkarak onlara: “Sabah akşam tespihte bulunun” diye işaret etti.” (Meryem, 11) Bundan başka, Kuran-i Kerim yine Kudüs’ten bahsederek “İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)” (İsra, 7) buyurmaktadır.

Mescid-i Aksa’nın fazileti ve önemi hakkında pek çok hadis bulunmaktadır. Mescid-i Aksa özellikle Mirac ve İsra olayından dolayı bu ehemmiyeti barındırmaktadır. Hz. Peygamber’in Mirac’a çıkarken ziyaret ettiği mekânın bu Beytü’l-Makdis olduğu müfessirler tarafından ifade edilmiştir. Nitekim meşhur İsra hadisinde Hz. Peygamber (s.a.v.) “Burak’a bindim, Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e vardım…” diye söz etmektedir. İlgili hadislerdeki ifadelerden Hz. Peygamber’in (s.a.v.) burada peygamberler topluluğuna namaz kıldırdığı ve sonra arş-ı Â’lâ’ya yükseltildiği anlaşılmaktadır. Yeryüzünde ilk mescidin Kabe, ikinci mescidin ise Mescid-i Aksa olduğunu buyuran Hz. Peygamber (s.a.v.), ibadet niyetiyle ziyaretin sadece üç mescide olabileceğini buyurarak bu üçünün Kabe, Mecsid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa olduğunu belirtmiştir. Başka bir hadisinde namazdan elde edilecek sevap sıralamasında ilk yerde Kabe’de kılınan namazın, onun ardından ise Mecsid-i Nebi ve Mescid-i Aksa’da kılınan namazın olduğunu buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Müslümanları Mescid-i Aksa’yı ziyaret edip içinde namaz kılmaya teşvik etmiş, gidemeyenlerin ise kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı göndermelerini tavsiye etmiştir.

Kudüs’ün Müslümanlar tarafından fethi

Kudüs Müslümanların eline Hz. Ömer zamanında geçmiştir. Filistin bölgesi o sırada Bizans’ın elindeydi. Bizans ile yapılan ilk savaş olan Ecnadeyn savaşından (13/634) sonra Suriye ve Filistin kapıları Müslümanlara açılmış; Yermük zaferiyle (15/636) Suriye Bizans’tan alınmış ve ardından Filistin’in fethi başlamıştır. Kudüs, Ebu Ubeyde ibn el-Cerrah tarafından kuşatılmış, fakat surlar nedeniyle fetih gerçekleşmemiştir. Orduyu oluşturan askerler kuşattıkları şehrin sıradan bir şehir olmadığının bilincindelerdi. Ebu Ubeyde, şehir ahalisi bitkin düşünceye dek Kudüs'ü kuşatma altında tuttu. Şehir ahalisi Hıristiyanlar kuşatmanın getirdiği sıkıntılarla baş etmekte zorlanıp bu kararlı kuşatmadan dolayı şehri teslim etmekten başka çarelerinin kalmadığını görünce Müslümanlardan aman dileyip anlaşma teklif etmişler ve şehri bizzat halifeye teslim etmek şartını ileri sürmüşlerdir. Bunun üzerine komutan Ebu Ubeyde durumu halife Hz. Ömer’e bildirmiş, onu Kudüs’e davet etmiştir. Hz. Ömer ashabın ileri gelenlerini toplayarak onlarla bu konuyu istişare etmiş, yapılan müzakere ve istişareler sırasında Hz. Ali ile Hz. Ömer, Halife’nin Kudüs'e gitmesinin yararlı olacağı görüşünü savunmuşlardır. Nihayet Hz. Ömer, Medine’den çıkıp Kudüs’e doğru yola koyulmuş, Kudüs’e gelerek şehrin patriği Sophronius’tan teslim alarak anlaşmayı imzalamıştır. Dolayısıyla Kudüs Müslümanların eline kan dökülmeden geçmiştir. Şehir halkının can, mal, kilise ve diğer kurumlarının güven altında olduğuna dair amanname verilmiştir. İslam tarihinde Hz. Ömer Amannamesi olarak ünlenen bu belge, Müslümanların fethettikleri gayr-i müslim bölgelerde davranışları için bir emsal teşkil etmiştir. (Nitekim Fatih de İstanbul’u fethettiğinde aynı amannameyi İstanbul’daki Yahudilere ve Hıristiyanlara vermiştir.) Fethin gerçekleşme tarihi olarak hicri takvimle 16-17-18 yılları gösterilirse de güçlü ihtimale 17’nin sonu 18’in başlarıdır. Hz. Ömer’in Kudüs’e girmesi miladi takvimle 638 yılıdır. Romalılar zamanında şehrin adı olan Aelia Capitolina ismi Hz. Ömer tarafından değiştirilerek şehre Kudüs adı verilmiş, halka İslam’ı öğretmesi için Ubade bin Samit kadı ve vali olarak tayin edilmiştir.

Kudüs’ün fethinden bahsederken kaynaklarda Hz. Ömer’in adaletiyle ilgili menkıbeler anlatılmaktadır. Rivayete göre Hz. Ömer ve kölesi bineklerine sırayla biniyorlardı ve Kudüs’e yaklaştıklarında sıra kölede olmuştur. Hz. Ömer’in binmesi için köle ısrar etse de Hz. Ömer kabul etmemiş, böylece kendilerini karşılayanlara bir tevazu dersi vermiştir. Başka bir rivayete göre Kıyamet Kilisesinde Hıristiyanlarla görüşme sırasında öğlen namazının vakti girmesi üzerine Hz. Ömer namazını kılmak için patrikten kendisine yer göstermesini isteyince patrik ona kilisede namaz kılabileceğini bildirir ama Hz. Ömer bunu kabul etmeyip biraz uzaklaşarak abasını yere serip komutan ve askerlere namaz kıldırır. (Daha sonra onun namaz kıldığı yere onun adına bir mescit inşa edilmiştir ve bu mescit hala durmaktadır.) Hz. Ömer, kilisede namaz kılmayışının sebebini “Benden sonra gelecek olan Müslümanlar, Ömer namazı burada kıldı diyerek buraya mescit inşa ederler” diyerek açıklamış, bu davranışıyla Hıristiyanların inancına saygılı olma örneğini vermiştir. Başka bir menkıbe Hz. Ömer’in Yahudiler tarafından kutsal sayılan Süleyman Mabedi’ni bulmasıyla ilgilidir ve bu hususta kaynaklarda iki rivayet vardır. Bir rivayete göre Hz. Ömer Patrik Sophronius’tan kendisine mabedin yerini göstermesini ister. Mabedin olduğu bölgenin çöplük haline getirildiğini gören Hz. Ömer, abasını yere serip çöpleri doldurmaya ve götürüp uzaklara dökmeye başlar. Bunu gören Müslümanlar da onun yaptığını yaparlar ve sonrasında oraya bir mescit inşa ederler. Bugünkü Aksa Camii’nin Hz. Ömer’in o mescidinin yerinde olduğu bilinmektedir. Başka bir rivayet ise mabedin yerinin kimsenin bilmediği, Hz. Ömer’in araştırması üzerine bölgedeki kadınların çöp attıkları yer olarak kullandıkları çöplük mekânının mabedin mekânı olduğu kanaatine gelmesi ve Hz. Ömer’in buraya bir kese altın saçtığı, bunu gören işsiz ve avare insanların altınları bulmak üzere buraya üşüştüğü ve neticede mabedin ortaya çıkması şeklindedir. (Bu rivayet Sultan Süleyman için de geçmektedir.) Kendi mabetlerinin Müslümanlar tarafından da benimsenmesini arzu eden Kudüs patriğinin Hz Ömer’i önce Kıyamet Kilisesine götürdüğü, ancak Hz. Ömer’in buranın Peygamberimizin miraca yükseldiği yer olmadığını dediği, nihayet günümüzde Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yeri keşfettiği de anlatılanlar arasındadır.

Müslümanlar şehri ihya etmekle uğraşmış, masraftan kaçınmayarak burada pek çok sanat ve mimari değeri yüksek olan yapılar oluşturmuşlardır. Kudüs’ün Müslümanlar tarafından özel ihtimama mazhar olması, Hz. Osman’ın Silvan Bahçelerinin gelirlerini şehrin fakir halkına vakfetmesinden de anlaşılmaktadır.

İslam Tarihi Boyunca Kudüs

Yaklaşık 100 yıl kadar Haçlı işgali istisna olmak üzere, Hz. Ömer tarafından alındıktan sonra Kudüs 1200 yıl kadar Müslümanların elinde bulundu. İster Müslüman ister gayr-i müslim ordular tarafından olsun, Kudüs pek çok ordunun saldırısına maruz kalmış, defalarca elden ele geçmiştir. Tarihi verilere göre Ortaçağlarda Kudüs 52 defa saldırıya uğramış, 23 defa kuşatılmış, 44 defa elden ele geçmiştir.

661-750 yılları arasında Kudüs Emeviler’in elinde olmuştur. Emevi halife Muaviye hilafet merkezini Medine’den Şam’a taşıması üzerine Kudüs daha fazla öne çıkmıştır. Emeviler mimarisiyle döneme damgasını vurmuştur. Günümüzde Harem-i Şerif bölgesinde görülen iki önemli yapı, Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra Emeviler döneminde yapılmıştır. Bazı kaynaklar bu yapıların Abdülmelik bin Mervan (v. h.86/m.705) tarafından inşa edildiğini söylerken bazıları ise onun oğlu I. Velid’in (v. h.96/m.715) ismini zikrederler. Mescid-i Aksa, günümüze gelene kadar pek çok tamirat ve tadilat geçirmiştir.

Abbasiler 750-878 yılları arasında Kudüs’e hâkim oldular. Abbasi halifesi Ebu Cafer el-Mansur’un Kudüs’ü iki defa ziyaret etmesi, şehrin Abbasiler için ehemmiyeti hakkında fikir vermektedir. Abbasiler döneminde hem halifeler ve aileleri hem eşraf Kudüs’te pek çok yapı inşa ettirmiş, bunlar sayesinde Kudüs 8. yy.’da önemli bir ilim merkezi haline gelmiştir.

Mısır’daki hanedanlar zamanında Kudüs Mısır’a tabi oldu. Tolunoğulları 878’den 905’e kadar, İhşidiler 935’ten 969’e kadar, Fatimiler 969’dan 1071’e kadar Kudüs’ü de kendi hükümdarlıkları altına aldılar. (905-935 arasında Kudüs Abbasiler’in yönetiminde olmuştur.) 1071-1098 yılları arasında Kudüs Selçukluların, 1098-1099’da ise Fatımilerin hâkimiyetinde bulundu. Haçlı Seferleri neticesinde Haçlılar 1099’da Kudüs’ü işgal etmiş ve burada 88 yıl devam edecek Kudüs Haçlı Krallığı kurmuşlardır.

1187’de Hıttin Savaşı’nda zafer kazanan Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Haçlıların elinden geri almayı başarmıştır. Miraç Kandili’nde şehre giren Selahaddin Eyyubi, öncelikle Tapınak Şövalyelerinin yaptığı değişiklikleri ortadan kaldırdı ve ardından, Kubbetü’s-Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırarak, bu yönüyle şehrin mimari açıdan yenilenmesine çok önem verdi. Haçlılar tarafından saray olarak kullanılan Mescid-i Aksa’yı yeniden camiye çeviren ve Nureddin Zengi’nin hazırlamış olduğu minberi Suriye’den getirten Selahaddin Eyyubi, Mescidi Aksa’ya yerleşti. Bu ahşap minberin işlemesi İslam’ın şaheserlerindendir. (21 Ağustos 1969’da Dennis Michael Rohan isimli Avusturya’lı bir fanatik Yahudi tarafından yakılmaya kalkışılan bu minberin aynısı, 38 yıl sonra Amman’da dört yılı aşkın bir çabanın ürünü olarak yaptırılıp yerine yerleştirildi. Minberin yapımında Recep Elitok ve Mehmet Ali Uçar gibi Türk ustalar da yer almışlardır.) 1187-1253 yılları arasında Kudüs Eyyubilerin elinde olmuştur. Sadece 1229’da Selahattin Eyyubi’nin vefatından sonra Fransızlar Kral Federik zamanında Kudüs’ü tekrar ele geçirmişlerse de yaklaşık 15 yıl sonra 1244 yılında şehir Necmettin Eyüp tarafından tekrar geri alınmış ve 1253 yılına kadar yine Eyyubilerin elinde kalmıştır.

1253 yılında Moğollar saldırarak şehri ele geçirmiş, fakat Memlukler 1259’da Ayn Calut Savaşı’nda Moğolları yenmiş ve şehri kendi hâkimiyetlerine katmışlardır. Kudüs 1517 yılına kadar yaklaşık 250 yılını Memluklerin hâkimiyetinde geçirdi. Eyyubiler döneminde başlayan imar hareketleri Memlukler döneminde hız kazanarak, Mescid-i Aksa avlusunun etrafı medrese ve hankâhlar ile donatıldı.

1517’de Yavuz Sultan Selim zamanında Kudüs’te Osmanlıların hâkimiyeti başlamış ve 400 sene devam etmiştir. Mısır seferi sırasında Osmanlılar 28 Aralık 1516’da Sinan Paşa önderliğinde Kudüs’e girdiler. Kudüs’ün alınmasından sonra Yavuz Sultan Selim 31 Aralık 1516’da burayı ziyaret eder ve ilk namazını Mescid-i Aksa’da kılar. Şehrin ismini ise  Kudüs’ü Şerif olarak değiştirilir. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımış ve sultanlar bu şehir için pek çok hizmette bulunmuşlardır. Bunlar arasında en çok bilineni, Kanuni Sultan Süleyman’dır. Özellikle Yahudi kaynaklarında Kanuni’nin bu yüzden yüceltildiği görülmektedir. Süleyman Mabedi’nin bulunmasıyla ilgili Hz. Ömer’e ait menkıbenin bir versiyonu da Kanuni’ye atfedilir. Kanuni zamanında pek çok mabet onarılmış, şehir yeniden surlarına kavuşmuştur. 1536-1541 yılları arasında bitirilen ve uzunluğu dört kilometreye yaklaşan, yüksekliği 12 metreyi aşan surların üzerinde 34 kule ve 7 kapı inşâ edildi. Şehre altı sebil hediye eden Kanuni'nin haricinde, onun hayırsever hanımı Hürrem Sultan Kudüs'te cami, medrese, han, ribat ve imaretten (Haseki Sultan imareti) müteşekkil elli odalı bir külliye yaptırır; zengin kaynaklara ve Ramallah civarında geniş tarlalara sahip bir vakıf kurarak bu hayır müessesesini destekler.

1517 itibariyle Kudüs’te başlayan Osmanlıların hâkimiyeti, 9 Aralık 1917’de Kudüs İngilizlerin eline geçmesiyle sona erdi. Osmanlı hâkimiyetindeki 400 yıl boyunca Kudüs Sancağı 1516-1831 yılları arasında Şam Eyaleti’ne, 1841-1865 yılları arasında Sayda Eyaleti’ne, 1865-1872 yılları arasında Suriye Vilayetine bağlı olmuş, 1872-1917 arasında ise müstakil mutasarrıflık statüsüyle doğrudan merkeze bağlanmıştır.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Kudüs’ün yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngilizlerin eline geçti. 1920’de ise İngiltere mandası kuruldu. 1948 yılında bugünkü İsrail Devleti Batı Kudüs’te resmi olarak kurulması gerçekleşti ve bu süreçte Doğu Kudüs Ürdün’ün terkibinde yer aldı. Ne var ki 1967’de Doğu Kudüs’e de saldırılarak Kudüs’ün tamamı İsrail tarafından işgal edildi. 1980’de ise Kudüs’ün, İsrail’in bölünmez başkenti olduğu şeklindeki Kudüs Yasası’nı kabul edildi.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Eldar HASANOĞLU
  • eldarhasanoglu@gmail.com

Azerbaycan’da doğumlu Eldar Hasanoğlu, Lisans eğitimini Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde aldı ve Yüksek Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi SBE İslam Hukuku Bölümü’nde tamamlayarak “İslam Hukuku ile Karşılaştırmalı Olarak Yahudi Hukukunda Zina ve Benzeri Cinsel Suçlar” başlıklı tezini sundu (2007). Doktora eğitimini yine Marmara Üniversitesi'nde SBE Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı’nda “Yahudi Ahit Geleneğinde Nuh Kanunları ve Nuhilik” tezi ile tamamladı (2012). Tez araştırmaları için Kanada’da Toronto Üniversitesi’nde bulundu (2009-2010). İsrail’de Hayfa Üniversitesi’nde İbranice eğitimini tamamladı. Hasanoğlu’nun telif ve tercüme kitapları, çeşitli uluslararası ve ulusal dergilerde telif ve tercüme makaleleri, Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde maddeleri, uluslararası ve ulusal konferanslarda sunumları yayınlanmıştır.

Kaynakçalar
Kaynakça
Abdullah Çağrı Elgün, Kudüs: ilk kıble, İstanbul: Kültür Basın Yayın Birliği, 1991.
Ahmet Ağırakça, Salahattin Eyyubi ve Kudüs’ün Yeniden Fethi, İstanbul: Beyan Yayınları, 1997.
Arif Paşa Arif, Tarihü'l-Kuds, 2. Bsk., Kahire: Dârü'l-Maârif, 1994.
Casim Avcı - Cengiz Tomar - Kamil Cemil el-Aseli, “Kudüs”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XXVI, 327-338.
El-Kuds fi zamiri’l-lemi’l-İslami, Mekke: Rabitatu’l-Âlemi’l-İslâmî, 1415/1995.
Fayiz Fehd Cabir, el-Kuds: maziha haziruha müstakbeluha, Amman: Dârü'l-Celil, 1985.
Feyza Betül Köse, “Osmanlı Yönetimi Kudüs’ünde İdari ve Sosyal Yapı”, Belgü, 1:1 (2015), 161-199.
Halit Erol, Kudüs’ün kutsallığı, İstanbul: Özyurt, 2002.
Heyet, Tarihu Medineti’l-Kuds, Riyad/Amman: Daru’l-Karmel, 1984.
Kemalettin Aksoy, “Mescid-i Aksa’nın Fazileti”, http://bayburt.diyanet.gov.tr/Sayfalar/ contentdetail.aspx? MenuCategory =Kurumsal& contentid=267 (erişim tarihi: 08.01.2018)
Mehmet Paksu, Kudüs ve Mescid-i Aksa, İstanbul: Nesil Yayınları, 2000.
Muammer Gül, “Kudüs ve Tarih İçinde Aldığı İsimler”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, XI:2 (2001), 305-312.
Muammer Gül, “Müslümanların Kudüs’ü Fethi”, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, VIII:2 (2001), 47-58.
Musa İsmail Basit, Kudüs Tarihi, İstanbul: Nida Yayıncılık, 2011.
Nebi Bozkurt, “Mescid-i Aksa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XXIX, 268-271.
Nuh Arslantaş, “Kudüs neden Yahudilerin başkenti değildir?” http://www.fikriyat.com/ gundem/2017/12/23/ kudus–neden–yahudilerin–baskenti-degildir (erişim tarihi: 08.01.2018)
Simon Sebag Montefiore, Kudüs: bir şehrin biyografisi, trc. Cem Demirkan, İstanbul: Pegasus, 2016.
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun